Garipçe Köyü Sarıyer İstanbul

'İstanbul Tanıtımı' forumunda DeMSaL tarafından 22 Nisan 2010 tarihinde açılan konu

  1. DeMSaL

    DeMSaL Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Garipçe Köyü Sarıyer İstanbul konusu Sarıyer Garipçe Köyü - Garipçe Köyü Hakkında - Garipçe Köyü Tanıtımı - Garipçe Köyü Resimleri





    İstanbul Sarıyer ilçesinin 9 köyünden biri olan Garipçe Köyü Boğazın Karadeniz girişine hakim manzarası, temiz havası, taze balıkları, antik kaleleri ile huzur arayanları kucaklıyor.

    [​IMG]

    Köyün yaşlıları bir zamanlar bu köyde garip bir adam yaşarmış diye başladıkları hikayeleri bir yana köy gerçekten yer ve konum olarak oldukça yalnızlığı, terkedilmişliği yaşıyor, gizli sığınak özelliği nedeniyle garip kalmış görünümünü koruyor. Balıkçı köyü olması nedeniyle köyün erkekleri Eylül ayı başı balık avlama yasağının kalkmasıyla beraber denize açılıyor ta ki yasağın tekrar başladığı Haziran ayına kadar köyü kadınlara emanet ediyorlar. Garipçe Köyü, boğaz’ın Karadeniz girişinde yer alan Rumeli Fenerinden sonra ikinci köyü. Avuç içi gibi küçük bir koyun yamacına ayrı ayrı kurulmuş 60-70 haneli bir yerleşim.
    Koyun iki başında yüksek tepeler köyün bir bakışta tamamını görme imkanı veriyor. Kule adıyla anılan biri tepede, Kale olarak anılan bir de sahilde iki kalesi var. Üç lokanta, bir kahve, bir de bakkalı bulunuyor. Nüfusu ise 50 yıldır sabit duruyor.

    Garipçe Köyü Kule ve Kalesi

    İnerken sağ tarafınızda araç yolu olmayan ve ancak yürüyerek tırmanılan oldukça estetik bir taş yapı göze çarpıyor. İki katlı ortası boş bu yapı “Kule” olarak adlandırılıp, bir tür gözetleme kulesi olarak anılıyor. Bulunduğu yükseklik nedeniyle boğazın girişine hakim, göze sığmayan panoramik bakış açısıyla, çizgi filmlerde gördüğümüz türden burçları ve kuleleri ile görenleri etkiliyor.
    Köy’e geliş, koyun sahilinde bitiyor. Araçlar burada park ediliyor, otobüsle gelenler durakta burada iniyor.

    Solunuzda bulunan yeni yapılmış merdivenlerden çıkarak beş dakikalık bir yürüyüşle Garipçe Köyünün Cenevizlilerden kalma 550 yıllık kalesiyle karşılaşıyorsunuz. İki tarafı taş duvarlı geçitten ilerleyip, demir kapıdan geçerek karanlık dehlizlerde yürümeye başlayınca kemerli tuğla örme duvarlar, tavanlar, mahzenlere ulaşılan basamaklı geçitler, koğuşlar, sonradan yapıldığı belli olan beton takviyeler görülüyor. İyi durumda demir kapılar, bir kısmı küçük ve bazıları geniş pencereler, topların monte edildiği metal somunları hala yerinde görülebildiği tabyalar dikkat çekiyor. Kale, gerektiğinde hala kullanılabilir durumda olduğunu anımsatırken, rahatsız edici boyutlara ulaşan tek problem, kalenin bakımsız ve pislik içinde kalmış olması. Özellikle yaz ayları hafta sonu kale eteklerine gelen piknikçilerin bıraktığı piknik artıkları (poşetler, kırılmış bira şişeleri, plastik su kapları, gazete kağıtları vs.) gibi çöpler kalenin turistik görünümünü kirletirken, sahipsizliği burada da bir kez daha gözler önüne seriyor! Dayanılmaz koku zaten içeri girmenizi baştan engelliyor.
    Kalenin ikinci katı üstüne dek araçla gelme imkanı bulunuyor.
    Kale tavanlarında yer yer çökmelerle oluşmuş deliklere de burada rastlanıyor.

    Asma altı

    Deniz kenarı yerine yazın asma bahçesi içinde, kışın kapalı mekanda yemek isteyenler ise 200 yıllık taş fırın Asma altı cafe restoranı seçiyorlar. Anne baba ve kardeşlerden oluşan aile işletmesi, balık çeşitleri ve Trabzon yemekleri yapıyor. Tarihi özellikli, altı tuz döşeli, geniş fırın odasına sahip taş fırının taşları Trabzon Sürmene’den özel olarak getirilmiş. Üst kattaki hamurhane ve işçilerin yattığı odalar, günümüzde şark köşesi olarak düzenlenip kışlık mekan olarak değerlendirilmiş. Asma altının bir başka özelliği ise çardakta sarılı asmanın üzüm salkımları üzerindeki isim yazılı etiketler. Misafirler beğendikleri salkıma üzümler daha korukken rezervasyon yapıyorlar, o üzümler rezervasyon yapanın oluyor, olgunlaşınca gelip elleriyle koparıp yiyorlar. Trabzon’dan gelen göçerlerin kurduğu Garipçe Köyünde Trabzon yemek kültürünün de yerleştiği görülüyor.

    [​IMG]

    Köyün değişmeyen panoraması

    Sit alanı olarak ayrılmış bölgede henüz konaklama tesisi olmadığı gibi imar izni de bulunmuyor. Yıkılması gereken kaçak binalar öylece bırakılmış. Çevre önceki yıllara göre oldukça kirli. Restore edilmeyi bekleyen binaların dayanma güçleri azalmış. Sık sık elektrik kesildiğinden söz ediliyor. İçki satışı da yapılmıyor. Köylüler jandarma bölgesi içinde bulunan köylerinde hiçbir olayın olmadığını, ailelerin, hanımların kendi başlarına yemeğe gelebildiklerini belirtiyorlar.
    Köy meydanında tepeler halinde yığdıkları balık ağlarını onaran balıkçılar yıllardır Karadeniz’e kalkan, torik, palamut veya Akdeniz’e orkinos avına bu köyden çıktıklarını anlatıyorlar. Görüntüleri ve yüz ifadeleri ise iyi fotoğraf çekmenize veya resim yapmanıza kompozisyon olacak görüntüler sergiliyor. (Köyün bir zamanlar Ressam Ahmet Fazıl Aksoy tarafından yapılmış, Garipçe Köyü tuval üzerine yağlı boya tabloları da bulunuyor. Bu tablolar müzayedelerde yüksek fiyatlarla alıcı buluyor). Tabloların resmedildiği tam bu alanda Sarıyer Fener arası çalışan belediye otobüsü gidişte ve dönüşte meydanı harmanlarcasına dönüp yolcularını ya alıp ya bırakıyor.
    Garipçe Köyünün eskilerinden 50 yıllık balıkçı Savni Tuncay ağ örerken sorularınıza cevap veriyor. Orkinosun denizin en hızlı balığı olduğunu vurgulayıp, lüferin olduğu yerde başka balık olmaz, dalar sürüye dağıtır, ekseriye kıyıdan gelir dişleri keskindir yengeç bile yer. Bu kıyılarda bulunan bir başka ilginç balık ise eşkinadır, çakıl taşı da yer, sigara izmariti de. Ayıklarken midesinde hep rastlarız diyor. Eşkinanın esas özelliği ise kafasında bulunan özel taş olduğu söyleniyor. İstanbul Galatasaray’da ki Beyoğlu Balık Pazarında da satılan bu taş, balığın kafasında yarım fındık büyüklüğün olup, limona yatırılarak eritiliyor, suyla sulandırılıp içiliyor, bu şekilde böbrek taşını düşürmede yarar sağladığı belirtiliyor. Karagöz balığı cinsi, derin su kayalık balığı olan eşkinanın buğulama pişirim şekli yaygın olarak bilinirse de ızgarasının da güzel olduğu belirtiliyor.

    Garipçe’li balıkçılar, 15 Ağustosta çingene palamut’u başlıyor bunun tavası leziz olur, turfanda balık sayılır, Ekim, Kasım başına dek sürer, lüfer, sarıkanat, karagöz bölgenin diğer balıkları olarak mönüdeki yerlerini alırlar diyorlar. Eylül ayında gelenler hem ekonomik balık yerler, hem de evlerine dönerken marya balıkçılarından (ufak kayık balıkçıları) balık alabilirler diye ekliyorlar.
    Konu balıktan, balıkçıdan açılmışken arkadaşları Savni Tuncay’ın çok iyi kefal pilaki, mersin çorbası, lakerda yaptığını anlattılar, bunun üzerine ben de sihirlitur okuyucuları için lakerda tarifi aldım.

    Lakerda Yapımı

    Palamutlar önce temizlenir. Lakerda gibi dilim dilim kesilerek su dolu kaba atılır. Mümkünse kap deniz suyu ile dolu olmalıdır (Tatlı su balığın etini gevşetir). Dilimlerde kan kalmayacak şekilde yıkanır, bu yıkamada ilik kanı temizlenir. Tuzlu suda 6-7 saat bekletilir, suyu süzülür, üzeri örtülür, pastelyeye konur, rüzgar almamalıdır, rüzgar karartıp kurutur. Plastik bidon koku yaptığı için tercih edilmez, Salamura mutlaka teneke kaba kurulur. İnce tuz ete daha iyi işler bu tuzdan bir kat dilimlenmiş palamutlar üzerine dökülür bir kat yine balık dilimi dizilir. Bir kat tuz, bir kat balık dizilen kabın son katı üzerine tahta kapak basılır, üzerine ağırlık konur (8 kilolu bir taş) baskılı balık bu ağırlık altında salamura olarak aşağı iner, ortaya çıkan boşluk aynı şartlarda ilave balıkla doldurulabilir. 30 gün sonra has zeytinyağı ile beraber lakerda yenebilir. Savni Tuncay Kestane Karası Fırtınası geçtikten sonra, lakerda yapmanın en uygun zamanı olup tuzlama zamanı bu dönemde başlar diye vurgulamayı da ihmal etmiyor.
     

Bu Sayfayı Paylaş