Hifa Hatun

'İslamda Aile ve Kadın' forumunda sleza tarafından 10 Ağustos 2008 tarihinde açılan konu

  1. sleza

    sleza Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Hifa Hatun konusu Medine'nin kadınları hem güleryüzlü, hem de güzeldirler. Ancak Hifa Hatun
    başka güzeldir ve bambaşka gülümser. Öylesine sıcakkanlı ve öylesine
    samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler. Oğlu, abisi, erkek kardeşi
    olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister. Onu ciddi
    ciddi sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler.

    Hifa Hatun'un methi hızla yayılır ve çoook uzaklara gider. Bırakın
    hekimleri, tüccarları, vezirler, sultanlar sıraya girer. Ancak o Necaşi gibi
    bir İmparatoru bile reddeder sadece ve sadece ALLAH'ın rızasını diler.

    Ama taliplerin ardı arkası kesilmez. Kimi ayaklarına halılar serer... Kimi
    cevahirler döker.... Yüz kızıl tüylü deveyi getirip kapısına bağlayanları mı
    sorarsınız, yoksa saray anahtarlarını önüne atanları mı?

    Hifa Hatun bütün bunlara dönüp bakmaz bile, Efendimizin huzuruna çıkıp "Ey
    ALLAH'ın Resûlü" der, "bana cennete götürecek bir şeyler öğretsene." Doğrusu
    o, Peygamber Efendimiz'in (sallALLAHu aleyhi ve sellem) 'gündüzleri oruç
    tut' ya da 'geceleri namaz kıl' gibi bir tavsiyede bulunacağını sanır ama
    Server-i Kâinat "Önce evlenmen lâzım" buyururlar "zira bununla dininin
    yarısını emniyete alırsın!" Hifa, büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve
    "siz kimi münasip görürseniz ben ona razıyım" der.

    Mâlum, o sıradan bir hanım değildir ve onu nikahına alacak erkeğin de "özel"
    olması gerekir. Lâkin Resûlullah (sallALLAHü aleyhi ve sellem) ne kimseye
    ümid verir, ne de kimsenin ümidini kırar. Her zamanki gibi basit ve pratik
    bir çare bulur "yarın sabah mescide ilk gelenle evlen" buyururlar. Bu
    teklifi herkesin hoşuna gider, talipler erken kalkmak için tedbirler
    düşünür, kendilerince hazırlık yaparlar.

    Bu haberi elbette Hazret-i Suheyb de duyar ama dikkate almaz. Zira o fakir
    ve kimsesiz biridir. Evi yurdu yoktur ve karnını zor doyurur. Kah ağaç
    altlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır. Uzun boyuna rağmen o
    kadar zayıftır ki, rüzgar sert esse ayaklarını yerden kaldırır.

    Ama bakın şu işe ki o gece ALLAHü teâlâ bütün sahabelere derin bir uyku
    verir, Hifa Hatun'un talipleri gözlerine çöken ağırlığa yenilirler.
    Resulullah Efendimiz (sallALLAHu aleyhi ve sellem) her zamanki gibi imsak
    sökerken mescide gelir ve büyük bir merakla talihli sahabeyi bekler.

    Nitekim mescidin eşiğinde bir gölge uzar ve Süheyb içeri girer.
    Resulullah Efendimiz namazdan sonra Hifa Hatunu çağırtıp neticeyi bildirir.
    Hazret-i Hifa büyük bir teslimiyetle kabul eder.

    Efendimiz güzel bir hutbe okur ve nikah akidlerini yaparlar. Sonra şanslı
    sahabeye döner "Ey Süheyb" buyururlar, "şimdi hanımına bir hediye al ve tut
    elinden evine götür."Suheyb RadıyALLAHu anh ellerini çaresizlikle iki yana
    açar. "İyi ama" diye mırıldanır, "benim ne bir dirhem gümüşüm, ne de
    sığınacak evim var."

    Hifa Hatun kocasının boynunu büktürmez, ona içinde on bin dirhem gümüş olan
    süslü bir heybe gönderir ve "filanca yerdeki köşkümü sana hediye ettim" der.
    Alemlerin Efendisi çok hislenir onlara hayır dualar ederler.

    Süheyb, o gün Medine sokaklarında dolanır durur, akşama doğru utana sıkıla
    konağa sokulur. Kendisi için hazırlanan muhteşem sofradan ya bir, ya iki
    hurma alır ve "Ya Hifa" der, "biliyorum sen benim için bulunmaz bir
    nimetsin, ben ise senin için sadece mihnetim. Ben şükretsem gerek, sen
    sabretsen gerek. İster misin şu geceyi taat ve ibadetle geçirelim zira
    Efendimiz (SallALLAHü aleyhi ve sellem) "Cennette yüksek bir çardak vardır.
    Orada yalnız şükredenlerle sabredenler otururlar." buyurdular.

    Ve öyle de yaparlar. Seccadelerini gözyaşları ile ıslatır, kalplerini zikr
    ile aydınlatırlar. Cebrail Aleyhisselam olup biteni Resulullah Efendimize
    anlatır ve onları ALLAHü teâlânın cenneti ve cemaliyle müjdeler.

    Ertesi sabah, namazdan sonra Efendimiz Suheyb'i yanlarına oturtur "Ey
    Süheyb" buyururlar "geceki halini sen mi anlatırsın ben mi anlatayım?"
    Süheyb gözlerini kucağına indirir, zor duyulan bir sesle "ALLAHın Resulü en
    iyisini bilir" cevabını verir.

    Efendimiz onlara "ne mutlu size" gibilerinden bakar, "İkiniz de
    cennetliksiniz" buyururlar, "... ve ALLAHü teâlâyı göreceksiniz!" Süheyb
    derhal secdeye kapanır ve "Ya Rabbi!" diye yalvarır, "o ki beni mağfiret
    ettin, günahlara bulaşmadan canımı al!"

    ALLAHü teâlâ bu yanık duayı kabul eder, Suheyb, secdede kalakalır. Mescidde
    bulunanlar ağlamaklı olurlar. Resulullah Efendimiz (sallALLAHu aleyhi ve
    sellem) "Size daha şaşılacak bir şey söyliyeyim mi? Şu anda Hifa Hatun da
    ruhunu Hakka teslim etti" buyururlar.

    Namazlarını, yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız o yüce Server kıldırır.
    İkisini yanyana toprağa bırakırlar. Baş uçlarına küçük bir tahta çakar.
    Birine "Şükredenlerden Suheyb" yazarlar, öbürüne "Sabredenlerden Hifa!"...
     
  2. Google

    Google Özel Üye

    Allah razı olsun paylaşım için tşk..
     

Bu Sayfayı Paylaş