Giresun görele ishakli köyü

'Giresun Tanıtımı' forumunda ASİ MARDİNLİ tarafından 15 Nisan 2009 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Giresun görele ishakli köyü konusu GİRESUN GÖRELE İSHAKLI KÖYÜ

    A. Genel Bilgi
    1 - Görele İshaklı köyü, Giresun ilinin, Görele İlçesine bağlı Eynesil`in merkezidir. İlçeye, 15 km. mesafededir. Doğusunda Boztepe köyü, güneyinde Konakkıran, batısında Dizgine Deresi, kuzeyinde ise Karadeniz vardır.
    2 - Bu bölgeye Eynesil (İyinesil) denilmesinin sebebi, halkın anlatışına göre; Mehmet II.nin Trabzon Rum İmparatorluğu`nu zaptetmesi üzerine, bu havali de Türk hakimiyeti altına geçiyor. Bir gün, Trabzon`da oturan Türkler`den 15 - 20 kişilik bir kafile, hem bir gezinti, hem de yerli halkın yaşayışını yakından incelemek maksadıyla buraya kadar geliyorlar. O zaman buralar sık ormanlık imiş. Ormanın şurasında, burasında yer yer dumanların çıktığını görüyorlar. Kimlerin bulunduğunu ve nelerin yapıldığını anlamak için, ormanı aramağa başlıyorlar. Karşılaştıkları kimseler " biz de iyi nesildeniz " diyerek, Türk olduklarını bildiriyorlar. Güya, o günden beri buraya Eynesil denilegelmekte imiş. Bu da bize, buraların Trabzon`un Türkler'in eline geçmesinden de önce Türkler'in yerleşiminde olduğunu göstermekte. Konakkıran denilen tepeciğin üzerinde, vaktiyle derebeylerine ait konaklar varmış. Şimdi, bu konakların ancak temelleri belli olmaktadır. Her yer gibi, burada da derebeyleri uzun zaman hüküm sürmüşlerdir. Bu köy ve bu köye komşu altı köy, eskiden bir derebeyin idaresi altında imiş. Adı bilinmeyen bu derebeyi ölünce, malikanesi İshak ve Köse adındaki iki oğlu arasında pay edilmiştir. Bilahere bu ikiye bölünen topraklar da, Görele İshaklı, Dereishaklı, Nefsiishaklı, Göreleköseli, Yukarıköseli, Nefsiköseli adlarıyla altı köye ayrılmıştır. Bugünkü kamun merkezi işte bu altı köyden birisi olan Göreleishaklı köyüdür. Köyün tarihçesine dair, bunlardan başka bir şey yoktur. Yalnız bu köyün doğusuna düşen Boztepe köyünde, "Görele Kalesi" adıyla anılan bir kale vardır. Evliya Çelebi bu kale hakkında "Görele Kalesine geldik. Trabzon hükmünde nahiyedir. Kalesi lebideryade bir peşte üzerinde şekli murabbadan tülanice Ciniviz binası küçük bir kaledir." ~E.Çelebi, Seyahatname, C.1, s.80~ diyor. Kalenin etrafında bulunan kasaba, şimdi harap olmuştur. Bugünkü Görele Kasabası buraya 20 km.mesafede bulunmaktadır. Kale Evliya Çelebi`nin de izah ettiği gibi deniz kenarında ve sarp bir kaya üzerindedir. Karadeniz`in insafsız dalgaları, bu yalçın kayayı her an dövüp durmaktadır. Fakat kaya, başında taşıdığı hazineyi daha bir çok nesillere gösterebilecek metaneti taşımaktadır.
    3 - Köyde, 120 ev vardır. 403 kadın, 377 erkek olmak üzere, toplam 780 kişi yaşamaktadır. Halk, Çepni Türkleri`ndendir Sahil, halkına mahsus bir şive ile Türkçe konuşmaktadır. İlaveten şunu da arzedeyim ki, bura halkı çepni kelimesini: bilgisiz, görgüsüz ve bön adamlara sıfat olarak kullanmaktadır. Bir kimsenin fikir alanındaki geriliğini bildirmek için "bırak şu çepniyi, bir şeyden anlamaz" derler.
    B. Köyün Sosyal Durumu :
    1 - Köy halkı, senenin dört beş ayını yaylada geçirmektedir. Mayıs ayında yaylaya, ailenin iş göremeyecek yaşta olanları (çocuklar, ihtiyarlar) gider. Köyde kalanlar mısır tarlasının birinci ve ikinci otunu aldıktan sonra (Haziran sonlarında), kafile kafile yaylaya göç etmeye başlarlar. Bunlara otçu denir. Otçular yaylaya gidecekleri gün, pek süslenirler. Bu süslenme işi, hayvanlara da tatbik edilir. Onlara da çanlar, boncuklar ve püsküller takılır. Delikanlılar, kemençelerinin yanık nağmeleriyle kafileye neşe telkin ederler. Sık sık mola vererek, çeşit çeşit oyunlar oynanır. Böyle bir yaylacıya rastladınımız mı durun; dinleyin. Kulağınıza mutlaka şöyle bir türkü çarpar: Sisdağı beri bakar , Suyu bulanık akar . Habu benim gözlerim , Daim güzele bakar . Hey Sisdağı Sisdağı, Ben yemem koyun yağı. Kızlar benden istiyor, Türlü türlü gül yağı. Sisdağı, bu havali köylülerinin yaylasıdır. Medeni nakil vasıtasıyla, 1.5 saatte varılabilecek olan bu yaylaya, bir iki günde ancak gidilebilmektedir. Yolun bu üzücü ve ezici durumundan, yaylacılar asla şikayet etmezler. Çünkü yolculuk bir düğün alayı şeklinde, pek eğlenceli ve neşeli yapılır. Bu gibi eğlenceler, bayramlarda ve düğünlerde de yapılmaktadır. Başlıca çalgı kemençedir. Düğünlerde kemençeden başka davul zurna da çaldırılır ve yerli oyunlar oynanır.
    2 - Kadın Hayatı : Burada, bilinen usullere göre evlenmek adeti pek azdır. Evlenme çağına gelen kızlar, ekseriya göz koyan delikanlılar tarafından kaçırılmaktadır. Bazan da kızlar, sevdikleri gencin evine kaçmaktadırlar. Bu gibi vakalar kız ailesini pek asabileştirmez, yeter ki erkek tararfından bir miktar para vermek teklif edilsin, derhal aradaki husumet zail olur. Her iki taraf, birbirine gidip gelmeye başlar. Geline iş vermek hususunda asla göz yumulmaz, daha birkaç haftalık gelin iken bile, one evin en ağır işleri gördürülür. Henüz 16-17 yaşında olan zavallı bu genç, bir taraftan annelik vazifesinin, diğer taraftan ev işlerinin katmerleşen yükleri altında vaktinden evvel çökmeye başlar. Yaşı ilerledikçe, işinin şekli de değişir. Gelin, artık birkaç çocuklu anne olmuştur. Öyle ise, arkasında yükü pazara kadar gidip gelmesinde bir sakınca yoktur. Her pazar muntazam pazara iner, satacağını satar, ve evin noksanlarını alarak yuvasına döner. Köyde dolaşırken yalınayak, pazara inerken de ancak ayakkabısını kasabaya girilrken giyer. Ekseri yün, bazan da tire çorap giyilmektedir. Elbiselik için kırmızı ve koyu sarı renkli, çizgili pamuk ve ipekli kumaşlar seçilmektedir. Şehir kadınları gibi, elbiselerinin modası değil ayda veya yılda, belki asırlarca bile değişmez. Hemen genel olarak elbiseler fistan biçiminde yapılır. Çarşaf örtmek adeti yoktur. Başlarına keşan, önlerin peştemal sararlar. Bu, şapka ve manto vazifesini görür. Kendi köylerinin erkeklerinden kaçmazlar. Bilmedikleri erkeklerle ne konuşur, ne de yüzlerini gösterirler.

    3 - Erkek Hayatı : Erkeklerin işleri karada ve denizde olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Denizde çalışanlar, üçte bir nisbetindedir. Diğerleri toprakla meşgul olurlar. İşlerin fazla olduğu aylar: Ağustos, Eylül, Birinci ve İkinciteşrin aylarıdır. Geride kalan ayları kısmen yaylada, kısmen de köyde geçirirler. Köyde bulundukları müddetçe kahvelere muntazaman devam ederler. Pazarcılık yapan erkekler de vardır. Bunlar, fındık, yağ, yumurta ve hayvan üzerine alışveriş ederler. Ekseriya haki renkli kumaştan yapılmış kilot pantalonla üzerine siyah veya lacivert renkli kumaştan ceket giyerler. Başlarında genel olarak kasket vardır. Ayaklarına, altı kabaralı çapula giyerler. İskarpin giyenler de yok değildir. Bıyıklar da palalıktan çıkmış, ter bıyık şekline girmiştir. Bıyıklarını tamamıyla kesmiş bir tek köylüyü göremezsiniz. Saçlarını uzatmaya heves etmezler. Gençlerin belinde her zaman için bıçak bulunur. Bunların en makbulu, sapı fildişi olandır. Geceleyin bir tarafa gidilirken, yanlarına tabanca almayı unutmazlar. Eğer yasaklanmış olmasa, büyük silah taşımaya imrenenler pek çoktur.
    4 - Çocuk hayatı : Günün çocuk bakımı telakkilerinden pek uzak hayat şartları içinde yuvarlanmakta olan çocuk, eğer yakasını ecelin keskin tırpanından kurtarabilmiş ve 5 -6 yaşlarına girmişse hiç düşünmeden çobanlık işine verilir. Bazan bu çoban, tahsil çağına da gelmiş olabilir. Bu durum karşısında çocuğu okula devam ettirebilmek hayli güçleşir. Çünkü veli çocuğunu okula gönderdiğinden dolayı gördüğü maddi zararın dışında, köyde bu işi yaptıracak başkasını da bulamamaktadır. Bu derde bir çare olmak üzere akla, köyün hayvanlarını alabilecek genişlikte sun`i çayırlık tesisi için halkı icbar etmek gelmektedir. Çocuk ölümlerine karşı duyulan acı, pek uzun sürmez, çünkü yeni doğan yavru onun boşluğunu hemen doldurmuştur. Çocuk yaşarken de onunla fazla meşgul olunmaz. Giyinişi pek mazbut değildir. Başı ayağı çıplak, dağarcığında biraz mısır ekmeği ile bir parça peynir veya bir baş soğan bulunur. Böylece sabahtan akşama dere tepe dolaşarak çobanlık yapar. Son yıllara kadar çocuklarının okumasına gereken önemi vermeyen veliler, köydeki okulun muhit üzerinde yarattığı faydalı tesirlerden artık çocuklarının tahsil ve terbiyelerine candan arzu göstermeye başlamışlardır. Bu muhitte köyleri kucaklayan topraklar, ya mısır tarlaları veyahut fındık bahçeleridir.
    5 - Taassup ve Batıl İtikatlar : Bu köy halkında, taassup eski kuvvetini kaybetmiş, hoş görme temayülü başlamıştır. Yalnız yürümesi geciken çocukları, dikenli bir otun altından geçirmek, vücudunda çıban çıkan çocukları camiin demir halkasından geçirilmiş su ile yıkamak ve mayıs ayının yedinci günü, dere ile denizin birleştiği noktada yıkanmayı bir çok dertlere deva saymak gibi boş inanmalar, hala halk arasında yaşamaktadır.
    6 - Ahlak : Büyüklere karşı saygılarında samimidirler. İçki ve kumar eski hızını kaybetmiştir. Fuhuş yok denilecek kadar azalmıştır. Yalancılar eksik değildir. Misafirperverdirler.
    7 - Köyde üç dört zengin vardır. Bunlardan birinin serveti elli bin, diğerlerinin ise onbeşer bin lira tahmin edilmektedir. Buna arazilerinin değeri de katılacak olursa, servetlerinin tutarı 20-80 bin lirayı bulur. Orta halliler, beş aileden fazla değildir. Bunların servetleri de, beşer altışar bin lira arasındadır. Yıllık gelirleri 50 - 60 lirayı aşmayan ailelerin sayısı ise zenginlere nazaran çok fazladır. Toprak taksiminde, fahiş nisbetsizlik vardır. Yılda iki üç yüz kantar fındık veren bahçesi olan şahıslar olduğu gibi, topu topuna eline üç dört kantar fındık giren kimseler de vardır.
    8 - Borçlar : Halkın bankaya ve sahıslara borçları varsa da, hakiki miktarları tesbit edilememiştir. Yalnız hükumete araziden 1188, binadan 452, sayımdan 269, yoldan 970 lira kadar borçları vardır. (Toplam = 2.879 TL.)
    9 - Evler : Genel olarak iki katlıdır. Birinci kat, ahır veya merek (samanlık) olarak kullanılmaktadır. İkinci kat ise tek bir oda şeklinde olup, taksimat yoktur. Ancak yapılan işlere göre, yerler ayrılmıştır. Binanın üzeri, hartama denilen bir nevi ince tahta ile örtülür. Bu aynı zamanda tavan vazifesini de görür. Evlerin çoğu yarım ve kargirdir. Yapı işlerinde kirece az yer verilir. Bunun yerine killi çamur kullanılır. Her evin mutlaka iki kapısı bulunur. Aile efradından işe gitmeyenler, güneş hangi tarafta ise o bahçeye çıkarak günlük işlerini görürler. Bazan bu bahçeleri sebze bahçesi takip eder. Bahçelerin münasip yerlerinde çötenler göze çarpar. Bunlar mısır koymak için yere çakılan uzun kazıkların fındık dallarıyla örülerek 50 -60 santim kutrunda 1.5 metre irtifaında geniş bir sepet şeklinde olup, yaz kış dışarda durur. Üzerine hartama örtülmüştür.
    10- Eşya : Bir iki ev hariç diğerlerinde yatak yoktur. Tek odadan ibaret olan bu evin bir köşesine biraz mısır talaşı serilir, işte bu ev halkının içinde mışır mışır uyuyacağı mükemmel bir döşektir. Yorgan vazifesini de, bir kıl çul görür. Yastık yine ottandır. Evlerde ocak da yoktur. Ateş evin ortasında yakılır. Bunun üzerine tavandan çengelli bir zincir sarkmıştır. Kazan, bu çengele takılarak yemek pişirilir. Bunun için yemek tencereleri kulpludur. Su, tahtadan yapılmış ağzı kapaklı nakısmahrut şeklindeki kaplarla taşınmaktadır. Diğer ev eşyası, hemen hemen başka köyler gibidir.
    11- Hükumetle olan işlerini bazan kendi kendilerine, bazan muhtara ve köyün ileri gelenlerine danışarak ve onların yardımlarına dayanarak görürler. Komşu köylerle münasebetleri iyidir, kız alıp verirler. Sınır kavakları yoktur. Hülasa; Köy halkının sosyal durumu, yıllar geçtikçe daha iyi bir yola girmektedir. Bilhassa bu köyde beş sınıflı bir ilkokul vardır. Arasıra verilen konferanslar ve temsillerle, halkın sosyal seviyesi yükseltilmeye çalışılmaktadır.
    C. Köyün Kültürel Durumu :
    1 - Köyde, beş sınıflı bir ikokul vardır. Okul binası halk tarafından 5.000 liradan fazla bir para sarfıyla yeniden ve plana uygun olarak yaptırılmıştır.
    2 - Okulda 21 kız ve 244 erkek talebe okumaktadır. Okulun öğretmenlerinden üçü öğretmen okulu ve birisi de orta okul mezunudur. Okul içinde olduğu kadar, okul dışında da üzerlerine düşen görevi yapmakta kusur etmemektedirler.
    3 - Kadınlar hariç olmak üzere, köyde okur yazarların oranı % 60`dan fazladır.
    4 - Bura okulunu bitiren gençlerden, beşi orta tahsile devam etmektedir. Bunlardan birisi öğretmen okulunda diğerleri de Gedikli Küçük Zabit okulundadır. Köyde yüksek tahsil görmüş yanlız bir kişi varmış. O da, bugün hayatta değildir.
    5 - Köye Ulus ve Yurt gazeteleri gelmektedir. Bu gazetelerden pek az kişi istifade edebiliyorlar. Köyün bir okuma odası olsa, daha çok kimselerin gazetelerden istifade edecekleri şüphesizdir.
    6 - Köyde postane yoktur. Giresun'dan Trabzon'a gidip gelen kara postası, bu köyün içinden geçmektedir. Karakola konulacak bir posta kutusuyla, halkın muharebe işini kolaylaştırmak kabildir.
    7 - Şimdiye kadar, Ulus okulu dersanesinden vesika alanların sayısı 65`tir. Bunlardan bir kısmı okumanın peşini bırakmadığı için, bilgisini artırmaya muvaffak olmuşdur. Bazıları da okumaya karşı bir ihtiyaç hissetmediklerinden, öğrenmiş olduklarını da unutmak üzeredirler. Köyde açılacak bir okuma odası, bu gibiler için de çok faydalı olacaktır.
    D . Köyün Ekonomik Durumu :
    1 - Köyde fındık, zeytin, portakal, mandalin, dut gibi meyvalar yetişmektedir. Bunlardan en çok mahsul veren şey fındıktır. Fındık, yılda ortalama olarak 1.500 - 2.000 kantar olur. Diğerleri pek az olup, köyün ihtiyacına ancak kafi gelmektedir. Eskiden burada, kaçak olarak duttan rakı da çekilirmiş. Fakat hükumetin sıkı takibi ile bugün ortadan kaldırılmıştır. Yalnız duttan pekmez yapılıyor.
    2 - Köyde tabii servetlerden maden, orman ve av hayvanları gibi şeyler yoktur. Yanlız Mucur Çayı denilen ufak bir su vardır. Bu sudan istifade ederek, iki köye ait değirmen işletilmektedir.
    3 - Köyün bağlı olduğu ekonomi merkezi Trabzon ili ile Görele ilçesi ve Beşikdüzü Kamunudur. Zaten köy aynı zamanda kamun merkezidir. Haftanın muayyen günlerinde burada pazar kurulmaktadır. Civar il ve ilçelerden buraya akın akın pazarcılar gelir. Bu pazarda mısır, manifatura, ayakkabı vs. gibi şeyler satılır ve buna mukabil fındık, yağ ve yumurta gibi şeyler alınır. Bu suretle, haftanın bir gününde burada hayli alışveriş yapılır.
    4 - Halkın ziraaate ait bilgileri hayli eksiktir. Ziraat memurlarının tenvir ve irşatlarıyla bu hususta her yıl biraz daha ilerleme hissedilmektedir. Yalnız bazı cahil kimseler, biz fındıkçılık işleriyle öteden beri ilgileniyoruz, nede olsa ziraatçiler bizim kadar bu işten anlamazlar, diyerek halkın onlara karşı itimatlerini kırmaktadırlar.
    5 - Köyde, 41 dükkan, 6 kahve, 5 fırın vardır. Dükkanlarda bakkaliye ve manifaturaya ait şeyler satılmaktadır. Sermayesi 50 lira olan dükkancılar bulunduğu gibi, 3.000 lira olanlar da vardır. Alışveriş kısmen peşin, kısmen veresiye yapılmaktadır. Bu veresiye alışveriş işi, köylüye çok daha pahalıya malolmaktadır. Halkın ekonomik alanda kalkınmasını temin için, herşeyden evvel onları borçtan kurtarmak lazım. Bunun için de, köylüyü kendisine kafi gelecek bir toprağa sahip kılmak gerektir. İktisadi istiklaline kavuşamayan fertler, cuhuriyete layık bir vatandaş olmak evsafını haiz sayılamazlar.
    E . Köyün Sıhhi Durumu
    1 - Köy deniz kenarından itibaren yükselen meyilli ve kumlu bir arazi üzerindedir. Civarında sağlığı bozacak bataklık v.s. yoktur. Yanlız burada sahil eksibeleri olmaktadır. Bunlar zaman zaman yerlerini değiştirirken, bazan ufak bir suyun öznünü kapatarak muvakkat bir zaman için gölcükler oluşturmaktadır. Bazan da, birkaç dut ağacının veya bir mısır tarlasının üzerini tamamen örtmektedirler. Yükseklikleri 6-7 metre olanlar vardır. Hareketleri, sahra eksibeleri gibi ani değildir. Gayet yavaş olmaktadır.
    2 - Halkın genel sıhhati fena değildir. Pek az kimselerde frengi vardır. Bazan da tifo oluyormuş. Sıtmalılar varsa da, bunlar hastalığı başka yerlerden almışlardır. Hastalarla, yolu köye uğradığı zaman sıhhat işyarı meşgul olmaktadır.
    3 - Sağlığı yıkan alışkanlıklar : Kahvelerde fazla vakit geçirirler. Temizlik işlerine gereken önemi vermezler. Gıda işine, istenilen derecede dikkat etmezler. Evlerin ısıtma ve aydınlatma işinde sıhhi kaidelere göre hareket eylemezler.
    4 - Başlıca yedikleri : Pancar, mısır, hamsi, bulgur, fasulye, pirinç, üzüm, portakal, fındık ve fazla miktarda ettir. Fakirlerin hemen her gün yedikleri, pancar çorbasıyla, mısır ekmeğidir. Çorbaya içyağı konulur. Yemek pişirme usulleri basittir. Muayyen birkaç çeşit yemeğe inhisar etmektedir.
    5 - Köyde kuyu yoktur. Pınar ve dere suyu içilmektedir. Gübreler açıktadır. Helaların lağım ve kuyuları yoktur. Köy kanununun, bu hususa ait maddesinin tatbikatına yeni yeni başlanılmıştır.
    6 - Köyde sağır, kambur, dilsiz, kör, topal, saralı, ve deli gibi beden ve ruh hastalıkları yoktur.
    7 - Üç yıl evvelisi, -1935 yılı- öğretmenlerin yardımıyla köyde bir spor kulübü açılmıştır. Bu suretle halka bir taraftan spor zevki aşılanırken diğer taraftan da sağlığa ait bilgiler kazandırılacaktır
     

Bu Sayfayı Paylaş