Hüseyin Hilmi Işık Kimdir - Hüseyin Hilmi Işık Biyografisi

'Biyografi & Otobiyografi' forumunda Mavi_inci tarafından 4 Mart 2011 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Hüseyin Hilmi Işık Kimdir - Hüseyin Hilmi Işık Biyografisi konusu Hüseyin Hilmi Işık Kimdir - Hüseyin Hilmi Işık Biyografisi

    Hüseyin Hilmi Işık (1911-2001), kimyadaki buluşu ve yazdığı kitaplarla tanınan son devir İslam âlimidir.

    8 Mart 1911 tarihinde İstanbul, Eyüp'te doğdu. Babası Said Efendi Lofca'dan 1877 Osmanlı-Rus Savaşında göçmen olarak İstanbul'a gelmişti. Beş yaşında Eyüp Sultan'da Mihrişah Sultan ilk okuluna başladı. Yazları Hakîm Kutbeddin, Kalenderhâne ve Ebussuud sibyan mekteblerine devam etti. Yedi yaşında başladığı Reşadiye numune mektebini 1924 yılında birincilikle bitirdi. 1929 yılında Halıcıoğlu askerî lisesini de birincilikle bitirdikten sonra, 1932'de eczacılık fakültesinden birincilikle ve teğmen rütbesiyle mezun oldu. Gülhane hastanesindeki stajını birincilikle tamamladıktan sonra, askerî tıbbiyeye müfettiş tayin edildi. 1936'da İstanbul Üniversitesi fen fakültesini bitirerek Türkiye’nin ilk kimya yüksek mühendisi oldu.

    Burada yüksek matematikçi Richard Von Mises, mekanik profesörü William Prager, fizikçi Harry Dember, teknik kimyacı Philipp Gross’dan ders aldı. Prof. Fritz Arndt'ın yanında çalışırken, phenyl-ciyan-nitrometan cisminin sentezini yaptı ve formülünü buldu. Dünyada ilk olan bu travay, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Mecmuası’nın 2139 sayı ve İkinci kânun 1937 tarihli sayısında; ayrıca Almanya’da çıkan Zentral Blatt isimli kimya dergisinin 1937 tarihli ve 2519 nolu sayısında yayınlandı.

    1936 yılında ordu kimyager sınıfına nakledilerek, Ankara Mamak'ta gazdan korunma evi kimyagerliğine tayin olundu. Milli Müdafaa Vekâleti'nin Almanya'dan getirttiği dünyaca meşhur kimyagerler Dr. E. Goldstein, Auer fabrikası genel direktörü Merzbacher ve optik uzmanı Neumann ile çalıştı. Zehirli gazlar uzmanı oldu. Kızılay maske fabrikasında Milli Müdafaa Vekâleti adına müfettişlik yaptı. 1938'de yüzbaşı, 1945'de binbaşı oldu. 1946'da Bursa Işıklar Askerî Lisesi'ne kimya öğretmeni tayin edildi. 1950'de lisenin öğretim müdürü oldu. 1951'de Kuleli, 1959'da Erzincan Askerî Lisesi'ne tayin olundu.

    1960'da Milli Savunma Bakanlığı tetkik kuruluna tayin edildiyse de, 27 Mayıs 1960 ihtilalini takiben kıdemli albay rütbesiyle emekliye sevkedildi. Vefa, İstanbul İmam-Hatip, Cağaloğlu ve Bakırköy Kız Meslek Liselerinde, ayrıca olgunlaşma kurslarında kimya, fizik, matematik, Almanca ve Fransızca dersleri verdi. 1962'de Yeşilköy'de Merkez Eczanesini açtı. Bir yandan da kendisini ilmî çalışma ve teliflere verdi. Günlük ve haftalık gazetelerde aktüel ve kültürel yazılar yazdı.

    1929 yılında tanıştığı Süleymaniye Medresesi müderrislerinden Abdülhakîm Arvâsî'nin derslerine 14 sene devam etti. Hocasının vefatından sonra oğlu Kadıköy müftüsü Ahmet Mekki Üçışık'tan ilim öğrenimine devam etti. 1953 yılında kendisinden ders okutma ve kitap yazma hususunda mutlak icâzetnâme aldı[1]. Çok sayıda kitap telif etti. Bu kitapları genellikle temel kaynağın yazarının adıyla yayınlar, ya da M. Sıddık Gümüş takma adını kullanırdı.

    Ayrıca arapça, farsça, ingilizce, fransızca, almanca ve diğer dillerde hayli kitap bastırıp, 1966 yılında kurulan Işık Kitabevi vasıtasıyla dünyaya göndermeye başladı. Hüseyin Hilmi Işık "rahmetullahi aleyh" 26 Ekim 2001 (H. 9 Şabân 1422)'de vefât etti. Eyüp Camiinde kılınan cenaze namazına binlerce insan katıldı. Eyüp Sultan'da toprağa verildi. Arapça, Farsça, Fransızca ve Almanca bilirdi. Bir oğlu ve bir kızı vardır.


    İlmi faaliyetleri

    Hüseyin Hilmi Işık, 1966 senesinde İstanbul'da Işık Kitâbevi'ni, sonra da Hakîkat Kitâbevi'ni açtı. 1976 yılında, İhlâs Vakfı'nı kurdu. Türkçe, Almanca, Fransızca, İngilizce ve ofset ile hazırladığı Arabî, Fârisî yüzden fazla kitâbı dünyânın her tarafına yaydı. Bütün bu hizmetlerin, Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî hazretlerinin tasarrufları ve himmetleri ile ve İslâm âlimlerine olan aşırı sevgi ve saygısının bereketi ile olduğunu söylerdi.

    Hüseyin Hilmi Işık, her sohbetinde İslâm âlimlerinin kitâblarından okur, İmâm-ı Rabbânî'nin ve Abdülhakîm-i Arvâsî'nin sözlerini aktarırken, gözleri yaşarırdı. "Kelâm-ı kibâr, kibâr-ı kelâmest" derdi. "Büyüklerin sözü, sözlerin büyüğüdür" demektir.


    Güzel Ahlakı ve Ozlü sözleri

    Hüseyin Hilmi Işık "rahmetullahi aleyh", maddî ve mânevî, dünyevî ve uhrevî ve bilhassa fen, tıb ve eczacılık ilimlerinde zamanın ileri gelenlerinden olduğu için, gerçek bir âlim idi. Her sözü ilme, fenne ve tecrübeye dayanan ve bu bilgilerini ve tecrübelerini dinin temel ve asıl miyarları ile karşılaştırıp, tartarak, söylediğinden, hikmet konuşan, yâni her sözünde dünyevi veya uhrevî faydalar bulunan, belki eşi bir daha çok zor bulunabilecek olan bir zât idi.

    En kıymetli kitaplardan tercüme ve derlemeler ile telif eserler vücuda getirdi. Akaid husûsunda, bilhassa Ehl-i Sünnet ve Cemâat inancını sâde bir dille açıklayıp bu inancın yayılmasına öncülük etti. Hanefî, Mâlikî, Şâfi'î ve Hanbelî mezheblerindenbirinde bulunmanın Ehl-i Sünnetin alâmeti olduğunu, herkesin kendi mezhebine göre amel etmesinin şart olduğunu, zarûret ve ihtiyâc hâlinde, hak olan dört mezhebden birinin taklîd edilebileceğini, Ehl-i Sünnet kitaplarından alarak açıklayıp herkese duyurdu.Seâdet-i Ebediyye ve diğer kitaplarında, binlerce mesele yazdı. Unutulmuş ilimleri ihyâ etti. "Ümmetim bozulduğu zaman bir sünnetimi ihyâ edene yüz şehid sevâbı verilir" hadîs-i şerîfini hep göz önünde tutarak, farzları, vâcibleri, sünnetleri, hattâ müstehabları uzun uzun yazdı.


    Sevenlerine çok okumalarını ve muteber kitapları herkese ulaştırmaya çalışmalarını tavsiye ederdi. "İslâmiyet, her safhası ile, ahlâkı ile, itikadı ile, ameli ile yaşanan bir dindir. Hepsi bulunursa, tam olur. Yoksa kişinin dini eksik olur" derdi.

    Bir yere gidip gelirken, kahvede oturan adamları görünce teessüfle, "eğer parayla zaman satın almak mümkün olsaydı şu adamların zamanlarını alır, çalışırdım" buyururdu.

    Nasıl muvaffak oldunuz diye soranlara: Helekel müsevvifun yani "Sonra yaparım diyenler helak oldu", hadisi şerifine uyarak bugünün işini yarına bırakmadım ve kendi işimi kendim gördüm, yapamadığım işi bir başkasına havale ettiğim zaman neticesini takip ettim" cevabını verirdi.

    "Bu zamanda İslamiyet'e hizmeti muvaffakiyetle yapabilmek için muhatabın anlayacağı gibi konuşmalı ve herkese tatlı dilli güler yüzlü olmalıdır" buyururdu.

    [​IMG]

     

Bu Sayfayı Paylaş