Hace Ubeydullah-i Ahrar

'Sahabeler ve Alimler' forumunda Mavi_Sema tarafından 20 Nisan 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Hace Ubeydullah-i Ahrar konusu Hace Ubeydullah-i Ahrar
    Ubeydullah-ı Ahrar hazretleri Türkistan´ın büyük velilerindendir Silsile-i aliyyenin on sekizincisidir 1403 yılında Taşkent´te doğdu 1490?da Semerkant´ta vefat etti Kabri oradadır

    Doğumundan itibaren üstün halleri görüldü Annesi nifastan temizlendikten sonra emmeye başlamıştır Yüzünde öyle bir nur parlardı ki görenler hayran kalıp ona dua ederlerdi Dilinden Allahü teâlânın ismi hiç düşmezdi Dedesi de âlim ve veli idi Vefat edeceği sırada torunları ile tek tek vedalaştı Ubeydullah-ı Ahrar o zaman çok küçüktü Onu görünce kucağına aldı Sarılarak ağladı ve şöyle dedi: "Ben bunun büyük bir zat olduğu zaman hayatta olmam Bu İslamiyet?e hizmet edecektir Cihan padişahları bunun sözünü dinleyecekler" dedi

    Tasavvufta yüksek derecelere kavuştuktan sonra helal kazanmak için tarımla meşgul oldu Kısa zamanda zengin oldu 1300´den fazla çiftliği vardı Herbirinde üç bin amele çalışırdı Allahü teâlâ onun mahsulüne öyle bir bereket verdi ki her yıl 800 bin batman [700 ton] zahire uşur verirdi Ambarlarına konulan mahsul çıkardıklarında koyduklarından fazla geliyordu Kendisi bu konuda; "Bizim malımız fakirler içindir Bunca malın hassası işte bu noktadadır" buyururdu

    Yakınlarından biri bir gece birini kendisine şarap alıp getirmesi için gönderdi O kimse şarabı alıp gelince onun bulunduğu evin önünde durup şarap testisini yukarıdan sarkıttığı bir sepete koydu O da sepeti yukarı çekmeye başladı Çekerken sepet duvara çarpıp ipi koptu yere düştü ve testi kırıldı Şarap isteyen kimse kimse bilmesin diye sabahleyin erkenden kalkıp kırılan testisinin parçalarını topladı Ubeydullah-ı Ahrar hazretleri o kimsenin evine geldi "Gece yukarı çektiğin testinin sesi kulağıma geldi Eğer o testi kırılmasaydı benim kalbim kırılırdı ve bir daha seninle buluşmama imkan kalmazdı? buyurdu

    Bu talebesi anlatır:

    Seferde idik Gece yarısı bana "Hemen kalk eşyalarını topla ve derhal dışarı çık!" buyurdu ve kendisi de çıktı Bu çevrede olanları da uyandır Beni takip edin" dedi Bir tepeye doğru yürüdü biz de hemen toparlanıp onu takip ettik Tepeye çıkınca durdu Biz de yanında durduk Bir kısmı da gelmemişti Biz tepede iken birdenbire korkunç bir sel geldi Önüne gelen ağaç kaya duvar ne varsa süpürüp götürüyordu Ayrıldığımız ev de sel suları içinde kalmış gelmeyenler de sele kapılmıştı Sele kapılmaktan kurtulanlar Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerinin bu kerametini görerek onun büyük bir veli olduğunu bir kere daha anlamış oldular

    Buyururdu ki:

    ?Kalbin kararmış olmasının alameti günahlardan üzüntü duymaması günahta ısrar etmesidir İşlediği günahlardan dolayı kalbi o kadar kararır ki artık nasihat tesir etmez gafletten uyanmaz"

    "Eğer biz şeyhlik yapsaydık zamanımızda hiçbir şeyh kendisine talebe bulamazdı Fakat bize başka iş emredildi Bizim işimiz müslümanları zulümden korumaktır"

    ?Tasavvuf vakti en değerli olan şeye sarf etmektir"

    "Tasavvuf herkesin yükünü çekmek ve kimseye kendi yükünü çektirmemektir"

    "Tasavvuftan maksat kendini zorlamadan her an Allahü teâlâyı hatırlamaktır"

    "İnsanın kıymeti; idrakinin bu yolun büyüklerinin hakikatlerini anladığı kadardır"

    "Belalara sabretmek hatta şükretmek gerekir Çünkü Allahü teâlânın birbirinden acı belaları vardır"

    "İnsanın yaratılmasından maksat kulluk yapmasıdır Kulluktan maksat ise her hâlükârda Allahü teâlâyı unutmamaktır"

    "Bütün kerametleri bize verseler fakat itikadımız ehl-i sünnet değilse hâlimiz haraptır Eğer bütün haraplıkları çirkinlikleri verseler itikadımız ehl-i sünnet ise hiç üzülmemeliyiz"
     

Bu Sayfayı Paylaş