Hep sınav hep sınav

'Kitap Özetleri & E-Kitaplar' forumunda GizLi_ÖzNe tarafından 9 Temmuz 2009 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Hep sınav hep sınav konusu
    Cihat Şener gençlere öğüt vermek yerine yol gösteriyor anne babalara da öğretmekten önce anlamayı öneriyor.

    [​IMG]


    [​IMG]

    "Hayatımız Sınav' 34 yıllık eğitimci Cihat Şener'in on dört yıldır televizyonda sürdürdüğü eğitim ve gençlik programıyla aynı ismi taşıyor. Kitap hayat içinde merkezde olmamasına karşın öyleymiş gibi davranılan ÖSS ve liselere giriş sınavlarına odaklanmıyor yalnızca. Şener aile ve toplum içinde verdiğimiz sınavlardan da bahsediyor
    Gömleğinin üzerine taktığı askılarla burnunun ucuna düşürdüğü gözlükleriyle yıllardır ekrandan öğrenci ve velilerin sorularını yanıtlıyor onlara yol göstermeye çalışıyor... Cihat Şener'den bahsediyorum. Samimi dili espirili cevapları ve eğitim sistemine eleştirel bakışıyla Şener üniversite ve liselere giriş sınavlarına hazırlanan gençlerin ailelerin kulak verdiği önemli isimlerden. Şener bu kez Hayatımız Sınav adlı kitabıyla kafalardaki soru işaretlerini gideriyor.

    Notos Kitap'tan çıkan Hayatımız Sınav 34 yıllık eğitimci Cihat Şener'in on dört yıldır televizyonda sürdürdüğü eğitim ve gençlik programıyla aynı ismi taşıyor. Kitap hayat içinde merkezde olmamasına karşın öyleymiş gibi davranılan ÖSS ve liselere giriş sınavlarına odaklanmıyor. Cihat Şener en baştan başlıyor mevzuya. Nasıl mı? Aile içinde toplum içinde verdiğimiz sınavlardan da bahsediyor. Şener pek çok eğitimci gibi öğüt de vermiyor. Gençlere öğüt vermek yerine yol gösteriyor anne babalara da öğretmekten önce anlamayı öneriyor. Özellikle sınavlar hakkında anlatılanlar yıllardır abartılan klişe bilgilere hiç benzemiyor. Şener ne sınav öncesi diyetler ne yoga meditasyon ne de standart çalışma yöntemleri öneriyor gençlere. Hatta bütün bunları saçma buluyor diyebiliriz. Günde beş saat ders çalış 200 soru çöz gibi formüllere karşı 'önemli olan nicelik değil niteliktir' diyor.

    Sınavların abartıldığını da düşünüyor. Bu durumda da birtakım aktörler diye nitelediği bazı dershanelerin öğretmenlerin ve medyanın payı olduğunu söylüyor. Şener'e göre işi olduğundan önemli hale getirip kendine yontan dershaneler rekabet eden öğretmenler arasında çocuklar kurban oluyor. Bu süreçte çocukların test dershane öğretmen sınav kaosunun içinde ruhen yaralandığını anlatan Şener bunun çaresini ise şöyle açıklıyor: “Çaresi sınavlara girmemek değil kurulmuş gerilim senaryolarının dışına çıkıp sınavlara aklı başında ve dengeli biçimde hazırlayıp sokmaktadır.”
    Öğretmenler jandarmalık gibi
    Hayatımız Sınav yeri geldiğinde eğitim sistemini de sert bir dille eleştiriyor. Eleştiriler çok da haklı noktalarda odaklanıyor. Şener Türkiye'de 'hiçbir şey olamadı bari öğretmen olsun' mantığından kaynaklı nitelikli öğretmen eksikliğinin altını çiziyor. Türkiye'deki okulların da kötüde eşitlendiğini anlatıyor. Hiç de haksız olmadığını ise bir yakıştırma gösteriyor: “Okullar çocukların topluca oyalandıkları yerler haline geldi. Öğretmenler ise bu topluluklara jandarmalık yapabiliyor.”
    Başarı kavramının anlatıldığı bölüm ise kulağa küpe olacak cinsten. Şener başarının okul başarısından ibaret olduğunu sananlar ve başarısızlığı suç gibi algılayan velilere önemli sorular yöneltiyor. Başarısızlığın arkasında nedenin iyi irdelenmesi gerektiğini dile getiren Şener başarının göreli olduğuna dikkat çekiyor: “Öğrencinin okulundaki derslerinde başarısız ama sokakta duvara çizdiği graffitide çok başarılı olması pekâlâ mümkündür. Okulundaki derslerinde başarısız olan bir öğrenci bir müzik grubunda davul çalmakta çok başarılı olabilir. Yani herkesin standart eğitimde başarılı olmasını bekleyemeyiz.
    Akıcı üslubuyla bir çırpıda okunan Hayatımız Sınav'da okuyucuya tebessüm ettirecek örnekler de var. Şener kimi zaman ailelerin sınava yaklaşımını kimi zaman yanlış tercih yaptığını sonradan fark eden bir gencin durumunu başından geçen örneklerle anlatıyor. Sonuç olarak kitap sadece sınavlara ve sınava hazırlığa odaklanmıyor. Hayattaki beklentilerden tutun başarının ve mutluluğun ölçütüne anne baba olmanın sorumluluğuna ilköğretim yıllarında ergenlik döneminde çocukla iletişime sınav dönemlerinde velilerin nasıl etkilendiğine meslek seçimi ve üniversite yaşamına kadar pek çok konuda Şener deneyimlerini paylaşıyor. Tüm ailelerin aklındaki sorulara kaygılara yanıtlar vermeye çalışan kitap yeri geldiğinde de anne babaların eğitim sisteminin eksikleri ve yanlışlarını da tüm çıplaklığıyla aktarmayı başarıyor. ÖSS ve SBS'lerin geride kaldığı tercih dönemine girildiği şu sıralarda farklı bir eğitimcinin anlattıklarına kulak kabartmak yararlı olabilir.

    Ergen çocuğumu anlayamıyorum...
    Ergen çocuğunuzu anlayamıyorsanız çocuğunuz da sizi anlayamıyordur. (...) Bu durumda hastalık ve bir bozukluk yok her şey doğaldır. Ergenlik doğanın zorunlu bir süreci. O kadar ki ilkel toplumlarda törenlerle anılan ya da yaşatılan bir süreç. Bu hem erkek hem de kız çocukları için böyle. Yani insanlığın tarihi kadar eski bir bilgi bu. Ergenin fiziksel olarak yaşadığı değişimden psikolojik olarak da etkilenmesi çok normal; bir hormanlar denizi hormon çoğalma süreci bu. Bu arada ergenin oturup ince ince ayrıntılı düşünme olanağı yok. Anlamaya çalışmak gibi bir sorunu da yok çünkü uğraştığı o kadar çok sorun var ki. Bunu bir hastalık olarak görmek de yanlış; geçici bir durumdur ergenlik. Bu dönemi istediğimiz gibi çözmek mümkün mü; çok çor bu yaşanacak.
    Ergenlerde bu değişim utanılacak bir şeymiş gibi içne dönük yaşanarak atlatılıyor. Bu belki de en tehlikeli olanı. Dışa vurulmuş yani aile içinde ergenliği geçirmiş büyüklerle konuşularak aşılması en sağlıklı ve en doğru olanıdır.

    Bu kadar yoğun bir fırtınada en belirgin şey derslerdeki bozukluklardır. Okul süreci sekteye uğramaya başlar. Sanki hiçbir şey bilmiyormuş gibi niçin bu böyle oldu niçin dersler zayıf niçin bu kadar çok kırık getirdin demek durumdan habersizmiş gibi yapmak demektir ki çok tehlikelidir.
    Çocuk da ben ne yapabilirim bu hormon yoğunluğu içinde derse verecek yanıtınız yok.

    Peki nasıl geçilir bu süreç? Anne babanın çocukla olabildiğince yakınlaşmasıyla bir tür oyalama taktikleriyle. “Anlamak” dediğimzi şey de budur. Yani babaların oğullarıyla daha sık birlikte olması maça gitmesi kırlara çıkmasıyla; annelerin kızlarıyla mutfakta salonda evde işte sinemada gezmede beraber olmasıyla yani çocuğun kendi başına bırakmamakla aşılabilir diye düşünüyorum.
    Gençlerin mesleklerini kim seçmeli?
    (...) Gençler nasıl meslek seçer nasıl seçmelidir? İlkin bu konuda gençlerin özgür olmadığı açıktır. Yani hiçbir genç ben şunun istiyorum şunu seçeceğim diyemiyor hiçbir gence bu dedirtilmiyor. Bu kötü mü? Hayır bunun da yarları var. bu senin hayatındır istediğini seç demek bana çok doğru gelmiyor. Çünkü genç insanların hayata ilişkin deneyimleri yeterli değil. Deneyim bilgi ve araştırma yeterli olmayınca bir genç insana seçme özgürlüğü vermek onu rehbersiz bırakmak da olabilir. Biz eğitimcilere anne babaya burada düşen bir görev var. Otoriter yönetici yönlendirici olmadan seçenek sunarak eğer şunu seçersen şu olur bunu seçersen bu olur gibi yaşamsal deneyimden edindiğimiz ipuçlarını onlara aktarmak gerekiyor. (...) Gençleri özgür bırakabilmek için onların bu konuda birikimleri olmalı. Ancak böyle bir birikmleri yok. Okulda bu konuda bir ders yok açıklama yok okulların rehberlik servisleri yeterli değil. Dershaneler zaten sınava endeksli olduğu için orada da çözülemiyor bu soru.

    Peki öğrenci meslek seçimine neyle nasıl yönleniyor? Hiçbir şeyle. Bir tek kulaktan dolma bilgiler ve ayağı yere basmayan duyumlar kalıyor geriye. Annesi ona beyaz önlük çok yakışıyor dediği için doktor olmayı seçmek ya da üniforma çok hoş olur diye Kara Harp Okulu'na gitmek ya da kız arkadaş peyzaj mimarlığını seçince onunla birlikte olmak için peyzajın ne olduğunu bile bilmeden peyzaj mimarlığını seçmek gibi bir durum. (...) Bütün söylediklerimi toparlamak gerekirse genç insanı meslek seçiminde ne kendi başına bırakacağız ne de baskın rol oynayacağız.
    Kitapla İlgili bilgiler
     

Bu Sayfayı Paylaş