Hicretin Islam tarihindeki yeri ve önemi

'Dini Sohbetler Dini Forum' forumunda DilzaR tarafından 6 Ocak 2009 tarihinde açılan konu

  1. DilzaR

    DilzaR Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Hicretin Islam tarihindeki yeri ve önemi konusu HİCRET'İN İSLÂM TARİHİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ
    Şükrü ÖZBUĞDAY
    Hicret, İslâm tarihinin en önemli olayıdır. Hicret, Müslümanları, müşriklerin zulmünden kurtarmış, İslâm'a yayılma imkânı
    sağlamış, böylece İslâm inkılâbının başlanğıcı olmuştur. Bu itibârla olaydan 17 yıl sonra, Hz. Ömer'in halifeliği esnâsında, Hz. Peygamber'in hicret ettiği yılın 1 Muharrem'i olan 16 Temmuz 622 tarihi "Hicri-Kamerî Takvim" için "takvim başı" olarak kabul edilmiştir.
    Bilindiği gibi Hz. Peygamber, Mekke şehrinde doğmuştur. Yüce Allah, O'nu burada peygamber olarak görevlendirmiştir.
    Görevinin gereği olarak, "(Önce) en yakın akrabalarını uyar." (1) âyet-i kerimesi gereğince, yakınlarından başlamak üzere,
    insanları İslâm'a davet etmeye başlamıştır. Kendilerini İslâm'a da'vet ettiği kimseler O'nu, el-Emin = güvenilir kişi olarak
    tanıyorlardı. O'nun dürüstlüğü ve ahlâkî üstünlüğü üzerinde ittifak halinde idiler. Kendisinin Allah tarafından gönderilmiş ve
    görevlendirilmiş Peygamber olduğunu duyunca, O'na inanmaya ve etrafında toplanmaya başladılar. Müslümanların sayısı
    günden güne artıyor ve İslâmiyet hızla yayılıyordu. Ancak Mekke'de Kureyş kabilesinin ileri gelenleri bundan endişe duyuyor, toplum üzerindeki hâkimiyetlerini kaybedeceklerinden korktukları için O'na engel olmaya çalışıyorlardı. Bunun için
    Peygamberimize ve O'na inananlara amansız düşman kesilmişlerdi. Müslümanlara zulmediyor, akıl almaz işkenceler
    yapıyorlardı. Hz. Peygamber, Mekkelilerin kendisine ve Müslümanlara karşı takındıkları tavır karşısında, hiçbir zaman yılmadı, doğacağına kesinlikle inandığı İslâm güneşine, başka ufuklar aramayı düşündü.
    Müşriklerin, tahammülü çok ğüç olan bu zulümleri karşısında, Mekke'de Müslümanlar korunamaz hale gemişlerdi. Bu sebeple
    Müslümanların Medine'ye hicret etmeleri kararlaştırılmıştı. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) ; "Sizin hicret edeceğiniz yerin iki
    kara taşlık arasında hurmalık bir yer olduğu bana gösterildi..." (2) diyerek, Müslümanların Medine'ye hicretlerine izin verdi.
    Böylece Peygamberliğin 13'üncü yılının ilk ayı Muharrem'de (Temmuz 622) Medine'ye hicret başlamış oldu.
    Kâbe'ye yapılan senelik hac görevi, Arap yarımadasının bütün noktalarından Arapları Mekke'ye getiriyordu. Hz. Peygamber,
    bu sefer, kendisine sığınma imkânı ve peygamberlik vazifesini yerine getirme izni verecek bir kabile bulup, iknâ etmenin yollarını aradı. Birbiri ardınca, yanlarına gittiği onbeş kabilenin temsilcilerinin hepsi de az çok kaba bir şekilde kendisini geri çevirdiler.
    Umudunu hiç kaybetmedi, son olarak yarım düzine kadar Medineli ile karşılaştı. Yahudi ve Hristiyanların komşuları olan bu
    kişiler, Peygamberler ve ilâhi vahiyler kavr----- yabancı değillerdi, üstelik onlar, bu kutsal kitap sahiplerinin, bir Peygamberin, son bir tesellicinin gelmesini beklediklerini de biliyorlardı. O yüzden bu konuda başkalarından önce davranmak fırsatını kaçırmak istemediler, derhal Hz. Muhammed'e inandılar, kendisine Medine'de diğer inananlar bulmaya çalışacakları ve gereken desteği vereceklerine dâir söz verdiler. Ertesi yıl oniki kadar Medineli kendisine bağlılık yemini ettiler ve İslâm'ı öğretecek bir öğretmen-dâvetçi istediler. Bu görevi üzerine alan Mus'ab, bu işte hayli başarılı oldu ve bir sonraki sene Mekke'ye hac sırasında yeni müslüman olmuş, yetmiş üç kişilik bir kafile gönderdi. Bunlar Hz. Peygamberi ve diğer Mekkeli Müslümanları kendi şehirlerine göç etmeye dâvet ettiler, onları koruyacakları ve kendi aile bireyleriymiş gibi bağırlarına basacakları sözü verdiler. Böylece Müslümanların en büyük kısmı gizlice ve küçük gruplar halinde Medine'ye hicret etti, (3) Kısa zamanda, Mekke'li Müslümanların hemen hepsi Medine'ye göç etti. Yanlızca Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ali'yi, Hz. Peygamber Mekke'de alıkoymuştu.
    Böylece İslâmiyet Medine'de de yayılmaya başladı. Bu durum Kureyş ileri gelenlerini daha da telâşlandırdı. Medine'nin
    kuvvetli bir İslâm merkezi haline gelmesinin aleyhlerine olacağını anladılar. Konuyu tartışmak ve bir hal çâresi bulmak üzere
    "Dâru'n - Nedve" denilen yerde toplandılar. Uzun uzun görüştüler ve tartıştılar. Sonunda kendilerine kurtuluş yolunu
    göstermekten, dünya ve ahirette mutlu olmaları için çaba harcamaktan başka bir şey yapmayan, Peygamberimiz (s.a.s.)'i
    öldürmeye karar verdiler. Kendilerince çok gizli olarak aldıkları bu karar ve plânlarından Kur'an-ı Kerimde şöyle
    bahsedilmektedir; "İnkâr edenler, seni bağlayıp bir yere kapamak veya öldürmek, ya da sürmek için düzen kuruyorlardı. Allah düzen yapanların en iyisidir." (4)
    Müşriklerin bu korkunç plânlarını Cebrâil (a.s.) Peygamberimiz'e haber verdi: "Bu gece, her zaman yatmakta olduğun
    yatağında yatmayacaksın, evini terk edeceksin..." dedi. Böylece Hz. Peygamber'e hicret için izin verildi. Peygamberimiz Hz.
    Ali'yi çağırdı: "Ben Medine'ye gidiyorum. Sen bu gece benim yatağımda yat, hırkamı üstüne ört. Müşrikler beni yatıyor
    sansınlar, onlara bir şey sezdirme. Sabahleyin şu emânetleri sahiplerine ver. Ondan sonra sen de hemen gel" dedi.
    Ortalık kararınca, Kureyş'in seçme cânileri evin etrafını sardılar. Sabahleyin evinden çıkarken hep birden saldırıp
    öldüreceklerdi. Hz. Ali, Rasûl-i Ekrem'in yatağına yattı. Hz. Peygamber eline bir avuç kum alıp evini çeviren müşriklerin
    üzerine saçtı. Saçılan kum taneleri, cânilerden her birine isâbet etmiş, hepsi de derin bir uykuya dalmışlardı. Peygamberimiz
    (s.a.s.) "Yâ-sin " Süresi'nin şu anlamdaki âyetini okuyarak aralarından geçip gitti: "Biz onların önlerine ve arkalarına birer
    sed çektik, böylece gözlerini perdeledik. Onlar artık elbette görmezler." (5)
    Rasûlü Ekrem gece evinden ayrıldıktan sonra Kabe'yi tavaf etti. Sonra doğduğu yerden ayrılış hüznünü ifade eden şu sözleri
    söyledi. "Ey Mekke! Sen Allah katında yeryüzünün en hayırlı ve en bana sevimli yerisin. Eğer çıkmak zorunda
    bırakılmasaydım senden ayrılmazdım." (6) Ertesi gün öğle sıcağında Hz. Ebû Bekir'in evine vardı. Allah'ın emriyle beraber
    Medine'ye hicret edeceklerini bildirdi.
    Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.s.), Hz. Ebû Bekir'le birlikte Mekke'den çıkıp, Sevr Dağı'na gelerek oradaki
    mağarada saklandılar. Kureyş'in araması bitinceye kadar, üç gün üç gece mağarada kaldılar. Hz. Peygamber'i ve Ebû
    Bekir'i arayanlar, iz sürerek nihâyet Sevr'deki mağaranın ağzına kadar geldiler. Ayak sesleri ve konuşmaları içeriden
    duyuluyordu. Hz. Ebû Bekir, başını kaldırdığı zaman onların ayaklarını görmüş ve heyecanla: "Ya Resûlâllah, eğilip baksalar,
    bizi görecekler" demişti, bunun üzerine Peygamber Efendimiz: "Korkma, Allah'ın yardımı bizimledir. (7) İki yoldaş ki,
    üçüncüsü Allah'tır, hiç endişe edilir mi?" buyurdu.(8)
    Takipçiler Sevr dağına henüz çıkmadan, bir örümcek mağaranın ağzına ağ örmüş, bir çift beyaz güvercin yuva yapıp yumurt-
    lamıştı. Bu durumda Kureyşliler, mağaranın içine bakmanın ahmaklık olacağını düşünerek bırakıp gittiler.
    Resûlüllah'a ilk vahiy Hîra (Nûr) dağındaki mağarada gelmişti. Hiradaki mağara ile Serv'deki mağara arasında geçen müddet,
    Hz.Peygamberin, Peygamberlik hayatının Mekke devrini teşkil etmişti. Sevr dağındaki mağaradan başlayan hicret ise, Mekke
    devrinin sonu, Medine devrinin başlanğıcı olmuştur.(9) Hicret yolculuğunda Peygamberimiz, iki önemli takiple karşılaştı.
    Müdliçoğullarından Surâka, Kureyş'in ilân ettiği mükâfatı ele geçirmek hevesiyle, kendi bölgelerinden geçmiş olan hicret
    kafilesini tâkibe koyuldu. Atını dörtnala sürerek Resûlûllah'a ve arkadaşlarına yaklaştığı sırada atı sürçüp kapaklandı. Kendisi
    de yere yuvarlandı. Yeniden atına binip koşturdu. Tam yaklaştığı sırada atının ön ayakları kuma saplandığı için, yine düştü. Atını
    zorlukla kurtardı. Surâka'nın morali iyice bozulmuştu. Hz. Peygamber'den özür diledi. Yazılı bir emanname alarak geri döndü, diğer takipçileri de "ben aradım, boşuna yorulmayın, bu tarafta yok" diyerek geri çevirdi.
    Eslemoğullarından Büreyde de, Kureyş'in ilân ettiği mükâfatı alabilmek için Resûlüllah'ı tâkibe başlamıştı. Fakat ilk görüşte
    yanındakilerle birlikte müslüman oldu. Daha sonra başındaki beyaz sarığı çözerek mızrağının ucuna bağladı; "sizin gibi şanlı bir
    kafile bayraksız gitmez. İzin verirseniz ilk alemdârınız olayım" diyerek tâ Kubâ Köyü'ne kadar bu şanlı Kâfileye bayraktarlık
    yaptı.
    Hz. Peygamber'in yola çıktığı Medine'de duyulmuştu. Bu yüzden Medineliler, Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'i karşılamak üzere her
    sabah şehir dışına çıkıp bekliyorlardı. 12 Rabîulevvel Pazartesi günü yine öğleye kadar beklemişler, sıcak bastırınca ümitlerini
    kesip dönmüşlerdi. Bu esnâda bir iş için evinin çatısına çıkan bir Yahûdi, bir kafilenin uzaktan gelmekte olduğunu gördü ve
    yüksek sesle:
    "İşte günlerdir yolunu beklediğiniz devletli geliyor "diye haykırdı. Medineliler, bir bayram sevinci içinde yollara döküldüler.
    Hz. Peygamberi Medine'ye yaya yürüyüşle 1 saat uzaklıkta Kubâ köyünde karşıladılar. Peygamberimiz burada, Amr b. Avf
    oğulları'nda 14 gece misâfir kaldı. Bu esnâda Kur'an-ı Kerim'de "takvâ üzere yapıldığı" bildirilen Kubâ Mescidini binâ etti
    ve burada namaz kıldı. (10)
    Hz. Peygamber'den 3 gün sonra tek başına yola çıkmış olan Hz. Ali de gündüzleri gizlenip, geceleri yürüyerek, Kubâ'da iken
    kafileye yetişti.
    14 gün sonra, bir Cuma günü Peygamberimiz devesine bindi. Karşılamağa gelenlerle muhteşem bir alay içinde Medine'ye
    hareket etti. Yolda "Sâlim b. Avfoğulları"na ait "Rânûna Vâdisi"nde öğle vakti oldu. Hz. Peygamber, burada arka arkaya iki hutbe okuyarak ilk cuma namazını kıldırdı. Bu ilk cuma hutbesinde, Sevgili Peygamberimiz, İslâm'ın bazı temel prensiplerine temas ettiği için, burada nakletmeyi faydalı görüyorum; Rasûl-i Ekrem, birinci hutbeye Allah'a hamd ve senâ ederek başladı ve şöyle devam etti:
    "Ey insanlar, ölmeden önce Allah'a tevbe ediniz, fırsat elde iken iyi işlere koşunuz. Allah'ı çok anmak, gizli ve âşikar çok
    sadaka vermek suretiyle O'nunla aranızdaki bağı kuvvetlendiriniz. Böyle yaparsanız, rızıklandırılır, yardım görürsünüz,
    kaçırdıklarınızı tekrar elde edersiniz."
    Biliniz ki, Cenâb-ı Hak, içinde bulunduğum yılın bu ayında, bugün şu bulunduğum yerde cuma namazını kıyâmete kadar,
    üzerinize farz kıldı. Hayâtımda veya benden sonra -âdil veya zâlim- bir imamı olduğu halde önemsiz gördüğü veya inkâr ettiği
    için, kim bu namazı terkederse, Allah onun iki yakasını bir araya getirmesin ve hiçbir işine hayır vermesin. Biliniz ki, böylesini,
    tevbe etmedikçe, ne namazı, ne zekâtı, ne haccı, ne orucu, ne de herhangi bir iyiliği Allah katında bir değer taşır. Ancak, kim
    tevbe ederse Allah tevbesini kabul eder. (11)
    Ey insanlar, âhiret için azık hazırlayıp önceden gönderin. Hepiniz ölecek ve sürünüzü çobansız bırakacaksınız. Sonra Rabbiniz
    -arada tercüman veya perdedâr olmaksızın- bizzat:
    -Sana benim peygamberim gelip haber vermedi mi? Ben sana mal vermiş, ihsanda bulunmuştum. Sen bunlardan âhiretin için ne
    gönderdin, diye soracaktır. O kimse sağına, soluna bakacak, hiçbir şey göremeyecek. Sonra önüne bakacak, orada
    cehennem'i görecek. Öyleyse yarım hurma ile de olsa, kendini ateşten korumaya gücü yeten, bunu yapsın. Buna gücü
    yetmeyen, bâri güzel sözle kendini kurtarsın. Çünkü bir iyiliğe 10'dan 700 katına kadar sevap verilir. Allah'ın selâm ve
    rahmeti üzerinize olsun".
    Hz. Peygamber, birinci hutbeyi böylece bitirdikten sonra, ikinci hutbede de şunları söylemiştir:
    "Hamd Allah'a mahsustur. O'na hamdeder, ondan yardım dileriz. Nefislerimizin şerlerinden ve kötü işlerimizden Allah'a
    sığınırız. Allah'ın hidâyet verdiğini kimse saptıramaz. O'nun saptırdığını da kimse doğru yola koyamaz.
    Allah'tan başka ilâh olmadığına şahâdet ederim. O birdir, eşi, ortağı ve benzeri yoktur. Sözlerin en güzeli, Allah Kitabı
    (Kur'an-ı Kerim) dir. Allah'ın, kalbini Kur'an ile süslediği, küfürden sonra İslâm'a soktuğu, Kur'an-ı, diğer sözlere tercih
    eden kimse felâh bulup kurtulmuştur.
    Allah'ın sevdiğini seviniz. Allah'ı bütün kalbinizle (can ve gönülden) seviniz. Allah kelâmı Kur'an'dan ve zikrinden
    usanmayınız. Allah'ın kelâmına karşı kalbiniz katılaşmasın.
    Yalnız Allah'a kulluk edip, ibâdetinizde Ona hiçbir şeyi ortak yapmayınız. Ondan hakkıyla sakınınız. Yaptığınız iyi şeyleri
    dilinizle doğrulayınız. Aranızda Allah'ın rahmet ve merhametiyle sevişiniz. Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun"(12)
    Cuma namazından sonra Hz. Peygamber (s.a.s.), Medine'ye hareket etti. Medine, tarihinin en önemli gününü yaşıyordu. Halk,
    bayram sevinci içinde, Kubâ'dan itibâren yolu, iki taraflı doldurmuştu. Rasûl-i Ekrem'in anne tarafından akrabası olan
    Neccâroğulları, O'nu karşılamaya gelmişlerdi. Ensâr'ın ileri gelenleri O'na yaklaşarak:Ey Allah'ın Resûlü! İşte evlerimiz, işte
    mallarımız, işte canlarımız emrinize hazır" dediler. Peygamberimiz, onları taltif ve gönüllerini hoş ederek yoluna devam etti. Tam şehre gireceği sırada kalabalık o dereceyi bulmuştu ki kadınlar, damların üzerine çıkarak şöyle şiir söylüyorlardı:
    "Veda tepesinin sırtlarından ay doğdu üstümüze,
    Allah'a davet eden bulundukça şükretmek vacip oldu bize."
    Küçük kızlar def çalarak şenlik yapıyorlar ve şu şarkıyı terennüm ediyorlardı:
    "Biz Neccâr oğullarının kızlarıyız,
    Ne mutlu bize Muhammed'in komşularıyız."(13)
    Medine halkı, Resûlüllah (s.a.s.)'in gelişinden duyduğu sevinci, hiçbir şeyden duymamıştı. Herkes Peygamber Efendimizi, kendi
    evinde misafir etmek istiyor, "Ey Allah'ın Rasûlü, bize buyurunuz..." diyerek deveyi durdurmak istiyorlardı. Hz. Peygamber ise, kimseyi gücendirmemek için devesini serbest bırakmıştı.
    "Siz deveyi kendi haline bırakınız. O memurdur, emrolunduğu yere gider" diyerek dâvet edenlerden izin istiyordu. Nihâyet
    deve, halen "Mescidü'n-Nebi"nin bulunduğu boş arsada çöktü, Rasûlüllah (s.a.s.) inmedi. Deve kalkarak birkaç adım
    gittikten sonra geri dönüp ilk çöktüğü yere yeniden çöktü, bir daha kalkmadı. Hz. Peygamber, devenin üzerinden inerek:
    "Akrabamızdan en yakın kimin evi?" diyerek etrafındakilere sordu. Hâlid b. Zeyd:
    "İşte evim, işte kapısı, buyurunuz Yâ Rasûlâllah..." diyerek, Rasûl-i Ekrem'i dâvet etti. Peygamber Efendimiz böylece Hz.
    Halid'in misafiri oldu. Bu misâfirlik, "Mescidü'n-Nebi" nin inşaatı tamamlanıncaya kadar yedi ay devam etti.
    Rasûlüllahın hicreti Peygamberliğin 13'üncü yılında, 12 Rabiulevvel de olmuştur. Bu tarih, aynı zamanda Peygamber
    Efendimizin 53'üncü doğum yıldönümüdür.
    Hicretle, 23 yıl süren peygamberlik devrinin 13 yıllık "Mekke Devri" sona ermiş, 10 yıllık "Medine Devri" başlamıştır.(14)
    Hz. Peygamber (s.a.s.), Medine'ye geldiklerinde, burada yaşayan yabancılarla, dayanışma temeli üzerine bir antlaşma
    imzalamıştı. Bu antlaşma, İslâm Dininin Müslüman olmayan topluluklarla barış içinde yaşamaya ve onlarla dâima iyi ilişkiler
    içinde olmaya ne kadar önem verdiğini göstermektedir. Yine Sevgili Peygamberimiz, Mekke'den gelen göçmenlerle Medine'li
    Müslümanlar, yani "Muhacirler" ile "Ensar" arasında kardeşlik kurmuştu. Bu kardeşlik esasına göre, Medine'li
    Müslümanlar mallarının yarısını göçmen kardeşlerine vermişlerdi ki, tarihte bu dayanışma ve yardımlaşmanın bir benzerini daha
    göstermek mümkün değildir. Böylece, Medine şehrinde ilk İslâm topluluğu, kardeşlik ve dayanışma temelleri üzerine oluşmaya
    başlamıştır.
    Böylece Hicret, ilk Müslümanların, sıkıntılı günlerden kurtulmalarına ve kardeşlik esası üzerine kurulan toplum hayatına
    kavuşmalarına vesile olmuştur.
    Ayrıca İslâmiyet, Mekke şehri hudutları dışına Hicret'le taşmış ve bu güneş, dünyaya Medine ufuklarından yayılmıştır.
    Yazımı "HİCRET" başlıklı aşağıdaki şiirle bitirmek istiyorum: HİCRET
    Mekke'yle Medine arası yollar;
    Çizik çizik, hasret arası yollar.
    Vardığı her nokta yine başlangıç;
    Gitgide Allah'a varası yollar.
    Mekke'yle Medine arası yollar.
    Bu çıplak yollarda ne in, ne de cin,
    Yalnız iki çift nurdan güvercin.
    Bunlar iki dostun ayakları ki,
    Yolları göklere bağlayan perçin.
    Bu çıplak yollarda ne in, ne de cin.
    Hicret, yurtdışında aranan destek
    Dâvâ sahibine öz yurdu köstek;
    Merkezi dışardan sarmaktır murad,
    Merkezi çevreden fethidir istek.
    Hicret, yurtdışında aranan destek.
    İnsan kaçar, ufuk kaçar beraber,
    Ufukta, varılmaz gâyeden haber.
    O ki, eteğinde, ufuk ve gâye,
    O ki, Gaye -İnsan, Ufuk- Peygamber.
    İnsan koşar, ufuk kaçar beraber.

    Ayakta, Medine Müslümanları,
    İslâm'ın "Yardımcısı" kahramanları...
    Rasûller Rasûlü uğruna fedâ
    Malları, canları, hânümanları...
    Ayakta, Medine Müslümanları. (15)

    1- Şuarâ, 214.
    2- El-Buhârî, 4/255; Tecrid-i Sarih ter
    cemesi, 10/86.
    3- Prof. Dr. Muhammed Hamidullah;
    İslâm'a Giriş, Çev. Cemal Aydın,
    T.D.V.Yayınları, Ankara 1996, s,
    13,14.
    4- Enfâl, 30.
    5- Yâ-Sîn, 9.
    6- İbn-i Mâce 2/1037 (Hadis no:
    3108);
    Tirmizi, 5/722 (Hadis No: 3925)
    7- Tevbe, 40.
    8- El-Buhâri; 4/263; Tecrid-i Sarih ter
    cemesi, 10/119 (Hadis No: 1557)
    9- İrfan YÜCEL, Peygamberimizin Ha
    yatı, D.İ.B. Yayınları, Ankara 1998
    s:88-94.
    10- Tevbe, 108.
    11- İbn-i Mâce, Sünen, C. 1, S.
    343. (Hadis No: 1081)
    12- İbn-i Hişâm, 2/147.
    13- Mevlânâ Şiblî, Asr-ı Saâdet, Terc.
    Ö. Rıza Doğrul, İst. 1973, C. 1, s.
    203.
    14- YÜCEL, a.g.e, 98, 99, 100.
    15- Necip Fâzıl KISAKÜREK
    Kaynak: Diyanet dergisi, Sayı 103, 1999



    alintidir
     
  2. Google

    Google Özel Üye

    paylaşım için teşekkürler
     
  3. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Resulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin Mekke den Medine ye olan hicretini bundan yaklaşık 1400 sene evvel yapmıştır. Bu seyehat de yol ve can dostu Ebu Bekir Sıddik (Allah ondan razı olsun) idi. Bu bölümde dilim döndüğü kadarı ile[​IMG] Hicaza hiç gelememiş kişilere rehber olması dileği ile ve resimler vasıtasıyla Hicret yolunu anlatacağım.

    Mekke ve Medine arası ortalama 440 kilometredir. Genel kanının aksine bu iki sehirin arasındaki yol tamamıyle çölden ibaret olmayıp[​IMG] farklı arazi yapılarından oluşmaktadır. İnanın bana[​IMG] yol boyunca geçilen arazilerin bazıları kum çölünden çok daha zorludur bunun örnek resimlerini aşağıda bulabileceksiniz.

    Yakın zamana (motorlu taşıtların icadına ) kadar bu güzergah hala kullanılıyormuş. Hacılar deve kervanları ile Medineden Mekkeye ya da aksi istikamete bu hicret yolunu kullanarak geliyorlarmış. Aynı şekilde iki şehir arasındaki ticari bağlantı yolu da bu imiş. Zaten Hicret yolunun yakın geçmişimize kadar aktif olmasından dolayıdır ki şükürler olsun bu yol kaybolup unutulmamış günümüze kadar izi ulaşmış. Hicret yolunun katedilmesi normal koşularda tam 8 gün alırmış. Bu da ortalama günlük 55 kilometre yürünülmesi ile mümkün. Bir binek hayvanın saatte takriben 5 kilometre yürüyebildiğini göz önüne alırsak demek ki her gün 11 saat yolculuk yapılıyormuş.


    Motorlu taşıtların icadından sonra aratan hacı trafiği ile birlikte Suudi hükümeti bir takım arayışlara girmiş ve günümüzün teknolojik olanaklarında da faydalanmak adına 3 şerit geliş[​IMG] 3 şerit gidiş olmak üzere yeni bir otoban yapılması için bu güzergahı önde gelen Amerikalı bir şirkete ihale etmiş. Bu ihalenin koşulları arasında: Hiçbir masrafdan kaçınılmayarak gerekirse güzergah değiştirmek pahasına olsa bile iki şehir arasındaki mesafenın mümkün olan en kısa ve rantabl (kullanışlı) hale getirilebilmesi imiş. Bu emir ile birlikte bahsolunan Amerikan şirketi uydulardan bütün bölgenin tam resmini ve coğrafi konumlandırılmasını almış. Bütün bu dataları (bilgileri) kendi bilgisayarlarına aktarmışlar ve bilgisayarlarda Mekke ve Medine arasındaki bütün bölgeyi 3 boyutlu olarak haritalandırmışlar. Kullandıkları özel programlar vasıtası ile hem tarihi Hicret yolunu analiz etmişler hem de alternatif güzegahları değerlendirmişler. Sonuçta yeni otoban projesini hazırlayıp sunuma getirmişler. Sunuma getirdikleri projeyi gören herkes hayrete düşmüş. Çünki yeni yapılacak olan (günümüzde de halen kullanılan) otobanın güzergahı[​IMG] Resulullah -s.a.v.s.- efendimizin zamanında kullandığı Hicret yolunun tıpatıp aynısı imiş. Amerikalı mühendisler bunun sebebini soran yetkililere şu cevabı vermek zorunda kalmışlar;


    “Biz teknolojinin en son olanakları ile araştırdık[​IMG] sizin yüzyıllardan beri kullanageldiğiniz yoldan daha kısa veya daha iyi bir güzergah bulamadık. Nasıl oluyorsa buna bizde şaşırdık. Dolayısı ile yeni yolun[​IMG] eski yolun tam üzerinden geçmesine karar verdik[​IMG] projeyi de buna güre hazırladık”


    Evet efendim[​IMG] günümüzde Hacıların kullandığı yol Resulullah -s.a.v.s.- efendimizin kullandığı güzergahın tıpatıp aynısıdır. Dolayısı ile gün olur da siz de bu yolculuğa çıkacak olursanız ne mutlu size ki Resulullah -s.a.v.s.– efendimizin mübarek nazarlarının değdiği yerleri siz de göreceksiniz[​IMG] belki de hissedeceksiniz.


    Bu asağıda bulunan resimler Mekke nin hemen çıkışında çekilmiştir. Bu mevkiinin Medineye mesafesi 400 kilometeredir. Bu bölgedeki arazi biçimi tam bir kum çölüdür. Adeta kırmızıya çalan bu kumlardan oluşmuştur.



    [​IMG]

    Eski devirlerin yegane ulaşım vasıtaları: Develer[​IMG] Mekke dışında otlarlar iken.

    [​IMG]

    Buradan sonra göreceğiniz resimler için şu ön bilgileri vermem gerekli;
    Arabistanın gercekten zor olan iklim koşullarından dolayı bu yol güzergahı hep bakir kalmış. Yapılaşma yok gibi. Dolayısı ile gördüğünüz resimler herhalde[​IMG] Resulullah -s.a.v.s.- efendimizin nazar ettiği manzaranın oldukca benzeridir. . Yani tabiata bu konuda çok müteşekkiriz. Tabiat bize[​IMG] adeta buraları doğal koruma altına alarak günümüze kadar değiştirmeden teslim etmiş.

    Sıradaki resim ise Medineye 300 kilometre mesafede çekimiştir. Burada arazi yapısı daha farklı. Dikkat ederseniz kendiliğinden yetişmiş çalılıklar ve çeşitli bitkiler mevcut. Zemin ise kum değil bir çeşit toprak ve çakıl karışımından müteşekkil.



    [​IMG]


    Burada otoban üzerinde bulunan bir yol tabelasını görüyoruz. Medineye 240 kilometre var diyor.

    [​IMG]


    Aşağıda ki resim ise Medineye 190 kilometre mesafede çekilmiştir. Sizin de fark ettiğiniz gibi arazi koşulları burada çok farklı; Her taraf volkanik kayalar ile çevrelenmiş[​IMG] adeta yayan yürümeyi imkansız hale getiriyor.

    [​IMG]


    (aşağıda) Mekke ve Medine otobanının güncel görünümü. Günümüzde bu yol binek taşıtlarla (120 kilometre hız tahdidi ile) 3.5 saat sürüyor. Eski zamanların 8 gününe kıyasla göz açıp kapamak kadar çabuk bir süre[​IMG] değil mi?
    [​IMG]


    (aşağıda) Medineye 120 kilometre kala gorünen sivri tepe ve çevresi.

    [​IMG]


    Medine girişindeki ana tabela (kırmızı ile; sadece Müslümanlar girebilir[​IMG] diyor). Buradan Mescidi Nebeviye mesafe neredeyse 15 kilometre.

    [​IMG]


    (aşağıda) Medinenin giriş yolu. Buranın resmi adı: Hicret Yolu 'dur. Merkeze 10 kilometre var.

    [​IMG]


    Aynı yoldan 12x zoom ile cekilmiş Mescidi Nebevinin resmi. Arka planda da Uhud dağı gözüküyor.

    [​IMG]


    Kuba köyü öncesi[​IMG] Medine nin temsili kapısı.

    [​IMG]


    Bu resimin çekildiği nokta[​IMG] tarihte "Kuba köyü" diye geçen yerdir. Resimde gözüken de Kuba camiidir. Kuba mescidi[​IMG] Resulullah (s.a.v.s.) efendimizin ellleriyle yapımında katkıda bulunduğu mesciddir. İslamiyetin ilk mescididir (camisidir). Kur-an da "Takva üzerine kurulan Mescid" diye atıfta bulunulan camiidir. Buradan Mescidi Nebevi 6 kilometre Mesafededir..

    [​IMG]
     

Bu Sayfayı Paylaş