Geceye,Geceden Gelene...

'Şiirler' forumunda NeslisH tarafından 24 Ekim 2008 tarihinde açılan konu

  1. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Geceye,Geceden Gelene... konusu
    Bir şairin düşüme yansıyan sözleriyle başlıyorum ağır ağır tükenmeye...

    '''Hayatımın Karşı Kıyısıydı 'O'..

    elâydı
    belâydı
    yaraydı

    Ne çok şeydi...''

    ...

    Bir şiir yas/lamalı dedim şimdi geceye
    Bir aşk sığdırmalıydı imgeler miktarı...
    Hayal ötesi bir yolculuk firarlarım.
    Akıl sızısı bir yol/suzluk adımlarım.
    Geceyi bir kalem konuşturur da,
    Dilimi neden hep bir elim susturur?
    Geceyle inceden muhabbet kandırmacasındayım.
    Katedeceğim yol, olsa olsa bir kalem bir kağıt arası…
    Yanında bir bardak çayla,
    Sadece aşk ve ayrılık kavgası…
    Anlaşamıyoruz…
    Bitmez tükenmez bu kalemin karası?
    Nerededir acaba şu kavuşmaların ustası?

    Ölgün topraklarda akıyor hayat…
    Ne zaman bir 'aşk' eksem hep ayrılık biçiyorum.
    Bir tutan gözyaşı eksem, bir otobüs devriliyor uçurumlardan aşağı..

    Sessizce ömrüme..
    Boğuşuyorum boğazımda ki iple...
    Hayallerim alaşağı ediliyor...
    'bir umut' Bir umut olmalı şurda biryerlerde..
    Aranıyorum!

    tutunamadığım ve bir daha tutmaya şansımın olmadığı yar'in ellerinde..
    Yok!/luk...
    Kendime dönüyorum..
    Kendi elimden tutuyorum..
    Yorgunum...

    Anka kuşunun kanadını gördüm az önce penceremde.
    Öyle solgundu, kendi masalından cayacak kadar vurgun…
    ‘Gel’ dedim. ‘benim masalıma soyun.’
    Sustu…
    ‘Git!’ dedim o zaman! Masalına dön!
    Bitsin burada bu oyun!
    Gitti…


    Kendimleyim…
    Kendi masalımı karalıyorum sigara dumanı dolmuş ciğerlerime.
    Gözlerim, önüm, arkam ben.
    Sağım , sol/um, kalem kağıt sen!
    Dopdoluyum!
    Voltasızlığımda voltalıyorum.
    Düş yorgunuyum…

    Uyku akıyor caddelerden öyle ıslak ıslak, çakıl taşları sürükleniyor kaldırımlarda.
    Nereye gittiğini bilmez mi bu yağmur her seferinde?
    Canım yanıyor!
    Artık ağrılarıma yağmur duası da kar etmiyor…
    Kapıyorum penceremi.
    Geceye açıyorum içimi.
    Duy ey gecenin sessizliği!
    Ben şimdi geldim mi?
    Yoksa hiç gitmedim mi?
    Üç harften asıyorlar bedenimi!

    Ölüme cesaretlidir, yüreği aşk’a gelenler.
    Oysa en ürkek dokunuşlardır aşk’a değip geçenler.
    Peki kim bu ellerimi delip gidenler?
    Hangi korkunun bedeli bu yük?
    Hangi cesaretin bedeli bu düş?
    Yankılanıyor sesim candamarlarımda..
    Kimseler duymaz mı sessizliğinin sesini?
    Kimse görmez mi nefessiz tükenişleri?
    Önüm arkam sağım solum soru işaretleri…
    Uzanıyorum ufuksuz bir boşluğa,
    Uçurtmalarımı saldım.
    Herkese kafa tutacak kadar güçlüyüm sanki.
    Sevgili’nin bir bakışında yıkılacak gibi olsamda,
    Güçlüyüm işte!
    Sormayın! 'Sanma!'yın da!

    Uzak bir yerdeyim...
    Şehirden ve zamandan asırlarca uzakta belki…
    Sahil kenarında oturuyorum hayallerimle.
    Yalınayak,
    Kumları iliklerime kadar hissetmek için,
    Savunmasız kalmayı seçtim.

    Bir ‘ah’…duyuluyor uzakta ki balıkçıların kalın sesinden.
    Kalkıyorum hayallerimden, bakınıyorum.
    Ağlarına körpe yürekler takılmış yine..
    ‘Yakalandılar, yaralandırlar bir kere. Salsak ne olur salmasak ne?’ diye aralarında anlaşmazlığa düşmüş kimileri.
    Bazıları nefretle, bazıları da acıyla bakıyor yerde can çekişen bir kalbe…
    Amathaunta’nın elinden bir kadeh düşüyor o an yere.
    ‘Ah şu aşk! Ah bu deniz! Ah o yürek!
    Kaç seferde aklın başına gelecek?
    Bırakın denize! Nasılsa o dönüp dolaşıp yine buraya gelecek.’

    Salınıyor yaralanmış her kalp, hiç yakalanmamış gibi.
    Ve ne acıdır ki salından da öyle zannediyor kendini...

    Kendime de pay çıkartıyorum nitekim..
    Nasıl olsa o ağlardan kurtulup buraya gelmiş birisiydim.
    Gece düşüyor sabahın üzerine tepetaklak.
    Bir ‘yar’ sesinde perdeleniyor ışıklar.
    Hayallerimi itinayla bir kenara bırakıyorum.
    Üstüm kapalı!
    Nasıl olsa yar hiçbirine bakıp uyanmayacak…
    Nasıl olsa yar benim hiçbir sabahım da doğmayacak…

    Üşüten bir gün doğumu..
    Yar kokusundan bir ceket örüyorum kendime.
    Şehrin herhangi bir yerinde, zamanın bir yerinde,
    Omzuma sarınamadığım ceketine nakışlar işliyorum.
    Oysa ne kadarda yakındım o sıcaklığa o gün..
    Neden kendi elimle kendimi kovmuştum?
    Bilmiyorum...

    Acının kılıfını dikmeye başlıyorum yine, geceye hazırlık gibi..
    Oysa sabah yeni geldi şehre.
    Henüz gelmemiş gecelerin hazırlığı bu içimde ki..
    Gelmeyenlerden geleceklere hazırlık benimkisi..
    Hüznüme küçük kalıyor bütün kılıflar...
    Uyduramıyorum üzerime tam oturan bir aşk kendime...
    Dilimde hiçliğe dökülen bir 'ah'
    Gözlerim de yakılmış köprülere yakılan bir 'eyvah!'

    Geceye, geceden gelene Eyvallah!
     

Bu Sayfayı Paylaş