Gotik Dünce Nedir - Gotik Dünce Hakkında

'Açık Öğretim AÖF' forumunda SeLeN tarafından 28 Ekim 2010 tarihinde açılan konu

  1. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Gotik Dünce Nedir - Gotik Dünce Hakkında konusu açık öğretim sosyoloji dersleri - gotizm nedir - ortaçağ gotizmi - aöf felsefe dersi konu anlatımı - modern gotik kültürü

    Ortaçağda kuzeybatı avrupada gelişmeye başlayıp 12 ve 14. yüzyıllar arasında doruğa ulaşan kültür. Geride insan zekası ,yaratacılığı ve ruhunun eseri olan,mühendislik harikası, modern standartlara göre bile hala etkileyiciliğini koruyan ve asla yeniden yaratılamayacak olan birçok ve görkemli büyük gotik katedralleri bırakan bir kültür . Neden ortaçağın bu kültürün başlangıcı sayıldığı merak edilir...Bağlantı ne? Basit..Kesinlikle bağlantı yok.”Gotik” italyanların rönesansda kuzey ortaçağ sanatını tanımlamak için kullandıkları kelimedir. Bu, onlar için barbarlık anlamına gelen bi kelimeydi.Gotik sanatı hiçbi zaman güney ve doğu avrupada iyi gitmedi, ona korkunç, şatafatlı ,grotesk gözüyle bakıldı.Evet aslında biçok durumda öyleydi de. Ama hayatın kendisinin korkunç, şatafatlı ve groteks olduğu bi dünyada o MÜKEMMELDİ.

    Gotik sanatının başlıca ve en önemli yönü insani olmasaydı.Tanrının yeri olan katedraller bile hayat ve insanlığın temel ve çirkin yönlerinin birleşimiydi.Ortaçağda eski yunan filozoflarının tekrar keşfedilmeleriyle insanlar kendilerinin ve dünyalarının daha kompleks olduğunu farketmeye başladılar.Bu tanrı ve ilahiyatla ilişkilerini de kapsadı.Dualizm çok belirginleşti.Her şeyin iki yüzü vardır.İnsanlar beden ve ruh, iyi ve şeytandır.Tozdan yaratıldık ama hala cenneti isteyebiliyoruz.Gotik mimarisi dualiteyi ve yüceliğin olasılığını mükkemmel bir şekilde sergiler.Bir katedralde hareket vardır – gözler, süzülerek zarif sütunlara ve anlamlı kemerlere , ordan, yükseldikce artan ışığa doğru uçarak göğü delip geçcek gibi gözüken kulenin sivri ucuna ya da tepesine ulaşana kadar sabit olarak yukarı yönelir.Yine de bi ağırlığı ve yerçekimi vardır.Sağlam bir şekilde insan ırkının arazisi olan kirli toprağa kök salmışdır.Katedralin kalın zemini ve kulelerin sivri uçları arasında heykel galerilerinin yanısıra İsa’yı, azizleri ,mutlak hükümdarları ve bizlerden herhangi birinin sahip olabilceği yüzleri betimleyen görkemli pencereler bulunur.Ayrıca fantazi ürünü canavarlar ve yaratıklar olduğu gibi satir ve açık seçik imgeler de bulunur.

    Yukardakiler, gotik katedrallerinin ortak sahip oldukları şeylerdir.Ancak her biri eşsiz ve bulundukları değişik şehirlerin ve onları yapan değişik insanların etkisindedirler.Katedrallerin şaşkınlığa uğratan “şatafatı” için önemi olan gerçek şudur ki onca yıl boyunca çok sayıda insanın onların üstünde çalışmış olması ve her birinin hayal güçlerinin vahşileşmesine izin vermiş olmalarıdır.Bu yeni bir bireysel anlayışın kabul edildiğini ve insan dehasının üstünde durulduğunu gösterir.Bu, sanatın ve öğrenmenin avrupada doğduğu, insanların kendi zekalarını ve yaratıcıklarını keşfedip ürünlerini aldıkları zamandır.Aynı zamanda katedraller inşaa edilmeye başlanmış ve ilk avrupa üniversitelerinin kökenleri oluşmuşdur.Bu üniversiteler modern standartlara göre çok zor ve yoruculardı – öğrenciler nerden gelmiş olurlarsa olsunlar, kilisede de olduğu gibi latince konuşmalıydılar; kitapları, kalemleri ve kağıtları olmadığından dersleri ezberlemek zorundalardı; ansiklopedik bilgiye sahip olup mantıklı konuşup mantıklı tartışmaları gerekiyodu.Eğitimin en büyük amaçlarından biri hristiyanlık öncesi filazofların yazılarını alıp onları hristiyan teolojisindeki dünya temeline uygulamakdı.Hiç kolay bi iş değil! Gotik katedrallerini özel yapan bir başka şey ise onların bitmiş olduğu gerçeğidir.

    Tam eksiksiz olmayan teknoloji sebebiyle bazı aksaklıklar çıkabilse de bitmiş katedraller zamanın ve unsurların sınavına karşı ayakta durmaktadırlar.İlk kez olarak insanlık doğanın merhametine daha az ihtiyaç duymuştur. Yüzyıllarca sonra bile biz hala aynı merhamete ihtiyaç duyuyoruz.Yine de gotik, sadece görsel sanatların bir fenomeni değildir.Bununla beraber gotik yazarları da bulunmaktadır. Bunlardan günümüzde de en çok bilinenlerinden biri Canterbury Hikayeleri’nin yazarı Geoffrey Chaucer’dır.Chaucher, hikayelerinde bu yükselen hareketin ayrıntılarını ve insanüstü temayı anlatır.Karakterleri türlü türlü ve eşsiz bireylerdir, bazıları ise kasıtlı olarak groteskdirler.Dili son derece hünerli ve değişikdir.O, kuzey ortaçağ insanının en iyi örneğidir.

    Chaucer’un en ilginç olan tarafı ise aslında onun gotik döneminin en sonunda yaşamış olmasıdır.Onun yaşadığı 14. yüzyılın göze çarpan özelliği kuzey ortaçağ döneminin trajik ve vakitsiz bir biçimde çöküşüdür.14. yüzyıl bir faciadır.Avrupa nüfusunun büyük bi kısmını öldüren kara veba bu problemlerin en küçüklerinden biriydi.Bunun dışında iklimdeki değişiklik nedeniyle büyük bir kıtlık baş göstermişti.Bugün bizim parazitlere ve El Nino’ya yoracağımız felaketleri 14. Yüzyıl insanı tanrının gazabına yormuşlardır.Chaucer bu terör ve kargaşadan hala tam olan gotik idealleriyle sağ çıkmıştır.Muhtemelen onu avutan etrafına baktığında hala ayakta olduklarını gördüğü gotik katedralleriydi.Fakat o azınlığa dahildi.Pek çok insan gotik katedrallerini babil kuleleri gibi gururun ve kibirliliğin simgesi olarak gördüler.Birçok büyük sanatcının ve öğrencinin daha işleri tamamlanmadan veba nedeniyle ölmesiyle oluşan korku gotik döneminin duraklamasını sağlayan basit bir gerçekdir.Ortaçağ gotiziminin incelenmesi ve takdir edilmesi daha yeni yeni tekrarlanmaya başlanmıştır.

    Ondokuzuncu yüzyılda tekrar moda olmuş ve ortaçağ incelemeleri günümüzdeki modern üniversitelerin önemli konularından biri olmuştur.İhmal edilmiş ve dil uzatılmış bir çağın parlak ve optimist yönlerini tekrar keşfediyoruz.İnsanların gotik katedrallerine sadece dil uzatmakla kalmayıp onları anlamayıp, değerlerini ve önemlerini farkedemedikleri için onları yok ettiği yüzyıllardan sonra gotik katedralleri daha yeni yeni önensenmeye ve restore edilmeye başlanmıştır.”Ortaçağ” kelimesi barbarlık,karanlık ve pesimistlik anlamı taşırken şimdi onun aslında kuzey avrupanın altın çağı olduğunu öğreniyoruz.Şimdi bunların hepsinin modern gotik kültürüyle ne ilgisi var?Çok ilgisi var.Bizim kültürümüze, onun gerçek anlayıp iyimserliğini ve güzelliğini görememiş insanlar tarafından dil uzatılmış ve kara gölgeler düşürülmüştür.Büyük ihtimalle “gotik” terimi rönesans italyanlarının ortaçağ sanatı hakkındaki aynı cins hor görme ve eğlence anlayışından ortaya çıkmıştır.

    Biz uygulanabilir bireysellik, sanat ve zekaya inanıyoruz.Biz bunları yarattığımız şeylerle ve giyim tarzımızla gösteriyoruz.Biz hem cennetsel hem dünyevi olanı, hem aklı hem vücudu kabul ediyoruz.Gotik lekeli cam pencere gibidir, dışardan içeriye bakıldığında karanlık ve kötülük sezilir ancak içeriye adım atmaya ve farklı bir perspektifden bakmaya cesaret ettiğiniz anda ışıkla dolu olduğunu ve şaşırtıcı bir güzelliği olduğunu görürsünüz.


    alıntı
     

Bu Sayfayı Paylaş