güneydoğunun sevilen ismi: şeyh muhammed nurullah

'Sahabeler ve Alimler' forumunda bedirhan botan tarafından 23 Nisan 2011 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    güneydoğunun sevilen ismi: şeyh muhammed nurullah konusu Şeyh Muhammed Nurullah’ta diğer çocuklara nazaran akletme, kavrama yetenekleri daha erken yaşlarda kendini göstermiş, küçüklüğünden itibaren hal ve hareketlerindeki olgunluk dikkatleri çekmiştir. Şeyh Muhammed Nurullah’ın annesi de babası gibi ilim sahibi, saliha bir hanımdı. Terbiyesini ve eğitiminin büyük bölümünü bu bereketli hanede alan Şeyh Muhammed Nurullah, Şeyh Seyda’nın yanı sıra Şeyh Fahreddinê Batmanî, Molla Abdurrahmanê Cizîrî gibi bölgenin ileri gelen âlimlerinden dersler almıştır.


    Medresede okuduğu yıllarda diğer talebelerin 9-10 saat çalıştıkları dersleri bir saat çalışmakla yetinirdi. Bu sebepten ötürü hocaları bazen onu babası Şeyh Seyda’ya şikâyet ederlerdi. Bir gün seydası: “Görüyorum ki ders aldıktan sonra kitabını kapatıp çalışmıyorsun. Okumadan olur mu?” Şeyh Muhammed Nurullah: “Seyda! Allah insana okumadan da veremez mi?” deyince seydası: “Verir ama binde bir kişiye verir.” der. Bunun üzerine Şeyh Muhammed Nurullah, “O bin kişiden biri ben olamaz mıyım?” diyerek seydasına ders kitaplarına fazla çalışmama sebebini bu şekilde ima eder.


    Şeyh Muhammed Nurullah, medreselerde okutulan klasik metinlerin kelimeleri üzerinde tek tek durmaz, okuduğu konunun bütününe yoğunlaşıp mana üzerinde dururdu. Bu şekilde fazla çaba sarf etmeden İslami ilimleri genel olarak vehbî yolla öğrenmiş, çevresinde ikinci Üstad Bediüzzaman intibasını uyandırmış ve daha yirmi yaşına varmadan icazetini alıp muteber bir âlim olmuştur. Medrese okuduğu dönemde Cizre’ye gelen turistlere tebliğ etmek için bir süre eğitimine ara vermiş ve kısa sürede İngilizceyi öğrenip tekrar medrese eğitimine dönmüştür.


    Şeyh M. Nurullah ilim icazetini Batmanlı Şeyh Fahreddin’den, tasavvuf icazetini ise babası Şeyh Seyda’dan almıştır.
    Şeyh Muhammed Nurullah’ın babası Şeyh Seyda 7 Ocak 1968 tarihinde vefat ettiğinde Şeyh Muhammed Nurullah 20 yaşlarındaydı. Babası vefat etmeden önce irşad makamını kendisine bıraktığı halde o, bir müddet bu makama geçmemiş, daha sonra Şeyh Seyda’nın yaş ve tecrübe bakımından kendisinden büyük olup seydası konumundaki halifelerinin ısrarı ve kendisine biat etmeleriyle bu sorumluluğu üstlenmiş, toplumun dünya ve ahiretlerinin selameti için gayret sarf etmiştir.


    Bir âlim olarak Şeyh Muhammed Nurullah portresi


    Şeyh Muhammed Nurullah bölgede halk ile ilişkileri iyi olan bir âlimdi. Bölgedeki cenaze merasimlerine iştirak eder, birbirlerine dargın kimseleri barıştırır, insanların sorunlarıyla ilgilenirdi. Şeyh Muhammed Nurullah’ın müritleri ile teşkilatsal bir irtibatı vardı. Sık sık seyahate çıkıp mürid ve sevenleriyle buluşur vaaz ve nasihatlerde bulunurdu. Gidemediği yerlere ise mektuplar gönderirdi. Şeyh Muhammed Nurullah bölgedeki geleneksel sofi yaşantısının aksine müridlerinin okuyup bilinçlenmesini ister, buna çok önem verirdi. “Bilesiniz ki, gaflet içinde bulunan iman, sahibine hiçbir güç ve gıda vermeyen ve bir hayal olarak gelip geçen rüyadaki yemek gibidir. Öyleyse gafletten uyanalım.” derdi.


    Şeyh Muhammed Nurullah, sofilerin şer’i ilimleri öğrenmelerini ister, medrese ile divanın yan yana olmasını söylerdi. Zikir ehli sofinin ilim ve cihad ruhunu kendinde bulundurmasını ister, “Tekke medreseye dayalı ve kışlaya dönük olmalıdır.” “Bize kuru kalabalıklar lazım değil, arkasında insanları götürebilecek kimselere talibiz.” derdi.


    Şeyh Muhammed Nurullah, gençlere büyük ehemmiyet gösterir, bize daha ziyade genç lazım der, gençlerin zihinlerinin İslam dışı kültür istilasından kurtulduğu vakit istikbalin kurtulacağını söylerdi. Gençlere “dünyanın içine girin ama sakın dünya sizin içinize girmesin.” diyerek tavsiyelerde bulunurdu.


    Şeyh Muhammed Nurullah Seydayê Cezerî, Müslümanlar arasında tebliğ kültürünün yaygınlaşmasını ister İslam dininin bize kazandırdığı iyi huy ve edeple önce başkalarına örnek olmalıyız, daha sonra sözle tebliğ etmeliyiz. Onları kırmadan, incitmeden, hikmet ve güzel sözlerle öğütler vermeliyiz, derdi. Kur’an-ı Kerim`de geçen “Firavun’a güzel sözle öğüt ver” ayetini hatırlatarak “günümüzdeki insanlar Firavun’dan daha mı kötü ki onlarla sert bir üslupla konuşuyoruz” derdi.


    Şeyh Muhammed Nurullah, Müslümanların sosyal hayattan soyutlanıp kendilerini sadece ibadete vermelerini uygun bulmaz, Hz. Resulullah’ın çalıştığını, ailesiyle ilgilendiğini, savaş planlarını yaptığını hatırlatır, “halk içerisinde hak ile beraber olmalıyız” derdi. Günümüz Müslümanlarının dünyada meydana gelen hadiseleri iyi incelemeleri Müslümanların yararına mı, zararına mı olduğunu iyi tahlil etmeleri gerektiğine vurgu yapardı. İran İnkılabı ve Mısır İhvanıyla ilgili haberleri yakından takip eder, alim sofileriyle bu haberleri paylaşırdı.


    Şeyh Muhammed Nurullah, “Din nasihattir” hadisi gereğince muhatap olunan kişinin İslam’a bakan durumu, yaşı, kültürü, bilgisi, anlama kabiliyeti göz önünde bulundurularak tebliğ edilmesi gerektiğini daima söylerdi. Konuşmasında, ilgisinde, tepkisinde ölçülü davranır, bazen etrafındakilere latifelerde bulunurdu. Büyük, küçük yaştaki bütün insanlara yaşına göre muamelede bulunurdu.


    Şeyh Muhammed Nurullah, İslami ilimlerle beraber tarih, iktisat, astronomi, sosyal ilişkiler vs. ilimlere vakıf olup, bunlarla ilgili konularda kendisine yöneltilen sorulara tatmin edici cevaplar verirdi.


    Kendisi Kürdçe, Arapça, Türkçe, Farsça ve normal düzeyde İngilizce bilirdi. İngilizcesi olduğu için bölgeye gelen turistlerle diyaloga geçer, tebliğde bulunur, bu tebliğler neticesinde hidayet bulanlar olurdu.


    TEFEKKÜR EHLİYDi


    Seydayê Şeyh Muhammed Nurullah, vefatından önce ders vermeyi kardeşi Şeyh Ömer Faruk’a bırakmış kendisi içtimai faaliyetlerle ilgilenip, irşad ve tefekkür üzerine yoğunlaşmıştır. Cizre’nin Serdehl Köyündeki dergâhın üst katında çoğu zaman tefekküre dalıp kâinattaki muhteşem sanatı ve Allah’ın azametini düşündüğü zamanlar olurdu. Vefatından önce kaleme aldığı Tabiat Çınlıyor (Arapça telif edilmiş, Türkçeye tercüme edilerek basılmıştır.) isimli risalesinde bu duruma şöyle değinir. “Bilhassa mahrem yerleri suni ışıklarla gösterilmeyen bir köy gecesinde, sırtüstü uzanıp göklerin baharına seyahat ettiğimizde, tüm yıldızlar yayılmış çiçekler gibi görünür. Sanki bunların hepsi, gezegenleri ve sistemlerindeki ölçüleriyle, tabii (değişmez) kanun üzerinde hareket ve raks edişlerini planlayan bir emrin hatırasıyla cezbeli birer dairedir.”
    Çekirdekler ve Gerçekler isimli eserinde ise bu tefekkür neticesinde kalbinde vuku bulun aşkı şöyle ifade eder. “Ey Allah’ım! Ey yüce yaratıcım! Kalbim, senin son derece mükemmel sıfatlarla bezenmiş olduğuna şahitlik ediyor. Ama zavallı aklım, senin zatının mahiyetini anlamada hayrete düşüyor. Gerek aklımın ve gerekse kalbimin sarhoş olup kendilerinden geçmeleri senin muhabbet şarabından içmiş olmalarındandır. Onlar, nasıl olur da sana karşı şahadette bulunmazlar?” Bu eserin başka bir yerinde kalpten şöyle bahseder. “Kalp, insanlar içinde kral, askerler içinde komutan gibidir. Kalp bozuk olursa diğer organların düzgün olması mümkün değildir. İnsanın yücelebilmesi için kalbin temizlenmesi, ruhun berraklaşması gerekir.”


    ESERLERİ


    Hizb-ül Hakayik’l İrşadiye, (Dua ve zikirler) Es-Saihul Mütefekkir, (Akideden bahsetmektedir.) Cem-ül Cevami, (Bu kitap üzerine yazdığı haşiyeleri mevcuttur.) Hülasat-ül Telhis, (Arap edebiyatıyla ilgilidir.) Sahifet-ül İctihad, Esrarüt Tasavvuf, El Akaid, El Berahin Ala Haşril İnsan ve Vücudi Âlemin Ahar, (İnsanların tekrar dirileceğine ve başka bir âlemin varlığına ait delilleri konu edinmiştir.) Ed-Delaillü-l Katı-a ala risaleti Seyyidina Muhammed (s.a.v.) ve İcazi Kur’an, Sahifet-ül marifet, Tabiat Çınlıyor, (Hayat ve kâinatı ilahi bakış açısıyla ele alır.) Divan, (Arapça ve Kürdçe şiirleri barındıran bu eserin orjinal adı “Diwan-un Nuri vel Hikme”dir.) Çekirdekler ve Gerçekler, (İnsanın manevi yapısının nasıl korunacağını felsefi ve mantıki metotla açıklamaktadır.) El-Evrak, (Hallu-l Meakıd isimli eserin mukaddimesi üzerine telif edilmiştir.


    Şeyh Muhammed Nurullah, yanında eğitimini tamamlayan kırka yakın kişiye icazet vermiş, ayrıca dokuz kişiye de tasavvuf hilafeti vermiştir. Şeyh Ömer Faruk Seyda El-Cezeri, Şeyh Maruf (Suriye), Şeyh Muhammed (Düzgün), Şeyh İsmetullah Batmani, Şeyh Muhammed Ali (Ceylanpınarlı), Şeyh Ali (Birdane), Şeyh Hatibê Diyarbekrî, Şeyh Recep Efendi ve Şeyh Mustafa ondan hilafet almış kimselerdir.


    VEFATI


    Şeyh Muhammed Nurullah 1985 Mayıs ayında Nusaybin Kızıltepe yolu üzerinde geçirdiği trafik kazası sonucu 36 yaşında hakkın rahmetine kavuşmuş, on binlerce seveninin katılımıyla kılınan cenaze namazının ardından naaşı babası Şeyh Seyda’nın yanına defnedilmiştir. Vefatına sebep olan bu olayın kaza süsü verilmiş suikast olup Şeyh’in hizmetlerini hazmedemeyen güçler tarafından gerçekleştirildiği de düşünülmektedir. Şeyh, vefat etmeden önce bir yakınına taziye için yazdığı mektupta ölüme şöyle yaklaşmaktaydı. “Allah’a ve O’nun takdirine iman eden, manevi âleme, yepyeni ve ebedi bir hayata gidiş sırasını bekleyen gönülden sizlere selam olsun. Beklenilen o manevi belde öyle bir yerdir ki; bu üzgün kalbin en sevdiği, en değer verdiği kişiler, dedeleri, hocaları, üstadları ve dostları hep oraya gittiler. Eğer önümüzde o manevi âlem olmasaydı, yemin ederim ki bu zavallı kalbim özlem ve iniltiler içinde helak olurdu.” Allah onu rahmetine ğarketsin. (Âmin)


    Bir Hatıra:


    Büyük Bir Tebliğ Ustasıydı


    Şeyh M. Nurullah, bir grup sofisiyle Kerburan (Dargeçit) köylerinde dolaşırken yolda sakallı ama şapkalı bir sofi, bineğiyle Seydanın yanına gelir. Seyda, onu kabul eder. Şapkasıyla ilgili de bir şey demez. Sofi ters yöndeki yoluna girdikten sonra Seyda, katırıyla aniden geri döner, sofiye yetişir; sofinin başındaki şapkayı çıkarır, sofinin kucağına bırakır, kendi sarığını çıkarır, içindeki takkeyi (kümü) sofinin başına koyar ve bir şey demeden ondan ayrılıp arkadaşlarının yanına döner. Seyda ve sofiyi hayretler içinde izleyen alimler ve sofiler heyeti, halk psikolojisine hakim bir tebliğ harikasına şahit olur: Sofi, şapkayı alır, koluyla birkaç kez çevirir, yüksek uçuruma doğru öfkeyle atar. “Billahî, şeyhin başımdan çıkardığı bir şeyi bir daha başıma koymam” diye de bağırır. Arkasına bakmadan, bineğini hızlıca sürerek yoluna devam eder. (Rivayet: Seyadayê Mele Ali’ye Ezdarî)


    ....


    Şeyh Muhammed Nurullah, ıslah ve tecdid ehli bir alimdi. Bölgede var olan İslami hassasiyeti daha da ileri noktalara götürme derdindeydi. Birçok defa çeşitli arap ülkelerini ziyaret edip oralardaki İslami hareket önderleriyle istişarelerde bulunmuştu. Kendisini İslami ilimler dışındaki bilimlerde de ilerletmiş, çağdaş alimlerin yazdığı eserleri takip eden gayretli bir alimdi. Ona Üstad Bediüzzaman’ın yerini dolduracak alim gözüyle bakılıyordu. Vefatından önce bazı alimlerle

    Medreset’uz Zehra türü çok amaçlı büyük bir medrese kurmaya karar vermişlerdi. Şeyh’in Cizre’de 1992 yılında şehid edilen Molla Zeki Atak ile de dostlukları vardı, sürekli görüşürlerdi. 1985 yılında Şeyh’in içerisinde bulunduğu araca tır çarpması sonucu vefat ettiğinde o araçta Molla İbrahîmê Alabanî, İdil’li Molla Ramazan ve birkaç Cizre’li vardı. Bu kazanın Şeyh’in çalışmalarının ileriki boyutlarını hazmedemeyecek olanlar tarafından suikast olarak gerçekleştirildiği ve Şeyh’in şehid olduğu düşünülmektedir.

    kaynak: m.ali erdoğan (doğruhaber gazetesi)
     

Bu Sayfayı Paylaş