Hüseyin Sadeddin Arel Kimdir - Hüseyin Sadeddin Arel Biyografisi

'Biyografi & Otobiyografi' forumunda SeLeN tarafından 1 Mayıs 2011 tarihinde açılan konu

  1. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Hüseyin Sadeddin Arel Kimdir - Hüseyin Sadeddin Arel Biyografisi konusu Hüseyin Sadeddin Arel Kimdir - Hüseyin Sadeddin Arel Resimleri - Hüseyin Sadeddin Arel Biyografisi - Hüseyin Sadeddin Arel Hakkında



    Hüseyin Sadeddin Arel (d. 18 Aralık 1880, Vefa, İstanbul - ö. 6 Mayıs 1955, İstanbul), müzikolog.

    Anadolu kazaskerlerinden müderris Mehmet Emin Efendi'nin altıncı çocuğudur. Annesi Fatma Zekiye Hanım'dır. İlk öğrenimini Vefa'da Taşmektep, Şemsülmaarif ve Nümune-i Terakki (İstanbul Lisesi) okullarında tamamladıktan sonra 1886 yılında ailesi ile İzmir'e göç etti.

    İzmir'de Fransız Kolejini bitirdikten sonra yüksek öğrenimi için İstanbul'a geldi. Bir yandan medreselerde okuyarak "İcazet" alırken, diğer yandan "Hukuk Mektebi" ne devam ediyordu. 4 Eylül 1906 tarihinde mezun oldu ve kendisine "Üstün Başarı Madalyası" verildi. Özel öğretmenlerden dersler alarak dil bilgisini ilerletti. Arapça, Farsça, Almanca, Fransızca, İngilizce'yi iyi derecede öğrendi. Bunlardan başka İtalyanca, İspanyolca, Latince, Rumca, Eski Yunanca, Ermenice, hatta Felemenkçe ve Slav dillerini anlayabilecek kadar bilirdi.

    O zamanın anlayışına göre öğrenciler devlet dairesinde görev aldıklarından, Arel de memuriyete on beş yaşında İzmir'de bulunduğu sırada "Vilâyet Mektûbi Kalemi"nden başladı. İstanbul'a geldikten sona 1901'de Adliye Nezareti'ne tercüman olarak girdi. Aynı yerde şifre müdürlüğü, 1909'da Ticaret-i Bahriye Mahkemesi Üyeliği, 1911'de ceza işleri müdürlüğü yaptı ve bir yıl sonra istifa ederek ayrıldı. 1910'da Washington'da toplanan uluslararası hukuk kongresine Türkiye'yi temsilen katıldı. Bazı incelemelerde bulundu, tebliğler ve konferanslar verdi.

    1913 yılında zamanın Danıştay'ında maliye ve bayındırlık üyeliklerinde bulundu. 1914'te Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne, aynı yıl içinde "Tanzimat Dairesi Reisliği"ne getirildi. Bu daire 1918 yılında kapatılınca görevinden ayrıldı. Bir daha resmi görev almadı. Mütareke yıllarında Amerika'ya giderek 1923 yılına kadar orada yaşadı. Amerika'dan döndükten sonra bir büro açarak İzmir'e yerleşti ve avukatlık yaptı. Beş yıl serbest çalıştıktan sonra 1928 yılında İstanbul'a gitti. Son zamanlarına kadar avukatlık mesleğini bırakmadı. İstanbul'da 6 Mayıs 1955 tarihinde, Bomonti'deki evinde hayata gözlerini yumdu. 8 Mayıs 1955 günü kalabalık bir toplulukla Şişli Camii'nde kılınan namazdan sonra Zincirlikuyu Mezarlığında toprağa verildi.

    Adliye Nezareti'nde çalıştığı yıllarda, eski sadrazamlardan ve Adliye Nazırı Abdurrahman Nurettin Paşa'nın kızı Pakize Hanım'la evlenmiş, bu evlilikten tek çocuğu olan kızı Naciye Arel doğmuştur.

    Musiki öğrenimi

    Musıkî çalışmalarına on yaşında başladı. İlk olarak Udi Şekerci Cemil Bey'den ut ve nazariyat dersleri aldı. Bu ilk adımdan sonra kendi çabası ile bilgisini derinleştirdi. Başta Türk Musikisi olmak üzere bütün dünya mûzikleri hakkında yazılmış eserleri topladı. Çok yabancı dil bilmesi nedeni ile her türlü kaynaktan bilgilerini güçlendirdi. Türk Musikisinin nazariyatından söz eden eski Edvar kitaplarını okudu, araştırdı. Nazari çalışmalarının yanı sıra ut, ney, keman, klasik kemençe, tambur, viyola, viyolonsel, özellikle piyano çalmasını öğrendi. 1907-1909 yılları arasında Edgar Manas'tan armoni, kontrpuan ve füg öğrendi. Kompozisyon, orkestrasyon ve enstrümantasyon bilgilerini kendi gayreti ile elde etti.

    Koleksiyonculuğu ve yayımcılığı

    Arel, iki kez kütüphane kurdu. Bunlardan ilki kayınbabası Abdurrahman Nureddin Paşa'nın konağında oturduğu yıllarda, İstanbul'un işgali sırasında Fransızlar tarafından kasten yakıldı. Bu yangında pek çok nadir yazma, koleksiyon ve değerli kitap yok oldu. İkinci olarak kitap toplamağa İzmir'de başladı. Yeni kütüphanesini Bomonti'deki evinde kurdu. Birçok yerli ve yabancı kitabı biraraya getirdi. Bunlar arasında Türk Musikisi açısından büyük değer taşıyan yazma eserler, fotokopiler, filmler bulunuyor.

    Bir ömür boyu maddi ve manevi fedakarlıklarla topladığı, bilenlerden bizzat notaya aldığı koleksiyonu özellikle önemlidir. Bu koleksiyona Dr. Suphi Ezgi'nin topladığı eserler de katılmıştı. Sadece Türk Mûsıkîsi ile ilgili eserlerle sınırlı kalmamış, bütün dünya müzikleri için önemli belgeleri biriktirmişti.

    Sadeddin Arel, 1908 yılından başlayarak on beş günde bir olmak üzere "Şehbal" adında bir kültür ve magazin dergisi çıkardı. Matrisleri İtalya'da hazırlanan bu dergi, o yıllardaki yayınlara göre, gerek baskı ve gerekse kalite yönünden üstün nitelikte idi. Ancak yüz sayı çıkabilen Şehbal, İstanbul'un işgali sırasında idare binası yanarak kolleksiyonu ve belgeleri yok oldu. Bu dergi musikimiz hakkında araştırma yapacaklar için en önemli kaynaklardan biridir. 1939 yılında İsmail Hami Danişmend'le çıkarmış olduğu "Türklük" dergisi ancak on beş sayı çıkabildi. Bu dergide yayınlanan "Türk Musikisi Kimindir?" başlığı altındaki seri makaleleri sonradan kitap haline getirilmiştir. 1948 yılında çıkmağa başlayan "Musiki Mecmuası" son yayın organıdır. Başta bu dergiler olmak üzere çeşitli dergi ve gazetelerde çok sayıda makale, inceleme ve araştırma yazıları yayınlamıştır. Kütüphanesinin tamamına yakın bir bölümü ölümünden sonra "Türkiyat Enstitüsü"ne hibe edilmiştir.

    Musıki hocalığı

    Maddî imkânları elverdiği için karşılık beklemeden bir ömür boyu önceleri haftada iki gün, sonraları yalnız Cumartesi günleri evinde akademik mûsıkî toplantıları düzenledi. Hatta başlangıçta bu toplantılar yemekli olarak yapılırdı. İzmir'de bulunduğu yıllarda, İstanbul'a gittikten sonra da, ölünceye kadar bu gelenek devam etti. Türk Musikisi alanında yetişmiş, isim yapmış pek çok sanatkar Arel'in bu akademik toplantılarından yararlanarak yetişmiştir. Ayrıca evi çağının ilim ve sanat adamlarının da uğrak yeri olmuştur.

    Engin musiki ve genel kültürü kendisinin kısa zamanda çevresinde ve İstanbul'da tanınmasına yardımcı olmuş, özel musiki okullarında ders verme teklifleri almış, daha 1916 yılında Darüttalimi Musiki'de ders vermeye başlamıştı. Olağanüstü bir yetki ve beş yıllık bir anlaşma ile 1943 yılında İstanbul Konservatuvarı'nın başına getirildi. 1948 yılında süresi dolunca yenilemek istemedi. Buradan ayrıldıktan sonra "İleri Türk Musikisi Konservatuvarı"nı kurdu ve bu okulun yayın organı olan "Musiki Mecmuası"nı çıkartmağa başladı. Arel'in bu yönlerini öğrencisi Ercüment Berker şu görüşlerle değerlendirmiştir: "Müzikolog H. Sâdeddin Arel, ulusal kültürün soylu ve güçlü bir değeri olan, ancak yüzyıllar boyunca dar bir çevre içinde ustadan çırağa geçen, gizli bir fen ve sanat halinde kıskançlıkla gizlenen Türk müzikolojisini çağdaş metodolojiye göre düzenleyip -kendi deyimiyle-işporta mataı halinde isteyenin yararına sundu. Böylece, Türk Musikisi'nin yaygın eğitimini ve Türk Mûsıkîsi Devlet Konservatuvarı'nın kurulması olanağını hazırlıyordu. "

    Türk Musikisine getirdiği yenilikler

    Rauf Yekta Bey'in Türk musikisi üzerinde başlattığı bilimsel çalışmaları daha ileri bir düzeye götüren ve sağlam temellere oturtan Hüseyin Sadeddin Arel olmuştur. Dr. Suphi Ezgi ve Salih Murat Uzdilek'le yorucu araştırmalardan sonra, musikimizin akustik bölümünün tamama yakınının açıklamasını yapmıştır. Böylece 24 eşit olmayan aralığın varlığı ispatlanmış ve bu görüşün bilimsel dayanakları belirlenmiştir. Bugünki görüşlere göre eğer bu sistemin eksik yönleri varsa, müzikoloji ile uğraşanların eleştiri yerine bu eksik yönleri tamamlamaları gerekir.

    Batı notası tam olarak Sultan II. Mahmut döneminde ülkemizde yaygınlaşmışsa da, Hamparsum notasının yerini tutamamıştır. O zamanki görüşler bu nota ile Türk Musikisi eserlerinin yazılamayacağı merkezindeydi. Arel, arkadaşlarıyla donanım işaretlerini bularak bu sorunu da çözüme bağlamıştır. Batı musikisi terminolojisinin bizim musikimizin ihtiyaçlarını karşılamadığını görmüş, kendi ses yapımız ve icra özelliğine göre bir Türk Musikisi terminolojisi ortaya koymuştur. Bugün kullanılan bu sözcüklerin pek çoğu Arel'e aittir.

    Arel Türk Musikisi'nde çok sesliliğe taraftardı; ancak, ona göre bu çokseslilik kendi tonal sistemimizin gereğine göre yapılmalıydı. Bu düşüncelerini sırası geldikçe söylemiş ve nitekim eserlerinin içinde önemli bir sayıya ulaşan çok sesli besteleri bu esasa göre bestelemiştir. Beş tür kemençe ile bir "Kemençe Ailesi" fikrini ortaya atması bu düşünceden kaynaklanmıştır. Bu düşünce başarı ile uygulanmış, dönemin ünlü sanatkârları tarafından bu sazlar denenerek, bu yoldaki besteler icra edilmiştir. Bu büyük insanın açtığı çığır kendinden sonra geliştirilmemiş, yapılmış olanların tekrarından ibaret kalmıştır.

    Eserleri

    Verimli bir bestekâr olan Arel, bir ömür boyu Batı ve Türk Musikisi dalında iki bin kadar eser ortaya koymuştur. Ercümend Berker'in verdiği listeye göre bu eserlerin sayısı ve türü şunlardır:

    51 Mevlevi Ayini, 108 Durak, 87 İlahi, 13 Ney taksimi bestesi, 24 Peşrev, 28 Konser Saz Semaisi, 80 Saz Semaisi, 42 Oyun havası, 20 Dramatik Saz Eseri, Tambur ve Viyolonsel için 8 taksim, 11 Köçekçe; Beste veSemai gibi büyük formlarda 7 sözlü eser, 51 Gazel, 3 Gazelli taksim, 2 Marş, 104 Şarkı, Oda Müziği ve koral, Altılama, Üçleme, İkileme olarak toplam 71 çok sesli eser.

    Bunlardan başka Türk Musikisi nazariyatı dersleri, Armoni dersleri, Kontrpuan dersleri, Füg dersleri, Prozodi dersleri, Türk Mûsıkîsi ileri solfej dersleri, Eski Musiki Tarihi (Başlangıç), Türk Mûsikisi Kimindir ? yazı dizisi ve diğer çeşitli makaleleri ve Kantemiroğlu'nun Edvar'ının yayını sayılabilir. Batı Mûsıkîsi Tarihi notları basılmamıştır.
     

Bu Sayfayı Paylaş