hoşçakalın uzak olanlar

'Şiirler' forumunda Dine tarafından 19 Ekim 2009 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    hoşçakalın uzak olanlar konusu Doğuya baktığında gözlerin
    İlk sabah güneşi eşliğinde
    Ve safran renginde,
    Duygularımı düşle, düşle ki !
    Aksın yüreğin, senin gidişin
    Benim gözyaşım gibi

    Güneşin yansıması
    Kaplasın altın sarısı saçlarını.
    Hayalinde canlansın, ıslanmış yastığım.
    Ve satırların arasında, bulduğunda aşkımı
    Anla yastığımın neden ıslandığını
    ‘’Erkekler ağlamaz ’’ derdim ya !
    Yalanmış !

    Neden mi ?
    Gidişini gördüm gene düşümde.
    Ayrılığın hançeri vardı döşümde.
    Ben uğurlamaya gelirken seni,
    Seni ısıtan güneş, kavuruyordu beni.
    Boğazımda gitme diyemeyişimin düğümü
    O an başladı, senli hayallerimin ölümü.

    Bensiz bir kalabalığın içine yürüyordun.
    Heyhat ! Tarihi kilitliyor
    Gittiğin o güne, ruhumu gömüyordun.
    Ogün Temmuz’un altısı,
    Bana kalansa sevdamın son tortusu.
    Bu gün hala Temmuz’un altısı,
    Dedim ya kilitledin zamanı.

    Her sevda kilitlenecek mi bir güne!
    Aşk ne kadarda küçükmüş meğer.
    Küçücük bir günü sığdırıyorsa bir ömre.
    Ve sonbahar, yüreğim kadar temiz olsaydı
    Ve bir o kadarda çalarken sevdamın yeşilini.
    Razıydım birde kışlara kalmasaydı.
    Ayazında kurumasaydı, sevdamın son tomurcukları.

    Yürümüştün,
    Küçük bir kız çocuğu masumluğunda.
    Titreyen yüreğimi, hüzün ağaçlarının altında
    Bıraktın mezarlığın kapısına.
    Hala bir yer bulamadı kendine.
    Oysa küçük olan bendim, o koskoca cüssemle.
    Küçüktüm, bak sen gitmeyi becerdin,
    Ben bir ölmeyi bile beceremedim.

    Gökyüzü, yeryüzü ne varsa arasında kalan
    Sustu o gün, yada ben sustum hepsine
    Ne far eder ki, uzaksa yakın olması gereken
    Ve uzaklık çağırıyorsa hep yakın olması gerekenleri
    Heyhat ! Çoktan gömdüm ben çoktan
    Yüreğimdeki fesleğenleri, gömemezken kendimi
    Susmak değil midir bazen, gereğinden fazla konuşmak
    Yanılsamalara yatırırız gözlerimizi
    Ay mıdır güzelliği sunan, yoksa ışığı veren güneş mi ?
    Ağaçların arasında kalmışsa, yaşar mı papatya ?
    Güneşi görmüyorsa, kaplıyorsa düşen yapraklar üstünü

    Ne kadar yaşamaktır sizce
    Yaşamın mezbahasında beklerken
    Sıradaki hep sizden önceki ise
    Ve bakıp solgun donuk yüzünüze kasap
    Heyhat ! Dönüp gidiyorsa her seferinde
    Sizde özlemez misiniz ölümü ?

    Belki işitirsiniz artık, uzağa yakın olanlar
    Zamanıdır işitmenizin bitkin sesimi
    Benim yiten sesimdir o, ruhumun son sessiz çığlığı
    Yaşam mezbahasında kasabın henüz el değmediği.
    Son giden benden bir öncekiydi
    Giderken “ bu gün yedi temmuz dedi “
    Gelmedi kilitleyen, kırdım kilitleri
    Ve duyuldu beklediğim ses
    Sıradaki bendim artık, hoşça kalın uzak olanlar
     

Bu Sayfayı Paylaş