Hiç..Hiç Masalı...

'Çocuklara Masallar Fıkralar' forumunda Mavi_Sema tarafından 26 Haziran 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Hiç..Hiç Masalı... konusu HİÇ HİÇ ...

    Bir varmış bir yokmuş. Bir yaşlı nineciğin evinde şeker varmış, un varmış da tuz yokmuş. O zamanlarda tuzun adı “hiç hiç”miş. Ne yapsın ninecik? Bir sakar torunundan başka kimi kimsesi de yokmuş. Kasaba ise epeyce uzakmış. Uzak olunca, yaşlı ninecik torununu göndermekten başka çare bulamamış.

    — Aslan torunum benim! Kasabaya gidiver de bir kilo hiç hiç alıver demiş. Neyse, o günün parasıyla birkaç akçe vererek, torununu kasabaya yollamış.

    Sakar torun ne alması gerektiğini unutmamak için, hiç hiç diye bağıra bağıra kasabaya doğru koşmaya başlamış. (İnanır mısın gıdışım, çocukken ben de öyleydim. Annem bakkala bir şeyler almaya gönderdiğinde, illa ki alacaklarımdan birini almadan dönerdim. Alacaklarımı unutmamak için de sürekli sayıklardım içimden.) Hiç hiç, hiç hiç, hiç hiç…

    O hiç hiç diye bağıradursun, yolu, deniz kenarında ağ çekmekte olan balıkçılara rast gelmiş. Sakar oğlan: Hiç hiç, hiç hiç diye bağırınca, kaptan bunu çağırmış ve ensesinin köküne şamarı patlatmış. Şamarı yiyince feleği şaşmış zavallının. Korkarak:

    — Yahu amca niye vurdun bana? diye sormuş.

    —Bir de soruyor musun? Biz denizden balık çekiyoruz. Sen, hiç hiç diye bağırıyorsun.

    — Ya ne demem lazım?

    — Beşer onar, beşer onar desene.

    Ee kaptan öyle söyleyince, bizim sakar oğlan hiç hiç demeyi bırakıp, beşer onar, beşer onar demeye başlamış bu sefer.

    Az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Yolu, bir mezarlığın önüne düşmüş. Bu gene: Beşer onar, beşer onar diye bağırınca, mezarlığa cenaze getirenler tabutu bırakıp, sakar oğlanı yakalamışlar. Öyle dövmüşler ki, sakar oğlanın gene feleği şaşmış.

    — Yahu bana niye vuruyorsunuz? diye sormuş.

    — Az bile vurduk. Biz mezarlığa cenaze getiriyoruz. Sen tutmuş: Beşer onar, beşer onar diye bağırıyorsun.

    — Ya ne demem lazım?

    — Allah rahmet eylesin diyeceksin. Tamam mı?

    —Tamam.

    Bizim sakar oğlan hiç hiç demeyi unuttuğu gibi, beşer onar demeyi de unutmuş. Bu sefer: Allah rahmet eylesin, Allah rahmet eylesin diye bağırmaya başlamış.

    Az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Yolu, koyun sürüsünün önüne çıkmış. Çobanın da o gün köpeği ölmüş. Köpeğin leşini sürüden uzaklaştırmaya çalışıyormuş. Bizim sakar oğlan: Allah rahmet eylesin, Allah rahmet eylesin diye bağırınca, çoban, köpeğin leşini bıraktığı gibi, şamarı indirmiş. Zavallı sakar oğlan, ensesinden canı çıkıyor sanmış.

    — Yahu amca, bana niye vuruyorsun?

    — Nasıl vurmayayım. Köpek leşine, Allah rahmet eylesin denir mi?

    — Ya ne demem lazım?

    — Öff! Ne pis kokuyor diyeceksin. Tamam mı?

    — Tamam.

    Sakar oğlan bu sefer: Öf ne pis kokuyor, öf ne pis kokuyor diye bağırmaya başlamış.

    Erken kalkan, yol alırmış derler. En sonunda kasabaya varıyor. Varıyor ama bas bas bağırmakta gene: Öf ne pis kokuyor, öf ne pis kokuyor… Zavallının yolu, hamamın önünden geçiyormuş. Hamamdan iki kadın çıkmış. Güzelce yıkanıp, mis gibi kokular sürünmüşler. Bizim sakar oğlan: Öf ne pis kokuyor deyince, kadınlar bunu aralarına alıp, bir güzel sopalamışlar.

    — Terbiyesiz, utanmaz seni! Biz hamamda temizlenelim, güzel kokular sürünelim de, sen bize: Öf ne pis kokuyor de.

    Yediği dayaktan bayılacak gibi olan oğlan:

    — İyi de teyzelerim, ne demem lazım?

    — Oh ne güzel oldu diyeceksin. Tamam mı?

    — Tamam.

    Oğlan nihayet çarşıya varmış. Varmış varmasına ama çarşıda da iki delikanlı, yumruk yumruğa kavga ediyorlarmış. Bu gene: Oh ne güzel oldu, oh ne güzel oldu diye bağırınca, delikanlılar kavgayı bırakıp, alıyorlar sakar oğlanı ellerine. Öyle bir dayak atıyorlar ki… Sorma gitsin.

    Bizim oğlan:

    — Yahu bana niye vuruyorsunuz? deyince,

    — Öyle söylenir mi? diyor delikanlının biri.

    — İyi de ne söylemem lazım?

    — Hiç yakışmıyor diyeceksin. Tamam mı?

    — Tamam.

    Bu sefer sakar oğlan başlamış, hiç yakışmıyor, hiç yakışmıyor diye bağırmaya. Hiç, hiç derken, oğlan kasabaya hiç hiç almak için geldiğini hatırlayıvermiş. Neyse girmiş bakkalın birine. Nineciğinin ısmarladığı tuzu alıp, koşa koşa eve dönmüş. Dönmüş ama yediği dayaklardan da, bir hafta yataktan çıkamamış vessalam. Hasta yattığını duyunca, gideyim de şu sakar oğlana geçmiş olsun diyeyim dedim. Evden çıkarken, annem:

    — Oğlum, görmüyor musun, yağmur nasıl yağıyor. Bu havada sokağa çıkılır mı? dedi. Şimdi yağmurun dinmesini bekliyorum. Giderken senin de selamını götüreyim mi?
     

Bu Sayfayı Paylaş