Godot’yu Beklerken

'Kitap Özetleri & E-Kitaplar' forumunda Mavi_Sema tarafından 29 Mayıs 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Godot’yu Beklerken konusu
    Sponsorlu Bağlantılar

    Samuel Beckett; Çeviren: Tuncay Birkan
    Kabalcı Yayınevi;
    İstanbul, 1992, 96 s., Türkçe.

    [​IMG]


    Godot’yu Beklerken,1948 yılında Fransızca olarak yazıldı ve 5 Ocak 1953’te Paris’te sahneye kondu. Yavaş yavaş ülke çapında bir ün kazandı.1954 yılında Beckett tarafından bazı değişikliklerle İngilizceye çevrildi ve başka ülkelerde de sahnelenmeye başladı. Avangard olarak nitelenmesine karşın hızla klasikleşti.

    Godot’yu Beklerken,1948 yılında Fransızca olarak yazıldı ve 5 Ocak 1953’te Paris’te sahneye kondu. Yavaş yavaş ülke çapında bir ün kazandı.1954 yılında Beckett tarafından bazı değişikliklerle İngilizceye çevrildi ve başka ülkelerde de sahnelenmeye başladı. Avangard olarak nitelenmesine karşın hızla klasikleşti.

    Oyunun varoluş sancıları çeken kahramanları, yolları kesiştiğinde birbirleriyle iletişim kurmaya çalışırlar. Her gün yinelenen bu ritüelde bellek işlevini yerine getirmeyince gerçekliğin kesinliğinden uzaklaşmaya başlarlar.


    ve bir yorum;



    “Bir an sonra hiçbir şey kalmayacak ve biz de yeniden yalnız kalacağız yalnızlıkların ortasında”.

    Yalnızlığı paylaşmak zorunda kalan iki insanın, Vladimir ve Estragon’un Godot’yu bekledikleri güzün hüznüne bürünmüş yalnız bir ağacın önünde yaşadıkları iki günün anlatımı. Yalnızlık, ama yoğun bir yalnızlık. Godot’nun bir kurtarıcı, bir umut, bir heyecan, bir ışık veya bereket olup kahramanlarımıza çehresini göstermesini bekleyedursunlar, Godot’un ne gelmeye ne de kendini göstermeye niyeti vardır. Yoksulluğu kanıksamış kahramanlarımızın Godot’yla yüzyüze gelmeleri halinde ne isteyebilecekleri de belirsizdir. Yaşamdan hiçbir beklentisi olmayan bu iki insanın, tüm beklentileri boşa çıkarır şekilde bir sürpriz yaparak Godot’dan isteyecekleri çok fazla şey olabilirdi. Yoksa neden o çıplak ağacın altında sabırla Godot’yu beklesinler? Unutmamak gerekir ki, küçük insanların umutları da küçüktür.

    İki perdeden oluşan bu oyunun birinci perdesinde çıplak ağacın altında Godot’yu bekleyen iki kafadar, keyifli yalnızlıklarını bozan Pozzo ve uşağı Lucky’den bir an önce kurtulmanın yollarını ararlar. Pozzo, oyun içindeki diğer karakterlere göre görece varlıklı biridir. Pozzo, sırtındaki ağır yükün altında ezilen uşağı Lucky’ye adeta bir köpek gibi tasmayla hükmetmekte, onu her fırsatta aşağılamaktan geri kalmamaktadır. Pozzo ve Lucky’nin bu garip ilişkisi Vladimir ve Estragon tarafından tuhaf karşılanır. İlk başta Pozzo’ya Godot olduğu sanısıyla yaklaşan kahramanlarımız, kısa bir süre sonra yanıldıklarını anlarlar. Onlara göre Godot bu kadar zalim olamaz. Saldırgan ve insanı canından bezdiren gevezelikleriyle kahramanlarımız üzerinde pek iyi izlenimler bırakmayan Lucky ise hükmedilen olarak halinden memnun görünmektedir. “Efendisinin” artıklarını yemekten, yükünü taşımaktan ve onu korumaktan hayıflanmamaktadır. Üstelik Estragon’un yardımsever yaklaşımına saldırarak yanıt vermiş, Estragon’un bacağına acımasız tekmeleriyle unutamayacağı bir iz bile bırakmıştır. Küçük bir çocukla haber gönderen Godot, herşeye rağmen beklemelerini söylemiştir. Fakat çıplak ağacın altında beklendiği ilk gün Godot gelmez.

    İkinci sahne, yani ikinci gün aynı ağacın altında buluşan Vladimir ve Estragon bir gün öncesini tartışmaya başlarlar. Çünkü Estragon bir gün öncesini adeta yaşamamıştır. Bir gün önce çıplak olan ağaç, artık çıplak değildir. Vladimir bu durumu Estragon’un dikkatine sunar, ama Estragon bunu pek umursamaz. Vladimir Pozzo ve Lucky’den söz açar. Onlarla yaşadıkları garip olayı anlatır. Estragon bu olayı da anımsayamaz. Vladimir dünün izlerini taşıyan bir ipucu ararken aklına Estragon’un yaralanan dizi gelir. Estragon dizinin yaralandığını bilmektedir; ama nedenini açıklayamaz. Aslında umurunda da değildir.

    İki kafadar dünü hararetle tartışırken sahnede Pozzo ve Lucky belirir. Düne göre çok şey değişmiştir. Pozzo kör, Lucky ise dilsiz olmuştur. Bir körün zaman kavramını yitirebileceğini iddia eden Pozzo, ne zamandan beri kör olduğunu açıklayamayınca Vladimir’in kafası iyice karışır. Pozzo, üstelik Lucky’nin de ne zamandan beri dilsiz olduğunu açıklayamaz. Dünle ilgili Pozzo’nun hiçbir şey anımsayamaması da çok gariptir. Dün birçok şeyin yaşandığından emin olan Vladimir’e, bunu kanıtlayacak canlı şahitlerin farklı şeyler söylemesi her şeyin üstünde gariptir. Dün bir şeyler yaşanmışsa eğer, Vladimir derin bir uykudan henüz uyanmamışsa; neden kimse düne dair hiçbir şey anımsayamaz? Küçük çocuk yeni bir haber getirir. Godot bugün gelemeyecektir; ama yarın gelmesi kuvvetle muhtemeldir. İki kafadar, umutlarını, Godot’yu beklemeye kararlıdırlar.

    Vladimir ve Estragon’un sabırla beklediği Godot’nun, kitabın önsözünde çevirmenin de üzerinde durduğu gibi tanrının ta kendisi olduğunu söylemek sanırım yanlış olmaz. Yoksulluk ve yalnızlığa mahkum insanların büyük umutlarla gözlerini tanrıya diktikleri, tüm yakarışlarında ondan merhamet ve yaşama bağlılık için küçük bir işaret bekledikleri de doğrudur. İşte o küçük işaret, bazen Godot’nun kendisi olabilir.

    Buna karşıt görüş olarak Godot’yu tanrı değil, yaşamın bir boyutu olarak düşünmek de hatalı bir yaklaşım değildir. Vladimir ve Estragon, tek bir ağaçla betimlenmiş dünyanın önünde, yani o görünüşe göre gayet statik, aslında fazlasıyla dinamik sahnede, sürekli olarak yaşamın kendisinden ve yaşamdan beklentilerini dile getirirler. Aslında kendilerini değil, yaşamı sorgularlar. Bu sorgulamalara, her ne kadar kişisel korkular ve beklentiler girse de, yine dönüp dolaşıp yaşam sorgulanmaktadır.

    İnsanın dünyaya geliş amacı sorgulanırken, bu amacın ayrımına varamayan insanların kendilerini imha etme haklarını kullanmaları da ayrıca sorguya değer bir konu olarak ortaya atılıyor. Doğum ve ölüm arasında yaşanan her şey “kader çizgisi”nde ilerlediği görüşüne göre, her insan yaşadığı her şeyden sorumludur ve hiçbir şey rastlantı değildir. Evlilik de bu rastlantı olmayan olaylardan biridir. Vladimir ve Estragon bu önemli görevi dahi yerine getirememiştir. İntiharı denemek, bu durumda üzerinde durulmayacak kadar önemsiz bir ayrıntıdır. Denemekte fayda olan, ama dönüşü olmayan bu ayrıntının, yeryüzünde bir fazlalık gibi görünen, kendilerine hiçbir misyon yüklenmemiş farz edilen kahramanlarımız açısından hiçbir önemi yoktur. Bir tür “Tutunamayanlar” takıntısı diyebiliriz buna.

    Çevremde (ben dahil), Godot’yu bekleyen o kadar çok insan tanıyorum ki, umutsuzluk ve mutsuzluğun bireysellikten çıkıp, toplumsal birer yaygın hastalık haline geldiği kanısına varmaya başladım. Umarım günün birinde Godot, elinde umut, sevgi, huzur, sağlık ve mutluluğu simgeleyen çiçeklerle dolu hasır sepetiyle karşımıza dikilir ve kısa süre de olsa onunla sohbet etme ve taşıdığı hasır sepetteki olağanüstü nimetlerden yararlanma olanağı buluruz.

    İzlediğim birkaç kötü örnekten sonra, tiyatroya karşı önyargımı bir türlü silemedim. Okumak yerine, Godot’yu tiyatro sahnesinde bekleseydim, sanırım bu kadar zevk almazdım. Yine de bu oyunu sahnede izlemeyi çok istiyorum. Dekoru, umudu simgeleyen bir ağaç olan küçük bir tiyatro sahnesinde Godot’yu Vladimir ve Estragon’la birlikte beklemeyi isterdim.
     

Bu Sayfayı Paylaş