Hazreti Muhammed´in (asm) Son Peygamber Olarak Gönderilmesinin Sebebi Hikmeti

'Peygamber Efendimiz (S.A.V)' forumunda Dine tarafından 26 Nisan 2010 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Hazreti Muhammed´in (asm) Son Peygamber Olarak Gönderilmesinin Sebebi Hikmeti konusu Hazreti Muhammed´in (asm) Son Peygamber Olarak Gönderilmesinin Sebebi Hikmeti


    “Madem Peygamberimiz (a.s.m) kâinatın yaratılmasına sebeptir ve Allah insanlara din olarak İslam’ı seçmiştir o halde Peygamberimiz (a.s.m) niye en son Peygamber gönderildi? Niye ilk olarak gönderilmedi?”


    1-Allah’ın takdiri tensibi ve zamanlaması böyledir. Beşer bu tensibe sadece boyun eğer. Eleştirmez. İlâhî takdir ve tensip eleştirilmez; olduğu gibi kabul edilir.

    2-Hazret-i Muhammed (asm) kâinata rahmet olarak gönderildi.1 Yani O’nun dîni ve mesajı kâinâta ve kâinâtta var olan her akıl sahibine necat verecek ve tüm zamanlarda tüm insanları kurtaracak bir bilgi deposu ve merhamet hazinesi olarak hep insanın medenî seviyesine ve akıl düzeyine uygun şekilde nazil oldu. Eğer ilk din olarak gönderilseydi ilk insanlarca anlaşılmaz kavranmaz ve yaşanmazdı. Yani bu son zamana gelen Allah’ın dîni ve şeriatı ilk insanlar için teklif-i mâlâ yutak olurdu. Bu din ve kitapla Peygamberimiz (asm) ilk zamanda gelseydi güç yetirilmeyen dinî emirlerle ve okunup anlaşılmayan ayetlerle gelmiş olurdu. Bu durumda ise bu din âlemlere necat kaynağı ve rahmet vesilesi olmazdı. Çünkü meselâ insanlar henüz sosyal hayatı teşekkül ettirmemişken zekât emri sadaka emri hac emri anlaşılır emirler olmazdı. İnsanların günahları henüz ayyuka çıkmamışken Allah’ın bağışlayıcı olduğu haberi yeterince kavranmazdı. Fitne fesat kavga gürültü öfke kin nefret duyguları yeterince tanınmadan yaşanmadan bu duyguların arsızlığı bilinmeden güler yüzlü olmanın iyilik yapmanın yardımsever olmanın bağışlayıcı olmanın hüsn-ü zan yapmanın iyi ahlâktan olduğu hakikatini insanlar kavrayamazlardı. Güzel ahlâk tüm üstünlükleriyle ortaya konamazdı. Çünkü insanın ferdî ve sosyal seviyesi buna hazır değildi.

    3-Netice olarak; ilk insanın fizikî sosyal ve psikolojik yapısına uygun şekilde Allah’tan vahiy gelmesi gerekiyor ve bu vahyi tebliğ edecek peygamber de onlara onların diliyle ve onların anlayış seviyesine göre hitap etmesi gerekiyordu. Cenab-ı Allah tarafından yapılan da budur. İlk peygamber Hazret-i Âdem’e (as) ilk insanın seviyesine uygun biçimde on sayfalık vahiy geldi. Ona gelen İslâmiyet son Peygamber Hazret-i Muhammed’e (asm) gelen İslâmiyet’e nispeten elbette çok sadeydi. Ayrıntıdan uzaktı. O günün insanının kavrayabileceği şekilde detaysız ve yalındı.

    İnsanlar sosyal ve ferdî hayatlarında ayrıntıya farklı yaşayış tarzlarına farklı kültür ve alışkanlıklara girdikçe Allah’ın gönderdiği din ve şeriatlar da insanların fehimlerine uygun şekilde yoğunluklar taşıdı. Bu fıtrî bir süreçtir. Allah hiçbir zaman hiçbir insan topluluğuna güç yetiremeyecekleri emirler ve yasaklar göndermemiştir. Allah’ın her peygamberle gönderdiği din o zamanın insanının sosyal ve kültürel alt yapısına kabiliyetlerine ve anlayış seviyesine uygunluk arz etmiştir.

    Nihayet Cenab-ı Allah son zaman insanının ulaştığı medenî seviyeye ve anlayış düzeyine uygun biçimde kemale erdirdiği dinini son defa bir rahmet vesikası olarak rahmet Peygamberi Hazret-i Muhammed (asm) ile gönderdi. Güzel ahlâkın bütün unsurlarını içinde toplayan bu son din “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” Buyuran Hazret-i Muhammed’in (asm) kâinatın hem çekirdeği ve hem meyvesi olması ciheti ile bir bütünlük oluşturmuştur. Tıpkı ağacın en başında var olan çekirdeğin ağacın bütün meyvelerinin rengi kokusu dokusu rızık ciheti ve içinde sakladığı yeni çekirdekleriyle kemalini göstermesi gibi. İslâm dini insanlığın bütün kabiliyetlerini kemâlâtın zirvesine taşıyacak bir istidatta kemâlâtın ve güzel ahlâkın bütün dallarında zirvede bulunan bir peygamberle (asm) bize tebliğ edilmiştir.

    Bize sadece bu dini anlamak ve bu rahmet peygamberine sorgusuz sualsiz ümmet olabilmek kalıyor!

    Dipnot :

    1- Enbiyâ Sûresi: 107

    Süleyman Kösmene
     

Bu Sayfayı Paylaş