Histerik Edebiyat - Histerik Edebiyat nedir - Histerik Edebiyat hakkinda

'Psikoloji' forumunda Mavi_Sema tarafından 8 Eylül 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Histerik Edebiyat - Histerik Edebiyat nedir - Histerik Edebiyat hakkinda konusu Tıp tarihinde kadınların hallerini açıklamak için en sık ve en rahat kullanılan terimlerden biri "histeri" olmuştu. Kadın ve histeri arasındaki bağ, etimolojik açıdan da tasvip görmüş ve Yunanca uterus kelimesinden gelen hisleri, "gezgin rahim" rahatsızlığı olarak tanımlanmıştı. Bu tanımı benimseyen hekimlere göre, rahim huzursuz bir şekilde vücudun içinde dolaşıp duruyor; kâh yukarı tırmanıp mideye ağırlık yapıyor, kâh gırtlağa yaklaşıp öksürük nöbetlerine yol açıyor, kâh göğüs kafesine yerleşip iç sıkıntılarına sebep oluyordu. Rahmin yeri değiştikçe, verdiği rahatsızlık da değişiyor ve bu durum histeri belirtilerinin "tutarlı" olmasını imkansız kılıyordu.

    Tüm kadınların azbuçuk histerik olduğu fikri modern zamanların en gözde temalarından biri oldu. Tabii artık tıp ilerlediği için, histerinin sebebi rahmin konar-göçer hallerinden değil, sinir sisteminin kalıcı marazlarında aranıyordu. Kadınlar sadece cins-i latif değil, cins-i asabi oldukları için, histeri onların doğasında vardı. Doktorlardan bazıları, her kadının ömrünün farklı dönemlerinde tekrar ve tekrar histeriyle karşılaşmaya mahkum olduğunu söyleyecek kadar hevesle sarıldılar bu iddiaya. Ne de olsa kadınların doğa tarafından belirlenmiş ve ayrıntılandırılmış yaşam evreleri vardı (kız çocukluk, bakirelik, annelik, menopoz gibi) ve bir aşamadan bir aşamaya geçişe histeri nöbetlerinin eşlik etmesi de bir o kadar doğaldı.

    Bununla birlikte, yakın dönemlerde bazı feminist eleştirmenler, kadınlara musallat olan bir hastalık olarak görülen histeriyi, kadınlara has bir meziyet olarak tanımlamamayı benimsediler. Bilhassa Helene Cixous, Julia Kristeva ve Michele Montrelay gibi Fransız feminist teorisyenler histerinin kadınlara, erkek egemen dilin dışından bir kanal açtığını iddia ettiler. Mevcut yazınsal yapının kuralları ve taşları erkeklerce konduğu için, ecriture feminine adını verdikleri alternatif bir yol önerdiler. Bütün bu tartışmalarda, ilginç noktalardan biri, feminist araştırmacıların histeri ve edebiyat arasında kurdukları bağlantılardı. Helene Cixous, bütün kadın yazarları, histerik kadınları yazmaya davet etti. Julia Kristeva, Freud un saptadığı histerik özelliklerin, kadınlar tarafından yazılan romanların çoğunda görülebileceğini söyledi. Mary Jacobus kadın yazınının muhakkak histerik olacağını iddia etti. Juliet Mitchell çok daha iddialı bir üslupla, aslında tüm kadın romancıların birer histerik olmaları gerektiğini öne sürdü. Feminist araştırmacıların histerik kadın edebiyatını yüceltmeleri, beraberinde, edebiyatta histerik kadın modeller arayışını getirdi. Bu açıdan sunulan tiplemelerin başında Jane Eyre ve Emma Bovary geldi. Sonuçta, histerik kadın yazarların, kadınların histerik hallerini anlattığı edebiyat, mevcut edebi yazına alternatif olarak sunuldu. Ancak bu söylem, tüm albenisine ve eleştirel ruhuna rağmen, son tahlilde, histerinin kadınların doğasında bulunduğu ve eninde sonunda her kadının histerik olduğu iddialarını güçlendirmekten öteye geçemedi.

    Oysa yakın dönemlerde Batı ülkelerinde histeri terimi cazibesini büyük ölçüde yitirdi. Bu genel gidişatın belirgin istisnalarından biri, AIDS e yakalanan eşcinsel erkeklerle ilgili araştırmalar. Anlaşılan, onların da, tıpkı kadınlar gibi, histerik tepkiler verip duygusal patlamalar yaşadıklarını vurgulamayı seven bolca terapist var ortalıkta. Ama önyargıların vızır vızır işlediği sahalarda hâlâ tutunmaya devam etse de, artık histeri kelimesinin başlıbaşına bir sorun teşkil ettiği genel kabul görüyor. Histerinin kadın vücuduna içkin bir şey olmadığının; tam tersine, ister kadın olsun, ister erkek, insana "dışarıdan" verildiğinin, yani öğretildiğinin üzerinde duruluyor. Bu açıdan bakıldığında histeri, bir biyolojik hastalık olarak değil, toplumsal bir salgın olarak değerlendiriliyor.

    Mevcut edebi yapılanmaya ve ürünlere alternatif olarak bir "histerik kadın edebiyatı" sunmak, histerinin toplumsal boyutunu, öğretilmişliğini ve dolayısıyla, her iki cinsin de ortak sorunu haline geldiğini ve tamamen içinde yaşadığımız çağın bir armağanı olduğunu görmezlikten gelmek demektir. Histeri, mevcut dilsel ve kültürel yapıların dışına çıkmak için tüneller kazmamıza yaramaz. Öte yandan histerinin doğal değil öğretilmiş olması, biyolojimizle değil, toplumsal ve kültürel yapılarımızla ilgili olması, sadece kadınların değil her iki cinsi de ilgilendirmesi, histerinin ve histeriklerin edebiyatın gözde temalarından biri olmalarını engellemez. Ne de olsa, edebiyatın ve genelde sanatın kapıları, mantığın dışladığı her türlü "yanlış"a, hakikatlerin küçümsediği her türlü hayale, ana yoldan çıkıveren her türlü "sapma"ya açıktır.

    Elif Şafak
    E Dergisi
     

Bu Sayfayı Paylaş