Hayatımızda Müzik Olmasaydı Neler Olurdu

'Müzik Sohbet & Fan Club' forumunda SeLeN tarafından 29 Nisan 2011 tarihinde açılan konu

  1. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Hayatımızda Müzik Olmasaydı Neler Olurdu konusu Müzik Olmasaydı Hayatımızda Ne Tür Değişiklikler Olurdu - Müziğin Günlük Hayatta Etkileri Nelerdir - Hayatımızda Müzik Olmasaydı - Müzik Olmasaydı Hayatta - Müzik olmasaydı ne olurdu, kendinizi nasıl hissederdik - müzik ve ritim olmasaydi neler olurdu



    [​IMG]

    Ne tür müzik?.. Yüksek ve hızlı müzikler, insana enerji veriyor ve kalp atış hızının artmasına neden oluyor… Uyuşukluktan ve yorgunluktan yakınan kişilere de hızlı tempolu müzikler öneriliyor…. Belli enstrumanların rahatlatma ya da heyecanlandırma etkileri var. En çok enerji veren müzik aletlerinin başında davul ve def geliyor. Arp ve zilin ise yatıştırıcı bir etkisi var. Bas davul ve büyük zil, küçük bebekleri korkuturken Mozart iyi geliyor… Müzik yapan bir grup insan aynı duyguları paylaşmakla kalmıyor, fiziksel olarak da birbirlerine benziyor. Nabız hızları birbirinin aynı oluyor…


    Müziğin Günlük Hayatta Etkileri



    Müzikle tedavi, uykusuzluk çekenler ve fazla hareketli çocukları yatıştırmak için de kullanılıyor. Durumu ağır olan hastalara cesaret veriyor. Ameliyat sırasındaki ağrılar sakinleştirici müziklerle azaltılıyor. Daha canlı müzikler de vücudun kendini iyişleştirmesi konusunda etkileyici oluyor. Akupunktur seanslarında, tedavinin daha etkili olmasını sağlıyor.

    Kazada yaralananlar, sevdikleri müziğin sürekli çalınması ile kendilerine geliyorlar. Parkinson’un başlangıcı da iyi seçilmiş bir müzik sayesinde yavaşlatılabiliyor.

    Müziğin sadece ruhun değil, bedenin de gıdası, hatta ilacı olduğu iddia ediliyor. Bilimadamları, müziğin insan sağlığına olan katkılarını yeni yeni ortaya çıkarmaya başlıyorlar.

    Ne tür müzik?..

    Yüksek ve hızlı müzikler, insana enerji veriyor ve kalp atış hızının artmasına neden oluyor, solunum hızını değiştiriyor ve kan basıncını arttırıyor. İnsanları rahatlatmak için yumuşak sesler ve yavaş müzikler kullanılıyor. Rahatlatan müziğin hızı bazen bir annenin kalp hızıyla (dakikada yaklaşık 72 vuruş) bağdaştırılıyor.

    Uyuşukluktan ve yorgunluktan yakınan kişilere de hızlı tempolu müzikler öneriliyor. Normal kalp atışı hızıyla başlayan ve yavaş yavaş hızını arttıran müzikler dinleyicide heyecan yaratıyor. Bu, kendini en açık şekilde geleneksel savaş davulları ve askeri bandolarda gösteriyor.

    Belli enstürmanların rahatlatma ya da heyecanlandırma etkileri var. En çok enerji veren müzik aletlerinin başında davul ve tef geliyor. Bas davul ve büyük zil, küçük bebekleri korkutabiliyor.

    Harp ve zilin ise yatıştırıcı bir etkisi var. Gong gibi enstürmanlar, hem kan basıncını düşürüyor hem de beyni uyarıyor ve insanın kendini iyi hissetmesini sağlıyor. Bu etkilerin bazılarının iskeletten vücuda girdiği tahmin ediliyor. Çünkü duymayan insanlarda bile bu etkiler oluşabiliyor.

    Müzik yapan bir grup insan aynı duyguları paylaşmakla kalmıyor, fiziksel olarak da birbirlerine benziyor. Nabız hızları birbirinin aynı oluyor. Müziğin birleştirici etkisi de burada ortaya çıkıyor zaten. Bir birlik duygusu yaratılıyor.

    Müzik terapisi, diğer metodların başarısız olduğu yerlerde, umut dolu sonuçlar verebiliyor. Özellikle hatırlama terapisinde önemli bir rol oynuyor.

    Bebeklere Mozart…

    Mozart’ın müzikleriyle ilgili de çeşitli iddialar ortaya atılıyor. Mozart’ın müziğinin özellikle yeni doğmuş bebekler ve konsantrasyon problemi olan çocuklar üzerinde olumlu etkilerinin olduğu belirtiliyor. Mozart’ın müziğindeki düzen, çocukların daha kolay odaklanmalarına yardımcı oluyor.

    insan psikolojisi ne durumdaysa o tür müzik dinler.Yani insan ruhunu müzikle doyurur çünkü o an dinlediği şarkı kendi iç dünyasını yansıtır.

    Sadece ruhun değil. Bedenin de gıdası. Gerçekten.
    Yüzyıllar önce tedavide müzik kullanılmış.
    İnsanoğlu elindekini arayan, telaşlı bir canlı.
    Kendine faydası olan şeyleri unutmakta üzerine yok.
    Müzikle hastaları tedavi etmeyi öğrenen insanoğlu, ne yazık ki bu tedavinin kullanımı azaltmış.
    Şimdilerde özellikle detekleyici tedavilerin faydaları tekrar farkedilmeye başlandı. Müzikle tedavi, Müzik terapi denilen uygulamalar ülkemizin tıp uygulamalarına girmeye başladı.
    Peki nedir bu müzik terapi denilen uygulamalar?
    Tarihi Bilgi: Azerbaycan'da Gobustan Kayalıkları'nda görülen dans eden insan şekilleri, 12-14 bin yıllık müzik ve hareket gerçeğini tespit etmemize yardımcı oluyor.
    Uygur Türkleri'ne ait Hoten şehri Çerçen kazası yakınında Mülçe Irmağı kenarında bulunan Mingyar kaya resimleri 6-8 bin yıllık bir geçmişten haber vermektedir. Yaklaşık 2 bin 500 yıldır bu yöntem Anadolu'da uygulanıyormuş.
    Bununla beraber başta Yunan medeniyetinde olmak üzere Anadolu'da kurulan çeşitli medeniyetlerin müzikle tedavi yöntemini uyguladıkları bilinmekte.
    Müziği her türlü erdemin kaynağı sayan Yunanlılar, müziği ruhun eğitimi ve arınmasında kullanırmış. Eski Yunan mitolojisinde Apollon, lir çalarak insanların sıkıntılarını giderir ve onlara neşe verirmiş. Yunan filozof Sokrates'in öğrencisi Platon da M.Ö.
    400'lü yıllarda, müziğin ahenk ve ritim ile ruhun derinliklerine etki ederek, kişiye bir hoşgörü ve rahatlık verdiğini söylermiş. Yine Platon, şarkıyı iyileştirici özelliği olan bir çare olarak kabul etmekle birlikte, şarkı olmaksızın hastaya uygulanan reçetelerin etkisiz olacağını da eklermiş.
    Tıbbın babası sayılan Hipocrates'in de 2 bin 400 yıl önce, bazı hastaları ilahi dinlemeleri için tapınaklara götürdüğü rivayet edilir. Eski kutsal kitaplarda, Davut Peygamberin, hasta Kral Saul'un depresyonunu tedavi için daha çocuk yaşta üne kavuşan güzel sesi ile Mezmur okuyup bir tür saz olan 'mizmar' çaldığı bilinmekteymiş. Müziğin tedavi aracı olarak en fazla kullanıldığı medeniyetler Selçuklu ve Osmanlı Medeniyetleri'ymiş.
    Yine de müzikle tedavi yöntemi Osmanlılar döneminde zirveye ulaşmış. Başta Edirne olmak üzere Kayseri, Sivas, Amasya, Manisa ve Bursa'da tedavi yerleri kurulmuş.
    Sultan II. Bayezid'in, Edirne'de 1488 yılında yaptırdığı darüşşifada hastalara su sesi ve müzikle tedavi yapılmasını emrettiği biliniyormuş.
    Bu konuda ünlü seyyah Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde 'ruh hastalarının burada müzikle nasıl tedavi edildiklerini' şöyle yazmış; "Müziğin insan ruhu üzerindeki olumlu etkisi konusunda yeterli bilgi ve deneyime sahip darüşşifanın hekimbaşısı, hastalarına önce çeşitli müzik makamları dinletiyor, kalp atışlarının hızlanıp ya da yavaşladığına bakıyor, yararlandıkları uygun melodiyi belirliyor ve ondan sonra tedaviye başlıyor" demiş.
    Büyük islam bilgin ve filozoflarından İbn-i Sina ( 980-1037), musikinin tıpta oynadığı rolü şöyle tanımlamaktadır: "Tedavinin en iyi yollarından, en etkililerinden biri, hastanın akli ve ruhi güçlerini arttırmak, ona hastalıkla daha iyi mücadele için cesaret vermek, ona en iyi musikiyi dinletmek, onu sevdiği insanlarla bir araya getirmektir."

    Eğer hayatımızda müzik olmasaydı:
    1Dünyamız sadece gürültüden ibaret olurdu.
    2:Şairler daha çok şiir yazardı ama ona bir beste veya melodi veremezlerdi.
    3:İnsanlar enstrüman çalamazlardı.
    4Solistler işsiz kalırdı.
    5:Çocuklar teneffüse veya derse giremezlerdi.
    6:Telefon ve zil çalmazdı.


    Müziksiz Hayat Örnek Makale



    Sıcak bir yaz günüydü. Bir ağacın gölgesine oturmuş, hafif rüzgar yüzümü yalayıp geçerken kuşların cıvıl cıvıl ötüşlerini dinliyordum. 1-2 metre ileride uzun boylu bir adam vardı. Gitar çalıyordu. “ne kadar da güzel çalıyor” diye düşündüm. Az ileride deki kafe’de bir doğumgünü partisi vardı. Hizlı çalan bir şarkı ritmi ile partidekileri coşturmuştu. Düşündü. Hayatımızda müzik olmasaydı ne olurdu? Düşünürken uyuya kalmışım. Rüyamı anlatayım.

    Rüyamda, yine bir ağacın altında uyuyordum. Uyandım. Hiçbir ses yok! Herkes gitti mi diye çevreme bakındım. Herkes oradaydı. Uzun boylu adam gitarı çalıyor fakat hiçbir ses çıkmıyordu. Kuşlar ağızlarını açıp kapıyor ve ses çıkarıyorlardı. Kafeye baktığımda ise insanların şarkı söylemeye çalıştığını fakat seslerinin çıkmadığını g2ördüm. Ne olmuştu da bütün müzikler yok olmuştu. Birden nereden çıktığını anlamadığım bir ses konuşmaya başladı. “ben gürüldü gezegeninden Desibel” Müziğinizi çalmış bulunuyorum. Çünkü ben müzikten nefret ederim” son cümlesini yüksek sesle söyleyen Desibel çok ciddi görünüyordu. Korktum, müziksiz yaşam olur muydu? Olurdu ama yaşamın harikalarından biri yokolmuş, yaşam zevksiz hale gelmiş olurdu. Diğer insanları merak ettim ve biraz yürümeye karar verdim.

    Tam parktan çıkacaktım ki, kapıda bir kadın gördüm. Ne oldu? diye sordum. Cevap vermedi. Tekrar sordum. Çantasından kağıt ve kalem çıkardı. Belli ki cevabını buraya yazacaktı. Kadın bir şeyler yazdı ve kağıdı bana uzattı. Bende okumdum meğersem kadın Mory adlı bir opera sanatçısıymış, sonra fark ettim ki çevrede benden başka kimse konuşamıyor, Müzik yok, ses yok! Bu akşam konserim vardı ama gitmeye gerek yok. Tek sesi olan ben müziksiz şarkı söylesem neye yarar. Eve gittim. Canım çok dans etmek istiyor. Bir an müziğin olmadığını unutup neşelendim. Cd çalarıma güzel bir yabancı müzik koydum ve “play” düğmesine bastım. Ama hiç ses çıkmadı. Sonra hatırladım müziğin dünyamızdan çalındığını, çok sinirlendim ve cd çalara hızlıcı bir yumruk geçirdim. Neyse ki bir şey olmadı. Sağlam malmış. Buna daha fazla dayanamayacaktım. Etrafta bir tek nefa sesi bile yoktu. mTabii bununda sağırlıktan farkı yoktu. Dans yok, gösteri yok, eğlence yok, şarkı yok, hatta ninni bile yok, Bu durama katlanamayacaktım. Desibel7e savaş açmaya karar verdim. Önce internette bu desibel7in neyin nesi olduğunu, zayıf yönlerini araştırdım. Tek zayıf yönü müzikti. Ama ne yazık ki ne müziği tek bir nota sesi bile yoktu. Dünya’ya müziği geri kazandırma planlarım suya düşmüştü.

    Ne yapabilirim diye düşünürken farkında olmadan bir şarkı mırıldanmaya başlamışım. Evet bulmuştum. Anahtar bendim. Kimse müzik yapamasa, şarkı söyleyemese bile ben yapabiliyordum. Bir mikrofon aldım, şehrin meydanına geldim, sesi sonuna kadar açıp desibel’e meydan okudum. Korkak desibel, korkak tavuk adını taktığım uydurak şarkıyı söylemeye başladım. Bir şarkıyı söylüyor, bir melodi mırıldanıyordum. Birden bir ses şöyle dedi, “kim söylüyor bu şarkıyı , ben müziği sevmiyorum demedim mi müziğinizi çalmadım mı ? “ben” diye haykırdım ve şarkımı devam ettirdim. “kes şunu” dedi. Acı dolu bir şekilde “Müziğimizi verirsen” dedim. Ve şarkımı sürdürdüm. “Asla”! dedi. Daha yüksek sesle söylemeye başladım. “Tamam!” diye bağırdı. “ Kes şunu” sustum. Çünkü şaşırdım, Gökten yağmur gibi nota yağıyordu. Koşarak parka gittim. Orda da her şey düzelmişti. Yine ağıcımın altına oturdum. Kuş cıvıltıları arasında huzur içinde, Müziğimiz bizimdir” dedim. Kuş cıvıltıları ninni gibi gelmiş olmalı ki uyuya kalmışım,

    Rüyam burada bitiyor, Savaşı ben kazandım. Müzik savaşını...


    ----
    Duygu,düşünce onları ifade etmek şarkı sözlerine ve ritimlere kalmış bu hayatta onlar olmasa düşüncelerimizi sadece şiir yada yazılara bırakırdık onlarda kısa süre sonra kısala kısala orjinalliğini kaybederdi ama müzik öylemi akılda bi kalıcılığı ve etkileyiciliği var seni kendine çekiyor ve o ritimle hayat buluyorsun sözleri hayatını yansıtıyor onunla ağlıyor onunla rahatlıyor yada mutlu oluyorsun senin duygun neyse ritmin de o müzik sen ve doğanın seslerinin yansıması

    Müzigin hayatimiza etkileri bunlar eger olmasaydi artik gerisini siz düsünün..


    Alinti
     

Bu Sayfayı Paylaş