Gel, Gönüllerimizdeki Karanlıkları Kov - Hz Muhammed Sevgisi - Peygamberimize Hasret

'Peygamber Efendimiz (S.A.V)' forumunda Dine tarafından 28 Nisan 2010 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Gel, Gönüllerimizdeki Karanlıkları Kov - Hz Muhammed Sevgisi - Peygamberimize Hasret konusu
    Gel, Gönüllerimizdeki Karanlıkları Kov - Hz Muhammed Sevgisi - Peygamberimize Hasret

    [​IMG]



    Biz hepimiz, bir talihsiz dönemde gönül yamaçlarımızda ruhunun gurûbunu acı acı seyrettik ve gidip karanlıklara gömüldük Bu ürperten gurûb karşısında hiçbir şey yapamadık ve tam bir âcizlik örneği sergileyerek hep sustuk ve sustu buna karşı kendi alanında bütün İlâhî lütuflar, ihsanlar, huzurlar, saadetler ve gül devrine ait en tatlı neşideler Mübarek sima ve sîretine hasret gittiğimiz bu günlerde, kaderimize hicran, bize de suskunluk düştü Simsiyah yokluklar yaşadığımız bu meş’um dönemde gökler bize hiç yüz vermedi, yıldızlar yüzümüze hiç gülmedi ay-güneş Sen’in üzerine doğduğu renkte hiç mi hiç görünmedi biz çevremizde hep karanlıklar gördük ve gece mahlûklarının homurtularıyla ürperdik Sen artık aramızda yoktun ve her yanda yılanların-çıyanların ıslıkları duyuluyor, her taraf yarasaların şehrayinleriyle inliyordu Sen küsmüş müydün/küser miydin onu bilemem; bildiğim bir şey varsa, o da, Sen’i kırmış olmamız ihtimalidir -ihtimal sözde bir iyimserlik ifadesi- ama eğer lütfedip gönüllerimize teveccüh buyurmazsan bu defa biz kırılıp paramparça olacağız ve şayet gelip dünyamızın çehresindeki isi-pası silmezsen bu sakil hava ile bir daha dirilmemek üzere boğulacağız…
    Ey güzeller güzeli Sevgili gel, bir kere daha yeniden misafirimiz ol tahtını sinelerimize kur ve bize buyurabildiğin her şeyi buyur Gel, gönüllerimizdeki karanlıkları kov, bütün benliğimize ruhunun ilhamlarını duyur ve bize yeniden diriliş yollarını göster Gel, her gün biraz daha azgınlaşan şu zulmetleri ışığınla dağıt ve herkesi inleten zulüm ve adaletsizlik ateşini söndürüver Gel, her şekliyle kine, nefrete, düşmanlığa kilitlenmiş şu zavallı ruhların boyunlarındaki zincirleri çöz; sevgiye, merhamete, şefkate hasret giden sinelerimizi muhabbetle, hoşgörüyle coştur; gel, ruhlarımızı aklın aydınlığı, gönüllerimizi de mantık ve muhakeme enginliğiyle buluştur ve bizi kendi içimizdeki kopukluklardan kurtar
    Sen gidince kimilerimiz akla takılıp düz yollarda yolsuzluk yaşamaya başladık kimilerimiz de kendimizi bir kısım gönül hülyalarına saldık, vehimlerimizle oyalandık ne aklın dilini anlayabildik ne de kalbî ve rûhî hayatın derinliklerine dalabildik aklı ihmal edip dünyanın kanına girdik, kalbe bütün bütün tavır alıp kendi derinliklerimizi görmezlikten geldik Ey karanlık gecelerimizin ayı-güneşi, ey yolda kalmışların biricik rehberi, Sen bizler gibi sadece bir kere doğmadın/doğmazsın; zamanın her parçası Sen’in için bir tulû vakti, gönüllerimiz de mütevazı matlaın perişaniyetimiz sana bir çağrı, sinelerimiz Seniyye-i Vedâ ne olur artık ağlayan gönüllerimize acı da gel; doğ canlarımıza Yaratan aşkına, bizi yalnız bırakma; yalnız bırakıp ruhlarımızı Sen’sizlik ateşine yakma ne ilm u irfanımız var, ne hayr u tâate mecâlimiz; bugüne kadar aşındırmadık eşik ve çalmadık kapı bırakmadık; gönül bağlayıp arkalarından koştuklarımız her zaman bizi aldattı, sonra da yol ortasında bırakıp gitti Ne yürümeye takatimiz kaldı ne bulunduğumuz yerde ikamete dermanımız Bağban sen isen -öyle olduğunda şüphemiz yok- bağ niye sahipsiz kalsın -sana böyle bir çağrıda bulunmak da ayrı bir saygısızlık- Merkezi tutmak Sen’in hakkın ise o makam adına söz söylemek kimin haddine…
    Alinti
     

Bu Sayfayı Paylaş