Geçeceğim Kapılarınızdan Bir İlkbahar

'Şiirler' forumunda GizLi_ÖzNe tarafından 12 Haziran 2009 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Geçeceğim Kapılarınızdan Bir İlkbahar konusu tükürerek bu düzene konuşulur elbet
    konuşmaktan değildir korku
    birileri hala aç gidiyorsa işe
    coplanıyorsa hak arayıcıları cadde ortalarında
    koparılıyorsa üşüyen ellerinde garibin üç kuruşluk tezgâhı
    düşer yüzlerinde son gülümsemeleri annelerin
    ve yolu kaybolur akşamdan kalma sevinçlerin
    gönlün kırık, yüzün soğuk
    dilin tutuk
    ve hak aramaya hakkın yok
    korkulur elbet

    bırak ruhunu salınıp dursun hüzünlerin çarmıhında
    hani nerede özlemlerini duyduğun, diz çöküp yaslarını tuttuğun
    nerede memleketin, nerede memleketlim dediğin
    yazgım dediğin dörtnala gelip dikilmişse yanı başına
    ve bir balık gibi sıçramışsan korkunun akışına
    kurtarabilir misin kendini gittikçe ağırlaşan yükünden
    alabilir misin bayatlamış sevinçlerin tadını

    var mı sabrın anlamı
    kötülükle yunmuşlarsa bedenlerini
    bir doruk orda diye, benciller koşuyorsa çıkarları peşinde
    nerde acımak, nerde merhamet, insanlık nerde
    tükenmemek mümkün mü, sesinin bittiği yerde

    toprağım dediğin, o dinli bu dinsiz, o edepli bu edepsiz
    o zengin bu fakir, o yerli bu yersiz
    kimden süt emdi insanoğlu anneden gayrı
    kim kurdu bu düzeni, kim astı insanları özgelik askısına

    kırarak ayağını, kullanarak dini, dilenirken caddelerde birileri
    dönecek mi Askeri diye
    kim bilir kaç anne unuttu yemeği-ekmeği-suyu, gecelerce uykuyu
    kaç ihtiyar parkta dökülen gazeller altında pardösüsüz
    ve kaçımız kömür ocaklarında göçük altında kaldık
    bağışlayacak olan var mı bu çirkinliğimizi
    kaç pula satılıyor insanlık
    çullarla mı kapanır, nasıl saklanır kaybolana dek
    bu dem soysuzların, arsızların bu dem kurnazların demidir
    düşün insan hakları denen sefillik
    ha Toprak altında, ha toprak üstündesin
    düşün bir kere düşün, rezillik içindesin

    yoruldum doğruları doğurmaktan
    ant olsun ki, ekmeğimi tuzsuz yerim, yemeğimi yağsız
    yüzüm asılmadan, nefsim kalmadan çeker giderim
    dokunsam üşür ellerim
    inanmam dağların çiçeklerin Ağaçların
    ve insan haklarının var olduğuna
    güzellikler Kar altında
    birileri uyur, uyutur birileri
    hayatsa zan altında

    arksız yataklara vurmuşlar deli suları
    asmışlar sellerin, uçurumların kıyılarına evleri
    korkmadan
    ant olsun ki ağlamadan
    şu yorgun, şu ışıksız, şu yoksul dünyadan
    burnumun direği sızlamadan çeker giderim

    yoksul yüreklerden doğar mı sevgi
    öylesi-böylesi, kulu-kölesi, hepsi size kalsın
    şu yaralarımı deşen merhametsiz Gün beklermiş, neyime
    var mı karanlığın ardını gören
    kundağım tahta-mekanım toprak
    ve ruhum çırılçıplak
    geçeceğim kapılarınızdan bir ilkbahar
    hayattan geçtiğim kadar
     

Bu Sayfayı Paylaş