hıristiyan çevre halkı....

'Diğer Dinler İnançlar' forumunda ASİ MARDİNLİ tarafından 28 Nisan 2009 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    hıristiyan çevre halkı.... konusu hıristiyan ahlakı hem Allah ile hem de insanlar ile olan ilişkilerimizi etkilediği gibi daha geniş kapsamda etkileşimlerde de bulunmaktadır. Hıristiyan ahlakının kapsamı düşünüldüğünden daha geniştir. İnsan olarak yaşadığımız çevre ile olan ilişkilerimizde de inancımızın oluşturduğu ahlak ön plana çıkmaktadır. Ata sözlerimizden birkaçına baktığımızda inancımızla yaşamımızın ve yaşadığımız çevrenin bağlantılarını görmek mümkündür. “Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz” ya da “Aslan yattığı yerden bellidir” gibi ifadeler bize kişinin düşünce, inanç ve algılayışı ile çevresinin ilişkilerini çok güzel bir biçimde ifade etmektedir.
    Hıristiyan inancının en temel öğretilerinden biri Allah’ın bütün evrenin yaratıcısı ve sahibi olduğu öğretisidir. Bu bağlamda sahip olduğumuz her şeyin yaratıcısı ve sahibi yüce Allah’ımızdır. Bizim el ile tuttuğumuz, göz ile gördüğümüz her şey O’nun sahipliğindedir. Dünya da O’nundur. Kutsal Kitab’ın Tekvin bölümüne baktığımızda “Hüküm Kutsaması” Allah’ın yarattığı insanı bu dünyanın sorumlusu olarak tuttuğunu görüyoruz. Dünya içindeki hayvanlara, dünya içindeki yaratılmış bitkilere, dünya içinde ekolojik düzene hakim kılınan insan, bu hakim kılınışı ile sistemi koruma sorumluluğunu da almış bulunuyor. Eğer biz dünyanın genel düzenini korumuyorsak, Allah’a başkaldırmış oluyor, O’nun yarattıklarına karşı saygısızlıkta bulunuyoruz.
    Son günlerde dünyamız oldukça büyük kirlenme sorunu ile karşı karşıya bulunmaktadır. Çünkü bütün ülkeler ister gelişmiş olsun, ister gelişmemiş olsun, bir şekilde dünyayı yaşanamaz bir yer haline getirme konusunda rol oynamaktadır. Çünkü her şeyden önce sahip olunan bu değeri bir değer olarak görememe sorunu vardır. Bunun eğitimsizlikle ilişkisi büyük olmakla birlikte endüstriyel ülkelerin kirlettikleri çevreler de düşünülürse yalnız eğitimle bağlantılı olmadığı ortaya çıkacaktır. Konu daha derin olarak ele alınmalıdır. Allah’ın yaratılışı bir lütuftur. Bu lütuf madden ifade edilemez muhteşemliktedir. Manen algılanması gerekir. Manen sahip olduğumuz değer Allah önünde eğilerek kabul edilirse ancak değeri nispetinde saygı ve sevgiyi getirir. Öyleyse dünyanın esas sahibinin kim olduğu fark edilirse ve bu sahibin bize verdiği değer ve lütuf algılanırsa, işte o zaman dünya gerçekten daha büyük bir hassasiyetle ele alınacak ve korunmaya başlanacaktır.
    Bugün artık denizlerde çeşitli balık türlerini bulmak zordur. Çünkü dev fabrikalar daha modern bir yaşam için üretim yaptıkça, para kazanmak için daha çok çalıştıkça doğaya saygı ve sevgi yitip gitmektedir. Bugün güzelim yeşil tarlaların, ayçiçeklerinin doldurduğu Trakya’mız büyük bir kirlenme tehdidi altındadır. Trakya bölgesinde temiz akan, içinde kimyasal madde bulunmayan bir tek ırmak ya da dere kalmamıştır. Hatta bilimsel raporlara göre bu derelerden arazi bile sulamak sağlık açısında tehlike yaratmaktadır. Bu arada ormanlar kesile kesile yerlerini çöle terk etmeye başlamışlardır. Bu da büyük bir iklim değişikliğinin ifadesidir. Her şey bir yana en kötü olan dünyamızı koruyan ozon tabakasının artık yer yer delinmesidir. Bu olay yalnız bir bölgeyi değil, bütün dünyayı tehdit eder bir hal almıştır. Çünkü ozon tabaksı insanları güneşin zararlı ışıklarına karşı koruyacak bir tabakadır. Bu tabakanın delinmesi demek zararlı ışınların doğrudan insana ulaşması demektir. Bu da insanlar için ölüme kadar götüren zararlar verecektir. Çağdaş insanın sürekli olarak çoğalttığı fabrika bacalarından çıkan Klora Flora Karbonları gibi gazlar ozon tabakasını delmek için yeterli olmuştur.[1]
    Elimizdeki verilere göre doğal kaynaklar artık yavaş yavaş azalmaya başlamıştır. Böyle giderse ilerde dünya büyük bir açlık ve susuzluk tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir. Allah evreni büyük bir düzen ve denge içinde yaratmıştır. Bu düzen ve denge içersinde birbirine bağlı sistemler vardır. Bu sistemlerden herhangi birinde en ufak bir aksaklık varsa, sistemi allak bullak etmektedir. Yağmur yağmaması doğal olarak kuraklık beraberinde getirmektedir. Kuraklık hayvanlar ve insanlar için açlık demektir. Aynı zamanda kuraklıkla iklim değişimleri söz konusu olmaktadır. Ozonun delinmesinde de durum aynıdır.
    Bütün bu karamsar tablolar ne kadar karamsar görünürse görünsün dünyamıza yeterince değer vermememizden kaynaklanan tablolardır. Eğer insanlar bu değeri vermemeye devam ederlerse, daha da kötüsü olacaktır. Bu çevre sorumlarından ülkemiz de nasibini almıştır. Örneğin kış günleri hava kirliliği büyük bir sorundur. Aynı zamanda erozyonla mücadele büyük bir öncelik taşır hale gelmiştir. Çünkü bereketli topraklarımızın büyük bir bölümü erozyonla kaybolup gitmektedir. Yukarıda değindiğimiz gibi akarsularımız büyük bir kirlilik tehdidi altındadır.
    Artık çevre ile ilgilenmek bir hobi değil, bir zorunluluk haline gelmiştir. Aksi takdirde gelecek nesillere oldukça sağlıksız bir ortam bırakmış olacağız. Aynı zamanda Allah’ın bizim elimize teslim ettiği cennet dünyayı tanınamaz bir hale getirmekle Allah eserine saygısızlık yapmış olacağız.
    Hıristiyan ahlakı çevre konusunda oldukça hassastır. Allah dünyanın korunması için inanlılara büyük bir sorumluluk yüklemektedir. Allah’ın dünyası insanlığa bir lütuf olduğu gibi aynı zamanda bir sanattır. Bu yaratılmış güzelliğin korunması ve bakımı da Allah’a büyük bir saygı demektir.

    ALLAH’IN DÜNYASI DÜNYAYI O YARATTI

    Hıristiyan bakış açısı öteki inanç ve felsefenin hepsinden farklıdır. Panteistler dünyanın kendisini kutsal ve Allah’a ait olarak değerlendirmektedirler. Bu nedenle dünyaya saygı gösterirler ve ona tapınırlar. Materyalist bakış açısına göre her şey basitçe bir nedene bağlıdır, yani doğa sırf maden olsaydı, ona karşı istediğimiz gibi davranabiliriz. Nasıl değerlendirirsek öyledir. Oysa Kutsal Kitab’ın bize gösterdiği bakış açısına göre ise içinde yaşadığımız ortama saygı, Allah’a ve Allah’ın yaratma gücüne olan saygımızdandır.


    1. DÜNYAYI ALLAH YARATTI

    Kutsal Kitab’ın ilk iki bölümü Allah’ın dünyayı yaratma konusunda ayrıntılı açıklamada bulunmaktadır.[2] Daha Kutsal Kitab’ın başlangıcında yer alan sözcükler Allah’ın bütün evrenin, içindekilerin ve dünyanın yaratıcısı olduğunu göstermektedir:

    “Başlangıçta Allah gökleri ve yeri yarattı.”

    Tek. 1:1

    Kutsal Kitab’ın birçok bölümünde Allah göklerin ve yerin yaratıcısı olarak tanıtılmaktadır. Mezmur’ların başından sonuna kadar O’nu yaratıcı olarak görmekteyiz. 8. Mezmur’u okuduğumuzda yazarın, Allah’ın yarattıklarının güzelliğine ve muhteşemliğine hayran hayran baktığında O’na tapınmaya başladığını görüyoruz:

    “Göklerini, ellerinin işlerini, Koyduğun ay ve yıldızları görünce dedim:
    İnsan nedir ki, sen onu anasın? Ademoğlu nedir ki, sen onu arayasın?”

    Mez. 8:34

    İşaya Peygamber İsrail’e Allah’ın kendilerini unutmadığını hatırlatmıştı. Çünkü Allah onların yaratıcısı ve her şeyi bilir:

    “Ve beni kime benzeteceksiniz ki ben ona denk olayım?Kuddüs diyor. Gözlerinizi yukarı kaldırın, ve görün, bunları kim yarattı; o ki, bunların ordusunu sayı ile çıkarır; onların hepsini adları ile çağırır; kudretinin büyüklüğünden ötürü, ve kuvvetinin zoru ile onlardan hiç biri eksilmez. Niçin, ey Yakub: RAB benim yolumu görmüyor, Ve Allah’ım hakkıma bakmıyor, diyorsun; ve ey İsrail, niçin böyle söylüyorsun? Bilmedin mi? İşitmedin mi? Ebedi Allah, RAB, dünyanın uçlarını yaratan, zayıflamaz ve yorulmaz; onun anlayışının derinliğine erilmez.

    Yşa. 40:2528

    Peygamber Yeremya bütün evreni Yaradana yapılacak ibadet ile değersiz putların önündeki ibadeti karşılaştırmaktadır:

    “Yeri kuvveti ile yarattı, dünyayı hikmeti ile pekiştirdi, ve gökleri anlayışı ile yaydı. O ses verince göklerde sular çağlar, ve yerin uçlarından buğular yükseltir; yağmurlar için şimşekler yapar, ve hazinelerinden yel çıkarır. Herkes budala, bilgisiz oldu; her kuyumcu oyma putundan ötürü utanacak; çünkü onun dökme putu bir yalandır, ve onlarda soluk yoktur. Onlar boş şeydir; boş kuruntu işi; yoklanıldıkları zaman yok olacaklar.

    Yer. 10:1216

    Eyub da Allah’ın yaratışının ve koruma işlerinin harikalığını çok güzel bir biçimde tanımlamaktadır.[3]
    Yeni Antlaşma da Allah’ı bir yaratıcı olarak tanımlamaktadır. Yuhanna’nın aktarımına göre Allah Söz olan Mesih İsa aracılığıyla her şeyi yaratmıştır:


    “Allah her şeyi O’nun aracılığıyla oluşturdu ve olanlardan hiçbiri O’nsuz olmadı.”

    Yu. 1:3

    Elçi Pavlus özellikle insan günahlılığından bahsederken, insanoğlunun her şeyin yaratıcısı Allah yerine yaratıklara taptığını söylemektedir:

    “Onlar Allah’ın gerçeğini yalanla değiştirdiler; Yaradan’dan çok yaratığa tapındılar, ona hizmet sundular. Allah çağlar boyunca kutlansın. Amin.”

    Rom. 1:25

    Elçi Pavlus, Mesih İsa’nın yüceliğinden bahsederken Allah’ın bütün her şeyi O’nun aracılığıyla yarattığına değinmektedir:

    “Çünkü göklerde ve yerde, göze görünen ve görünmeyen her şey Mesih’te yaratıldı: Tahtlar, egemenlikler, başkanlıklar, yetkiler, her şey O’nun aracılığıyla ve O’nun için yaratıldı.”

    Ko. 1:16

    Kutsal Yazılar’ı okumaya devam ettikçe yaradılışın esas sahibinin kim olduğunu daha yakından görmeye başlıyoruz. Her şeyin sahibi Allah olduğuna göre, O’nun yarattığına olan sorumluluğumuz Allah’a olan sorumluluğumuz ayrı bir eşit paralel demektir. Allah’a inanan, O’na tapınan, O’nun kurtarışını gönenenler olarak O’nun yarattığı dünyaya ve o güzelim doğaya sahip çıkmamız gerekmektedir. Sahip olmadığımız bir yere istediğimizi yapma yetkisine de sahip değiliz.


    2. ALLAH DÜNYANIN SAHİBİDİR

    Allah her şeyi belli bir düzen içinde ve akıl almaz bir güzellikte yaratmıştır. Bütün bu varlığın nedeni ve sahibi Allah olduğuna göre hepsi Allah’a aittir:

    “Rab’bindir yeryüzü ve onun doluluğu, Dünya ve onda oturanlar”

    Mez. 24:1

    Mezmur’ların yazıldığı dönemde İsrail oğulları Allah’a sunular sunuyorlardı. Allah ise bu sunulara gereksinimi olmadığını çünkü yaradılmış her şeyin sahibinin kendisi olduğunu söylüyordu. Bütün evrendeki her şeyin kendisine ait olduğunu hatırlatıyordu:

    “Ne evinden dana, ne de ağıllarından keçiler alırım. Çünkü ormanın bütün hayvanları, ve binlerce dağlardaki sığırlar benimdir.
    Bütün dağ kuşlarını bilirim, Çölün yabani hayvanları da benimdir.
    Acıksaydım sana söylemezdim; Çünkü dünya ve onun dolusu benimdir.”

    Mez. 50:912

    Uzun uzadıya bir liste yapsak Allah’ın sahip olduğu her şeyi ardı ardına sıralamamız yine mümkün olamaz. Bütün dağlar ve taşlar, bütün kurtlar ve kuşlar, kısacası evrendeki her zerre O’nun şaheserinin bir parçasıdır. O zaman bu kadar güçlü, her şeye kadir bir Allah’ın yarattıklarına yaklaşımımız acaba nasıl olmalıdır? O’nun ayı, yıldızları, güneşi ne kadar güzel yarattığına bir bakalım. Ya yeryüzünün yeşilini, yeşilin o envai çeşidini. Bu çeşitliliği yok etmeye, kirletmeye hakkım var mı benim? İnsan kendi evini bile düzenli tutmak, temiz tutmak isterken, korumaya çalışırken nasıl olur da insan kardeşleriyle ortak olarak paylaştığı dünya evini korumaz, hem de kendisi dünya sahibi bile değilken? Allah gerçekten bize güzel bir bahçe bırakmıştır. Bize verdiği sorumluluk ise bu bahçede iyi bahçıvanlık yapmamızdır. Demek ki, bizler insan olarak, özellikle Allah’ın seçilmişliğinde O’nun kurtarışını yaşayanlar olarak evrene, evren içindeki dünyamıza ve dünya içindeki her yaratığa karşı sorumluluğumuz vardır. Bu konuyu ikinci bölümde daha da geniş olarak ele alacağız
     

Bu Sayfayı Paylaş