Hristiyanlık Nedir , Hristiyanlık Hakkinda Bilgiler

'Diğer Dinler İnançlar' forumunda NeslisH tarafından 16 Nisan 2009 tarihinde açılan konu

  1. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Hristiyanlık Nedir , Hristiyanlık Hakkinda Bilgiler konusu Kutsal Kitap Mesih’in Eski Antlaşma peygamberliklerini tamamladığını söylemektedir. Kilise Babaları da kendilerini Eski Antlaşma peygamberliklerinin tamamlanışı, elçilerin yasal devamı ve Eski Antlaşmada bildirilen yeni İsrail olarak görmüşlerdir.



    İlk olarak Hıristiyanlık yayılmaya başladığında insanlar Yahudi dininin bir kolu olarak gördüler. “Pax Roma” denen barış dönemi ve imparatorluğun sağladığı düzeni emniyet ve yollar sayesinde Müjde çok hızlı bir şekilde en uzak yerlere kadar yayılmıştır.

    Elçilerin İşleri 2.bölümde anlatılan Pentikost gününden önce Müjde’yi duymaya hazır birkaç grup vardı. Bu gruplardan bir tanesi İsa’yı dinlemiş ya da duymuş olan kişilerdi. Bu kişilerin arasında Yahudiler, Samiriyeliler hatta Yahudi olmayanlar vardı. O dönemde bütün Roma dünyasına yayılmış olan Yahudiler de vardı. Bu Yahudilere “Helenistik Yahudiler” deniyordu. Pentikost gününde aynı zamanda dünyanın her tarafından da Yahudiler Kudüs’teydi.



    Elçilerin İşleri 2:9-11 Aramızda Partlar, Medler, Elamlılar var. Mezopotamya'da, Yahudiye ve Kapadokya'da, Pontus ve Asya ilinde, Frikya ve Pamfilya'da, Mısır ve Libya'nın Kirene'ye yakın bölgelerinde yaşayanlar var. Hem öz Yahudi hem de Yahudiliğe dönme Romalı konuklar, Giritliler ve Araplar var aramızda. Ama her birimiz Tanrı'nın büyük işlerinin kendi dilimizde konuşulduğunu işitiyoruz.»



    Bütün bu insanlar Petrus’un vaazını dinlediler ve aralarından İsa’ya iman edenler oldu. Ama iman edenler Kudüs’ten ayrılmak istemediler. Daha sonra İstefanos’un ölümüyle Kudüs’teki kilise dağılmak zorunda kaldı.



    Elçilerin İşleri 8:1-2 O gün Kudüs'teki inanlılar topluluğuna karşı korkunç bir baskı dönemi başladı. Elçiler hariç tüm imanlılar Yahudiye ve Samiriye'nin her yanına dağıldılar. Bazı dindar kişiler, İstefanos'u gömdükten sonra onun için büyük yas tuttular.



    Böylece Müjde bu insanların gittikleri her yere yayılmış oldu. Bu yerlerden biri de ilk “Hıristiyan” olarak çağrıldığımız yer olan eski Antioch; yani bugünkü Antakya şehridir. Daha sonra da Pavlus Müjde yolculuklarına başlamıştır.



    1.yüzyıl sonlarına doğru özellikle kilisenin kendi içinde bir gelişim gösterdiğini gözlemliyoruz. O dönemde büyük merkezlerde kiliseler oluşmuştu. Ama kırsal bölgeye henüz ulaşılamamıştı. Bu dönemin en güzel taraflarından bir de öğreti konusunda henüz aşılamaz görüş farklılıklarına gelinmemişti. Sadece Apollos adında bir adamın farklı bir öğreti yaydığını görüyoruz.



    Elçilerin İşleri 18:24-25 Bu arada İskenderiye doğumlu Apollos adında bir Yahudi Efes'e geldi. Üstün bir konuşma yeteneği olan Apollos, Kutsal Yazılar'ı çok iyi biliyordu. 25 Rab'bin yolunda eğitilmiş bir kişiydi. Ateşli bir ruhla konuşuyor ve sadece Yahya'nın vaftizini bildiği halde İsa'yla ilgili gerçekleri doğru öğretiyordu.



    Ama Apollos alçakgönüllü ve düzeltilmeye hazır bir adamdı. Bu yüzden herhangi bir sorun olmadı. Hatta doğru olanı öğrendikten sonra Müjde’yi vaaz etmeye devam etmiştir.



    Bu dönemde Kudüs’teki kilisenin önderi İsa’nın kardeşi Yakup’tu. Hem geleneksel tarih hem de ünlü kilise tarihçisi Eusebius’a göre Yakup Sanhedrin tarafından tutuklanıp İsa Mesih’i reddetmesi için zorlanmıştır. Ama Yakup bunu kabul etmeyince yüksek bir tepeden aşağıya atılmıştır. Yakup’un düştükten sonra da hala ölmediği anlaşılınca dövülerek öldürülmüştür.

    60’lı yılların sonunda Yakup’un öldürülmesinden sonra Yakup’un birinci dereceden kuzeni -aynı zamanda İsa’nın da- Kleyopas’ın oğlu 1.Simun kilisenin başına geçmiştir.



    Luka 24:18 Bunlardan adı Kleyopas olan O'na, «Kudüs'te bulunup da bu günlerde orada olup bitenleri bilmeyen tek yabancı sen misin?» diye karşılık verdi.



    Kleyopas İsa dirildikten sonra, İsa’nın Emayus yolunda karşılaştığı iki kişiden biridir. Bu detayların verilmesinin nedeni, o dönemdeki Kudüs’ün atmosferinin resmini çizmektir.



    O dönemde İmparator Neron öldürülmüş ya da intihar etmişti. General Vespasian bu yüzden Kudüs’ü bırakıp Roma’ya geri dönmüş ve imparator olmuştur. Kudüs kısa bir süreliğine başsız kaldıktan sonra yerine Vespasian, oğlu Titus’u Kudüs’e göndermiştir. Titus’da şehre geldiğinde ilk olarak şehri yok etmiştir.



    Matta 24:15-18 Daniel peygamberin sözünü ettiği yıkıcı iğrenç şeyin kutsal yerde dikildiğini gördüğünüz zaman (okuyan anlasın), Yahudiye'de olanlar dağlara kaçsın. Damda olan, evindeki eşyalarını almak için aşağı inmesin. Tarlada olan, abasını almak için geri dönmesin.



    Tarihçi Eusebius’a göre 70 yılındaki Titus komutanlığında yapılan bu yıkımda Hıristiyanlar öldürülmemiştir. Çünkü Hıristiyanlar Kudüs’ün etrafında Romalı askerleri görünce İsa’nın onlara bu ayette söylediğini hatırlamış ve kaçmışlardır. Kaçan bu Hıristiyanlar Ürdün’ü geçip Ürdün Krallığı’na yerleşmişlerdir.

    Kudüs şehri tekrar inşa edildikten sonra, 2.yüzyıl başlarında burada yeniden kiliseler kurulmuştur. Fakat bu kiliseler Yahudi olmayanlar tarafından kurulmuş kiliselerdir. Bu yeni kurulan kiliselerin önderlerinin isimleri de Yahudi olmayanların isimlerini taşımaktadır ki, zaten birçok yıl boyunca Yahudilerin Kudüs’e girmeleri yasaktı. Kudüs, daha sonraki yüzyıllarda Hıristiyanlığa önderlik eden beş patriklikten birisi olmuştur. Bu patrikliklerden bir tanesinin Kudüs olmasının nedeni şehir olarak önemli olmasından değil, İsa’nın orada yaşamış olmasındandır.



    1.ve 2.yüzyıl başına gittiğimizde özellikle elçilerle ilgili çok fazla bilgi ya da yazılı belge bulamıyoruz. Bunun nedeni de özellikle bu dönemde yaşayan elçiler ve diğer kişilerin çok büyük baskılar altında kaçarak ya da saklanarak Müjde’yi vaaz etmiş olmalarıdır. Daha çok hayatta kalmaya çalışmakla uğraştıkları için yazmaya pek vakitleri ve güçleri olmamıştı.



    Bu yüzden de bu dönemle ilgili daha çok geleneklerden bilgi edinebiliyoruz. Geleneklere göre Markos kitabını yazan Markos, Mısır’daki İskenderiye’ye gitmiş ve orada Müjde’yi vaaz etmiştir. Yine geleneklere baktığımızda Thomas’ın da Müjde’yi Babil ve Hindistan’a kadar taşıdığını görüyoruz. Hatta Ninova ve Musul bölgesinde yaşayan bazı Asurlu Hıristiyanlar da Müjde’yi Thomas aracılığıyla duyduklarını söylemektedirler.

    Müjde’nin Bizans’a da Andreas tarafından taşındığı söylenir ki İncil’in ulaşmasından 300 yıl sonra büyük bir merkez olan Bizans, o dönemlerde küçük bir köydü.

    Petrus ve Pavlus ise Roma’ya kadar gitmişler ve 60’lı yılların ortalarında da her ikisi de burada katledilmişlerdir.

    Yuhanna, ise Efes bölgesine gitmişti. Tabi ki, bu bölgeye ilk olarak Müjde’yi götüren Pavlus’tu. Kutsal Kitap’tan da bildiğimiz gibi İsa, çarmıh üzerindeyken annesini Yuhanna’ya teslim etmişti. Meryem’de Yuhanna ile birlikte Efes’e gelmiş ve yaşamının sonuna kadar burada yaşamıştır. Meryem hakkında anlatılan geleneklerden en doğrusu budur. Tabi ki Efes’te bugün Meryem’in evi olarak bilinen evin Meryem’e ait olduğuna dair hiç bir tarihi arka plan yoktur, ancak Efes’te ölmüş olması mümkündür.



    Bu ilk dönemlerdeki, temel öğretide bir birlik vardı. Ama Kutsal Kitap’tan da bildiğimiz gibi üç önder arasında bazı farklılıklar olduğunu görebiliyoruz.



    Elçilerin İşleri 6:2-3 Bunun üzerine On ikiler, bütün öğrencileri bir araya toplayıp şöyle dediler: «Tanrı sözünü yayma işini bırakıp maddi işlerle uğraşmamız doğru olmaz. Bu nedenle kardeşler, aranızdan Ruh'la ve bilgelikle dolu, yedi saygın kişi seçin. Onları bu iş için görevlendirelim.



    Burada ilk diyakonluk görevinin nasıl başladığını görüyoruz. Diyakonluk hizmeti o zamana kadar yoktu. Fakat daha sonra ihtiyaç üzerine ortaya çıkmıştır. Yine Kutsal Kitap’a baktığımızda ihtiyarlık ve bişopluk yani üst gözetmenlik sisteminin oluştuğunu görüyoruz. İhtiyarın saygın kişilik ve öğretmenlik, bişobun ise üst kontrolör ve gözetmenlik özelliği vardır. Özellikle 1.yüzyıl sonunda Yuhanna bu iki görevi tamamen ayırmıştır.



    Elçilerin İşleri 2:42 Bunlar kendilerini elçilerin öğretisine, paydaşlığa, ekmek bölmeye ve duaya adadılar.



    Bir de bu dönemde “elçisel öğretişi devam ettirmek” çok önemliydi. Anadolu’daki el verme sistemi ile aynı sistemdir. Her elçinin öğrencisine verdiği yetki ve bir öğretiş zinciri vardı. Bu öğretiş sayesinde Tanrı, yüzyıllar boyunca kilisesini sabit bir ana temel üzerinde tutmuştur. Bu gün kiliselerde birçok farklı öğretiş bulunmaktadır. O dönemde “elçisel öğreti” kelimesi sabitliği ve doğruluğu gösteriyordu.



    Fakat tarihte bazı dönemlerde el verme ya da el koyma yöntemiyle elçisel kelimesi kötüye kullanılmıştır. İlk olarak kötüye kullanan grup Gnostikler’dir. Gnostikler bir takım gizli bilgilerin el koyma yöntemiyle elçiler aracılığıyla kendilerine geçtiğini söylediler. Kötüye kullanan başka bir grupta yine kilisenin içinden çıktı. Özellikle önderler kendilerini elçilerin ve dolayısıyla da İsa’nın temsilcileri olarak düşünüp kendilerini topluluktan ayrıldılar. Aslında ilk başlangıçta el koyma fikri iyiydi ve Kutsal Kitap’a uygundu. Sadece elçisel öğretinin devamını gösteren Eski Anlaşma’dan gelen simgesel bir anlatımdı.



    Pavlus’un birçok öğrencisi vardı ve hatta bazıları ile ilgili birçok şeyi Kutsal Kitap’tan biliyoruz. Timoteos, Titus, Onasimus gibi.

    Yuhanna’nın da öğrencileri vardı. Onların bazılarını da Kutsal Kitap’tan bilmesek de kilise tarihinden biliyoruz. İzmir bişobu Policarp gibi. Yuhanna’nın bazı öğrencileri bütün Akdeniz’i geçip Galler’e kadar ulaşmışlardır.

    Petrus’un da Kutsal Kitap’tan değil de kilise tarihinden bildiğimiz öğrencileri vardı. Antakyalı İgnatius, Linus gibi. Linus, Roma Katolik Kilisesi’ne göre ilk papadır.



    İkinci yüzyılda, Müjde “Sevinç Getirici Haber’in” yayılışı hızla devam etmiştir. Ancak bunun nasıl gerçekleştiği konusundan daha da az kesin bilgiye sahibiz. Hıristiyanlık bu dönemde imparatorluğun bütün illerinin dışında Mezopotamya’ya kadar yayılmıştı.



    Bu döneme aynı zamanda tanım dönemi de diyebiliriz. Çünkü kilise bu dönemde inancını tanımlamıştır. Tabi ki neye inandıklarını biliyorlardı. Neye inandıklarını kendileri oluşturmadılar. Sadece bu inandıkları şeyleri bir araya getirip tanımladılar.



    Üçüncü yüzyılda müjdenin yayılışı ve kilisenin gelişimi daha da hızlanmıştır. Özellikle toplumun giderek bozulması insanların arasında inançlarda emniyet arayışına neden olmuştur. Roma kenti o dönemlerde Hıristiyanlık açısından öncü bir kent olmasına rağmen diğer merkezlerde, özelikle Akdeniz’in doğu kesimleri ve Küçük Asya diye bilinen Batı Anadolu’da önemli birer merkezdiler. O dönemde yaşayıp “Thaumaturgos” yani “Mucizeci” diye bilinen Gregor isimli bir önderin kayıtlarında Müjde’nin yayılışı hakkında bazı somut bilgiler bulunmaktadır.[1] Gregor varlıklı, soylu ve pagan kökenli Pontuslu bir ailenin çocuğuydu. İyi bir eğitim görmek amacıyla Filistin bölgesine gitmiştir. Orada ünlü Hıristiyan filozof öğretmen Origen ile tanışmıştır. Gregor 240 yıllarında Pontus’a dönünce istemediği halde Pontus episkoposu olarak atanmıştır. Müjde’nin özellikle o bölgede duyurulması için çok çalışmıştır. 30 yıl sonra öldüğünde bu yörede büyük bir çoğunluk Mesih’e iman etmişti. Gregor’la ilgili şöyle bir söz vardır. “Gregor işe başladığında sorunlu olduğu bölgede sadece 17 tane Mesih imanlısı bulmuştu. Ama o öldüğünde sadece 17 pagan kalmıştı.”



    Antakya, İskenderiye ve daha küçük bir bölge olan Efes Mesih inancının çok yaygın olduğu merkezlerdi. Helenistik yaşam biçiminin yaygın olduğu yerlerde Mesih inancı daha çabuk ve kolay yayılmıştır. Özellikle Grekçe konuşulmayan Mısır’ın kırsal kesimleri gibi yerlerde yayılış daha yavaş olmuştur. Yine de 300’lü yılarında başında Kıpti kilisesi oluşmaya başlamıştır. Kuzey Afrika’da da çok erken bir dönemde kilise oluşmuştur. Özellikle Kartaca ve yakın bölgeler Roma’nın birinci derecede koloni kurma yerleri olduğu için bu bölgelerde yoğun bir şekilde Latince dili yayılmıştır. İkinci yüzyılın ortasında Kartaca’da doğan kilise babalarından Tertulyan ve aynı şehirde üçüncü yüzyılda episkoposluk görevindeyken idam edilen Cyprian aynı zamanda ünlü Latince yazarlardır.



    İspanya hakkında fazla bir bilgi mevcut olmasa da Hıristiyanlığın 200’lü yılların başında özellikle güney bölgesinde iyice oturmuş olduğu bilinmektedir. Gerçi bazı episkoposların ticarete yönelmiş oldukları ve bazı imanlıların da putperestlik, adam öldürme ve cinsel ahlaksızlık konularında ödün verdikleri ileri sürülmektedir. Ancak tüm bunlara rağmen İspanya Kilisesi Kuzey Afrika’daki kiliseden daha uzun ömürlü olmuştur ve Arap istilasına kadar ayakta kalmayı başarmıştır.



    Gaul bölgesi, yani bugünkü Fransa, Hıristiyanlığı doğrudan doğudan gelen bir etkiyle benimsemeye başlamıştır. 150 yıllarında özellikle Lyon ve Vienne kentlerinde önemli sayıda Mesih inanlısı vardı. Elçilerden sadece bir kuşak sonra yaşayan İzmirli İrenaeus 150 yıllarında Lyon’da kilise önderliği yapmıştır. 3.yüzyıl sonunda Fransa’nın kuzey bölgesinde, Ren nehri boyunca ve Britanya’da bile kiliseler bile oluşmuştu.



    Hıristiyanlık Roma imparatorluğu sınırları dışında da izleyiciler kazanmıştır. Bu bir yandan imparatorlukta bulunan inanlılarla ilişkide olan kimselerden ve bir yandan da ticaret yollarından dolayı gerçekleşmiştir. Güçlü kiliselerin olduğu Antakya ve Şam kentleri önemli birer ticaret merkezleriydi ve Mezopotamya bölgesindeki şehirlerle yakın ilişkileri vardı. Bu sayede 325 yıllarında Mezopotamya bölgesi ile çevresinde 20 kadar episkoposluk oluşmuştur. Bunlar Hazar Denizi’nden Bahreyn adalarına kadar olan geniş bir alana yayılmış durumdaydı. Bu dönemde bu yörede Grekçe dili yanında Süryani dili de yaygın olarak kullanılmaktaydı.



    Yaklaşık olarak 280 yıllarında Ermeniler devlet olarak Hıristiyanlığı kabul etmiştir. Roma ile İran arasında bir nevi tampon bölgesi oluşturan Ermenilerin neden böyle büyük bir dönüş yaptıkları ile ilgili bir sürü efsanevi hikayeler anlatılmaktadır. Bu efsaneler yüzünden esas olup bitenler sanki bir sis perdesi arkasında örtülü kalmıştır. Ama bu kitle dönüşünün Aydınlatıcı Gregor adı ile tarihte bilinen bir kişinin yaşam ve müjdeleme eylemleriyle ilgili olduğunu bilinmektedir. Gregor Kapadokya’da sürgündeyken imanlı olmuş, Ermenistan’a dönünce inancını duyurmaya çalışmış, ama orada bir hayli zülüm görmüştür. Buna rağmen bir süre sonra Kral Tırdat Mesih’e iman etmiştir. Kralın desteğiyle halk hızla putperestlikten Hıristiyanlığa dönmüştür. Birçok kiliseler kurulmuş, hatta daha önce putperest tapınak olan yerler kilise olmuştur. Gregor Ermenistan’daki bütün bu kiliselerin başı olmuş ve soyundan gelenler de bu görevi sürdürmüşlerdir. Hatta Ermeni kilisesi günümüzde bile Gregorian olarak tanımlanmaktadır. Tarih boyunca buna benzer olaylar ve gelişmeler gerçekleşmiştir. Kabul görmüş bir liderin iman etmesi toplu değişimlere neden olabiliyordu ve o önderin uyguladığı kilise düzeni daha sonra bir halk, devlet ya da milletin özdeşleştiği bir inanç sistemi oluveriyordu.



    Aynı dönemde Karadeniz’in kuzey ve doğu kıyılarında da kiliseler oluşmuştur. O bölgelerdeki şehirlerin birçok Helen kentlerle ticaret bağlantıları vardı.

    Üçüncü yüzyıl sona ermeden İskenderiye’nin Arabistan’la olan bağlantısından dolayı o bölgede de Mesih izleyicileri bulunmaktaydı.

    Elçi Thomas’ın müjde’yi Hindistan’a kadar götürmesi ne kesin olarak ispatlanabilmiş ne de tatmin edici kanıtlarla yalanlanabilmiştir. Zaten Mesih döneminden önce Hindistan’la Helen dünyası arasında ticari ilişkiler bulunmaktaydı. Belki bu ticari yollar aracılığı ile de Mesih inancı oralara kadar ulaşmış olabilir.
     
  2. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Hristiyanlığın Üç Temel Öğretisi

    Kutsal Kitap'ın kendisi bu öğretişlerin Hristiyanlık imanının temeli olduğunu söyler.. Bunlar 1) Mesih'in Tanrılığı, 2) Lütufla Kurtuluş, ve 3) Mesih'in Dirilişi. Bu öğretişlerin hristiyanlık için zorunlu öğretiş olduğunu Kutsal Kitap söyler. Her ne kadar önemli başka öğretişler olsa da Kutsal Kitab'ın kendisi tarafından bize temel öğreti olarak açıklanmıştır. Belki yeni iman etmiş bir kişi bu noktalarında bazılarını henüz tamamen farketmemiş olabilir ancak Tanrı Sözünü okudukça noktaları görecektir. Yeniden doğmamış bir kişi, veya kültü izleyen kişi (Mormonlar, Yehova Şahitleri) bu temel öğretişlerin tümümü veya birkaçını reddedecektir.



    Mesih'in Tanrılığı
    A. İsa bedende Tanrıdır (Çıkış 3:14 ile birlikte Yuhanna 8:58). Ayrıca Yuhanna 1:1,14; 8:24; 10:30-33.

    i. 1. Yuhanna 4:2-3:"2İsa Mesih'in beden alıp bu dünyaya geldiğini kabul eden her ruh Tanrı'dandır. Tanrı'nın Ruhunu bununla tanıyacaksınız.3 İsa'yı kabul etmeyen hiçbir ruh Tanrı'dan değildir. Böylesi, Mesih-karşıtının ruhudur. Onun geleceğini duydunuz. Zaten o şimdiden dünyadadır."

    a. Yukarıdaki ayet Yuhanna 1:1,14 ile Söz Tanrı'ydı ve Söz beden aldı ayeti ile bağlantılıdır.

    b. 1.Yuhanna 4:2-3 bize şunu söyler: Eğer İsa'nın beden almış Tanrı olduğunu reddedersek, bizim Anti-Christ yani Mesih Karşıtı ruh olduğumuzu söyler.

    c. Yuhanna 8:24: "24İşte bu nedenle size, `Günahlarınızın içinde öleceksiniz' dedim. Benim O olduğuma iman etmezseniz, günahlarınızın içinde öleceksiniz."

    ii. İsa burada benim "O olduğuma" iman etmezseniz günahlarınız içinde öleceksiniz dedi. Yunanca'da "ben" 'ego eimi' 'dir. Bu kelimelerin aynısı Yuhanna 8:58'de İsa yine kullanmıştır :"...İbrahim doğmadan önce ben varım." İsa Yunanca Sentuagint'te Çıkış 3:14'teki Tanrılığını beyan etti. (Septuagint İbranice Eski Antlaşma'nın Yunanca Çevirisidir. Daha fazla bilgi için tıklayın)

    B. İsa imanın doğru,gerçek hedefi ve amacıdır.

    . Sadece imanımızın olması yeterli değildir. İmanımızın dayandığı şey iman kadar önemlidir ve geçerlidir. İmanınızı doğru hedefe yöneltmelisiniz. Kültler imanın sahte hedefi ve dayanağıdırlar. Bu yüzden imanları her ne kadar içten olsa da işe yaramaz.

    i. İmanınızı Televizyona (belirli bir nesneye, hedefe) yönlendirirseniz yargı gününde problemle karşılaşırsınız. Büyük imanınız olabilir fakat sonra? Sizi kurtaracak olan şeyden yoksun olursunuz.

    C. Mesih'in Tanrılığı Öğretişi şunları içerir:

    . Üçlübirlik - Tek Tanrı kendini üçlü kişilikte açıklamıştır: Baba, Oğul, ve Kutsal Ruh. Her biri kendiliğinden sonsuzdur ve aynı doğaya sahiptir.

    i. Monoteizm - Tüm evrende yalnızca tek Tanrı vardır (İşaya(Yeşaya) 43:10; 44:6,8; 45:5). Mormonlar tek Tanrı'ya ibadet ve hizmet etmelerine rağmen birçok tanrıları vardır. Bundan dolayı, onlar politeist (polytheists)tirler ve bu onları Hristiyanlık dışı grubuna koyar.

    D. Hipostatik Birleşme (The Hypostatic Union) - İsa hem Tanrı hem İnsandır.

    . Mesih'in kurbanlığının yeterliliği - Mesih'in çarmıhta kurban oluşu tüm dünyanın günahları için tamamen yeterlidir.

    i. Tanrılığı - İsa insandan daha üstün kurbanları Tanrı'ya sunabilmesi için kendisi Tanrı olmak zorundadır.

    . Tüm dünyanın günahları için çarmıhta ölmesi gerekiyordu (1. Yuhanna 2:2). Sadece Tanrı bunu yapabilirdi.

    ii. İnsanlığı - İsa Tanrı'ya kurban sunabilmek için insan olmak zorundadır.

    . İnsan olarak Tanrı ve insan arasında aracılık yapabilir (1.Timoteyus. 2:5).

    Lütufla Kurtuluş
    . "8İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı'nın armağanıdır. 9Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir" (Efesliler. 2:8-9, Online İncil).

    A. "4Yasa ile aklanmaya çalışan sizler, Mesih'ten ayrıldınız, Tanrı'nın lütfundan uzak düştünüz." (Galatyalılar 5:4).

    . Bu ayet açıkça şunu yazmaktadır: Eğer iman ve işlerle kurtulduğunuza inanıyorsanız gerçekte hiçbir zaman kurtulmamışsınız demektir. Bu kültlerin en çok yaptıkları hatadır. İnandıkları İsa sahte İsa olduğu için sahte kurtuluş öğretilerine sahipler. (Okumanız için Romalılar. 3-5 ve Galatyalılar 3-5).

    i. Tanrı'nın işine birşey ekleyemezsiniz. Galatyalılar 2:21 'de şöyle der, "21Tanrı'nın lütfunu geçersiz saymış değilim. Çünkü aklanma Yasa aracılığıyla kazanılabilseydi, o zaman Mesih boş yere ölmüş olurdu."

    B. "20Bu nedenle Yasa'nın gereklerini yapmakla hiç kimse Tanrı katında aklanmayacaktır. Çünkü Yasa sayesinde günahın bilincine varılır" (Romalılar 3:20).

    . "5Oysa çalışmayan, ama tanrısızı aklayana iman eden kişi imanı sayesinde aklanmış sayılır." (Rom. 4:5).

    i. "O halde Kutsal Yasa Tanrı'nın vaatlerine aykırı mıdır? Kesinlikle hayır! Çünkü yaşam sağlayabilen bir yasa verilseydi, elbette insanlar yasa ile aklanacaktı" (Galatyalılar 3:21).

    Mesih'in Dirilişi
    . "14 "14Mesih dirilmemişse, bildirimiz de imanınızda boştur" (1. Korintliler 15:14). "17Mesih dirilmemişse, imanınız yararsızdır ve siz hâlâ günahlarınızın içindesiniz." (1. Korintliler 15:17).

    A. İsa'nın bedensel olarak dirildiğini reddetmek demek İsa'nın bizim uğrumuza yaptığı işi, kurbanlığını ve dirilişimizi reddetmek demektir.

    B. Bu ayetler açıkla şunu söyler: Eğer siz İsa'nın ölümden dirilmediğini söylerseniz imanınız boştur (öldüğü beden ile dirildi -- Yuhanna 2:19-21).

    Galatyalılar. 1:8-9: "8Biz ya da gökten bir melek bile, size bildirdiğimiz müjdeye ters düşen bir müjde bildirirse, lanet olsun ona! 9Daha önce söylediğimizi şimdi yine söylüyorum, bir kimse size, kabul ettiğinize ters düşen bir müjde bildirirse, ona lanet olsun!".

    Yukarıdaki Galatyalılar'daki iki ayet temel hristiyanlık öğretişlerinin dördüncüsü olarak düşünülebilir. Fakat, Galatyalılar 1:8,9 açıkça tamamen kabul edilmesi gereken müjdenin İsa'nın beden alan Tanrı olduğuna, günahlarımız için öldüğüne,ölümden dirildiğine ve iman edenlere sonsuz yaşamı karşılıksız vereceğine inanmak olduğunu söyler.

    1. Korintliler 15:1-4 müjdenin ne olduğunu anlatıyor: "Kardeşler, size bildirdiğim, sizin de kabul edip bağlı kaldığınız müjdeyi hatırlatmak istiyorum. 2Size müjdelediğim söze sımsıkı sarılırsanız, bunun aracılığıyla kurtulursunuz. Aksi halde boşuna iman etmiş olursunuz.
    3-4Aldığım bilgiyi size öncelikle ilettim. Şöyle ki, Kutsal Yazılar uyarınca Mesih, günahlarımıza karşılık öldü, gömüldü ve Kutsal Yazılar uyarınca üçüncü gün ölümden dirildi."

    Şu ayetler Hristiyanlığın temel öğretişidir : Mesih insan bedeninde Tanrı'dır (Yuhanna 1:1,14; Koloseliler 2:9); Kurtuluş iman ile lütufla alınır (John 1:12; Rom. 10:9-10); ve diriliş yukarıdaki 4. ayette belirtilir. Bundan dolayı, müjdenin kendisi otomatik olarak temel öğretişleri içermektedir.

    Yukarıda yazılanlara göre neyin Hristiyanlık içi veya dışı olduğunu anlamamız mümkündür. Mormonlar kendi aralarında hristiyan olup olmadıklarına ilişkin bir tartışmayı web sitelerinde yayınlamışlardı.

    Kutsal Yazıları bizi uyarıyor: "14-15Sen ise öğrendiğin ve güvendiğin ilkelere bağlı kal. Çünkü bunları kimlerden öğrendiğini biliyorsun. Mesih İsa'ya olan iman aracılığıyla seni bilge kılıp kurtuluşa kavuşturacak güçte olan Kutsal Yazıları da çocukluğundan beri biliyorsun. 16Kutsal Yazıların tümü Tanrı esinidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek ve doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır. 17Bunlar sayesinde Tanrı adamı her iyi iş için donatılmış olarak yetkin olur." (2. Timoteyus 3:14-16)

    1.Petrus 1:3
    Bizi kendi yüceliği ve erdemiyle çağıranın Tanrısal gücü, kendisini tanımamızın sonucu olarak, yaşamamız ve Tanrı yolunda yürümemiz için gereken her şeyi bize vermiştir.

    GENEL OGRETILER

    İsa
    Yaratıcı (Yuhanna 1:1-3; Kol. 1:15-17).
    Yaratılmadı (Yuhanna 1:1-3; Kol. 1:15-17).
    Bedendeki Tanrı (Yuhanna 1:1,14; 8:58, Çıkış. 3:14; Kol. 2:9; Filp. 2:5-8; İbr. 1:8).
    Vücut alışı ve İsa'nın Tanrılığı
    A. Özdeki Birliği - Bir kişideki 2 farklı doğaya sahipti. Yarım Tanrı ve yarım insan değildi. O hem insan hem de mükemmeldi. O tamamen Tanrı'ydı ve tamamen insandı. Bu her iki doğanın tek kişilikte doğru açıklamasıdır. See Kol. 2:9; Filp. 2:5-8; Yuhanna 8:58 ve Çıkış. 3:14.

    B. İsa sonsuza dek insan ve Tanrı olarak kalacaktır.

    C. İsa bakire Meryem'den doğdu (Matta. 1:18; Luka 1:35).

    a. "Kutsal Yasa altında doğdu (Gal. 4:4) ve Kutsal Yasa'nın tümünü yerine getirdi (Yuhanna 4:34; 8:29), hatta ölene dek sadık kaldı (Phil. 2:8). Ölümüyle bizim uğrumuza lanetlendi ve yasanın lanetinden bizi kurtardı (Gal. 3:13). Böylece Mesih'in ölümüyle O'nun seçtiklerinin günahları yargılandı. (Rom. 3:23-26) ve bağışlandı (İbr. 8:12), ve yaptığı doğruluk eyleminin sonucu sonsuz yaşamdır. (Rom. 5:18)."

    D. İsa'ya tapınıldı - (Matta 2:2,11; 14:33; 28:9; Yuhanna 9:35-38).

    E. İsa'ya dua edildi - (Elç. İşl. 7:59-60; Mezmur 18:6; 116:4; Zek. 13:9 ve 1. Kor. 1:1-2).

    F. İsa, Tanrı olarak çağrıldı - (Yuhanna 20:28; İbr. 1:8).

    G. Tanrı'nın doğasının bedendeki eksiksiz sergilenişiydi. (İbr. 1:3).

    Ölümü ve Fidyesi
    1. Çarmihtaki bedeninde (1 Pet. 2:24) tüm dünyanın günahlarını yüklendi (1 Yuhanna 2:2).

    2. İsa, Tanrı'nın gazabını yatıştıran ve tatmin eden kişiydi.

    3. O yeterliydi. (Ayrıca 2. I.'e bakın) Tanrı'yla aramızdaki yanlışı düzelterek doğru yaptı. Günahlarımızı bağışlayan kanını döktü (Lev. 17:11; Rom. 5:9).

    . Tanrı ve İnsalık arasındaki düşmanlığı kaldırdı (Rom. 5:10).

    4. O kimin için öldü? - bazıları koyunları için der (hristiyanlar) yalnızca (Yuhanna 10:11,15).

    . Koyunlar Hristiyanlardır. Keçiler hristiyan olmayanlardır (Matta. 25:32-46).

    5. Bazıları O'nun herkes için öldüğünü söylemektedir (1 Yuhanna 2:2). Her iki tarafın da iyi dayanakları vardır.

    İsa'nın Dirilişi (Yuhanna 2:19-22; 1 Kor. 15:1-4).
    1. İsa öldüğü bedende dirildi. (Yuhanna 2:19-21; Luka 24:36-43).

    . İsa'nın bedeni dirildi. O'nun bedeninin nasıl olduğunu bilmiyoruz, fakat dirilmiş bedenin doğası hakkında Pavlus 1.Kor. 15.'te bahsetmiştir.

    2. İsa şimdi Cennettedir. Hala bedendedir ve sonsuza dek Tanrı ve İnsan olarak kalacaktır. (1 Tim.2:5).

    İsa'nın Yükselişi (Elç. İşl. 1:1-11).
    1. Dirilişten sonra İsa 40 gün boyunca öğrencilerine göründü.

    2. Eski Antlaşma'daki bulutun gölgesi (Çıkış. 40:34; 1 Krallar 8:10f.; Luka 9:34f.) Tanrı'nın yüceliğinin ve huzurunun açıklanışıdır. Biz de göğe alındığımızda aynı şeyin gerçekleşmesini bekleyeceğiz.

    3. İsa, elçilerinin gözleri önünde yükseldi. Bunun için onlar gördüklerini yazdılar.

    İsa'nın Tanrısallığına karşı varolan öğretişler:
    1. Docetism - İsa gerçekte ruhtu. İnsan olmak için göründü.

    2. Gnosticism (Gnostizm)- İsa yalnızca bir insandı ve hiçbir zaman beden almamış göksel Mesih içine girmiş ve ona sahiplenmişti. Göksel Mesih çarmıhtan önce Cennete döndü.

    3. Arianism - İsa Tanrı'dan biraz aşağıda yaratıldı. Sonra İsa herşeyi yarattı.

    Özlerin Birliğine (İsa bir kişide iki doğaya sahip) karşı öğretişler:
    1. Kenosis - İsa kendini beden alırken indirgedi, azalttı, küçülttü. Tanrı azaldı.

    2. Eutychianism - İsa'nın her iki doğası tamamen karışmış ve ayırtedilemez, görülemez.

    3. Nestorianism (Nesturulik) - Her iki doğa da birbirleriyle ilişki içinde değiller.

    4. Monophycitism - İki doğada birleşti ve bir oldu ve yeni bir oluşum gerçekleşti. (Bundan sonra İsa ne Tanrı ne de insan olarak kaldı, üçüncü birşey oldu).

    Kutsal Ruh
    İsa'nın göğe çıkması ile Kutsal Ruh gönderildi. (Yuhanna 14:26; Elç. İşl. 2)Mesih'in aracılığı (1 Tim. 2:5) ve Kutsal Yazıları ile Kiliseye hizmet eder.
    O tamamen Tanrı'dır. Bir güç değildir. Üçlübirliğin üçüncü kişisidir.
    . İsteğe sahiptir - 1 Kor. 12:11

    i. Konuşur - Elç. İşl. 13:2

    ii. Sever - Rom. 15:30

    iii. Kederlenebilir - Efes. 4:30

    iv. Günahımızı ve suçluluğumuzu gösterir, - Yuhanna 16:8

    v. Yaratır - Yaratılış. 1:2; Eyub. 33:4

    vi. Ruhsal Armağanlar verir - 1 Kor. 12:8-11

    vii. Aracılık eder - Rom. 8:26

    viii. Öğretir - Yuhanna 14:26

    ix. İsa'ya tanıklık eder - Yuhanna 15:26

    x. Vaftiz eder - 1 Kor. 12:13

    xi. Rehberlik eder - Yuhanna 16:13

    xii. Cesaret ve teşvik verir - Elç. İşl. 9:31

    xiii. Güçlendirir - Mikah 3:8

    xiv. Sevinç verir - Rom. 14:17

    xv. Esenlik verir - Yuhanna 14:16-26

    Kutsal Ruh inanlıların içinde bulunur (Rom. 8:11) ve içimizde kutsallaştırmaya devam eder. (Rom. 15:16).
    İnanlıyı aklını aydınlatır (1 Kor. 2:12,13) ve Tanrı'ya ait şeyleri gösterir (1 Kor. 2:10,13; 1 Yuhanna 2:27).
    Kurtuluş
    Kurtuluş, Tanrı'nın günahlının üzerindeki yargısından dışında tutulmak ve kurtarılmaktır. Yargı, lanetlenme ve kurtarılmayanı sonsuz ateş gölüne atması olarak bilinir. Kurtarılan sonsuza dek Rab ile yaşayacağı cennete gider.
    Kurtuluş üzerinde tek yetkili Tanrı'dır. (Efes. 2:8-9; Yuhanna 1:12-13; Elç. İşl. 13:48). İnsanoğlu kurtuluşunu kazanmak veya korumak için Tanrı'yla işbirliğine giremez. Eğer biri kendi kurtuluşu için birşey yapabilseydi, İsa'nın ölümüne ihtiyaç olmazdı.(Gal. 2:21).
    Yalnızca imanla kurtuluruz, işlerimizle değil (Rom. 3:21; Rom. 4:5; Gal. 3:21). Kurtuluş bir hediyedir (Rom. 6:23; Eph. 2:8-9).
    Kurtuluşta, Mesih'in çarmıhında, İnanlıların tüm günahlarını üstlendi ve Mesih'in doğruluğu inanlılara doğruluk sayıldı.
    İnsanların kurtuluş seçimine ilişkin iki ana görüş vardır.
    a. Özgür İrade (Seçim) - İnsanlar Tanrı'yı tamamen seçebilir veya reddedebilir. (Yuhanna 3:16) İnsanda bulunan bir takım özelliklere veya yeteneklere dayalıdır.

    b. Seçilmişlik - Tanrı kurtuluş için kimi seçeceğini belirler. (Efes. 1:1-11; Elç. İşl. 13:48). İnsanın içinde Tanrı'yı seçebilecek hiçbir şey yoktur. Tanrı çağırmalıdır.

    Kutsallaştırma
    Kutsallaştırma, kutsal işler için ayrılmak demektir. Tanrı'ya adanmışlık demektir.
    Aklanma, Tanrı'nın huzurunda doðruluğumuzun beyan edilmesidir. (Rom. 4:5; 5:9), Kutsallaştırma, İnanlıların yaşamlarında, anlayışlarında, düşüncelerinde, eylemlerinde, amaçlarında Tanrı'ya benzemek yani ruhsal olgunlaşmadır (1 Selanikliler. 4:3-7).
    Kutsallaşma, inanlıda Kutsal Ruh'un yaptığı değişikliklerdir. (Gal. 5:22-23) Sonuçları Tanrısal meyvelerdir.
    Hristiyanın kutsallaştırılması Mesih'le ilişkilidir : "Mesih'le birlikte çarmıha gerildim. Artık ben yaşamıyorum, Mesih bende yaşıyor... (Gal. 2:20).
    Daha fazla ayet için Rom. 6:1-23; Gal. 5:10-6:10; Efes. 4:17-6:18)
    Kilise
    Kilise iki yollar görülebilinir : görünen kilise ve görünmeyen kilise
    A. Görünen kilise, Mesih'in izleyicileri olduğunu söyleyen herkestir.

    B. Görünmez kilise gerçekten kurtulan kişilerin tümüdür.

    Kilise, Mesih'in Bedeni olarak çağrılır. (Efes. 1:22-23) Mesih Kilisenin başıdır (Efes. 5:23).
    Kilise Tanrı'nın altında (Efes. 4:5) birleştirilmiştir (Efes. 4:1-16).
    Kilise kutsaldır (1 Kor. 1:1-2; Eph. 5:27; 1 Pet. 2:9).
    Kilise herkese açıktır (Yuhanna 3:16) ve Tanrı'nın sözünü vaaz edilir. (Matta. 28:19-20).
    Kilise Mesih'in gelini olarak olarak çağrılır (Efes. 5:22-23; Esin. 19:7), ilk doğanların kilisesi (Ýbr. 12:23), Tanrı'nın kilisesi (1 Kor. 1:2), Tanrı'nın binası (1 Kor. 3:9), vs.
    Diriliş
    Diriliş ölülerin Mesih'te sonsuza dek dirilmesidir. (1 Kor. 15:42,52-54).
    A. Genel olarak, Tanrı ölüleri diriltir (2 Kor. 1:9). Özellikle İsa'nın ölüleri diriltiği anlatılır (Yuhanna 5:21,25,28,29; 6:38-40,44,54; 1 Selanikliler. 4:16).

    B. Aynı zamanda Kutsal Ruh'un işi olduğuda söylenir (Rom. 8:11).

    Mesih'in dönüşünde diriliş gerçekleşecektir, (1 Selanikliler. 4:16-17; 1 Kor. 15).
    Diriliş fizikseldir.
    A . İsa, dirilenlerin ilk meyvesi ve ölümden ilk doğan olarak (Kol. 1:18; Esin. 1:5) olarak çağrılır (1 Kor. 15:20,23). İsa dirildiği aynı beden ile dirilmiştir (Yuhanna 2:19-21; Luka 24:39). Bundan dolayı, bizde O'nun gibi fiziksel olarak dirileceðiz.

    B. Bedenlerimizin tam olarak nasıl olacağı bilinmiyor fakat İsa'nın dirildiğindeki bedeni gibi olacağını zannediyoruz. (Phil. 3:21; 1 Kor. 15:42-54), O'nun Tanrısallığında değil, ancak dirilmiş bedeninin konumunda olacağız.

    Diriliş hem iyiler hem de kötüler için olacaktır (Elç. Ýşl. 24:15).
    A. İyiler, hristiyanlar sonsuz yaşama dirilecekler (Matta. 25:31-34).

    B. Kötüler Hristiyan olmayanlar, sonsuz cezaya dirilecekler (Matta. 25:4-46).

    Milleniyum - Bin yıl
    Milleniyum'un anlamı 1000 yıl demektir. Buna ilişkin üç ana görüş vardır.
    A . Amillennialism (Amilleniyumculuk) - Şu an Mesih'in bin yıllık egemenliğindeyiz.

    . Bu görüş, İsa dünyaya ilk geldiğinde Şeytan'ın bağlandığına inanır. Mesih'in dönüşüne dek Şeytan tutulacak ve dönüşüyle göğe alınma gerçekleşecektir. Kötüler yargılanacak ve yeni gökler ve yeryüzü yaratılacaktır.

    B. Premillennialism (Ön-Milleniyumculuk) - Mesih'in bin yıllık egemenliği henüz başlamadı.

    . Bu görüş İsa'nın döneceğini(Dönüşünde veya dönüşüne yakın göğe alınma gerçekleşecek) ve Şeytan'ı bağlayacağınıp, dipsiz kuyuya atacağını söyler. İsa dünyada 1000 yıl egemenlik sürecek. Bu sürenin sonunda Şeytan serbest bırakılacak ve isyan başlatacaktır. İsa Şeytan'ı yokedecek ve son yargı gerçekleşecektir. Bundan sonra yeni gökler ve yeryüzü yaratılacaktır.

    C. Postmillennialism (Geçmiş-Milleniyumculuk) - Kilise Mesih'in 1000 yıllık egemenliğini Müjdeyi duyurarak ve insanları Mesih'e getirerek karşılayacaktır.

    Milleniyum'un "izafi" veya "aynen olduğu gibi" üzerine bir tartışma vardır. Bazıları 1000 yıl süresinin aynen olması gerektiğini gibi 1000 yıl süreceğini söyler (Esin. 20:2), diğerleri bu sürecin izafi olduğunu söyler (2 Pet. 3:8). Her iki görüşünde iyi dayanakları vardır.
    Tarihsel olarak, kilise Amillennialism'i ve Premillennialism'i seçmiştir. Her ikisi de geçen 2000 yıl içinde çok tutulmuşlardır.
    Yükseltilme - Göğe Alınma
    Göğe alınma Mesih'in gelişiyle yaşayan Hristiyanların bedenleri dirilmiş bedene dönüştürülecektir. (1 Selanikliler. 4:15-17). İsa Kilisesini toplamak için gökten yeryüzüne indiğinde gerçekleşecektir.
    İsa'nın gelişinden önce ölmüş olanlar O'nunla beraber gelecek ve dünyadakilerden önce dirileceklerdir.
    Ana tartışma Göğe Alınma'nın Sıkıntı Zamanında (Tribulation)'da ne zaman olacağı üzerinedir.
    a. Pretribulation (Ön-Sıkıntı Zamanı) - Göğe alınma Sıkıntı Zamanından önce olacaktır.

    b. Midtribulation (Orta-Sıkıntı Zamanı) - Göğe alınma Sıkıntı Zamanının ortasında bir yerde olacaktır.

    c. Postribulation (Geçmiş-Sıkıntı Zamanı) - Göğe alınma, Sıkıntı Zamanının sonunda gerçekleşecektir.

    Yargı Günü
    Tüm insanların yargılanacağı gündür. (Matta. 25:31-46) herşeyin sonunda (Matta. 13:40-43).
    Bu yargılama Hristiyanlar'ın yaptıkları işler için bir yargılama olacaktır. (2 Kor. 5:10). Mesih'te olduğumuzdan kurtuluşumuzu etkilemeyecektir. (Rom. 8:1) İşlerimiz kurtuluşumuzda bir rolü yoktur. (Rom. 4:5).
    . Hristiyanların ödülü, yeni gökler ve yeryüzünde Rab ile sonsuza dek yaşamaktır. (1 Selanikliler. 4:17) .

    Kötüler için Yargı Günü (2 Pet. 3:7), onların tüm günahlı davranışları için olacaktır. (Elç. İşl. 17:31; 1 Kor. 13:11-15).
    . Kötüler Cehenneme atılacaktır. (2 Selanikliler. 1:6-10; Matta. 13:40-42).

    Yeni Gökler ve Yeni Yeryüzü
    Herşey tüketildiğinde, Tanrı herşeyi çok yoğun sıcaklıkla yokedecektir. (2 Pet. 3:12).
    Doğruların evi olacak yeni yeryüzü (dünya) yaratılacaktır. (2 Pet. 3:13).
    Yeni göksel yaşam sarsılmaz bir yer olacaktır (İbr. 12:28), kutsal bir tapınak (Ezek. 40-48), ve düğün şöleni gibi olacaktır (Esin. 19:7).
    Yeni göksel yaşamda evlilik olmayacaktır (Matta. 22:30), ölüm olmayacak (Luka 20:36), üzüntü, keder olmayacak (Esin. 7:17), acı olmayacak (Esin. 21:4), vs.
    Bu mükemmel durum ve Rable ilişki sonsuza dek sürecektir (Matta. 25:46) Karanlık olmadan sürekli aydınlık içinde olacaktır (Esin. 22:5).

    İNCİL NASIL YAZILDI ?

    1-YENİ ANTLAŞMA (İNCİL) VE İÇİNDEKİLER
    Yeni Antlaşma, İsa’nın nasıl geldiğini, neler yaptığını anlatır. Eski antlaşma Tanrı’nın vaatlerini içeren kitaptır; Yeni Antlaşma ise bu vaatlerin İsa aracılığıyla nasıl yerine geldiğini belirtir.

    Yeni Antlaşma’nın 27 kısmı vardır. İlk dört kısmının (Matta, Markos, Luka, Yuhanna) herbirine ‘İncil’denir. İyi haber anl¤¤¤¤¤ gelen İncil, aslında kitap değildir, Tanrı’nın İsa aracılığıyla dünyaya sağladığı kurtuluş Müjdesidir. Yeni Antlaşma’nın tümü de bu Müjde’yi ayrıntılarıyla anlattığı için birçok ülkelerde İncil olarak tanınır.

    İsa Mesih’in kendisi hiçbir kitap yazmamıştır. O’nun kulladığı Kutsal Kitap, Eski Antlaşma denilen İbranice yazıların derlemesidir. İsa’nın sık sık belirttiği gibi Eski Antlaşma Tanrı’nın insanlara ilettiği yetkili bildiridir. İsa Eski Antlaşma’nın öngörülerini gerçekleştirmek için gelmiş olduğunu öğretti. Örneğin, ‘İnsanoğlu (Kendini kastediyor) Kendisine hizmet edilsin diye değil, hizmet etmeye ve canını birçoklarının kurtuluşuna karşılık olarak vermeye geldi” (Markos 10:45) dediği zaman, Yeşaya peygamberin kitabında sözü edilen ‘Tanrı’nın Kulu’nun’ Kendisi olduğunu belirtiyordu. Yeşaya’nın sözünü etttiği Kul olan İsa Mesih, canını birçokları için kurban olarak vermekle hizmetini tamamladı, ve böylece insanların günahını yüklenip Tanrı’nın önünde aklanmalarını sağladı (Yeşaya 52:13-53:12). Aynı şekilde, İsa’nın ölümü ve dirilmesinden sonra, O’na bağlı olanlar şunu ilan ettiler: “Kendisine iman eden herkes, günahların bağışlanmasını O’nun adıyla alacaktır, diye bütün peygamberler O’na tanıklık ediyorlar” (Elçilerin İşleri 10:43).

    İsa öğrencilerinden ayrıldıktan az sonra, onlar O’nun huzur ve kuvvetinin yeni bir tarzda toplantılarında ve kişisel yaşamlarında gerçekleştiğinin farkına vardılar. İsa’nın göğe çekilişinde önce kendilerine tanrısal kuvvet alacaklarını, bu kuvvetle dünyada kendisinin tanıkları olabileceklerini söylediğini hatırladılar. İsa bu kuvvetin kaynağını “Gerçeğin Ruh’u” ya da “Kutsal Ruh (Ruhülkudüs)” olarak tanımladı, öğrencilerine bir “paraklitos” (yani, ‘Yardımcı’, ‘Öğütçü’, ’Teselli Edici’) olacağını söyledi. Onlara dedi ki, Baba’nın benim adımla göndereceği Yardımcı, Kutsal Ruh, size herşeyi öğretecek, bütün söylediklerimi size hatırlatacaktır... bana tanıklık edecektir. Siz de tanıklık edeceksiniz. Çünkü başlangıçtan beri benimle berabersiniz... Kutsal Ruh, sizi her gerçeğe yöneltecektir. O kendiliğinden konuşmayacak, yalnız işittiklerini söyleyecek ve gelecek olan şeyleri size bildirecektir. (Yuhanna 14:26; 15:26-27;16-13).

    İsa’nın yaşamı ve öğrettiklerinin anlatılmasına, İncil’in ‘Elçilerin (Resullerin) İşleri’ adlı kısmında devam edilmektedir. Bu kısımda İsa’nın Kutsal Ruh’un gelmesiyle ilgili vaatlerini yerine getirdiğine dair bol kanıtlarımız vardır. Orada Kutsal Ruh’un İsa Mesih’in dirilmesiden sonra ellinci günde nasıl geldiği anlatılmaktadır. İsa’ya inananlar Kutsal Ruh’un önderliğin altında İsa’nın kurtarma gücüne etkili tanıklar oldu ve O’nunla ilgili müjdeyi Kudüs’ten Roma’ya kadar bütün Akdeniz ülkelerine yaydılar.

    Akdeniz yöresi boyunca İsa’nın Müjde’sini yayanların en önemlisi Tarsus’lu Pavlus’tur. O, İsa Mesih’in ilk öğrencilerinde biri değildi; aksine, Kudüs’te ve çevresindeki bölgelerde bulunan küçük Hıristiyan topluluklarına şiddetle zulmediyor ve onu yok etmek istiyordu. Ama Şam’a giderken olağan üstü bir tecrübenin sonucu İsa’ya iman ettikten sonra Pavlus, daha önceleri yok etmeye çalıştığı inancın en büyük savunucusu oldu. İsa’nın müjdesini yaydığı için Pavlus çok sıkıntı ve işkence çekti, uzun zaman hapiste kaldı ve sonunda İ.S. 67 yılında başı kesilerek şehit oldu. Yeni Antlaşma’nın kısımlarından on üçü Pavlus’un yazdığı mektuplardır ve yaşamının önemli bir bölümü Elçilerin İşleri adlı bir kitapta kaydedilmişti. Pavlus’un çabaları sayesinde İsa Mesih’in yolu Pagan dünyasında kökleşti ve nihayet (Pavlus’un ölümünden 250 yıl sonra) Roma İmparatorluğu’nun resmi dini oldu. Pavlus kesinlikle, Anadolu’nun en parlak adamlarında biri olarak sayılmalıdır.

    2- YENİ ANTLAŞMA’NIN EL YAZMASI METİNLERİ
    1920 yılından beri İngiltere Manchester kentinin John Rylands Üniversitesi kütüphanesi, Yeni Antlaşma’nın şimdiye kadar bulunan en eski kopyasının bir parçasına sahiptir. Bu parça, İ.S. 130-140 yıllarında, yani Yuhanna İncil’inin yazılmasından yalnız 50 yıl sonra yapılan bir kopyaya aittir. Çok ufak olduğu için Yuhanna İncili’nin metninden ancak küçük bir kısmı kapsamaktadır. Fakat hiç değilse Yuhanna İncili’nin o zamanda mevcut olduğunu ve ilk yazıldığı yerden çok uzaklara yayılmış bulunduğunu ispatlayacak kadarının korumaktadır. Çünkü Yuhanna İncili İzmir’e yakın olan Efes kentinde yazılmış, ama parça halinde olan bu kopyası Mısır’da bulunmuştur.

    Papirus, Nil nehrinin vadisinde bol bol yetişen bir saz bitkisinin özünden yapılan bir yazma malzemesiydi. Ucuz olduğu için çok kulanılırdı, ama maalesef pek dayanıklı değildi; rutubetli yerlerde çabuk çürürdü. Bu nedenle eski zamanlardan gelme papirus yazılar, ancak çok kuru yerlerde, özellikle Mısır’ın kumlarında saklanılarak zamanımıza kadar gelebilmiştir.

    İsviçre’nin Cenevre kentine yakın olan Bodmer Kütüphanesi’nde çok değerli bir koleksiyon vardır. Bu koleksiyon Yeni Antlaşma (İncil) yazarlarının İ.S. ikinci yüzyılın sonlarına ait olan iki eski kopyasını da içermektedir. Bunların birincisi Yuhanna İncili’nin bir kopyasıdır. Bu kopyanın üçte ikisi tamamdır, üçte biri parça halinde bulunmaktadır. İkinci kopya, eskiden dört İncil’in hepsini, ama çürüme nedeniyle şimdi sadece Luka’nın ikinci yarısını ve Yuhanna’nın birinci yarısını kapsamaktadır. Bormer Koleksiyonu, Petrus’un ve Yahuda’nın mektuplarının bir papirus kopyasını da kapsıyordu. İ.S. 200 yıllarına ait olan bu kopya şimdi Roma’daki Vatikan Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Çünkü Papa VI. Paul 1969 yılında Cenevre’ye gittiği zaman, M.Bodmer ona yazıları sunmuştur.

    Yeni Antlaşma papirüslerinin başka önemli bir derlemesi İrlanda’nın başkenti Dublin’de bulunan Chester Beatty, 1931 yılında bu papirüslerle birlikte başka birkaç el yazması kitapları da ele geçirmiştir. Bunlar üç tanedir. İ.S. 200 ile 250 yılları arasında yazılmış olan birincisi, tüm haliyle dört İncil’in ve Elçilerin İşleri kitabının Grekçe metnini kapsıyordu; İ.S. 250 ile 300 yıllar arasında yazılmış olan üçüncüsü de Vahiy kitabını kapsıyordu. En iyi korunmuş olanı, Pavlus’un mektuplarının ve İbranilere mektubun kopyasıdır; bunların 104 yaprağından 86 yaprağı hala mevcuttur. Chester Beatty’nın bu el yazması kitapları İ.S. üçüncü yüzyılda Mısır’da Grekçe konuşan bir Hıristiyan topluluğun kullandığı, önceleri herhalde tümü mevcut olan bir Kutsal Kitap metnine aittir.

    Grekçede ikinci yüzyılın başları ile on altıncı yüz yılın başlarında yazılan, ya tümü ya da bir kısmı mevcut olan Yeni Antlaşma kısımlarının Grekçe yazılmış 5000’den fazla nüshası elimizde mevcuttur. Bunların en önemli ve geçerlisi dördüncü ve beşinci yüzyıla aittir. Özellikle Londra’da bulunan ve dödüncü yüzyıla ait olan Kodes Sinaitikus ile hemen hemen aynı tarihe ait Roma’da bulunan Kodeks Vatikanus çok önemlidir. İkinci üçüncü yüzyıla ait olan papirus el yazması kitaplardan ayrıntılı olarak söz ettik, çünkü bunlar Yeni Antlaşma metnine ilk tanıklardır ve İznik Konseyi’nden (İ.S. 325) çok önceki bir döneme aittir. Yeni Antlaşma’nın kopyalarının kanıtından başka, elimizde Klement, İgnatius, Polikarp, İraneus, Tertullian gibi İsa’ya iman eden ikinci ve üçüncü yüzyılın yazarlarının eserlerinden Yeni Antlaşma’dan bol bol aktarmalar mevcuttur. Bunlar, o tarihlerde Yeni Antlaşma’nın içinde ne olduğunu bize gayet açıkça gösterir. Ayrıca bu kanıtları daha da güçlendiren, aynı döneme ait Grekçe Yeni Antlaşma’nın başka dillerde, özellikle Süryanice ve Latince çevirileri de vardır. Bu bol kanıtlar, bütün çağdaş çevirilerde okuduğumuz Yeni Antlaşma’nın, ilk kuşakların okuduğu Yeni Antlaşma’nın tam özdeyişi olduğu kanısını getirir.

    Önceden dediğimiz gibi Yeni Antlaşma’nın (İncil’in) binlerce eski kopyası vardır. Bunların yapıldığı tarih ile Yeni Antlaşma’nın ilk yazıldığı tarih arasında geçen zaman süresi çok kısadır. Bundan anlaşılır ki, Yeni Antlaşma’nın metni aynı dönemde gelen tüm başka kitaplarınkinden daha sağlam ve güvenilirdir.

    Yeni Antlaşma’nın ilginç bir el yazması nüshası 1933 yılında Fırat nehrinde, Salihiye’deki kazılar esnasında bulunmuştur. İ.S. 235 yıllarına ait olan bu nüsha, Grekçe İncil’in küçük bir parçasıdır. Ama bu parça, dört İncil’in birine ait değildir, fasılası bir anlam oluşturmak üzere dört İncil’in içindekileri yenide düzenleyen bir eserden gelmiştir.

    Dört İncil’in bu karışımı Tatiyan adlı Asurlu bir Hristiyan’ın yapıtıdır. Bu adam, İ.S. 165 yıllarında şehit olan Hıristiyan filozof Yustin Martir’in öğrencisiydi. Yustin’le beraber Roma’da biraz vakit geçirdikten sonra, İ.S. 170 yıllarında anayurdu Asur’a döndü. Orada “dört ezginin harmonisi” anlamında bir müzik terimi olan Diatessaron adlı eseri meydana getirdi. En çok Süryani dilinde yayıldı, ama Salihiye’de bulunan yazıdan anlaşıldığı gibi Grekçesi de mevcuttur; sonradan Arapça’ya ve birkaç başka dile çevrildi.

    Diatessaron, dört İncil’den alınan bilgilerden oluştuğu için, o İncillerin ikinci yüzyıl Hıristiyanlar’ı arasında rakipsiz bir saygı ve yetkiye sahip olduğunu ispatlar.

    3 - DÖRT İNCİL VE İSA’YA OLAN TANIKLIKLARI
    Tatiyan’ın dört İncil’den oluşturduğu eser çok rağbet gördüğüne göre sayın okuyucu belki şunu sorabilir; “Neden ilk önce dört ayrı İncil yazıldı? Tek bir İncil yeterli olmaz mıydı?” Eğer sadece bir İncil olsaydı, Yeni Antlaşma araştırması hayli basitleştirilirdi, bilgimiz ise olduğunda çok daha kıt olurdu. Herhangi bir tarihsel kişiyi düşünelim. Yaşamının sadece bir anlatımı yerine dört anlatımı olsa kendimizi daha şanslı saymaz mıydık ? Aynı mantık da İsa’nın yaşam ve öğretileriyle ilgili kaynaklarımıza uygulanmalıdır.

    Yeni Antlaşma’nın başında yer alan dört İncil’in hepsi de İ.S. birinci yüzyıl bitmeden önce yazılmıştır. “İncil” adını taşıyan sahte yazılar ikinci yüzyılda veya daha sonra ortaya çıkmıştır. Böylece dört İncil (Matta, Markos, Luka, Yuhanna) kaydedilen olaylara diğer kitaplardan çok daha yakındır. Dört İncil yazarlarında biri olup geleneğe göre Antakya’lı olduğu söylenen Luka, kitabın başlangıcından bize amacı ve metodu ile ilgili bir şeyler anlatmaktadır. Luka, eserlerini adadığı Teofilos adlı ileri gelen bir kişiye hitap ederek şöyle diyor:

    “Birçok kişi, aramızda geçen olaylarla ilgili, tıpkı başlagıçtan görgü tanığı olanların ve Tanrı’nın Sözünü yayma hizmetini yapanların bize ilettikleri gibi bir anlatım düzenlemeye girişmiştir. Buna göre, sayın Teofilos, ben de hepsini ta başından beri yakından izlediğimden, öğrendiklerinizin doğruluğunu bilmen için sana sıralı bir anlatım yazmayı uygun gördüm.”

    Burada Luka, anlatımının kendi yaratıcı hayal gücüne değil, tarihsel araştırmaya ve görgü tanıklarının tanıklıklarına dayandığını belirtmektedir. Luka, yalnız adını taşıyan İncil’in değil, bunun devamı olan Elçilerin İşleri kitabını da yazmıştır. Tarihin ve arkeolojinin tarafsız kanıtları bu iki kitabın güvenilirliğini tüm ayrıntılarıyla doğrulamıştır. Luka’nın faydalandığı belgelerden biri Markos İncili’ydi; başka bir belgenin de İsa’nın sözlerinden bir derleme olduğu anlaşılıyor. Bu derleme ilk önce İ.S. 50 yıllarında Aramice yazılmış, sonradan birkaç tercüman tarafından Grekçeye çevrilmiştir. Matta İncili’nin de bu iki belgeden faydalandığı anlaşılıyor. Böylece Matta, Markos, Luka İncilleri’nin birbirleriyle yakın bir ilgisi vardır ve birbirlerine çok benzemektedir. Ne var ki, her biri İsa’nın yaşam öyküsünü ayrı bir görüş açısında sunmaktadır. Ama aralarında hiçbir çelişki yoktur. Yuhanna İncili ayrı bir özellik taşıyor. Birinci yüzyılların sonlarına doğru, özellikle o çağdaki genç okuyucuların yararına yazılmıştır. Bu gençler, hem zaman hem mekan bakımından İsa’nın yaşadığı ve öğrettiği ortamdan kim olduğunu açıklamaktır. İsa, ebedi gerçeğin bedenleşmiş şekli, sonsuz hayatın kaynağı ve Tanrı’ya giden tek yol olarak nitelendirilmektedir. Buna göre, İsa’nın yaşamı ve öğrettikleri, tüm zamanlarda, tüm yerlerde, bütün insanlar için sürekli bir önem taşımaktadır.

    Luka İncili gibi, Yuhanna da kendi İncil’inde görgü tanıklarının şahadetine dayandığı iddiasındadır. Bu, Yuhanna İncili’nde İsa’nın çarmıhta ölürken söylediği “Tamamlandı!” sözlerinden (Yuhanna 19:30) hemen sonraki olup bitenleri anlatan bölümlerde en açık şekilde görülür. Çarmıha gerilen suçluların ölümünün hazırlanması istenince bacakları kırılırdı. Çarmıhın direğine çakılan bacaklarının desteği olmadan soluk alamayan suçlular çabuk boğulup ölürlerdi. İsa’nın ve her bir yanında bulunan iki suçlunun çarmıha gerildiği günde ölümlerin hızlandırılması isteniyordu. Çünkü sonraki gün hem haftalık Sept (Cumartesi) günü hem de Yahudilerce çok kutsal sayılan yıllık Fısıh Bayramı olduğundan, iki misli kutsal bir gündü ve ölüleri açıktan açığa asılı bırakmak o günün kutsallığını bozardı. Yuhanna olayları şöyle antıyor:

    “Bunun üzerine askerler geldiler, birinci adamın ve onunla beraber çarmıha gerilmiş olan öteki adamın bacaklarının kırdılar. Ama İsa’ya gelip O’nun ölmüş olduğunu gördükleri zaman bacaklarını kırmadılar. Buna karşılık askerlerden biri, O’nun böğrünü mızrakla deldi. Böğründen hemen kan ve su aktı.”

    Burada Yuhanna şu ciddi ifadede bulunmak için anlatımına ara veriyor:

    “Bunun üzerine askerler gidip birinci adamın, sonra da İsa'yla birlikte çarmıha gerilen öteki adamın bacaklarını kırdılar. İsa'ya gelince O'nun ölmüş olduğunu gördüler. Bu yüzden bacaklarını kırmadılar. Ama askerlerden biri O'nun böğrünü mızrakla deldi. Böğründen hemen kan ve su aktı. Bunu gören adam tanıklık etmiştir ve tanıklığı doğrudur. Doğruyu söylediğini bilir. Siz de iman edesiniz diye tanıklık etmiştir. Bunlar, “O'nun bir tek kemiği kırılmayacak” diyen Kutsal Yazı'nın yerine gelmesi için oldu.”

    (Yuhanna 19: 32-35)

    Görgü tanıklarının nesli azalıp tükenmeye başlayıncaya kadar, İncillerin yazılmasına başlanmadı. İsa’yı tanıyan ve görüp işittiklerini anlatabilen insanlar sağ oldukça, bir kitabın yazılmasına gerek yoktu. Ama görgü tanıkları birer birer ölmeye başlayıca, yazılı kayıtlara gereksinme acil oldu. Oysa bu yazılı kayıtlar görgü tanıklarının tanıklıklarından sapamazdı. Çünkü İsa’yı tanıyan görgü tanıkları hala yaşıyordu ve onların anlattıklarını işitmiş olan birçok kişi de vardı. Bu nedenle Yeni Antlaşma’nın yazarları bilinen gerçeklere aykırı herhangi bir bilgi verseydi, o zamanda yaşayan Hıristiyanlar bunu hemen anlarlardı.

    Dört İncil daha yazılmadan önce, İsa’yı bizzat tanımış ya da görgü tanıklarını işitmiş olanların dikkatli koruyup ağızdan ağıza söyledikleri İncil vardı. Dil uzmanlarının bildiği gibi sözlü anlatım belirli kurallara uyar. Bu kurallar, anlatılan bilgilerin sonra gelen kuşaklara iletilmesini sağlar. Böylece sözlü anlatım en azından yazılı kayıtlar kadar, hatta bazen daha da güvenilirdir. Uzman, yazılı İncil’in gerisinde sözlü anlatım özelliklerini farkedebilir. Bu özellikler ayrıca Elçilerin İşleri kitabında kaydedilen nutuklarda ve dört İncil’den bile önce yazılan, İsa ile ilgili gerçeklerden söz eden Pavlus’un mektuplarından görülür.

    Yazılan ilk İncil Markos İncil’iydi, aşağı yukarı İ.S. 58 yıllarında. Bu İncil, bahsetttiği şahsiyetin gerçek kimliğiyle ilgili olan şu ifadeyle başlıyor:

    “Tanrı’nın Oğlu İsa Mesih’in Müjdesinin (İncili’nin) başlangıcı.”

    Yeni Antlaşma’da sık sık rastlanan “Tanrı’nın Oğlu” deyimi, yanlış anlaşıldığında bazı kişiler için güçlüğe sebep olmuştur. Bu deyimde ‘Oğul’ kelimesi normal biyolojik anlamında kullanılmamaktadır. İsa’ya uygulayınca, ‘Oğul’ terimi yalnız İsa’nın Baba Tanrı’yla olan sürekli, eşsiz ilişkisine değil, Baba Tanrı’yı mükemmel bir şekilde insanlara göstermesine de işaret etmektedir. Aslında ‘Tanrı’nın Oğlu’ deyimi ile Yuhanna’nın İsa’ya uyguladığı ‘Kelam’(Tanrı’nın Sözü) terimi arasında pek anlam farkı yoktur.

    Hem ‘Oğul’ hem de ‘Kelam’ Tanrı’nın özünden doğan ve O’nun sıfatlarını açıklayan demektir. Aslında Tanrı başka zamanlarda değişik yollarla, örneğin peygamberleri aracılığı ile Kendisini göstermiştir. Ama en son olarak en mükemmel şekilde Kendisini İsa Mesih’te gösterdi.

    ‘Oğlu’ terimi, ayrıca şu demek oluyor ki, Tanrı sadece İsa’nın dünyaya gelmesiyle ve insanlar arasındaki hizmetiyle değil, bir de (hatta en çok) ölümü ve dirilişiyle Kendisini gösterdi. Yuhanna bu konuda şöyle diyor: “Su ve kanla gelmiş olan budur, İsa Mesih.” Yani, suda vaftiz edilirken Tanrı’nın Oğlu olarak ilan edilen Mesih, kanını döküp öldüğü zaman da yine Tanrı’nın Oğlu olduğunu gösterdi. Ve Yuhanna söylediklerini vurgulamak için aynı sözleri tekrarlıyor: “(İsa) yalnız suyla değil, suyla ve kanla (geldi)” (1 Yuhanna 5: 6). Markos da İsa’nın çarmıhta öldüğü anda “Tapınağın perdesi yukardan aşağıya kadar yırtıldı, iki parça oldu” diye anlatıyor (Markos 15:38). Demek istediği şudur ki, Tanrı’nın gözle görülemez huzuru eskiden tapınaktaki perdenin arkasında gizleniyordu, Markos’un anlattığına göre, İsa’yı çarmıha geren ve şaşılacak olayları gören Roma’lı yüzbaşı, İsa’nın öldüğünü görünce, “Gerçekten Bu Adam Tanrı’nın Oğluydu” diye haykırdı (Markos 15:39).

    Yukarıdakiler başlangıçtan beri İsa Mesih’e bağlı olanların inancının özüdür. Yeni Antlaşma dışında başka bir örneği aktarabiliriz: Antakya’lı imanlılar topluluğunun önderi olan İgnatius; İ.S. 110 yıllarında Efes’teki Hıristiyanlar’a yazdığı mektupta İsa’yı şöyle nitelendiriyor: “Rabbimiz İsa Mesih yegane Hekimdir. Hem bedeni hem de ruhu vardır. Kadından doğmuş olmakla beraber başlangıcı yoktur. İsa insan vücuduna bürünmüş Tanrı’dır. Ölümle gerçek yaşamdır; Meryem’in Oğlu ve Tanrı’nın Oğludur; önce sıkıntı çekmiş, sonra sıkıntıdan kurtulmuştur.” (İgnatius’un Efeslilere mektubu 7:20)

    İsa’nın yaşamı ve öğrettikleriyle ilgili bilgimizin çoğu Hıristiyan yazarlardan gelmektedir. Buna şaşmamalı; İsa’ya bağlı olanların olmayalanlardan daha fazla kendi topluluklarının kurucusuyla ilgililenmesi doğaldır. Ama Mesih’e inanmayan ilk yazarlardan gelen bilgiler, İncillerde anlatılan gerçeklerin başlıca ayrıntılarını doğrulamaktadır. Örneğin, Roma’lı tarihçi Takitus, İmparator Neron’un İ.S. yıllarında Roma kentini yok eden yangından sonra kendi suçunu Hıristiyanlar’a yüklemeye çalıştığını anlatıyor. Takitus, Hıristiyan adından ilk kez eserinin bu yerinde söz etmektedir; Hıristiyan(İsa Mesih’e bağlı) sözcüğünün “Tiberius imparatorken vali Pontus Pilatus’un hükmüyle idam edilmiş olan İsa Mesih’ten alındığını belirtmektedir. (Anallar 15:44) Takitus bunları yangından elli yıl sonra yazmıştır, ama yangın olduğu zaman oniki yaşında bir çocuktu onun için o zamanda anlatılanları hatırlayabilmiştir.

    Yahudi tarihçi Yosefus (İ.S. 37-105) şunları yazmıştır:

    “Bu zamanlarda İsa adlı bilge bir adam vardı, eğer O’na adam demek doğruysa... Çünkü O, şaşılacak işler yapan biri olup, gerçeği sevinçle kabul edenlerin öğreticisiydi. Yahudilerin ve Paganların (Yahudi olmayanların) birçoğunu Kendi tarafına çekti. O’nun Mesih (beklenen Kurtarıcı) olduğuna inanılıyordu. Pilatus da, aramızdaki ileri gelenlerin önerisine uyarak, daha önceden O’nu sevenler Kendisini terk etmediler. Çünkü O, çarmıha gerilmesinden sonra üçüncü günde tekrar onlara diri olarak görünmüştür; nitekim Tanrı’nın diğer peygamberleri de O’nunla ilgili onbinlerce şaşılacak şeyleri önceden haber vermişlerdi. Adları İsa Mesih’ten alınan Hıristiyanlar’ın nesli de bugün bile tükenmiş değildir.

    Bugün Kuzeybatı Anadolu’da bulunan Bitinya vilayetinin Romalı valisi Pliniyus (İ.S. 69-113), İmparator Trayanus’a yazdığı mektupların birinde şöyle yazmıştır:

    “İmparatorun heykeline tapınmadıkları için cezalandırdığım Hıristiyanlar’ın dediklerine göre, suçları yahut hataları özet olarak ancak şu kadardı: Tanrı’ya söyler gibi Mesih’in (İsa Mesih’in) şerefine sıra ile ilahi söylemek üzere kararlaştırılan bir günde güneş doğmadan önce düzenli bir şekilde toplanmışlardı.”

    Üçüncü yüzyılın ilk yarısında yaşayan Afrikanus, İ.S. 52 yıl civarında yaşamış olan Tallus, eserinde Rab İsa çarmıha gerilirken ortalığı kaplayan karanlığın bir güneş tutulması olduğunu öne sürmüştü. Afrikanus bunu kabul etmeyerek söyle diyor:

    “Tallus, kendi tarihinin üçüncü kitabında bu karanlığı bir güneş tutulması olarak açıklıyor ki, bu bana oldukça mantıksız bir açıklama olarak geliyor.”

    Talmud adlı kitapta anlatılan Yahudi hahamlarının geleneklerine göre Nasıralı İsa

    “İsrail’de bir günahkardı, bilgelerin sözlerini hor gördü, halkı baştan çıkardı ve sihirbazlık etti.” (Sihirbazlık demelerinin sebebi İsa’nın mucizelerini açıklamanın başka bir yolunu bulamamış olmalarıydı).

    Talmud’a göre “İsa, ne Musa’nın yasasından birşey kaldırmak ne de ona birşey eklemek için geldiğini söyledi. Fısıh bayramı arifesinde asıldı.” Bu düşmanca bir anlatımdır, ama İsa’ya karşı duranların kişisel yorumuna dayanmakla beraber İsa Mesih’le ilgili tarihsel olayları inkar edememiştir.

    4 - YENİ ANTLAŞMA’NIN DİLİ
    İsa’nın genellikle kullandığı dil büyük olasılıkla Aramiceydi. Bu dil, o zamanda Filistinde yaşayan Yahudiler’in ve Suriye ile Mezepotamya’nın bir çok bölgelerinde yaşayanların ana diliydi. Aramice, sami dillerinden olup İbranice ve Arap diliyle akrabadır. İsa’nın Aramice sözcük ve deyimlerinden bazıları İncil’de asıl şekliyle korunmuştur. Örneğin, Markos 5:41’de İsa, Yair’in kızını ölüm döşeğinden kaldırırken “Talita kum” (kızcağız, kalk) dedi. Markos 7:34’te sağır ve dilsiz adama işitme ve konuşma yeteneğini geri verirken “Effata!” (açıl!) diyerek ah çekti. İsa’nın özellikle Tanrı’ya hitap etmek için Abba (Baba) sözcüğü daha sonra Grekçe konuşan imanlıların diline geçti. (Markos 14:36, Romalılara 8:5, Galatyalılara 4:6’ya bkz). İsa çarmıhta elem çekerken 22. mezmurun birinci ayetinin Aramice çevirisinden gelen şu sözleri tekrarladı (Markos 15:34): “Elohi, Elohi, lama şevakatani?” (Tanrım, Tanrım, beni niçin bıraktın?). İsa Mesih’in ilk öğrencilerinden çoğu Aramice konuşurlardı. Onların da Aramice deyimlerinden bazıları korunmuştur. Özellikle Marana-ta (Rabbimiz, tez gel!) sözü. Bu, birbirleriyle paylaştıkları yemekte İsa’ya hazır bulunmasını yalvardıkları duaydı. (1 Korintlilere 16:22)

    Oysa İnciller , Yeni Antlaşma’nın diğer kısımlarıyla birlikte, Aramice değil, Grekçe yazılmıştır. İsa’nın ve ilk öğrencilerinin Aramice sözleri bize şimdiki şekliyle erişmeden önce Grekçe’ye çevrilmiştir. Bu neden böyle oldu?

    Birinci sebebi, Büyük İskender’in fetihlerinden beri (İ.Ö. 336-323) Filistin, Hellenistik dünyanın bir parçası olmuştu. Anadili Aramice olan Filistinliler bile, o zamandan sonraki kuşaklarda Hellenistik kültürün birçoğunu benimsememişlerdi. Din ya da yurtseverlik nedeniyle birçok kişi Grekçe konuşmamayı tercih ettiyse de, o dili iyi anlayabilirlerdi. Filistinli Yahudiler’in çoğu herhalde İbranice de anlarlardı; ancak kutsal bir dil sayıldığından, evden veya çarşıdan daha çok sinagoglarda kullanılırdı. Bazen Yeni Antlaşma “İbranice’den” söz ettiği zaman, Aramice’yi kastetmektedir. Örneğin, İsa’nın çarmıhta başı üzerinde asılan suç yaftasında “Yahudiler’in Kralı” sözünün İbranice, Latince ve Grekçe olarak yazıldığını anlatıyor. (Yuhanna 19:19-20). Burada sözü geçen İbranice (yahut Aramice) ve Grekçe’den başka, neden Latince de yazılsın? Latince, Roma ordusunun resmi diliydi de ondan. Platus Yahudiye’deki Roma ordusunun komutanı olduğundan, suçluları çarmıha germe işini yerine getiren kendi askerleriydi.

    İkinci sebebi, İncil Grekçe’den başka dil bilmeyenler arasından hemen yayıldı. Bu yayılış, ilk önce Filistin’in kendisinde (örneğin, çoğunlukla Grekçe konuşulan Sezariye’den), sonra Suriye’de ve Anadolu’da (özellikle Grekçe konuşulan büyük Antakya kentinde) ve Doğu Akdeniz’in diğer ülkelerinde oldu. Bu ülkelerde en çok konuşulan ve anlaşılan dil Grekçeydi. Kudüs’ten ve Filistin’in Aramice konuşulan başka merkezlerinden uzaklaşır uzaklaşmaz, İsa’nın Elçileri’nin ve diğer İncil vaizlerinin kullandıkları dil Grekçeydi. O zaman Grekçe konuşulan Tarsus kentinde doğan Pavlus, kentte yaygın konuşulan dili öğrenmeden önce kendi muhafazakar Yahudi ailesinin ortamında Aramice öğrendi. Ama ister istemez Tanrı’nın Paganlara (çok tanrılılara) gönderdiği elçi olarak mektup yazmak için Grek dilini kullanmak zorundaydı. İncil yalnızca Yahudiler için değil, herkes için olduğuna göre, Hıristiyanlığ’ın temel yazıları, İncil’in yayıldığı bölgelerde en çok kullanılan dillerde, yani Grekçe olarak yazılıp yayımlandı. İ.S. ikinci yüzyıldan itibaren İnciller ve diğer Yeni Antlaşma yazılarının bazıları, Aramice’nin bir şekli olan Süryani dilinde yayımlandı, ama bu Süryanice Yeni Antlaşma, Grekçeden çevrilmiştir. Yine de dil uzmanları, İsa’nın sözlerinin Grekçesini dikkatle inceleyerek Aramicesini kolay tahmin edebilirler.

    Osmanlı imparatorluğunun döneminde Sultan, fermanlarını birçok dilde yayımladı halde, o fermanların Yunancası, İslavcası, Arapçası v.s. orjinal Türkçesi kadar geçerli sayılırdı. Kimse, “orjinal Türkçesini görmedikçe Sultanın fermanını kabul etmem !” diye bir şey diyemezdi. Aynı şekilde kimse, “İsa Mesih’in sözleri bir başka dile çevrilince geçersiz sayılır” diyemez.

    5 - YENİ ANTLAŞMADAKİ KİTAPLARIN LİSTESİ NASIL SEÇİLDİ
    İmparator Konstantin’in emriyle İ.S. 325 yılında toplanan ve 300 kadar Hıristiyan önderden oluşan İznik Konseyi, İsa Mesih’in Baba Tanrı ile bulunduğu ilişkiyi mümkün olduğu kadar kesinlikle tanımlamakla ilgilendi. Hangi dinsel kitapların geçerli sayılıp sayılmaması gerektiğini tanımlamakla ilgilenmedi. İsa’ya inananlarca kabul edilen kutsal yazıların resmi listesi çoktan kararlaştırılmıştı. Hala bu yazılar, İznik Konseyine katılanların toplanmış olmalarının amacını yerine getirmek için dayandıkları temel belgeleri oluşturdu.

    Kutsal Yazılar’ın bu listesi, Hıristiyanlar’ın temel kayıtlar olarak tanıdıkları kitaplardan oluşup bu topluluğun yaşam ve imanının temel dayanağıdır. Kilise zaten herkes tarafından tanınan kutsal kitapların derlemesine sahip olarak ortaya çıktı. Önceden belirttiğimiz gibi İsa Eski Antlaşma yazılarını kendisine tanıklık edenlerin kitapları olarak açıkladı. İsa’nın öğrencileri Eski Antlaşma’da bulunan önbildirileri İsa’nın gerçekleştirmiş olduğunu anladılar. Böylece kilise Eski Antlaşma’yı Tanrı’nın ilham ettiği kitap olarak miras aldı. Ama İsa’nın gerek dünyada iken kendi ağzıyla söylediği sözler gerekse de Kutsal Ruh aracılığıyla öğrencilerine ilham ettiği öğretiler, Eski Antlaşma peygamberlerinin sözlerinden daha az geçerli sayılamazdı. Bununla birlikte,

    (1). Bu öğretiler yazılı hale geçmedikçe

    (2). Öğretileri kapsayan yazılı bir derleme oluşturmak için toplanmadıkça

    (3). Bu derleme inancın ve uygulamanın ölçüsü olarak kabul edilmedikçe,

    Yeni Antlaşma’yı oluşturan yazıların resmi bir listesinden söz edilemez.

    Belirttiğimiz gibi Yeni Antlaşma’nın ayrı ayrı kısımlarının hepsi İ.S. birinci yüzyılın sonundan önce yazıldı. Bu kısımların bazılarını derleme süreci, birinci yüzyılın sonuna doğru başladı ve ikinci yüzyılda devam etti. İkinci yüzyılın başlarında iki önemli derleme yapıldı: biri, dört İncil’in derlemesi, diğeri de Pavlus’un mektuplarının derlemesiydi. Bu iki derleme arasındaki bağlantıyı sağlayan ve onları tek bir derleme oluşturmak üzere bir araya getiren başka bir yazı da Elçilerin İşleri kitabıydı. Bu yazı, İnciller’de sözü edilen olaylar hakkındaki anlatımın sadece devamı değildir, aynı zamanda Pavlus’un ilk mektuplarını daha büyük anlayışla okuyabilmemiz için imkan sunmakta; ayrıca Pavlus’un İsa’ya ettiği elçilik görevi ve diğer elçilerden (havarilerden) bazılarının da görevleriyle ilgili ayrı bir kanıt vermektedir.

    Bu büyük derleme, birinci yüzyılın diğer birkaç Hıristiyan önderlerinin yazılarıyla birlikte, yetkisi eşsiz olan bir Kutsal Kitap olarak hemen kabul edildi. Yeni Antlaşma denilen bu Kutsal Kitap hem sapık dinlere inananlar, hem de doğru inançlı sayılan Hıristiyanlar tarafından geçerli sayılıyordu. 1945 yılında Yukarı Mısır’da bulunan Nag Hammadi’de eski bir Kıpti Kütüphanesi keşfedildi. Kütüphanede İ.S. ikinci yüzyılın ortalarında aslı Grekçe olarak yazılmış olan Hıristiyanlıkla ilgili kitaplardan birkaçının Kıptice çevirileri vardı. O kitapların bazılarını Valentinusçular denilen bir tarikatın üyeleri yazmışlardı. Hakiki kiliselerin liderleri bu kitapları doktrin bakımından sağlam olarak kabul etmedilerse de Valentinusçuların aynı Yeni Antlaşma’yı kullandıklarını ve Tanrı’nın gönderdiği bir kitap saydıklarını biliyorlardı.

    Yeni Antlaşma’nın yazılmasından uzun bir süre sonra İ.S. ikinci yüzyılda bazı sapık tarikatlar ortaya çıktı. Bunların kimisi Yeni Antlaşma’dan beğenmedikleri kısımları çıkarmak, kimisi de Yeni Antlaşma’ya sözde yeni vahiyler eklemek istiyorlardı. Ama İsa Mesih’in gerçek izleyicileri, Yeni Antlaşma’yı oluşturan 27 kısmı çoktan kabul etmiş, o kitabın içindekileri iyi biliyorlardı. Bu nedenle sapıkların girişimleri başarısızlığı uğradı. Hangi dinsel kitapların geçerli sayılıp sayılmayacağını kararlaştırmak için bir konseyin toplanmasına gerek yoktu. Yeni Antlaşma kendi üstün nitelikleri sayesinde tüm amanlılara kendini kabul ettirdi. Muratori Kanon’undan da anlaşıldığı gibi Yeni Antlaşma’yı oluşturan kısımların resmi bir listesi imanlılarca en geç İ.S. 170 yılına kadar hazırlanmıştı. Bundan anlaşılır ki Yeni Antlaşma, İ.S. 325 yılında toplanan İznik Konseyi’nden çok önce, Eski Antlaşma ile beraber imanlılarca tek geçerli kitap olarak benimsenmişti.

    Tekrar önemle belirtmeliyiz ki, Yeni Antlaşma’yı oluşturan kısımlar bir konsey ya da bir papazlar grubu tarafından seçilmedi ve kesinlikle zorla kabul ettirilmedi. İsa Mesih’in yolu dördüncü yüzyılda “Hıristiyanlık” denilen resmi din haline gelinceye kadar, devlet düzeni ve papaz düzeni yoktu. Aksine Mesih’in izleyicileri hor görülen ve şiddetle zulmedilen bir azınlıktı. İsteseydiler bile hiçbir kutsal kitabı zorla kabul ettiremezlerdi. Bazı putperest Roma imparatorları Yeni Antlaşma’yı okuyanları ölüm cezasına çarptırırlardı. Hıristiyanlar’ın Yeni Antlaşma’nın güvenilirliği hakkında herhangi bir kuşkusu olsaydı, o kitabı okumaz, canını tehlikeye sokmazlardı.

    Kuşkusuz Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’dan yüzyıllarca sonra yazılan ve “İncil” olduğu iddiasında bulunan bazı sahte eserler (örneğin “Barnabas İncil’i”) vardır. Bunlara “Apokrifal” yani doğruluğu kabul edilmeyen uydurma İncil’ler denir. Eğer böyle eserlerin Yeni Antlaşma’daki dört İncil’in yanısıra yer almaya layık veya dört İncil’den üstün olduğu iddia edilirse, şu sorular sorulmalı: “Bu eser hangi tarihte yazıldı? Dört İncil kadar eskimidir? Dört İncil gibi İ.S. 60 yıllarında, yani İsa Mesih’in dünyadan ayrılmasından 30 yıl kadar sonra mı yazıldı? İsa Mesih’i tanımış olan ya da tanımayanlarla aynı çağda yaşayan bir kimse tarafından mı yazıldı ? Eserin güvenilir ve kaydettiği olaylardan az sonra yazıldığına dair ne kanıtlar vardır?” Kanıtlar istenince sorun çabuk çözülür!

    6 - YENİ ANTLAŞMANIN AMACI
    Yeni Antlaşma (İncil), sadece İsa ve Onun ilk izleyicileri ile ilgili tarihsel bilgileri vermek için yazılmadı. Aynı zamanda okuyucularının günlük yaşamlarını pratik bir şekilde etkilemek için, Rab İsa Mesih’e iman ve itaat etmelerini özendirmek için yazıldı. Yeni Antlaşma’nın öğrettiklerini okuyan, ciddiye alan ve yaşamlarına uygulayan kişilerin ve toplumların son derece uygar, istikrarlı, düzenli ve mutlu olduğuna şaşılamaz.

    İsa’nın on iki elçisinden olan Yuhanna’nın kendi İncil’i hakkında söyledikleri, Yeni Antlaşma’yı oluşturan tüm kısımlar hakkında söylenebilir:

    “İsa, öğrencilerinin önünde, bu kitapta yazılı olmayan başka birçok mucizeler yaptı. Ama bunlar, İsa’nın Tanrı’nın oğlu Mesih olduğuna iman edesiniz ve iman etmekle Onun adıyla yaşamınız olsun diye yazılmıştır.” (Yuhanna 20:30-31).
     
  3. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Reformun Beş Sola’sı

    1. Sola Scriptura: Sadece ve Yalnızca Kutsal Kitap



    Sadece Kutsal Kitab’ın en üst yetkiye sahip olması Reform’un ‘Resmi Prensibi’ idi. 1521 yılında Martin Luther’ın Diet of Worm’taki tarihi sorgulamasında, yüreğinin Tanrı’nın Sözüyle tutsak edildiğini şöyle ifade etti, "Kutsal Yazıların tanıklığına yenilmedikten sonra veya kanıtlayıcı nedenler olmadıkça – sıkça hata yaptıklarından ve çeliştiklerinden dolayı ne Papa’ya ne de Konsillere inanıyorum – kanıt olarak sunduğum Kutsal Yazı metinleri tarafından vicdanım Tanrı’nın Sözüyle tutsak edildi." Benzer olarak, Belgic İman Açıklaması şöyle yazar, "Kutsal Yazıların tamamen Tanrı’nın isteğini içerdiğine inanıyoruz ve insanın kurtuluşa inanması için gerekli, yeterli herşey orada öğretilmektedir...Ne kadar kutsal yaşamış olursa olsun, ne herhangi bir insanın yazılarını Kutsal Yazılarla karşılaştırabiliriz, ne gelenekleri veya çoğunluğu, ne eskiliği, ne başarılı insanları veya başarı sayılarını, ne konsilleri, ne bildirileri ne de çıkarılmış yasaları Tanrı’nın gerçeği ile eş değerde tutarız,... Bundan dolayı, tüm yüreğimizle bu yanılmaz kuralla aynı fikirde olmayan herşeyi reddederiz." (VII).

    Kutsal Yazıların söylediği gibi,

    Gözlerimi aç, Yasandaki harikaları göreyim Kutsal tapınağına doğru eğilir, Adına şükrederim, Sevgin, sadakatin için, Çünkü adını ve sözünü her şeyden üstün tuttun..... Sense öğrendiğin ve güvendiğin ilkelere bağlı kal. Çünkü bunları kimlerden öğrendiğini biliyorsun. Mesih İsa'ya iman aracılığıyla seni bilge kılıp kurtuluşa kavuşturacak güçte olan Kutsal Yazılar'ı da çocukluğundan beri biliyorsun. Kutsal Yazılar'ın tümü Tanrı esinlemesidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek, doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır. Bunlar sayesinde Tanrı adamı her iyi iş için donatılmış olarak yetkin olur.
    (Mezmur 119:18; Mezmur 138:2; 2. Tim. 3:14-17)





    2. Soli Deo Gloria! Sadece ve Yalnızca Tanrı’nın Görkemi



    Reform, Kutsal Yazılar’da Tanrı’nın Hakimiyeti (İlahi takdiri)’nin inanlının yaşamının her alanında olduğu yeniden hatırlattı. Tüm yaşam Tanrı’nın Görkemi için yaşanmalıdır. Westminster Kısaltılmış Katekizm’i (Kısa İlmihali) sorar, "İnsanın varlığının en baş amacı nedir? İnsanın varlığının en baş amacı, Tanrı’yı yüceltmek ve sonsuza dek O’ndan zevk almaktır." Bu büyük ve herşeyi tüketen amaç, 16. ve 17.yy’dakiler tarafından Tanrı Sözüyle kiliseyi reform etmek isteyenler tarafından vurgulandı. Roma Kilisesinin ‘dinsel/kutsal yaşam’ ile ‘dünyasal yaşam’ arasındaki ayrılığı manastır ile bölünmüş yaşamın tersine, reformcular tüm yaşamımızın Mesih’in Efendiliği/Rabliği altında yaşaması gerektiğini gördüler. Hristiyan’ın her işi Tanrı’nın yüceliği için kutsal kılınmalıdır.

    Kutsal Yazıların söylediği gibi,

    Özet olarak, her ne yer ve içerseniz, her ne yaparsanız, her şeyi Tanrı'nın yüceliği için yapın; Konuşan, Tanrı'nın sözlerini iletir gibi konuşsun. Diğerlerine hizmet eden, Tanrı'nın verdiği güçle hizmet etsin. Öyle ki, İsa Mesih'in aracılığıyla Tanrı her şeyde yüceltilsin. Yücelik ve kudret sonsuzlara dek Mesih'indir. Yücelik ve güç sonsuzlara dek, bizi seven, kanıyla bizi günahlarımızdan özgür kılmış olan ve bizi bir krallık haline getirip Babası Tanrı'nın hizmetinde kâhinler yapan Mesih'in olsun. Öte yandan Rabbimiz ve Kurtarıcımız İsa Mesih'in lütfunda ve O'nu tanımakta ilerleyin. Övgü, yücelik ve bilgelik,şükran ve saygı, güç ve kudret,sonsuzlara dek Tanrımızın olsun..Her şeyin kaynağı O'dur; her şey O'nun aracılığıyla ve O'nun için var oldu. Sonsuza dek O'na yücelik olsun Amin. (1.Korintliler 10:31; 1.Petrus 4:11; Esinleme 1:6; 2.Petrus 3:18; Efesliler 3:21; Esinleme 7:12; Romalılar 11:36)





    3. Solo Christo! Sadece ve Yalnızca Mesih’in İşi ile Kurtuluş



    Reform, kiliseyi Tanrı ve insan arasındaki tek aracı olan Mesih’teki imana geri çağırdı. Roma Kilisesi ‘Araf vardır ve canlar orada sadık olanların dualarının yardımını alana dek tutulur’ ve ‘Azizlere büyük saygı duyulmalı ve onların yardımı dilenmelidir‘; ‘Azizlerin taşıdıkları veya kullandıkları nesnelere dua edilmeli ve onlardan yardım dilenmeli’ görüşlerine inanmaktayken, -- reformcular Kurtuluşun sadece Mesih’in işi olduğunu öğrettiler. John Calvin’in Institutes of the Christian Religion’da söylediği gibi, "Mesih adımı attı, cezayı ve günahkarlar için olan yargıyı kendi üzerine aldı. Kendi kanıyla Tanrı’yla kendilerini düşman yapan günahların uğruna kendini kefaret olarak verdi ve böylece Tanrı’yı hoşnut etti....tanrısal destek ve baba sevgisi için biz sadece Mesih’e bakıyoruz. Bunun gibi Heidelberg Katekizminde, 30’uncu soru şunu sorar, "Kendilerinde, azizlerde ve başka yerlerde kurtuluş ve güvence arayanlar tek kurtarıcı İsa’ya gerçekten inanıyorlar mı? Hayır. Ona ait olmaktan övünseler bile tek Kurtarıcıyı işleriyle inkar ederler ya İsa mükemmel bir kurtarıcı değildir yada gerçek imanda bu Kurtarıcıyı kabul edenler kurtuluşları için gerekeni O’nda bulurlar."

    Kutsal Yazıların söylediği gibi,

    Çünkü tek bir Tanrı ve Tanrı ile insanlar arasında tek bir Aracı vardır. Bu da insan olan ve kendisini herkes için fidye olarak sunmuş bulunan Mesih İsa'dır. Uygun zamanda verilmiş olan tanıklık budur.. O bizi karanlığın hükümranlığından kurtarıp sevgili Oğlunun egemenliğine aktardı. O'nda kurtuluşa, günahlarımızın bağışına sahibiz. Görünmez Tanrı'nın görüntüsü, bütün yaratılışın ilk doğanı O'dur. Nitekim gökte ve yeryüzünde, görünen ve görünmeyen şeyler, tahtlar, egemenlikler, yönetimler ve hükümranlıklar, her şey O'nda yaratıldı. Her şey O'nun aracılığıyla ve O'nun için yaratılmıştır. Her şeyden önce var olan O'dur ve her şey varlığını O'nda sürdürmektedir. Bedenin, yani inanlılar topluluğunun başı O'dur. Her şeyde ilk yeri alsın diye başlangıç olan ve ölüler arasından ilk doğan O'dur.
    (1.Timoteyus 2:5-6; Koloseliler 1:13-18)





    4. Sola Gratia: Sadece ve Yalnızca Lütufla Kurtuluş



    Reformun odak noktası lütufla kurtuluştu. Roma Kilisesi Komünyonu, “Tanrı’yı yatıştıran gerçek kurbanlar” ve Komünyonun (Şarap ve Ekmek alınması) “Tanrının bizi lütfuyla ve pişmanlık hediyesi ile hatalarımızı ve hatta büyük günahlarımızı görmezden gelmesi’ olduğunu öğretti – reformcular iman aracılığıyla, lütufla kurtuluşu anlatan Kutsal Kitaba dayalı öğretişe döndüler. Tanrı’nın karşısındaki doğruluğumuz lütuf aracılığıyla Rabbimiz Mesih İsa’nın çarmıhtaki işiyle bize aktarıldı. Roma tarafından öğretilen sevap kazanmak (kendi kendini kurtuluşa hak kazandırmak) öğretişinin tersine, sola gratia ve buna eşlik eden tamamen (radikal) bozulmuşluk, koşulsuz seçim, amaçlı kefaret ve kutsalların sona dek dayanması öğretişleri de tüm reformcular tarafından Protestan Akımı boyunca vaaz edildi. 1689’daki Vaftizci İman Açıklamasına göre, "Mesih itaati ve ölümüyle, aklanmış olanların tüm borçlarını iptal etti; ve çarmıhtaki kendi kurbanlık kanı aracılığıyla, onlar için olan cezanın altında kaldı; gerçek, geçerli ve tamamen Tanrı’yı tatmin edecek şekilde insanlar uğruna Tanrı’nın adaletini üzerine aldı...onların aklanışı sadece karşılıksız lütufdur ve Tanrı’nın eksiksiz adaleti ve zengin lütfu günahkarların aklanışında yüceltildi."

    Kutsal Yazıların söylediği gibi,

    Bizi Mesih'te her ruhsal kutsamayla göksel yerlerde kutsamış olan Rabbimiz İsa Mesih'in Babası Tanrı'ya övgüler olsun. O, kendi önünde, sevgide kutsal ve kusursuz olmamız için dünyanın kuruluşundan önce bizi Mesih'te seçti. Kendi isteği ve iyi amacı uyarınca, İsa Mesih aracılığıyla kendisine oğullar olalım diye bizi önceden belirledi. Öyle ki, sevgili Oğlunda bize bağışladığı yüce lütfu övülsün. Tüm bilgelik ve anlayışla üzerimize yağdırdığı kendi lütfunun zenginliği sayesinde, Mesih'in kanının aracılığıyla Mesih'te kurtuluşa, suçlarımızın bağışına sahibiz.
    (Efesliler 1:3-8)



    5. Sola Fide: Sadece ve Yalnızca İman ile Aklanma



    Reformun ‘Gerekli Prensibi’ sadece ve yalnızca iman ile aklanmaydı. Westminster İman Açıklamasının söylediği gibi, "İman, böylece Mesih’in ve O’nun doğruluğunu almak ve dayanmak, aklanmak için tek gerekli olan şeydir: fakat kişinin aklanması tek kazanılan şey değildir, onu başka kurtaran lütuf takip eder ve bu ölü bir iman değildir fakat sevgiyle işleyen imandır." Genevan İman Açıklaması yaşamakta olanların aklanmışlar için gerekli imanı şöyle işaret etti, “Tanrı’nın iyiliğinin büyük ve zengin hazinelerine sahip olmanın ayrıcalıklı yolunun, iman aracılığıyla olduğunu beyan ediyoruz; yüreğimizdeki eminlikle ve güvenle söyleyebiliyoruz ki, müjdenin vaatlarine inanıyor, ve Baba tarafından bize verilen ve Tanrı’nın Sözüyle açıklanan İsa Mesih’i kabul ediyoruz (Genevan 11).

    Kutsal Yazıların söylediği gibi,

    Örneğin, «İbrahim Tanrı'ya iman etti ve böylece aklanmış sayıldı.» Öyleyse şunu bilin ki, İbrahim'in gerçek oğulları iman edenlerdir. Kutsal Yazı, Tanrı'nın diğer ulusları imanlarına göre aklayacağını önceden görerek İbrahim'e, «Bütün uluslar senin aracılığınla kutsanacaktır» müjdesini önceden verdi. 9Böylece iman edenler, iman etmiş olan İbrahim'le birlikte kutsanırlar.

    Yasa'nın gereklerini yapmış olmaya güvenenlerin hepsi lanet altındadır. Çünkü şöyle yazılmıştır: «Yasa kitabında yazılı olan her şeyi sürekli yerine getirmeyen her insan lanetlidir.» Açıktır ki, hiç kimse Tanrı katında Yasa'yla aklanmaz. Çünkü «imanla aklanan insan yaşayacaktır.»."
    (Galatyalılar 3:6-11)

    Martin Luther’in, 95 Maddelik Tezi
    Martin Luther:

    “Disputatio pro Declaratione Virtutis Indulgentiarum”

    (Endüljansların Kudretine ve Yararına Dair İfşaatlarla İlgili Münazara)





    31 Ekim 1517



    Hakikat aşkıyla ve hakikatin temellerini açığa çıkarma arzusuyla saygıdeğer Papaz

    Martin Luther (serbest sanatlar ve kutsal teoloji Magister’i ve de aynı yerde üniversite

    profesörü) önderliğinde Wittenberg’de aşağıdaki önermeler hakkında bir münazara

    yapılacaktır. Bu yüzden şahsen Wittenberg’e gelip de sözlü olarak tartışamayacak

    olanların fikirlerini yazılı olarak sunmalarını rica etmektedir. Rabbimiz İsa Mesih adına.

    Amin.



    1.Rabbimiz ve Efendimiz İsa Mesih “Tövbe Edin”

    (Matta 4:17: “İsa vazedip: Tövbe edin, çünkü göklerin melekutu yakındır, demeğe o vakitten başladı.”hakkı kullanabilir.

    Buna rağmen suçları affetme hakkı olmadığı düşünülürse, suç tamamıyla affedilmiş sayılmayacaktır.)

    diye buyurduğunda, inananların tüm

    hayatının tövbe olması gerektiğini istemiştir.

    2. Bu söz, rahiplerce icra edilen sakramental tövbe, yani günah çıkarma ve kefaret

    ödeme olarak anlaşılamaz.

    3. Bununla beraber sadece içsel tövbe demek de değildir. Hayır, bedene dışsal olarak

    çeşitli ıstıraplar vermeyen, nefsi köreltmeye yaramayan içsel tövbeler yoktur.

    4. O halde [günahın] cezası, insanın kendi kendini yargılaması devam ettiği sürece

    bitmeyecektir. Zira bu, hakiki içsel tövbedir ve göklerin melekutuna kavuşmamıza

    dek sürecektir.

    5. Papa ya şahsen ya da Kilise Kanunu’nun otoritesiyle verdiği cezaların dışındakileri

    bağışlayamaz ya da bunları bağışlamak istemez.

    6. Papa suçları bağışlarken bunların Tanrı tarafından bağışlandığını ilan edip buna

    şahadet etmesi gerekir ve sadece kendi affetme yetkisi dahilindeki hallerde bu

    Matta 4:17: “İsa vazedip: Tövbe edin, çünkü göklerin melekutu yakındır, demeğe o vakitten başladı.”

    hakkı kullanabilir. Buna rağmen suçları affetme hakkı olmadığı düşünülürse, suç

    tamamıyla affedilmiş sayılmayacaktır.

    7. Tanrı suçu bağışlarken, kişiyi hem her şeyde mütevazı kılar ve hem de onu kendi

    vekili olan rahibin hükmü altına alır.

    8. Tövbe usullerine dair Kilise Kanunları sadece yaşayan insanlar için bağlayıcıdır, söz

    konusu Kanunlar’a göre hiçbir şey ölmüşlere tatbik edilemez.

    9. O halde Papa’nın şahsında teveccüh eden Kutsal Ruh bize karşı müşfiktir, çünkü

    saldığı fermanlarda Papa, ölümden ve zorunlu hallerden her seferinde imtina eder.

    10. Ölmekte olanların durumunda Araf için de Kanuni kefaret (“Kilise Kanunu” anlamında.) buyuran rahiplerin

    yaptıkları bu yüzden cahilce ve fenadır.

    11. Kanuni cezanın Araf cezasına dönüştürülmesi fikri, apaçık biçimde görülebileceği

    üzere, piskopozlar uyurken ekilip yeşeren yaban dikeni gibidir.

    12. Eskiden Kanuni cezalar, hakiki pişmanlığın göstergesi olarak Absolüsyon’dan (“Absolüsyon”: Günahtan bağışlanma sakramenti.)

    Esasen, ruhun cismani sınırlarından “mezun” olma işlemi

    anlamındadır.

    sonra değil önce verilirdi.

    13. Ölmekte olanlar bütün cezalardan ölüm dolayısıyla kurtulmuşlardır. Kanuni

    kurallara göre onlar, artık ölmüş kabul edilir ve bu nedenle bütün cezalardan

    hukuken serbest kalırlar.

    14. Ölmekte olanların kusurlu ruh hali ile kusurlu Tanrı aşkı, zorunlu olarak beraberinde

    büyük bir korku getirir. Tanrı aşkı ne kadar az ve ruh hali ne kadar kusurlu ise,

    korku da o kadar büyük olur.

    15. Bu korku ve dehşet, Araf cezasını oluşturmak açısından (başka şeyler hakkında

    hiçbir şey söylemiyoruz) tek başına yeterlidir, çünkü bu, ümitsizliğin dehşetine çok

    yakındır.

    16. Cehennem, Araf ve Cennet arasındaki fark ümitsizlik, yarı ümitsizlik ile güven ve

    selamet arasındaki fark kadar birbirinden ayrı gibi.

    17. Araf’taki ruhların dehşetin azalmasına ve Tanrı aşkının artmasına ihtiyaç duydukları

    açıktır.

    18. Ayrıca ne akıl, ne de Kutsal Kitap delilleri onların mükafat kazanabilme ya da Tanrı

    aşklarının artabilmesi halinin dışında olduğunu ispat edemeyeceği de aşikardır.

    19. Onların ya da en azından bazılarının, kendi selametlerinden emin oldukları ya da

    bunun teminat altında olduğunu düşündükleri halde, biz bu hallerden çok emin

    olsak da bu hallerin ispat edilemeyeceği aşikardır.

    20. Buna göre, bütün cezaların tam bağışlanmasından söz eden Papa, gerçekte bütün

    cezaları değil kendisinin hükmettiği cezaları bağışladığını demek istemektedir.

    21. Buna göre, Papa’nın bağışlamasıyla bir insanın bütün cezalardan kurtulduğunu ve

    selamete erdiğini söyleyen Endüljans vaizleri yanılgı içindedir.

    22. Zira Papa, Kanun’a göre bu hayatta ödenmesi gereken hiçbir cezayı Araf’taki ruhlar

    için bağışlayamaz.

    23. Eğer birinin bütün cezalarını bağışlamak mümkün olsaydı, bunu ancak en

    mükemmel insanlar için yapmak mümkün oldurdu, yani en azlar için.

    24. Ayrım yapmaksızın ve büyük bir şatafatla yürütülen cezadan kurtulma vaatleri,

    insanların büyük bir kısmının mecburen aldatılması anl¤¤¤¤¤ gelir.

    25. Papa’nın Araf üzerinde sahip olduğu kudret, herhangi bir piskopozun ya da papazın

    özel olarak kendi piskopozluk bölgesindeki ya da cemaati dahilindeki kudretinden

    hiçbir farkı yoktur.

    26. Papa, anahtarların gücüyle değil de (ki bu konuda o bu güce sahip değildir),

    başkası adına yalvararak [Araf’taki] ruhların bağışlanmasını dilediğinde doğru

    yapmış olur.

    27. Paranın para kutusuna atılmasıyla birlikte ruhun daha o an [Araf’tan] uçup

    kurtulduğu sadece bir insan öğretisidir.

    28. Paranın para kutusuna atılmasıyla, ancak kârın ve hırsın artacağı kesindir, ama

    Kilise’nin başkası adına yalvarmasının bir netice vermesi sadece Tanrı lütfuna

    kalmıştır.

    29. Araf’taki bütün ruhların oradan parayla kurtulmak istediğini kim bilebilir ki? Örneğin

    Aziz Severinus ile Paskalis’in bunu istemedikleri rivayet edilir.

    30. Hiç kimse kendi pişmanlığında samimi olup olmadığını bilemez, tam bağışlanmaya

    kavuşup kavuşmadığını ise hiç bilemez.

    31. Gerçekten tövbekar olan insan çok nadirdir, aynı şekilde gerçekten ve samimiyetle

    Endüljans satın alan insan da çok nadirdir.

    32. Bağışlanma belgelerine sahip oldukları için kendi selametlerinden emin olanlar,

    bunu onlara öğreten üstatlarla birlikte ebediyete kadar mahkum olacaklardır.

    33. Papa’nın bağışlanma belgelerinin Tanrı ile insanı uzlaştıran, Tanrı’nın paha biçilemez

    bir armağanı olduğunu söyleyenlere karşı ne kadar tetikte olunsa azdır.

    34. Zira bu Endüljans lütufları, sakramental kefaretin cezalarıyla ilgilidir, bunlar ise

    insanlar tarafından tayin edilmiştir.

    35. Araf’tan ruh satın alıp kurtarmak ya da günah çıkarma belgeleri satın almak

    isteyenler için pişmanlık beyanının gerekli olmadığını vaazedenler, Hıristiyanca

    öğretiyor değildirler.

    36. Her hakiki tövbekar Hıristiyan, bağışlanma belgeleri olmadan da cezadan ve suçtan

    tamamıyla bağışlanma hakkına sahiptir.

    37. Ölü ya da canlı her hakiki Hıristiyan, Mesih’in ve Kilise’nin bütün hayırlarından

    payını alır. Bu ona Tanrı tarafından verilmiştir, bağışlanma belgesi olmasa bile.

    38. Yine de Papa aracılığıyla bahşedilen bağışlanmalar ve [Kilise’nin rahmet hazinesine]

    katılmalar, daha önce de söylediğim gibi, Tanrısal bağışlanmanın ifşaası oldukları

    için hiçbir şekilde küçümsenmemelidir.

    39. En alim teologlar için bile, halkın karşısında bir yandan Endüljansların bolluğunu,

    diğer yandan da pişmanlığın samimiyetini salık vermeleri çok zor olacaktır.

    40. Hakiki pişmanlık, cezayı arar ve sever. Fakat Endüljansların bolluğu, sadece

    cezaların gevşekliğine ve cezalardan nefret edilmesine, en azından nefret etmek için

    [bir vesile oluşturmasına] sebep olur.

    41. Papa’nın bağışlamaları dikkatli biçimde vaazedilmelidir, zira aksi halde halk, yanlış

    yola saparak, sevginin diğer hayır eserlerine nispetle Endüljansı tercih etmeyi

    düşünebilir.

    42. Hıristiyanlara; Endüljans satın almanın, diğer merhamet işleri ile hiçbir şekilde

    karıştırılmaması gerektiğinin Papa’nın da görüşü olduğu öğretilmelidir.

    43. Hıristiyanlara; fakirlere hibe ya da muhtaçlara yardım etmekle, bağışlanma belgesi

    satın almaktan daha hayırlı bir şey yaptığı öğretilmelidir.

    44. Sevgi, sevginin eserleriyle büyür ve insan böylece hayra erişir. Fakat bağışlanma

    belgeleriyle insanlar hayra erişmez, sadece cezadan kısmen serbest kalır.

    45. Hıristiyanlara; muhtaç birisini görmezlikten gelerek parasını bağışlanma belgesi

    satın almak için harcayanların, Papa’nın Endüljansını değil, Tanrı’nın gazabını satın

    almış oldukları öğretilmelidir.

    46. Hıristiyanlara; ihtiyaçlarından fazlasına sahip olanlar hariç, aileleri için hayati

    öneme sahip olan para ve eşyayı kendilerine ayırmaları ve bunları kesinlikle

    bağışlanma belgeleri için harcamamaları öğretilmelidir.

    47. Hıristiyanlara; bağışlanma belgelerini satın almanın, bir Tanrı emri değil, serbest

    iradenin bir kararı olduğu öğretilmelidir.

    48. Hıristiyanlara; bağışlanma belgeleri bahşeden Papa’nın aslında, bu Endüljansların

    getirdiği paradan ziyade dualara ihtiyaç duyduğu, bu yüzden de esasen bu duaları

    arzuladığı [ve beklediği] öğretilmelidir.

    49. Hıristiyanlara; bütün güvenlerini emanet etmedikçe Papa’nın bahşettiği bağışlanma

    belgelerinin yararlı, fakat bu belgeler dolayısıyla Tanrı korukularını kaybetmelerinin

    ise tamamıyla zararlı olduğu öğretilmelidir.

    50. Hıristiyanlara; Papa’nın, Endüljans vaizlerinin kullandığı cebir ve zordan haberi

    olsaydı Aziz Petros Kilisesi’ni Mesih’in kuzularının deri, et ve kemikleri üzerine inşa

    etmektense onun yanıp kül olmasını yeğleyeceği öğretilmelidir.

    51. Hıristiyanlara; Papa’nın asıl arzu ve görevinin, bazı Endüljans avcılarının zorla para

    topladıkları pek çok insana zati parasından vermek olduğu, Aziz Petros Kilisesi’ni

    bile bu amaç için satıp elde edeceği parayı o muhtaçlara vermek isteyeceği

    öğretilmelidir.

    52. Bağışlanma belgelerinin selameti güvenceye aldığı beyhude bir düşüncedir, aracılar

    ve hatta bizzat Papa ruhunu bu Endüljans için kefil etse bile.

    53. Çevre kiliselerde bağışlanma belgelerinin vaaz edilebilmesi için Kilise’de Tanrı

    Kelamı’nın susması için uğraşanlar Mesih ve Papa düşmanlarıdır.

    54. Aynı vaaz süresi içinde Kelam’a ayrıldığı kadar veya ondan daha fazla bir süreyi

    bağışlanma belgelerine ayırmak Tanrı Kelamı’na haksızlık etmektir.

    55. Bağışlanma belgesi, ki bu çok küçük bir şeydir, tek bir çanla, tek bir alay ve

    seremoni ile kutlanıyorsa; İncil’in, ki bu en büyük olandır, yüz çanla, yüz alayla ve

    yüz seremoniyle vaaz edilmesi gerektiği Papa’nın tartışmasız görüşüdür.

    56. Papa’nın Endüljansı ihsan ettiği Kilise’nin Rahmet Hazineleri, Mesih halkı tarafından

    yeterince bilinmediği gibi, bu Hazinelerin içeriği dahi isimlendirilmemiştir.

    57. Hazinelerin fani şeylerden meydana gelmediği aşikardır, zira aksi takdirde vaizlerin

    çoğu bu hazineleri bu kadar bol elle dağıtmaz, onları ellerinde biriktirip artırmaya

    çalışırlardı.

    58. Ayrıca bu Hazineler, Mesih ya da Azizlerin fazilet ve kazanımlarından da meydana

    gelmemiştir, zira Papa olmadan bile bu Hazineler kendiliğinden içsel insana inayet,

    dışsal insana ise dert, ölüm ve cehennem sağlamaktadır.

    59. Aziz Laurentius Kilise Hazinesinin fakirlere ait olduğunu söylerken, bu ifadeyi

    çağının anlayışı içinde kullanmıştır.

    60. Bu Hazinenin Mesih’in fazileti aracılığıyla armağan edilmiş olan Kilise Anahtarları

    olduğunu söylersek cüret etmiş olmayız.

    61. Çünkü kendisine tahsis edilmiş olan cezaların ve belirli hallerin affedilmesi için

    Papa’nın bizzatihi yeterli ve yetkin olduğu açıktır.

    62. Kilise’nin hakiki Hazinesi Tanrı’nın ihtişam ve inayetine dair En Kutsal İncil’dir.

    63. Fakat bu Hazine, birinciyi sonuncu yaptığı için doğal olarak çoğunluğun nefretini

    kazanmıştır.

    64. Öte yandan sonuncuyu birinci yapan Endüljans hazinesi doğal olarak en çok kabul

    görendir.

    65. Bu yüzden İncil’in Hazineleri geçmişte zenginliğin sahiplerini (“Tanrı sevgisi ve iman sahibi” anlamında.)

    avlamak için

    kullanılmış ağlardır.

    66. Endüljans hazineleri ise, zenginlik sahiplerini (“Mal ve mülk sahibi” anlamında.)

    avlamak için kullanılan ağlardır.

    67. Vaizlerin büyük bir çığırkanlıkla Endüljansın en büyük lütuf olduğunu dile

    getirmeleri gerçekten de bir lütuf, zira bu iyi bir kazanç kapısı.

    68. Fakat gerçekte bunlar, Tanrı’nın inayeti ve Haç’ın takvası ile karşılaştırıldığında en

    küçük olanlardır.

    69. Piskopoz ve papazların Papa’nın Endüljans Komiserleri’ne büyük bir saygıyla izin

    verme zorunluluğu vardır.

    70. Fakat bundan da fazla olarak, gözlerini daha da çok keskinleştirmek ve kullaklarını

    daha da çok açmak zorundadırlar, ki bu Komiserler, Papa’nın vekilliğini vaaz

    edecekleri yere kendi saçmalıklarını vaaz etmesinler.

    71. Papalığın bağışlanma belgelerinin hakikatine karşı gelenler aforoz edilsin ve

    lanetlensinler.

    72. Fakat Endüljans vaizlerinin haddini bilmezliğine ve küstahlığına karşı muhafızlık

    edenlere kutlu olsun.

    73. Papa, bağışlanma belgelerinin ticaretinde çeşitli hileler yapanlara karşı haklı

    biçimde hiddetlenip onları aforoz etmektedir.

    74. Fakat Papa, bağışlanma belgelerini bahane ederek kutsal sevgi ve hakikatte hile

    yapmaya kalkışanlara karşı daha da çok hiddetlenme isteğindedir.

    75. Papa’nın Endüljanslarının, Tanrı Doğuran’a (“Tanrı Doğuran” Meryem (theotokhos) anlamındadır.)

    karşı bir tecavüzü bile (ki bu

    imkansızdır) affedecek kadar güçlü olduğunu sanmak delilikten başka bir şey

    değildir.

    76. Biz ise buna karşılık, Papa’nın Endüljansının, en küçük bir affedilebilir günahı bile

    bizzatihi suçu açısından kaldıramadığını söylüyoruz.

    77. Denmektedir ki, Aziz Petros şimdi Papa olsaydı daha fazla inayet ihsan etmesi

    mümkün olamazdı. Bu, Aziz Petros’a ve Papa’ya karşı bir küfürdür.

    78. Biz ise buna karşılık, mevcut Papa’nın ve genel olarak bütün Papaların daha da

    büyük inayetleri tasarruflarında bulundurduklarını söylüyoruz. Bu inayet İncil’dir:

    Korintoslular’a Birinci Mektup 12’de yazılmış olduğu üzere: “Şifa veren ruhsal

    bağışlar ve yetenekler”

    (Korintoslulara Birinci Mektup: “Ruhsal bağışlar çeşit çeşittir, ama onları sağlayan Ruh aynıdır.” (12:4). “Yine

    aynı Ruh aracılığıyla birine iman, o tek Ruh’la başkasına hastaları iyi etmek için ruhsal bağışlar verilir. Birine

    mucizeler oluşturan güçlü işler, başkasına peygamberlik, başkasına ruhları ayırt edebilme yeteneği, başkasına

    çeşitli diller, başkasına da yabancı dilleri çevirme yeteneği verilir. Bunların tümünü tek ve aynı Ruh etkiler;

    istemi uyarınca herkese ayrı ayrı dağıtır.” (12:9-11).)

    vs.

    79. [Endüljans vaizlerince tertip edilip Kilise’lere yerleştirilen] Papalık armasıyla tezyin

    edilerek öncelikli bir yere asılmış olan bir Endüljans Haçının Mesih Haç’ı ile eşit

    değerde olduğunu söylemek küfürdür.

    80. Böyle şeylerin halk arasında yayılmasına neden olan vaazlara izin veren piskopoz,

    papaz ve teologlar mutlaka hesap vereceklerdir.

    81. Bu küstah Endüljans vaazları yüzünden okumuş adamların bile, Papa’nın saygısına

    karşı iftirada bulunanları engellemeleri ve hatta Laik’lerin kurnaz şüphelerinden

    kurtarmaları zorlaştırmaktadır.

    82. Örneğin:

    (Burada söz konusu iftiralara ve “kurnaz şüpheler”e örnekler vermektedir.)

    Kilise’yi inşa etmek için kullandığı hayırsız para uğruna, yani çok da

    geçerli olmayan bir nedenle, sonsuz sayıda ruhu selamete kavuşturduğuna göre,

    kutsal sevgi aşkına ve Araf’taki ruhların acil ihtiyaçları dikkate alındığında, yani

    gerçekten geçerli bir nedenle, Papa niçin Araf’ı bütün ruhlardan boşaltmıyor?

    83. Yahut: Endüljans’la selamete kavuşmuş olanlar için dua etmek yanlışsa eğer,

    ölmüşlerin cenaze törenlerine ve seneyi devriye törenlerine niçin devam ediliyor?

    Ayrıca ölmüşler adına kurulan vakıfların iade edilmesine ya da kapatılmasına izin

    verilmiyor?

    84. Yahut: Tanrı ve Papa karşısındaki bu yeni dindarlık nasıl bir şeydir ki, kafir ve

    düşman bir adama Tanrı dostu bir in:):):):):)n ruhunu Araf’tan satın alarak onu

    kurtarma izni veriliyor da, bu inanan ve mahbubun ruhu kendi ihtiyacı dolayısıyla

    saf sevgi aşkına serbest bırakılmıyor?

    85. Yahut: Fiilen ve kullanılmaya kullanılmaya bizzatihi iptal edilmiş sayılan Kilise’nin

    Tövbe Kanunları niçin kaldırılmıyor da, hala Endüljansların ihsan edilmesi

    neticesinde para karşılığında bunlardan doğan cezalardan (sanki bu Kanun daha

    geçerliymişçesine) bağışlanma sağlanıyor?

    86. Yahut: Şimdiki zenginliği en zengin para babalarından daha çok olan Papa, sadece

    Aziz Petros Kilisesi’ni fakir inananların parası yerine kendi parasıyla inşa ettirmiyor?

    87. Yahut: Papa zaten tam tövbe ederek tüm günahlarının cezalarından bağışlanmaya

    ve kutsal Hazineden tam paydaşlığa hak kazanmış olanların nesini bağışlamakta

    veya neyin paydaşlığını ihsan etmektedir?

    88. Yahut: Papa şimdi tek bir defa yaptığını günde yüz defa yapsa ve her inanana bu

    bağışlanmaları ve paydaşlıkları ihsan etse, Kilise’ye bundan daha büyük bir kutsiyet

    gelebilir miydi?

    89. Papa bağışlanma belgelerini para kazanmak için değil de ruhları selamete

    kavuşturmak için ihsan ettiğinden, aynı etkiye sahip oldukları halde bundan önce

    ihsan edilmiş olan Endüljansları ve bağışlanma belgelerini niçin iptal etmektedir?

    90. Laik’lerin bu hoş olmayan argümanlarını ve şüphelerini sadece cebren bastırmak ve

    makul argümanlar göstermeden bunlardan kaçınmak, Kilise’yi ve Papa’yı

    düşmanlarının alay konusu haline getirmekte, Hıristiyanların ise mutsuz olmasına

    neden olmaktadır.

    91. Bu halde bağışlanmalar Papa’nın ruhuna ve düşüncesine uygun biçimde vaaz

    edilseydi eğer, bütün bu şüpheler kolayca çözümlenecek, hatta ortaya bile

    çıkmayacaktı.

    92. O zaman şu [yalancı] peygamberlere lanet olsun ki, Hıristiyanlara “Barış, Barış”

    derler de aslında barış değildir.

    93. Öte yandan şu [gerçek] peygamberlere kutlu olsun ki, Hıristiyanlara “Haç, Haç”

    derler de aslında [dert olup taşınması gereken] bir haç değildir.

    94. Hıristiyanların cezalar, ölümler ve cehennemden geçerek başları olan Mesih’i takip

    etme hususunda gayretkeş olmaları öğütlenmeli;

    95. ve yalancı bir ruhani teminatla kendilerini teselli edecekleri yerde pek çok ıstırap

    yaşayarak Göklerin Melekutu’na varmaları hususundan emin olmaları gerektiği

    söylenmelidir.
     
  4. Google

    Google Özel Üye

    hristiyanlık nedir - hristiyan kimdir - hristiyanlık hakkında bilgi
     

Bu Sayfayı Paylaş