Hadislerle Peygamber Efendimizin Ahlakı

'Sünnetler & Hadisler' forumunda DeMSaL tarafından 10 Mart 2010 tarihinde açılan konu

  1. DeMSaL

    DeMSaL Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Hadislerle Peygamber Efendimizin Ahlakı konusu H.z Peygamberin ahlakı - Hz. Pygamberin güzel ahlahı - Peygamberimizin ahlakı hadislerle


    [​IMG]

    Hz. Muhammed (a.s.), dogusundan itibaren Allahın emrini almak için adeta hazirlaniyordu. Dogmadan önce babasinin, küçük yasta da annesinin vefat etmesiyle birlikte yetim kalinca, kendisinde filizlenen ahlâkî duyarlilik; ailevî ve toplumsal birligin kiymeti hususunda tüm hayatini etkileyecek hassasiyetlere dönüsecekti. Gençliginde hassas, duyarli, digergam; ama içine dönük, çekingen olan Hz. Muhammed bu duyarlilik ile çekingenligin uzlasma noktasini ariyordu.

    O, el-Emin idi; Hz. Hatice de bundan etkilenip, ona evlenme teklif etmisti. Evlenmisler, çocuk sahibi de olmuslardi. Ne yazik ki daha sonra bazi çocuklari vefat etmis ve o, böylece evlat acisini da tatmisti. Ticaret ile ugrasiyordu; ancak, ticaret hayatinda ne gibi hilelerin döndügünü görmekte gecikmedi. Her seyin madde etrafinda döndügü Mekke toplumunun ahlakî sorunlarini idrak için illa dogrudan vahiy gelmesi gerekmiyordu; Allah'In ona bahsettigi hassasiyet onu bir ahlâkli insan yapmisti. Diger yandan hem Mekke toplumu, hem de ticaret için gittigi yerler gördükleri ona ters geliyordu. Mekke toplumu tuhaf seyleri tanri ediniyordu. Tek Tanriya sahip oldugunu söyleyen dinler ise hem Tanriyi parçalamislardi hem de toplumu...

    O, peygamber olmadan önce de bunun farkindaydi. Ticareti birakacakti, birakti da. Düsüncelere dalacakti; bu evrenin ek gayeli bir yaraticisi olmaliydi; insanlarin da ek ve gayeli olmasi gerekiyordu. Bunu biliyordu. Ancak ne bu bilgisinden emindi, ne de bu sorunun çözümünden... Belki Ahlâkî sezgisi yapilacaklari hedefler olarak kendisine idrak ettirmisti; ancak bütün tefekkür ve gayretleri onu sadece biraz daha kisisel olgunlasmaya götürüyor, ancak toplumsal bir islahat hareketi olusturamiyordu.

    Otuz bes yasindan itibaren Hirana gidip gelmeye basladi. Allahın birliginin tahrifi, siyasî buhranlar, cinsiyetler arasi esitsizlik ve ahlaksizliklar onu üzüyor, ne yapacagini bilemiyordu. Iste Allah bu halde iken, bir melek vasitasiyla onun bilincini ve kalbini genisletti. O, kutsal âlem ile dogrudan irtibat kurmustu. Böylece agir bir sorumluluk ile teblig yükünü yüklenmisti. Bundan böyle o Kurani okuyor, insanlara onun istedigi davranislari bizzat kendisi yasayarak gösteriyordu. Sûreti kadar sîreti de güzeldi; zira onun ahlâki artik Kuran olmustu.

    Yüce bir ahlâk üzere olan Peygamber, kendi ifadesiyle güzel ahlâki tamamlamak için gönderilmisti. Örnek olarak sundugu hayat tarzi ise onun sünnetini olusturuyordu. Insanlik, artik iyi ile dogruyu, güzel ile çirkini onun penceresinden bakarak daha berrak görme sansina sahipti. O, örnek davranislariyla vahsi bir dünyadan medenî bir dünya kurmus, zulüm ve ahlâksizliklarla dolu bir toplumdan Asr-i saadete damgasini vuran altin nesiller yetistirmisti.

    Yeniden buhranlarla kivranan günümüz dünyasinda ise, onun ahlâkina ve sünnetne dün oldugundan çok daha fazla ihtiyaç bulunmaktadir. Onun ahlâki, hakki arayan ya da Islâm gerçek biçimde yasamak isteyen insanlara en kiymetli bir rehber durumundadir.

    hadislerle Hz. Peygamber Resûlullah (a.s.)ın yüce ahlâkindan bir demet sunmak amaciyla Yrd. Doç. Dr. Mustafa Karatas tarafindan Sahih hadis kaynaklarindan seçilerek hazirlanmistir. Bu bilgiler Resûlullah çok daha yakindan tanimaya ve onun ahlâkiyla ahlâklanmaya yardimci olacaktir.


    1. RESÛLULLAHIN SEMAILI
    Yüce bir ahlâk üzere olan Peygamber, buhranlar ve vahset içerisinde kivranan insanliga kendi ifadesiyle güzel ahlâki tamamlamak için gönderilmisti. O, örnek davranislariyla vahsi bir dünyadan medenî bir dünya kurmus, zulüm ve ahlâksizliklarla dolu bir toplumdan Asr-i saadetE damgasini vuran altin nesiller yetistirmistir. Onun sireti gibi sûreti de güzeldir.

    Sünen-i Tirmizîin Menâkib bölümünün 19. bahsinde yer alan bilgilere göre, Hz. Ali (r.a.) Sevgili Peygamberimizin semâilini söyle anlatmaktadir:
    Resûlullah (s.a.v.) ne son derece uzun ne de son derece kisaydi, o orta boyluydu. Saçlari, tam düz olmayip, biraz kivrimliydi. Sisman olmadigi gibi yüzü tamamen yuvarlak da degildi, ve rengi kirmiziya çalan beyazdi. Gözleri kara, kirpikleri uzundu. Mafsal kemikleri ve omuzlarinin arasi iriydi. Avuçlari ve ayaklari dolgundu. Yürüdügü vakit, yamaçta yürüyormus gibi sert adimlar atardi. Bir tarafa döndügünde bütün vücuduyla dönerdi. Iki omuzu, arasinda Peygamberlik mührü vardi; zira o, Peygamberlerin sonuncusuydu. Gönlü cömert ve aksani en düzgün kisiydi. Gayet yumusak tabiatli, muasereti de soylu idi. Ansizin gören ondan çekinir, fakat tanidikça onu daha çok severdi. Kendisini tanimlayan kimse, ne ondan önce ne de ondan sonra asla bir benzerini görmedim derdi.
    Süphesiz bizlerin ve günümüz insaninin ondan ögrenecegi çok yüce ahlakî degerler bulunmaktadir.

    2.TEMIZLIK
    Allah Resûlü, temizlik ve sagliga son derece önem verirdi. Temizlik imanin yarisidir buyurur, temiz olmayanlarla konusmak bile istemezdi. Yamalikli elbise giyer ancak kirli ve yirtik elbise asla giymezdi. Bir gün kendisine eli yüzü kirli, tirnaklari uzamis biri gelip ahirete ve gayba ait sorular sordugunda, ona, önce git su tirnaklarini kes, sonra gel sorunu sor buyurmustu. Sevgili Peygamberimiz, kendisine gelen ziyaretçilerin huzuruna çikmadan önce saçlarini tarar, aynaya bakardi. Hatta bir gün ayna bulamayinca su dolu bir tasa bakmis saçlarini öyle düzeltmisti. Yemeklerden sonra hemen ellerini ve agzini yikar, dislerini firçalardi. Diger insanlara da israrla dis temizligini tavsiye ederdi.

    Bu konuda Sahih-i Buhârî adli eserin Savm bölümünün 27. bahsinde söyle anlatilmaktadir:
    Ebû Hüreyre (r.a.) Resûlullah (a.s.)ın söyle buyurdugunu haber vermektedir: ayet ümmetime zor geleceginden endise etmeseydim, her abdest alislarinda onlara misvak kullanmalarini/dislerini firçalamalarini emrederdim

    3. NEZAKET
    Allah Resûlü (s.a.v), hizmetindekilere asla kizmazdi Ayrica Hanimlarina ve çocuklarina karsi da gayet kibar ve nazikti; onlara hiçbir zaman bir tokat bile vurmamistir. Sevgili Peygamberimizin yaninda olan bir kimse Onun yaninda olmaktan pisman olmamis aksine mutlu olmustur.

    Bu konuda Sünen-i Ebî Dâvûdun Edeb bölümünün 1. bahsinde söyle zikredilmektedir:
    Enes b. Mâlik (r.a.) anlatmaktadir: Resûlullah (a.s.), insanlarin en güzel huylusu idi. Bir gün beni ihtiyaçtan ötürü bir yere göndermisti. Ben de aslinda onun emrettigi yere gitmeye niyetli oldugum halde çocukluk hali, gitmeyecegim diyerek evden çiktim. Sokakta oynayan çocuklarin yanina gittim. Tam o sirada Resûlullah (a.s.) arkamdan ensemi tuttu. Dönüp baktigimda bana gülümseyerek, ey Enescik söyledigim yere gittin mi?dedi. Bunun üzerine ben de, evet Ya Resûlallah! simdi gidiyorum dedim. Enes sözlerine söyle devam etmektedir: Allah yemin olsun ki, Resûlullah (a.s.) dokuz sene (baska bir rivayette on sene) hizmet ettim, bu süre zarfinda yaptigim bir isten dolayi bir gün olsun bana eden böyle yaptin veya yapmadigim bir isten dolayi da eden böyle yapmadin diye sormamistir.


    4. ÇOCUK SEVGISI
    Allah Resûlü çok merhametliydi, o bu duygusunu merhamet etmeyene merhamet edilmez sözüyle ifade etmistir. Sevgili Peygamberimiz çocuklarin aglamasina hiç dayanamazdi. Bir gün mescidde namaz kildirirken bir çocugun aglamasi üzerine annesi sikinti çekmesin diye namazi daha erken bitirmisti. Torunlarini da çok severdi. Namaz da bile çocuklarin mesciddeki davranislarina kizmaz, aksine onlarin gönlünü yapardi. Onlari öper, baslarini oksar, hatta bazan onlarla oynardi.

    Bu konuyla ilgili olarak Sahih-i Buhârinin uyû bölümünün 49. bahsinde söyle zikredilmektedir:
    Ebû Hüreyre (r.a) anlatiyor: Resülullah (a.s.), bir gün evinden çikarak benimle birlikte Benû Kaynuka çarsisina gelinceye kadar hiç konusmadan yürüdü. Sonra oradan da Hz. Fatima'in (r.a) evinin önüne geldi ve, küçük! orada misin, küçük! orada misin?diyerek, torunu Hasan çagirdi. Hz. Fatima çocugu hemen göndermemisti. Sanirim o arada çocugun üzerini giydirmis, yahut banyo yaptirmisti. Sonra çocuk kosarak geldi. Resûlullah (s.a.v.) torunu Hasan kucakladi, öptü, oksadi ve sonra: Allahim sen bu çocugu sev, bunu seveni de sev!diye duâ buyurdu.


    5. CÖMERTLIK
    Allah Resûlü (s.a.v.), son derece cömertti. Kendisinden bir sey isteyeni asla bos çevirmezdi. Bu konuda Sevgili Peygamberimizin hayatinda bir çok örnek bulunmaktadir.

    Sünen-i Ibn Mâcein, ibâs bölümünün 1. bahsinde söyle zikredilmektedir:
    Sehl b. Sa es-Sâidî anlatiyor: Bir kadin Resûlullah (a.s.) bir hirka getirmisti. Allah Resûlü, bu kadifeden hirka da nedir? diye sordu. Kadin: Ya Resûlallah! Sizin giymeniz için onu kendi ellerimle dokudum buyurun dedi. Esasen Resûlullah (a.s.) efendimizin böyle bir hirkaya ihtiyaci da vardi, onu aldi. Ardindan o hirkayi giyinmis olarak namaz kilmak için mescide çikti. Adamin biri Yâ Resûlallah! Bu giymis oldugunuz hirka ne kadar da güzel! diye seslendi. Allah Resûlü (a.s.); evet öyledir buyurdu. Odasina girdiginde hirkayi katlayip o adama gönderdi. Orada bulunan insanlar adama çikisarak, allahi, sen iyi bir sey yapmadin. Resûlullahın bu hirkaya ihtiyaci vardi. Allah Resûlünün kendisinden bir sey isteyen kisiyi bos çevirmedigini sen de biliyorsun dediler. Bunun üzerine adam söyle dedi: Allah'a yemin olsun ki, ben bunu sadece giymek için almadim, kefenim olsun diye aldim Sehl diyor ki: o zat öldügü gün, o elbise kendisine kefen olmustu.



    6. MERHAMET
    Allah Resûlü (s.a.v.), Duygu yüklüydü, o bir rahmet peygamberiydi. Bazen göz yaslarini tutamaz aglardi. Sevgili peygamberimiz gayet yumusak kalpliydi.
    Bu konuda Sünen-i Dârimîin, ukaddime bölümünün 2. bahsinde zikredilen olay çok etkileyicidir.
    el-Vadîn isimli bir zat anlatiyor: Bir adam Resûlullah (a.s.) geldi ve sunlari aktardi: yâ Resûlalllah! Biz cahiliye ehlinden iken putlara tapar, çocuklarimizi öldürürdük. Benim bir kiz çocugum vardi. Ona seslendigim zaman sevinçle yanima gelir neselenirdi. Yine bir gün yanima çagirdim, o da geldi. Evimin yakininda kendimize ait bir kuyu vardi, oraya götürdüm ve kizimi kendi elimle kuyuya attim... Yavrucagizim benim ardimdan babacigim! babacigim! diye bagiriyordu... Allah Resûlü bu olayi dinlerken agliyordu; o kadar çok agliyordu ki, gözünden yaslar bosaniyordu. Resûlullahin arkadaslari o adama, Allah Resûlünü üzüyorsun dediler. Resûlullah: Birakin bu adam önemli bir sey soruyor dedi. Sonra o sahsa dönerek, bu olayi bana bir daha anlatbuyurdu. Adam ayni olayi tekrar anlatti. Resûlullah (a.s.)ın göz yaslari güzelim sakalini islatiyordu. Sonra adama söyle buyurdu: Şüphesiz Allah, senin kafir iken yaptiklarini silmistir. Simdi artik her seye yeniden basla


    7. HAYVAN HAKLARI
    Allah Resûlü (s.a.v.), hayvanlara karsi gayet merhametliydi. bir köpegi suladigindan ötürü günahkar bir kimsenin affedildigini, bir kediyi hapsederek açliktan ölmesine sebep olan bir kadinin da cehennemlik oldugunu haber vermistir.

    Sünen-i Ebî Dâvudun, ihad bölümünün 44. bahsinde zikredilen su olay, sevgili Peygamberimizin hayvan haklari konusunda ne derece hassas oldugunu gözler önüne sermektedir:
    Abdullah b. Cafer (r.a.) anlatiyor: Bir gün Resûlullah (a.s.) beni hayvaninin terkisine almisti. Ensardan birinin bahçe duvarinin yanina geldik. Orada bir deve duruyordu. Resûlullah (a.s.) devenin inledigini duydu. Bunun üzerine devenin yanina gitti ve gözlerinin yasla dolmus oldugunu görünce hayvanin basini oksadi. Devenin iniltisi kesilmisti. Allah Resûlü; bu devenin sahibi kim, bu deve kimin?diye sordu. Ensardan bir genç gelerek, benimdir Yâ Resûlallah! diye cevap verdi. Resûlullah; Allah'ın sana bahsettigi bu hayvan hakkinda Allahan korkmaz misin, bak o bana seni sikayet ediyor; sen onu aç birakip ona eziyet ediyormussunbuyurdu.
    Tabi ki, Hayvanin dili yoktu. Ancak onun halinden istirabi anlasiliyordu. Dolayisiyla Allah Resûlü (a.s.) hayvanin sahibine yaptigi yanlisi bu sekilde anlatmak istemistir.



    8. ZÜHD HAYATI
    Allah Resûlü (s.a.v) sade bir hayat yasadi, lüksü hiç sevmedi.
    Resûlullah (a.s.) bir gün hasir üzerinde uyudu. Kalktigi zaman hasir onun vücudunda iz birakmisti. O kendisine ev esyasi alinmasini teklif edenlere Benim dünya (rahatligi) ile isim yok. Dünyada ben bir agacin altinda gölgelenen ve sonra oradan ayrilip giden bir yolcu gibiyim.derdi. Doyasiya bugday ekmegi bile yememis olan Sevgili Peygamberimizin bazen aç kaldigi bile oluyordu.

    Bu konuda Sahîh-i Müslimn sribe bölümünün 140. bahsinde söyle zikredilmektedir:
    Ebû Hüreyre (r.a.) anlatiyor: Bir gece Resûlullah (a.s.) evinden disari çiktiginda Ebû Bekir ve Ömer (r.a. ) ile karsilasti. Onlara, Bu saatte neden evinizden çiktiniz?diye sordu. çliktan Yâ Resûlallah dediler. Hz. Peygamber: Allah'a yemin olsun ki, sizi çikaran sebep beni de evimden çikardi, o halde benimle gelin buyurdu. Birlikte Ensardan bir zatin evine gittiler, ancak adam evde yoktu. Evin hanimi onlari görünce os geldiniz safa getirdiniz buyurun dedi. Resûlullah (a.s.), evin beyini sordu, kadin, ize tatli ve soguk su getirmek için çikmisti neredeyse gelirderken ev sahibi gelmisti; karsisinda Hz. Peygamberi ve onun iki güzide arkadasini görünce, Sana sükürler olsun Allahim! bu ne seref! en kiymetli misafirler evime gelmis diyerek sevincini beyan etti.
    Hemen gidip salkimlariyla hem kuru hem yas hurma getirdi. Buyurun siz bunlari yiyin dedi ve eline bir biçak alip odadan çikmak isterken Allah Resûlü, (adamin niyetini anladi) lakin ha sagilan hayvan kesmeyesinbuyurdu. Adam bir koyun kesti (pisirip misafirlerine ikram etti) o etten ve hurmalardan yediler, getirdigi sudan da içtiler; karinlari doyunca Allah Resûlü, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer sunlari söyledi: Allah'a yemin olsun ki, evinizden çikaran açlik sebebiyle de olsa, size ikram edilen bu nimetlerden bile kiyamet günü sorguya çekileceksiniz.

    9. ADALET
    Allah Resûlü (s.a.v) adaletten asla ayrilmadi. Hiç kimseye zulüm ve haksizlik yapmadi. Sevgili Peygamberimiz kanun önünde insanlar arasinda esit davrandi.

    Bakiniz! Bu konuda Sahîh-i Buhârîin hâdîsü-Enbiyabölümünün 54. bahsinde yer alan su olay çok muhtesemdir. Allahın elçisi evrensel bir prensip ortaya koymaktadir.
    Âise (r.a.) anlatiyor: Kureysin ileri gelenlerinden Fâtimeyi Mahzûme isminde bir kadin hirsizlik yapmisti. Insanlar, unu Resûlullah affettirmek için kim araci olacak?!, olsa olsa Peygamberin gözbebegi Üsame b. Zeyd olur diyerek Hz. Peygamberin azatli kölesi Zeydn oglu Üsameen araci olmasini istediler. O da Resûlullah durumu arz etti. Bunun üzerine Allah Resûlü; en bana Allah'ın koydugu bir cezayi affetmem için mi araci oluyorsun!?diyerek kalkti ve insanlara söyle hitap etti: izden önceki milletler su yüzden helak olmuslardi; onlarin soylu ve zenginleri bir suç islediklerinde onu affettiler, onlarin zayiflari suç islediginde ise hemen cezasini verdiler. Allah yemin olsun ki, sayet bu suçu Muhammed'in kizi Fatima da islemis olsaydi, ona da cezasini verirdim.


    10. DEVLET MALI
    Allah Resûlü (s.a.v.), kendisi ve yakinlari için devlet malini kullanmaktan sakinirdi. Kendisi sadaka kabul etmedigi gibi ailesine de sadaka malindan yemeyi yasaklamisti. Nitekim torunu Hasan sadaka hurmalarindan birini aldiginda onu elinden attirmisti.

    Bu konuda Sahîh-i Buhârîin eavât bölümünün 11. bahsinde sunlar anlatilmaktadir:
    Sevgili Peygamberimizin kizi Hz. Fatima (r.a)in un ögütmek için degirmen çevirmekten elleri sismisti. Fatima beyi Hz. Ali'ye durumunu anlatti ve babasinin baskalarina esirler arasindan hizmetçi verdigi gibi kendilerine de bir hizmetçi vermesini söyledi. Hz. Ali, Fâtimaya bunu babsina kendisinin söylemesini teklif etti. Bunun üzerine Fatima Resûlullahın evine gitti, ancak onu bulamadi. Sorununu Hz. Âisee anlatti (ve geri döndü). Allah Resûlü eve geldiginde Hz. Âise, Fatimain anlattiklarini Peygambere arzetti. Olayin devamini Hz. Fatima söyle anlatiyor: Daha sonra biz evde yatiyorduk ki, Allah Resûlü yanimiza girdi. ben yataktan kalkmak istedim. Babam (Hz. Peygamber) kalkma! Buyurdu. Gelip yatagimiza oturdu, öyle ki, onun ayaginin soguklugunu bile hissettim. Buyurdu ki: ize hizmetçiden daha hayirli bir sey söyleyeyim mi, yataginiza girdiginizde, 33 Allahüekber, 33 Sübhanallah 33 Elhamdülillah, deyiniz, bu sizin için hizmetçiden daha hayirlidir. Görüldügü gibi Allah Resûlü, devletin malini kendi çocuklarina vermeyerek essiz bir yönetim anlayisi ortaya koymustur.

    Doç.Dr. Mustafa KARATAS
     

Bu Sayfayı Paylaş