H Harfi İle Başlayan Osmanlıca Kelimeler ve Anlamları

'Tarihi Bilgiler' forumunda Mavi_inci tarafından 24 Şubat 2011 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    H Harfi İle Başlayan Osmanlıca Kelimeler ve Anlamları konusu H Harfi İle Başlayan Osmanlıca Kelimeler ve Anlamları

    HABÂİS: Kötülükler, kötü şeyler.

    HABÂSET: Kötülük, alçaklık, fenalık.

    HABB-HABBE: 1. Tane, tohum, 2. Parça.

    HABER-İ SÂDIK: 1. Doğru haber. 2. Peygamberimizin sözü, hadis.

    HABÎB: Sevgili, dost.

    HABİB-İ HÜDÂ: (Hüdâ’nın sevgilisi); Hz. Muhammed (s.a.v.).

    HABÎB-İ KİBRİYA: Kibriyanın sevgilisi. Hz. Muhammed (s.a.v.).

    HABİBULLAH: (Allah’ın sevgilisi); Hz. Muhammed (s.a.v.).

    HABÎS: Kötü, alçak, pis.

    HABL: İp, urgan, halat.

    HABLÜ’L-METİN: Sağlam ip. İslâ-miyet, Kur’ân-ı Kerim.

    HABT: İptal etme, bozma, bozulma.

    HACALET: Utanma, utangaçlıkla şaşırma.

    HACCAC: 1. Irak valisi olup, müslümanlara zulmeden Yusuf bin Sakifî’nin ünvanı. 2. Delil ile galip olan.

    HÂCET: İhtiyaç, gereklilik.DEF-İ HÂCET: Abdest bozma.ARZ-I HÂCET: Eksiğini, isteğini bildirme.

    HACR: 1. Men etme, yasak etme. 2. Kucak, oğuş, himaye.

    HACR-I TAHRÎM: Haramı yasaklamak.

    HADD: 1. Sınır. 2. Gerçek değer. 3. Şeriatçe verilen ceza.

    HADD-İ TAM: Tam sınırında, derecesinde, kıvamında.

    HADES: 1. Yeni olma, sonradan olma. 2. Abdesti tazelemeyi gerektiren şey, manevî pislik.

    HÂDİ: 1. Hud’a yapan, hileci, aldatıcı. 2. Fena, bozuk.

    HÂDÎ: Hidayet eden, doğru yolu gösteren, mürşit.

    HADİS: Peygamberimizin sözü.

    HÂDİSÂT: Yeni olan şeyler, olaylar.

    HÂDİSÂT-I ACÎBE: Şaşılacak, garib olaylar.

    HÂDİSE: Yeni olan, sonradan olan şey, olay.

    HADİS-İ KUDSÎ: Mânâsı Allah tarafından vahyedilen, lafzı Peygamberimize ait hadis.

    HAFA: Gizlilik, kapalılık.

    HAFAYA: Gizli şeyler, sırlar.

    HAFAZA: 1. Muhafızlar, koruyucular, bekçiler. 2. Koruyucu melekler.

    HÂK İLE YEKSAN: Toprakla bir yıkık, harap, yerle bir.

    HÂK: Toprak.

    HAKAİK: Hakikatler, gerçekler.

    HAKAİK-İ SÂBİTE: Değişmez hakikatler.

    HAKAMEYN: İki hakem: Sıffîn vak’asında Hz. Ali ile Hz. Muaviye arasında hakem seçilen Amr b. Âs ile Ebu Musa el-Eş’arî.

    HAKAYIK: Hakikatler, gerçekler.

    HAKEM: Bir işte karar vermeye yetkili kişi.

    HAKÎKAT: 1. Bir şeyin aslı, mahiyeti. 2. Gerçek, doğru. 3. Sadakat kadirbilirlik. Sözlük anlamıyla söylenen söz.

    HAKÎM: 1. Âlim, bilgin. 2. Doktor. 3. Hikmeti bilen, filozof. (Allah’ın isimlerinden) .

    HÂKİM: Hakim, yargıç, hüküm veren, hükmeden, hükümran olan, üstün olan.

    HAKÎM-İ MUTLAK: Allah. KİTAB-I HAKÎM: Kur’ân.

    HÂKİMİYET: Hakimlik, üstünlük, egemenlik.

    HAKİR: İtibarsız, değersiz, önemsiz.

    HAKK: Doğruluk, insaf, hak. (Allah’ın isimlerinden biri) .

    HAKK-I MÜDAFAA: Savunma hakkı.

    HAKK-I MÜKTESEB: Elde edilmiş hak.

    HAKK-I ŞİRB: İçme, hayvan veya tarla için su olma hakkı.

    HAKKU’L-YAKÎN (HAKKE’L-YAKÎN): Bilgi ve marifet mertebelerinin en yükseği, bizzat yaşayarak elde edilen bilgi, gerçeğin özünü kavramak.

    HAKŞİNASLIK: Doğruyu, hakkı tanımak.

    HALÂL: 1. Dostluk. 2. İki nesne arası açık olmak.

    HALÂS: Kurtulma, kurtuluş.

    HALASKÂR: Kurtarıcı.

    HALÂVET: 1. Tatlılık, şirinlik. 2. Zevk.

    HALEF: Birinden sonra gelip onun yerine geçen kimse, ardıl.

    HALET: Hal, suret, keyfiyet.

    HALET-İ İHTİZAR: Can çekişme hali, sakınılacak hal.

    HALET-İ NEZİ’: Ölüm hali, sekarat-ı mevt.

    HALF: Yemin etmek.

    HALHAL: Kadınların ayak bileklerine taktıkları altın veya gümüş halka, ayak bileziği.

    HÂLIK: Yaratan, yaratıcı. (Allah’ın isimlerinden) .

    HALÎL: 1. Dost. 2. Zevc, koca.

    HALÎME: Yumuşak huylu kadın. (Peygamberimizin süt annesinin adı) .

    HÂLİS: Hilesiz, katkısız, duru.

    HALK: Yaratma, yaratılma.

    HALK-I CEDÎD: Yeniden yaratılış.

    HALK-I DÜ CİHAN: İki cihanın halkı, ölüler ve diriler.

    HALT: 1. Karıştırma. 2. Uygunsuz söz söyleme.

    HALVET: 1. Yalnız kalma, tenhaya çekilme. 2. Tenha yer, ibadet için tenha hücre.

    HÂM: Çiğ, olmamış.

    HAM: Eğri, bükülmüş.

    HAMD Ü ŞÜKRAN: Allah’ı minnet ve şükranla övme.

    HAMD: 1. Övgü, medh. 2. Allah’a şükran hislerini bildirmek.

    HAME: 1. Yük. 2. Ana karnındaki çocuk.

    HAME: Balçık, çamur .

    HAMEİN MESNUN: Değişken balçık.

    HÂMÎ: Himaye eden, koruyucu.

    HAMÎD: Allah’ın adlarından.

    HÂMİD: Hamd eden, şükreden. (Hz. Muhammed (s.a.v.)’in lakabı.) .

    HAMİE: Balçıklı, çamurlu.

    HÂMİL: 1. Yüklü. 2. Gebe.

    HÂMİLE: Gebe kadın.

    HÂMİŞ: Mektubun altına ilave edilen yazı, hâşiye, dipnot.

    HAMR: Şarap.

    HAMÛLE: 1. Yük. 2. Gemi yükü.

    HANEDAN: Kökten asîl ve büyük aile, ocak.

    HANİF: İslâmiyetten önce Allah’ın birliğine inanan ve Hz. İbrahim dinine bağlı olan kimse.

    HÂRÂBAT: Harabeler, viraneler, meyhaneler. (Ziya Paşa’nın meşhur antolojisi).

    HARABE: Şehir ve ev yıkıntısı, virane.

    HARBÎ: 1. Harble ilgili. 2. Savaş yerinde bulunan ve müslüman olmayan kimse. 3. Anlaşma yapılmamış düşman. 4. Tüfek doldurma âleti.

    HAREC: 1. Darlık, sıkıntı, zorluk. 2. Günah.

    HAREM: 1. Girilmesi serbest olmayan yer. 2. İhrama girilen yerden itibaren Kâbe’ye doğru olan kısım.

    HAREM-İ ŞERİF: Kâbe ve civarı.

    HARİKULÂDE: Olağanüstü, eşi görülmemiş.

    HARS: 1. Tarla sürmek. 2. Yarmak. 3. Ekin, kültür.

    HASÂNET: Bir bina veya yapının sağlamlığı.

    HASB: Göre, nazaran, gereğince.

    HASBE: Kızamık hastalığı.

    HASBE’L-ÂDE: Âdet gereği, alışıldığı gibi.

    HASBE’L-BEŞERİYE: İnsanlık gereği.

    HASBETEN LİLLAH: Allah rızası için.

    HASEB: Baba tarafından gelen soyluluk, asalet.

    HASED: Haset, kıskançlık, çekememezlik.

    HASENÂT: İyilikler, güzel işler.

    HASENE: İyilik, güzel iş.

    HASF: Yere batma, ışığı sönme.

    HÂSIL: Husûle gelen, peyda olan, çıkan, üreyen.

    HÂSILA: Bir işten elde edilen sonuç.

    HÂSIL-I KELAM: Sözün özeti.

    HÂSİD: Haset edilen, kıskanç.

    HÂSİR: 1. Hasret çeken, meramına kavuşamayan. 2. Zarar görmüş.

    HASÎS: 1. Nekes, cimri. 2. Alçak, değersiz.

    HASLET: Tabiat, huy, yaratılış.

    HASR: 1. Sıkıştırma. 2. Etrafını çevirme, mahsus kılma, tahsis etme.

    HASR-I EVKAT: Bütün vakitlerini o işe verme.

    HASR-I NEFS: Kendini o işe adama.

    HASSA ORDUSU: Hükümdarın kendine mahsus ordusu.

    HÂSSE: Bir şeye mahsus olan kuvvet, duygu.

    HAŞERAT: 1. Küçük böcekler; Karınca, akrep, yılan gibi hayvancıklar. 2. Değersiz ve zararlı adamlar.

    HAŞÎN: Katı, sert, kırıcı, kaba.

    HÂŞİR: Toplayan, bir araya getiren.

    HAŞİYE: Dipnot.

    HAŞR Ü NEŞR: Toplayıp dağılma, haşir neşir.

    HAŞR: 1. Toplama. 2. Ölüleri diriltip mahşere çıkarma. 3. Kur’ân’-ın 59. sûresi.

    HAŞYETULLAH: Allah korkusu.

    HATA: 1. Yanlış, yanılma. 2. Günah.

    HÂTEM: Mühür.

    HATEMÜ’L-ENBİYA: Peygamberlerin sonuncusu: Hz. Muhammed (s.a.v.).

    HÂTİM: 1. Mühürleyen, mühürleyici. 2. Bitiren, sona erdiren.

    HÂTİME: Son, nihayet.

    HATT: 1. Çizgi. 2. Satır. 3. Yazı.

    HATT-I KUR’ÂN: Kur’ân yazısı.

    HAVÂİC: İhtiyaçlar.

    HAVÂRİYYÛN: Hz. İsa’nın oniki kişiden ibaret olan ashabı.

    HAVASS: 1. Hasseler, duyular. 2. Muhterem ve seçkin kişiler.

    HAVASS-I HAMSE: Beş duyu. (Görme, tatma, işitme, dokunma, koklama) .

    HAVÂYİC-İ ASLİYE: Aslî ihtiyaçlar.

    HAVF VE RECA: Korku ve ümit.

    HAVF: Korku, korkma.

    HÂVİ: İhtiva eden, içine alan, şâmil, içeren.

    HÂVİYE: Cehennemin yedinci katı, en şiddetli yeri.

    HAVL: 1. Sene, yıl. 2. Etraf, çevre. 3. Kuvvet, kudret.

    HAYA: 1. Utanma, sıkılma. 2. Ar, namus, edeb. 3. Günahtan kaçınma.

    HAYAT: Dirilik, canlılık.

    HAYAT-I BÂKİYE: Ölümsüz hayat.

    HAYAT-I BEŞER: İnsan hayatı.

    HAYAT-I FÂNİYE: Geçici hayat.

    HAYLİ: Oldukça. Epeyce.

    HAYR Ü ŞER: İyilik ve kötülük.

    HAYR: İyi, faydalı, hayırlı.

    HAYRET: Şaşma, şaşırma, ne yapacağını bilmeme.

    HAYRHAH: Hayır sahibi.

    HAYRÜ’L-BEŞER: İnsanların hayırlısı Hz. Muhammed.

    HAYRÜ’N-NÂS: İnsanların hayırlısı.

    HAYSİYYET: Şeref, onur, itibar, değer.

    HAYSİYYET-İ EBEDİYYE: Edebî itibar.

    HAYT: İplik, lif, tel.

    HAYT-İ ESVED: Siyah iplik, fecir zamanı yavaş yavaş silinen gecenin karanlığı.

    HAYTÜ’L-EBYAZ: Beyaz iplik, fecir zamanı, ufukta bir çizgi şeklinde beliren ve giderek artan sabah ağartısı.

    HAYY: 1. Diri, canlı. 2. Allah’ın isimlerinden.

    HAYYE ALE’L-FELÂH: Toplanıp felaha gelin, haydin felaha.

    HAYYE ALE’S-SALAH: Toplanıp namaza gelin, haydin namaza.

    HAYYÜ’L-KAYYÜM: Her an diri olan, yöneten, düzenleyen.

    HAYZ VE NİFAS: Aybaşı hali ve lohusalık.

    HAYZ: Kadınlarda aybaşı hali akıntısı.

    HAZER: Sakınma, kaçınma, korunma, çekinme.

    HAZF: Aradan çıkarma, kaldırma, giderme, silme, gizli tutma.

    HÂZIRA: 1. Şehirli. 2. Bir yere yerleşmiş. 3. Medeni.

    HÂZIRÛN: 1. Meydanda, gözönünde olanlar. 2. Hazır olanlar.

    HAZÎNE: Hazine, devlet malının saklandığı yer.

    HEBA: 1. Toz, zerre. 2. Boş, nafile.

    HEBÂEN MENSÛRA: Boşuna harcanarak.

    HEDEF: Maksat, amaç.

    HEDER OLAN: Boşa giden.

    HEDER: Boşa gitme, yok yere giden şey.

    HEDİY: Beytullah için getirilen kurbanlar.

    HEDY: Harem-i şerife götürülen kurban.

    HELÂK: 1. Mahvolma, ölme. 2. Harcanma. 3. Çok yorulma.

    HEMŞİRE: Kız kardeş.

    HENDESE: Geometri.

    HERC Ü MERC: Alt üst, karmakarışık, allak bullak.

    HERDEM: Her zaman, daima.

    HEREM: 1. İhtiyarlama, kocama. 2. Mısır ehramlarından biri.

    HETK-İ HÜRMET: Saygının ortadan kalkması. Şer’an haram olanın bozulması.

    HEVÂ: 1. Heves, istek, arzu, sevgi, hoşlanma. 2. Nefsanî zevklere uyma.

    HEVÂ-İ NESÎM: Latif hava. Mâne-vî gıda.

    HEVAMM: 1. Böcekler, haşereler. 2. Yılan, pire, akrep gizli zararlı hayvanlar.

    HEVÂPEREST: Meşru olmayan lezzet ve heves peşinde olan.

    HEVDEC: Kadınların binmesi için deve üzerine yapılan küçük mahfel.

    HEY’ET: 1. Şekil, suret. 2. Görünüş. 3. Durum.

    HEY’ET-İ İCTİMAİYYE: Toplantı heyeti, sosyal durum.

    HEZL: 1. Eğlence, alay, şaka. 2. Latife. 3. Mizah.

    HIDK: Öç almak için kin besleme.

    HIFZ: Saklama, koruma, ezberleme.

    HIFZISSIHHA: Sağlığı koruma.

    HIKD: Kin tutma, öç almak için fırsat bekleme.

    HINZIR: 1. Domuz 2. Pis ve katı yürekli kimse.

    HIRMAN: Mahrumluk, ümitsizlik.

    HIRZ: 1. Sığınak. 2. Nazar boncuğu, nazar duası. 3. Tılsım.

    HISÂL: Huylar, mizaçlar, karekterler.

    HIŞM: Kızgınlık, öfke, gazap.

    HITBE: 1. Okunmuş. 2. Söz kesilmiş, nişanlı kız veya kadın.

    HIYAR: 1. Bir işi yapıp yapmamakta serbestlik, İslâm hukukunda alış-veriş hususunda muhayyerlik. 2. Hayırlılar, iyiler.

    HİBE: Bağışlama bağış.

    HİCAB: 1. Utanma, sıkılma. 2. Perde, hail, engel.

    HİCRÂN: 1. Ayrılık. 2. Unutulmaz acı keder.

    HİCRET: 1. Memleketten memlekete göç. 2. Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicreti, Miladın 622. senesi.

    HİCRET-İ SENİYYE-HİCRET-İ NEBEVİYYE: Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye göçü.

    HİCV: Birini şiirle yermek, gülünç hale koymak, alay etmek.

    HİCVİYYE: Hicv sözü veya yazısı, taşlama.

    HİDAYET: Hak yola, doğru yola erme.

    HİDAYET-İ İLÂHİYYE: İlâhî hidayet, Allah’ın doğru yola erdirmesi.

    HİKMET: 1. Hakimlik, bilgelik. 2. Sebep. 3. Felsefe.

    HİKMET-İ İLÂHİYYE: Allah’ın hikmeti, yalnız O’nun bileceği iş.

    HİKMET-İ TEŞRİ: Kanun yapma hikmeti. Allah’ın emir ve yasaklarında gözetilen Rabbanî incelikler.

    HİLAF: 1. Karşı, zıt. 2. Yalan.

    HİLÂFET: 1. Birinin yerini tutma. 2. Peygamberin vekilliği, halifelik.

    HİLÂFETEN: 1. Birinin yerine geçerek. 2. Halife olarak.

    HİLAF-I EDEB: Terbiye ve ahlâka aykırı.

    HİLÂL: Yeni ay.

    HİL’AT: Elbise, kaftan.

    HİL’AT-İ RİSALET: Peygamberlik elbisesi.

    HİLF: Yardımlaşma, ittifak, sözleşme.

    HİLKAT: 1. Yaratılış. 2. Tabiat.

    HİLKAT-İ ÂDEM: İlk insanın yaratılışı.

    HİLKAT-İ ARZ: Dünyanın yaratılışı.

    HİLL: 1. Hilal. 2. Hac zamanında ihrama girilen yerin dışında kalan saha, haremin dışı.

    HİLM Ü HAYÂ: Yumuşaklık ve utanma duygusu.

    HİLM: Yumuşaklık, insanın tabiatında olan yumuşaklık duygusu.

    HÎN: An, zaman, vakit, sıra.

    HİRFET: Sanat, meslek.

    HİSAB: Hesap, saymak, aritmatik.

    HİSAL-HISAL: Huylar, tabiatlar.

    HİSAR: 1. Kuşatma, etrafını alma. 2. Etrafı istihkamlı kale, bent.

    HİSS: Duyma kuvveti, duygu.

    HİSSE: Pay, nasip.

    HİSSEDÂR: Pay, hisse sahibi.

    HİSS-İ KABLELVUKU: Önsezi.

    HİSSÎ: His ile, duygu ile ilgili, duygusal.

    HİSSİYYAT: Duygular, sezişler.

    HİTAB: Bir veya daha fazla kimselere söz söyleme, nutuk.

    HİTAB-I ÂM: Umuma hitap, bir topluluğa söyleme.

    HİTAB-I EZELÎ: Başlangıçsız, çok eski söz.

    HİTÂM: 1. Son, nihayet. 2. Bitme, tükenme.

    HİTÂN: 1. Sünnet, sünnet etme. 2. Duvarlar, engeller.

    HİZB-HİZİB: 1. Kısım, bölük. 2. Taraftar. 3. Kur’ân cüzünün dörtte biri.

    HOD BE HOD: Kendi kendine, kendi başına.

    HOD: 1. Kendi. 2. Baş zırhı.

    HODGÂM: Bencil, egoist, kendini beğenmiş.

    HUB: Güzel, hoş, iyi.

    HUBB: Sevgi, muhabbet.

    HUBB-İ DÜNYA: Dünya sevgisi.

    HUBS: 1. Pislik. 2. Kötülük.

    HUCCÂC: Hacılar.

    HUCCET-HÜCCET: 1. Vesika, delil, senet. 2. Tanınmış bilginlere verilen ünvan.

    HUD’A: Aldatma, oyun hile.

    HUDÂ: Allah, yaratıcı.

    HUDDAM: Hizmetçiler.

    HUDUD: Sınırlar, hudutlar.

    HUDÛS: Sonradan olma.

    HUFFAZ: Ezberleyiciler, Kur’ân’ı ezbere bilenler.

    HUKUK: 1. Haklar. 2. Hakikatler. 3. Kanunların verdiği hak.

    HULASA: Bir şeyin, bir sözün özü, özeti.

    HULÂSA-İ KELÂM: Sözün özeti.

    HULD AZABI: Ahiratteki ebedî azab.

    HULD: 1. Sonu olmayan. 2. Ebedî devamlı.

    HULF: Verdiği sözü tutmama, yemininde durmama.

    HULK: Huy, tabiat.

    HULKUM: Boğaz, gırtlak, ağızdan mideye giden yol.

    HULÛD: Ölmezlik, süreklilik, devamlılık.YEVM-İ HULÛD: Kıyamet günü.

    HULÛM: 1. Rüyalar, hülyalar. 2. Düş azması.

    HULÛS: Halislik, saflık, gönül temizliği.

    HULÛS-İ NİYET: Halis, samimi niyet.

    HUMS: Beşte bir.

    HÛN: 1. Kan, dem. 2. Öldürme, öc.

    HUNEFA’: "Hanif"in çoğulu. Allah’ın birliğine inananlar, Hz. İbrahim dininden olanlar.

    HURAFAT: Aslı, esası olmayan sözler ve rivayetler, hurafeler.

    HURAFE: Uydurma hikâye ve rivayet.

    HURDE: Değersiz şey, kırıntı.

    HUREMAT – HURMÂT – HURUMAT: Haram olan şeyler, dince yasak olan şeyler.

    HURÎ: 1. Cennet kızı. 2. Sevgili.

    HURÛC: Çıkma, çıkış, dışarı çıkma. YEVM-İ HURÛC: Kıyamet günü.

    HURÛF: Harfler.

    HURÛF-İ HECA: Alfabe harfleri.

    HURUF-İ MUKATTAA: Bazı surelerin başında bulunan ve ayrı ayrı okunan harfler.

    HURUM: Haramlar, dince yasak, olanlar.

    HUSUS: İş, şekil, yol, konu.

    HUŞÛ: 1. Gönül alçaklığı, tevazu. 2. Korku ile sevgi arası durum, saygı.

    HUTAME: Cehennemin adlarından biri, cehennemin beşinci tabakası.

    HUTUT: 1. Çizgiler. 2. Yazılar. 3. Yollar.

    HUZUR: 1. Hazır bulunma. 2. Rahat.

    HÜCCET: 1. Vesika, delil. 2. Seçkin âlimlere verilen ünvan.

    HÜCCETÜ’L-İSLÂM: İmam Gazali’nin lakabı.

    HÜCEYRE: 1. Küçük delik, oyuk. 2. Odacık, hücrecik.

    HÜCRE: 1. Odacık, göz. 2. Dokuların, organların en küçük parçası, hücre.

    HÜDA: 1. Doğru yol gösterme. 2. Hidayet etme. 3. Kur’ân-ı Kerim’in adlarından biri.

    HÜKEMA: Hakîmler, bilginler, filozoflar.

    HÜKM-HÜKÜM: Yargı, emir, komuta.

    HÜNSA: 1. Kendisinde hem erkeklik hem dişilik alâmeti bulunan kimse. 2. Aynı çiçekte erkeklik ve dişiliğin bulunması.

    HÜRRE: Cariye veya esir olmayan kadın.

    HÜSN Ü KUBUH: Güzellik ve çirkinlik.

    HÜSN: Güzel, iyi, güzellik, iyilik.

    HÜSNA: En güzel.

    HÜSN-İ AKİBET: Netice güzelliği.

    HÜSN-İ DİLÂRÂ: Gönül alıcı güzellik.

    HÜSRAN: 1. Zarar, ziyan. 2. Beklenilenin elde edilememesinden duyulan acı, mahrumiyet acısı.

    HÜVE: 1. O. 2. Allah.

    HÜVE’L-BÂKÎ: Bâkî kalan Allah’tır.

    HÜZN-HÜZÜN: Gam, keder, sıkıntı.
     

Bu Sayfayı Paylaş