Güneş sistemi

'Frmartuklu Soru-Cevap Bölümü' forumunda Kayıtsız Üye tarafından 28 Şubat 2011 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Güneş sistemi konusu güneş sisteminin boyutlarının ve elemanlarının incelenmesi
     
  2. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    GÜNEŞ SİSTEMİNDE BOYUT VE UZAKLIKLAR

    Bu yazımda Güneş Sistemi hakkında yeni ve değişik bilgiler verecek değilim.
    Sadece bir noktayı değerlendirmek istiyorum.
    Bill Bryson’un Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi adlı çok güzel bir kitabı vardır.
    O kitaptan aldığım bazı bilgiler,benim uzayı birazcık kavramama çok yardımcı oldu.
    Güneşin kendisi,gezegenler ve topluca Güneş Sistemini öğrenmek için ne yaparız?
    Kitaplara,dergilere ve internetteki adreslere bakarız.
    Buralarda gördüğümüz,Güneş ve gezegenleri gösteren küre şekilleridir.
    Hepsi de yanyana duran küçüklü büyüklü 9 tane küre.
    Ama gerçek uzaydaki durum böyle midir?
    Bu kürelerin arasındaki uzaklık, elbette uzaydaki gerçek konumları ile aynı oranda değildir.
    Gezegenlerin, uzaydaki birbirlerine olan gerçek uzaklıklarını dev bir posterde bile gösteremeyiz
    Hatta birkaç tane dev posteri yanyana bile koysak gene de gerçek uzaklık oranlarını yansıtamayız.
    Hele gezegenlerin gerçek boyutlarını da düşünürsek,işin içinden hiç çıkamayız.
    Gene de Güneş Sisteminin küçültülmüş bir şemasını çizmeye çalışalım.
    Yerküre’nin çapını bir bezelye tanesinin çapına indirsek bile,Jupiter’in uzaklığı 300 metredir.
    Plüton ise 2,5 kilometre ötede kalır.Çizeceğimiz bu şemada bir bakteri kadar küçüleceği için onu zaten göremeyiz.
    Aynı ölçekte,bize en yakın olan yıldız, 16.000 kilometre ötede kalır.
    Şimdi gezegenlerin en büyüğü olan Jupiter’i bir nokta kadar küçültelim.
    Boyut olarak orantılarsak Plüton bir molekül halini alacak ve bu durumda bile 10 metre uzağımızda kalacaktır.
    Gezegenler için birkaç özellik sayalım:
    Örneğin Jupiter ile Neptün arasındaki uzaklık,Jupiter’in bize olan uzaklığının 5 mislidir.
    Neptün o kadar uzaktır ki Jüpiter’in aldığı güneş ışığının sadece yüzde üçünü alır.
    Dünyadan göndereceğimiz bir ışık demeti Plüton’a 7 saat sonra ulaşır.
    Oysa Güneş’ten çıkan bir ışının bize ulaşması sadece 8 dakikadır.
    Plüton’dan Güneş’e bakan biri,onu bir toplu iğne başı gibi görür.
    Şimdi dünyadan kalkan bir uzay gemisine binip yola çıktığımızı varsayalım.
    Plüton’u geçip yolumuza devam ediyoruz.
    Sakın Güneş sisteminden çıktığımızı zannetmeyin.
    Bir kitap veya derginin şemasında Plüton son sınır gibi gösterilir ama gerçek öyle değildir.
    Hatta orası kıyıya yakın bile değildir.
    Zira yolun ancak 50 binde birini aşmış bulunuyoruz.
    Önümüzde tam iki ışık yılı sürecek bir bölge uzanmaktadır.
    Dikkat edin:İki ışık yılı.İki yıl değil,iki ışık yılı.
    Güneşin kendisi,9 tane gezegen,bütün uydular,kuyruklu yıldızlar,bütün bunları bir araya getirin.
    Hepsi Güneş sisteminin trilyonda biridir.
    Plüton’un Güneş etrafındaki bir kez dönüşü 248 yıl sürer.
    İsa’nın doğumundan itibaren dünyamız, Güneş’in etrafında 2007 kez dönmüş durumda.Plüton ise 8 kez.
    Bu anlattıklarımız sadece Güneş Sistemi ile ilgilidir.
    Güneş Sistemi ise bizim galaksimizde bir toplu iğne başı gibi kalır.
    Diğer galaksileri de düşünürsek uzayın ne olduğu hakkında birşeyler anlar gibi oluruz.
     
  3. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    GÜNEŞ SİSTEMİ


    GÜNEŞ

    Dünyaya en yakın yıldızdır ve 8 ışık dakikası (149.6 milyon km) uzaklıktadır. Bu aynı zamanda güneşe baktığımızda onun 8 dakika önceki halini görüyoruz demektir.700.000 km yarıçapı ve 15 milyon K çekirdek sıcaklığı göz önüne alındığında H-R diyagramına göre G2 türünden cüce yıldızlar sınıfına girer. Güneş sisteminin Samanyolu’nda Oort Bulutu’ndan oluştuğu sanılmaktadır. ( C ile K dönüşümü +/- 273 ile yapılır)

    Güneş manyetik bir alana sahip olan, dönen ve çekirdeğinde enerji üreten bir gökcismidir. Güneş, güneş sistemindeki maddenin % 99.85’ni içerir. Gezegenler % 0.135, uydular,asteroidler, kuyruklu yıldızlar, meteoritler ve gezegenler arası ortam ise % 0.015’ni oluşturur. Güneşin enerjisi, 15 milyon K (Kelvin) sıcaklıktaki ve yeryüzü atmosfer basıncından milyarlarca kez fazla olan çekirdeğindeki, hidrojenin helyuma dönüşmesinden kaynaklanır. Çekirdek tepkimeleri sonucu serbest kalan enerji, yüzeye gelir ve buradan uzaya yayılır. Bu enerjinin sadece 2.2 milyarda biri yeryüzü tarafından soğurulur ve yaşam için gerekli koşulların oluşmasını sağlar. Güneşten, X-ışınlarından radyo dalgalarına kadar her dalga boyunda enerji yayılır. Güneşte ışınım kuvveti ile çekim kuvveti denge halinde bulunur.

    700.000 km çapa göre çekirdekte oluşan ışığın hızı da göz önüne alındığında yüzeye yaklaşık 2 sn de gelmesi gerekirken, aşırı hidrojen yoğunluğuna bağlı olarak bu süre 10 milyon yıldır. Aslında biz 8 dakikadan da öte güneşin 10 milyon yıl önce oluşturduğu ışığı görüyoruz.

    Güneş ;

    Yeryüzü çapının yaklaşık 110 katı,
    Yer yüzey alanının 12.000 katı,
    Yer kütlesinin 333.000 katı,
    Yer hacminin ise 1.306.000 katıdır.

    Güneş kendi ekseni etrafında diferansiyel dönme hareketi yapar yani kutuplar ve ekvator farklı hızlarda döner. Ekvatoral bölgenin dönme hızı kutupların dönme hızından fazladır. Yaklaşık 400 km kalınlığında olan ve Işıkküre (fotosfer) denilen güneşin gözle görülen parlak yüzeyi teleskopla incelendiğinde granüler (bulgurcuk) yapıya sahip olduğu görülür. Her biri sıcak bir gaz kütlesinin tepesi olan bu granüllerin sayısı yaklaşık 4 milyon kadardır ve tüm güneşin yüzeyini kapsar. Ortalama ömürleri 7-10 dk arasında olan bu granüllerin boyutu 300–1450 km arasındadır ve bu gazlar saatte 0.5 km hızla yükselirler, enerjilerini kaybedince soğuyarak yüzeye doğru düşerler ve granüller arası karanlık çizgileri oluştururlar.

    Güneşin kenarı, merkezinden daha karanlık görünür. Bunun nedeni, güneşin merkezine bakıldığında ışıkkürenin derin ve sıcak katmanlarını, kenar kısmına bakıldığında ise daha yüksek ve daha az sıcak katmanlarını görüyor olmamızdır. Işıkkürenin üzerinde, yaklaşık 5.000 km kalınlığında ve renkküre (kromosfer) adını alan bir iç atmosfer vardır. Yapılan araştırmalar renkkürenin kenarlardaki katmanlarının bir çayır yangını görünümünde olduğunu, birbiri üzerine binişen pek çok fışkırtı bulunduğunu belirledi ve bunlara iğnecik (spikül) adı verildi. Bu iğnecikler bulundukları yüzeyden 8.000 km kadar yüksekliğe çıkabilmektedir.
    Renkkürenin de üzerinde son derece yüksek sıcaklıklı Güneş tacı (korona) bulunur. Güneş tacı, birkaç güneş yarıçapı uzaklıkta, yaklaşık 2 milyon K’lik bir kinetik sıcaklığa sahiptir. Güneş tacının bu kadar sıcak oluşu, ışıkkürede ve renkkürede bulunan bulgurcuk (granül) ve iğneciklerdeki (spikül) kütle hareketleri olduğu sanılmaktadır. Güneş tacının bu yüksek sıcaklık nedeniyle, dışarıya doğru yayılan ve dünyanın ötesine kadar uzanan elektrik yüklü bir tanecik akımı (nötrino) oluşturur. Bu akım, Güneş rüzgarı olarak adlandırılır.

    Güneş lekeleri ışıkküredeki önemli, değişken, kalıcı olmayan, güneş yüzeyine oranla fazla yer kaplamayan ve çok şiddetli manyetik alana sahiptir oluşumlardır. Bu alan 500 gauss’dan başlayıp 4.000 gauss’a kadar çıkabilir, bir karşılaştırma yapmak gerekirse dünyanın manyetik alan şiddeti 1 gauss’dan küçüktür ayrıca güneşin manyetik alan şiddetinin de birkaç gauss olduğu düşünülmektedir Güneşin merkezinde açığa çıkan enerji radyatif iken yüzeye doğru gittikçe maddesel taşınma (konveksiyon) meydana gelir. İşte bu maddesel taşıma ile güneşin diferansiyel dönmesi etkileştiğinde kara leke meydana gelmektedir. Ortaya çıkan leke grubu hızla büyüyerek birbirinden ayrılır ve güneşin dönme yönünde en öndeki leke genellikle en büyük lekedir ve baş leke adını alır. Lekeler max. büyüklüklerine ulaştıktan sonra genellikle birkaç hafta içinde kaybolurlar, yalnız kalan baş leke de giderek küçülerek o da birkaç hafta içinde kaybolur. Ortalama büyüklükteki bir lekenin gölge çapı 30.000 – 50.000 km arasındadır, nadiren de 140.000 km’ ye kadar çıkabilir. Güneş yüzeyinde gözlenen leke sayısı sürekli olarak değişir. Leke etkinliğinin max olduğu iki çevrim arasındaki süre 11 yıldır, buna ilaveten 80 yıllık bir çevrim daha olduğu bilinir.

    Genelde renkküre beneklerinde zaman zaman ortaya çıkan ani parlamalar püskürme denir. Küçük püskürmeler birkaç dakika, büyükleri ise birkaç saat sürer. Fışkırmalar, görünüşü çok güzel olan güneş olaylarından biridir. Bunlar güneş yüzeyinde 200.000 km uzunlukta, 40.000 km yükseklikte ve 6.000 km kalınlıkta olabilen şerit biçimli gaz akımlarıdır.

    15 milyon K iç sıcaklığa sahip olan güneş, yaydığı enerji (3.86 x 1033 erg/sn) göz önüne alındığında saniyede 4.7 milyon ton kütle kaybetmektedir. Başka bir deyişle güneş yılda kütlesinin 100 milyarda birini kaybetmektedir. Güneşin kütlesinde ve yaydığı enerjide sezilebilir bir değişme ancak 6 milyar yılda ortaya çıkabilir. Dünyanın 4.5 milyar yaşında olduğu düşünülürse, bu da demektir ki güneş, yeryüzü var olduğundan beri hiç değişmemiştir. %60’ı hidrojenden oluşan güneşin bu kadar güçlü enerji açığa çıkarması ancak çekirdek tepkimeleri sonucunda oluşabilir. Bu tepkimeler içerisinde en önemlisi proton-proton tepkimesi olarak adlandırılan çekirdek kaynaşması (füzyon) zinciridir. Açığa çıkan enerjinin küçük bir bölümü de tepkimelerde oluşan nötrinolar tarafından taşınmaktadır.

    Güneşin bundan sonraki evriminin öteki yıldızların evrimine benzeyeceği söylenebilir. Bütün hidrojen tükendiğinde helyum ile daha ağır atomlar arasında oluşacak tepkimeler başlayacak, böylece güneş, boyutları büyüyüp parlaklığı artarak, bir kırmızı dev yıldıza dönüşecektir. Sonunda bütün nükleer enerji kaynakları tükenince, dış katmanlarını boşluğa fırlatacak ve gezegenimsi bulutsu oluşturacaktır. (Gezegenimsi bulutsular ise daha sonra yeni yıldızların oluşması için ortam hazırlayacaklardır) Gezegenimsi bulutsu oluşturduktan sonra beyaz cüceye dönecek olan güneş, şu anki çapının 1/100’üne kadar küçülecek. Güneşin toplam ömrünün 10 milyar yıl olduğu tahmin edilmektedir.



    MERKÜR
    Güneş sisteminde, güneşe 58 milyon km mesafeyle en yakın ve 4.878 km çap ile Plüton’dan sonraki en küçük gezegendir.
    Güneş çevresindeki dolanımını 48 km/sn hızla 88 günde tamamlayarak en hızlı dolanan gezegen konumundadır. Kendi ekseni çevresindeki dönme hızı son derece düşüktür ve Merkür’ün 1 günü yaklaşık 180 dünya gününe eşittir.

    Yüzey sıcaklığı -170 ile 400 oC arasındadır. Merkür yüzeyine en fazla meteorit çarpan gezegendir, bu nedenle Merkür’ün yüzeyi büyük ölçüde Ay’ın yüzeyi gibi kraterlerle kaplıdır. Yüzlerce km uzunluğunda yılankavi izler saptanmıştır. Bazı bilim adamları Merkür’ün çekirdeğinin önceden eriyik demirden oluştuğunu, bu çekirdeğin soğuyarak katılaşmasından sonra da yüzeyin kilometrelerce büzüldüğünü, bunun sonucunda da kabuk katmanında uzun kıvrımların ortaya çıktığını ileri sürerler. Merkür’ün yakınlarında manyetik bir alanın varlığı bu gezegeninde tıpkı dünya gibi büyük bir demir çekirdeğe sahip olduğunu düşündürmüştür. Merkür’ün atmosferi oldukça önemsizdir ve yerçekimi o kadar zayıftır ki, atmosferinde önemli miktarda gaz tutunamaz.


    VENÜS
    Venüs kütlesi ve boyutları bakımından neredeyse dünyanın ikizidir. Venüs’e dünyanın kız kardeşi de denir. Ünlü İngiliz fizikçi Maxell’in adının verildiği 11.000 m yükseklikteki dağ hariç olmak üzere Venüs’ün tüm yüzey şekillerine bayan ismi verilmiştir.
    Güneşe 108 milyon km mesafeyle ikinci sırada yer alır ve güneş etrafındaki dolanımını 224 günde tamamlar. Çapı yaklaşık 12.103 km (dünyanın 12.756 km) ve kütlesi de dünyanın 0.81 katıdır.

    Gezegen; yüzeyinden 50 km yükseklikte, sülfirik asit damlacıklarından oluşmuş 15 km kalınlığında bir bulut ile kaplıdır. Bu bulut tabakasının altında da kükürt dioksit ve kükürt bulutları yer alır. Gezegende meydana gelen şimşek çakmalarının ve hava tedirginliklerinin bu kimyasal yapıdan kaynaklandığı sanılmaktadır. Atmosferin % 96 kadarlık bölümü CO2 ‘den oluşmaktadır. Yoğun atmosfer ve gezegeni çevreleyen kalın bulut örtüsü güneş enerjisini öyle bir tutar ki Venüs’ün yüzey sıcaklığı 465 oC’ye ulaşır. Bu güneş sistemindeki gezegenler arasında en yüksek yüzey sıcaklığıdır. Yüzey basıncı da yaklaşık 94 atmosfer basıncı gibi yüksek bir düzeydedir. Öteki gezegenlerin çoğunun tersine Venüs, ekseni çevresinde ters yönde (doğudan batıya doğru) döner ve bir tam dönüşünü 243 günde tamamlar.


    DÜNYA (Yer)
    Güneş sisteminde, şu ana kadar edinilen bilgiler ışığında canlıların yaşamasına elverişli tek gezegendir. Güneşten yaklaşık 150 milyon km uzaklıkta bulunan yerin, güneş etrafında dolanma hızı 30 km/sn’dir. Kendi ekseni etrafındaki dönüşünü yaklaşık 24 saatte, güneş etrafındaki dolanımını ise 365 gün 6 saatte tamamlar. Güneş sisteminin 5. büyük gezegeni olan dünyanın, ekvator uzunluğu 40.000 km, çapı ise 12.750 km’dir. Kütlesi yaklaşık olarak 6.1021 ton’ dur. Toplam yüzey alanı yaklaşık 510 milyon km2 dir. Kara parçaları yüzey alanının %29’unu kaplar. Kuzey Amerika, Güney Amerika, Avrupa, Asya, Afrika, Avustralya ve Antarktika yeryüzündeki kara parçalarını oluşturan 7 kıtadır.

    Dünyanın tek doğal uydusu olan ay, yaklaşık 385.000 km uzaklıktadır. Kilitli dönme sistemiyle Ay, dünyaya sürekli olarak aynı yüzünü gösterir. Ay’da atmosfer olmadığında gökyüzü sürekli olarak karanlık görülür ve yüzeyi göktaşı çarpmasına bağlı olarak çok sayıda kraterlerle kaplıdır. Eliptik bir yörüngeye sahip olan Ay, 40.000 km.lik bir band içerisinde Dünya’ya yakınlaşıp, uzaklaşmaktadır.

    Yerin biçimi elipsoittir, yani kutuplar ekvatora göre basıktır. Bunun da nedeni, yerin kendi ekseni etrafında dönüşü nedeniyle oluşan merkezkaç kuvvetidir. Mevsimlerin oluşması dünyanın dönme ekseninin eğimiyle ilgilidir. Sıcaklık, yeryüzüne güneş ışınlarının dik gelmesine göre değişir. Yaz aylarında kuzey yarıküreye dik gelen güneş ışınları, kış aylarında ise güney yarıküreye dik olarak gelir. Yerin çevresinde magnetosfer denilen güçlü bir manyetik alan vardır. Magnetosfer, yerden 140 km yükseklikten başlayarak dışa doğru yayılır ve yer yarıçapının yaklaşık 10 katı kadar (64.000 km) bir uzaklığa ulaşır. Bu sayede güneşten salınan elektronlar ve yüksek enerjili protonları yakalayarak yeryüzünde yaşamın devam etmesine katkıda bulunur. Yakalanan bu parçacıklar Van Allen adı verilen ışınım kuşaklarını oluştururlar. Bunlar yeri çevreleyen, eşmerkezli, sınırları kesin olarak ayrılamayan, iki kalın halka biçimindeki yüklü parçacıklar kuşağıdır. Kuşaklara biçimini veren etki yerin manyetik alanıdır. Yerin manyetik alanı simetrik olmadığından bu kuşaklarda simetrik değildir ve yerden 64.000 km yükseklikte ışınım kuşağı birdenbire son bulur. Bu yükseklik yerin manyetik alanın düzenli etkisinin, güneş rüzgarı nedeniyle ortadan kalktığı geçiş noktasıdır.
    Magnetosferin dış sınırında, yerin çekim alanından kurtulan parçacıkların uyguladığı basınç ile güneşin kütleçekimi alanından kurtulan proton ve elektronlardan oluşan parçacık akışının (güneş rüzgarı) uyguladığı basınç birbirini dengeler. Yaklaşık 100 km kalınlığındaki bu dengelenmiş kuşağa magnetopoz denir ve burası magnetosferin dış sınırını oluşturur.
    Güneş rüzgarının bu basıncı, magnetosfer üzerinde bir miktar daralmaya yol açar ve magnetosfer kabaca bir kuyruklu yıldız biçimini alır. Yer bu kuyruklu yıldızın çekirdek bölümünde bulunur, magnetosferin kuyruğu ise yerden güneşten öte tarafa doğru uzar.

    Sıvı halde su içerdiği bilinen tek gezegen, dünyadır. Hidrosferin toplam kütlesinin %98’den fazlasını deniz suyu, geri kalanını ise göller ve akarsular oluşturur. Yerin kütlesi üç ayrı bölümden oluşur.

    Kabuk (Litosfer) ; kalınlığı yaklaşık 35 km’ dir.
    Manto ; 35 – 2.900 km arasındaki bölümdür
    Çekirdek ;2.900 – 6.400 km arasındaki bölümdür.

    Dış çekirdek erimiş haldeki demir metallerinden, iç çekirdeğin ise yüksek basınç altında olması nedeniyle ( yaklaşık 3.2 milyon atmosfer basıncı) donmuş demir metallerinden oluştuğu sanılmaktadır. Kutup bölgelerinde atmosfer dışından gelen elektron ve proton gibi hızlı parçacıklar ile üst atmosferdeki atomlar arasındaki etkileşimler sonucunda çapı 2.000 km’ ye kadar uzanan ışık olayları görülür. Bu kutup ışıkları perde, yay, ışın, şerit, yelpaze şeklinde olabileceği gibi kutup ışığı fırtınası da denilen değişebilen ışık gösterileri biçiminde de olabilir. Bu ışık olaylarının kutuplarda olmasının nedeni de, güneş rüzgarlarınca taşınan yüklü parçacıkların, yerin manyetik alanı tarafından kutuplara doğru iletilmesidir.

    Dünyanın güneşin çevresindeki, güneşin de Samanyolu galaksisi çevresindeki dolanımları ve bütün evrenin geometrik yapısı da kütleçekimi (yerçekimi) kuvvetinin sonucudur. Einstein’in geliştirdiği genel görelilik kuramı, 200 yıldan fazla geçerliliğini koruyan Newton’un kütleçekimi kavramına karşı tamamen yeni bir anlayış ortaya koymuştur. Buna göre Eukleides geometrisine değil Riemann geometrisine uyan bir evren ortaya çıkar ve böyle bir evrende cisimler eğrisel jeodezik (en kısa yol) üzerinde yol alırlar. Böylece Newton’un kuramına aykırı düşen;

    *Işık ışınlarının, güneş gibi kütlesi çok büyük bir cismin yanından geçerken doğrultu değiştirmesi,
    *Kütlesi çok büyük bir cisimden salınan ışığın renginin kırmızıya kayması,
    *Yerden yüksekte tutulan bir saatin yeryüzündeki saate göre geri kalması,
    *Merkür’ün yörüngesinin güneş çevresinde yalpalaması

    gibi olayların da açıklanması, Einstein’in geliştirdiği genel görelilik kuramı sayesinde mümkün olmuştur.

    Havayuvarı da olarak bilinen atmosfer, %78 N ve %21 O2’den oluşur. Geri kalan %1’ de ise daha çok argon olmak üzere su buharı, CO2 ve diğer gazlar vardır. Deniz yüzeyinde cm2’ye 1.033 kg’lık basınç uygular ki bu da 760 mm yüksekliğindeki civa sütununun uyguladığı basınca eşittir. Kabaca 1.000 km olan bu hava örtüsünün derinliği, yükseklik arttıkça giderek inceldiğinden tam olarak bilinememektedir. Atmosfer ağırlığının %50’si yerden 5.5 km yükseklikte, %99’dan fazlası yerden 40 km’lik yükseklikte bulunur. Yerden 100 km yükseklikte atmosfer, hava boşluğu olarak nitelendirilebilecek kadar seyrelir. Burada basınç, deniz yüzeyindeki atmosfer basıncının milyonda biridir. Su buharı ilk 10-15 km’lik bölümde yoğunlaşmıştır. Büyük bölümü 30-80 km arasında yoğunlaşmış olan ozon tabakası ise güneşten gelen zararlı morötesi ışınları soğurduğundan yeryüzündeki yaşam açısından büyük önem taşır.

    Atmosfer sıcaklık değişikliklerine göre katmanlara ayrılır ;

    Troposfer; sıcaklığın giderek azaldığı yerden 11 km’lik yüksekliğe ulaşan bölgedir. Bu yükseklik kutuplarda 8 km, ekvatorda ise 17 km’dir. Yeri etkileyen hava süreçlerinin çoğu burada gerçekleşir.

    Stratosfer ; troposferden sonraki 50 km’lik bölgedir ki burada sıcaklık yeniden artmaya başlar. Ozon tabakasının bulunduğu stratosferin üst bölümünde sıcaklık kabaca yeryüzeyi ile aynıdır.

    Mezosfer ; stratosferin üzerinde yer alan bu kuşakta ise hava sıcaklığı yaklaşık 85 km yükseklikte en düşük değeri olan -100 oC’ye düşer.

    Termosfer ; mezosferin üzerinde yer alan bu kuşakta ise sıcaklık yeniden yükselerek 1.750 oC’ye kadar çıkar.
    Atmosferin diğer bölgelerinin belirlenebilmesi amacıyla sıcaklıktan başka parametrelere de ihtiyaç vardır.

    Yerden 55 km yükseklikten başlayıp yer çapının birkaç katına kadar çıkan bölgede çok miktarda iyon olduğundan buraya İyonosfer bölgesi denir.
    Gazların dengeli dağılımı ve bölgenin her yerinde aynı oranda olması nedeniyle yerden mezosferin ortalarına kadar olan bölgeye homosfer, daha yükseklerde ise yoğunluğun azalması nedeniyle gazların oranlarında değişmeler görüldüğünden bu bölgeye de heterosfer denir.

    Egzosferde atmosferin yoğunluğu o kadar azalır ki, molekül çarpışmaları giderek yok olur ve buna bağlı olarak da sıcaklık kavramı bilinen anlamını yitirir. Bu bölgede hidrojen ve helyum gibi hafif atomlar yerin kütleçekiminden tümüyle kurtulmalarına yetecek hıza ulaşabilirler.


    MARS (Merih)
    Demir oksit nedeniyle kırmızı gezegen olarak adlandırılan Mars’a aynı zamanda dünyanın erkek kardeşi de denilmektedir. 228 milyon km mesafesi ile güneşe olan uzaklığı bakımından 4. Sırada yer alan Mars kırmızımsı görünümdedir. Güneşin etrafında eliptik bir eksende dolanan Mars, bir turunu 657 günde tamamlarken, kendi çevresini 24.5 saatte döner. 6.787 km çap ile dünyanın yarısı kadar bir büyüklüğe sahip olan Mars’ın ortalama yüzey sıcaklığı (- 40 oC) dir.

    Mars’ın çevresinde manyetik alan saptanamaması ve yoğunluğunun düşük olması dikkate alındığında , gezegenin çekirdek bölümünün metalsi yapıda olmadığına işaret eder. Mars’ın ince atmosferi temel olarak CO2’den oluşur. Bir miktar da azot ve argon içerir, ayrıca eser miktarda da su buharına rastlanmıştır. Mars’ın kuzey ve güney yarıkürelerinin son derece farklı yüzey yapılarından oluştuğu anlaşılmıştır. Güney yarıküre daha eski ve kraterli, kuzey yarıküre ise daha genç ve volkanik kökenlidir. Mars’ın yüzeyinde çeşitli yanardağların, geniş lav düzlüklerinin, çeşitli türden kanalların ve kanyonların ve heyelan kalıntılarının olduğu saptanmıştır. Bu yüzey şekillerinin boyutları, dünya yüzeyindekilerinin boyutlarına oranla oldukça büyüktür.

    Mars, güneş sistemindeki bilinen en büyük yanardağ olan Olympus Mons’u bünyesinde bulundurur. Bu dağın taban çapı 600 km yüksekliği ise 20 km civarındadır. Olympus Mons’un da içinde bulunduğu Tharsis yaylasında bir çok yüksek yanardağ da vardır. Buna karşılık ekvatoral bölgede ise 2.000 km genişliğinde büyük bir çöküntü alanı vardır. Rüzgar, Mars’ın yüzey şekillerinin oluşmasında önemli bir etkendir. Gezegenin yüzeyinde rüzgarlarca biriktirilmiş kumullara ve krater izlerine rastlanır.

    Mars’ın Phobos ve Deimos isimli iki uydusu vardır. Yüzeylerinin düzensiz, kraterli kaya bloklarından oluştuğu anlaşılmıştır. Bunların Mars’ın oluşumu evresinde kütle çekimine yakalanarak yörüngesine giren küçük gezegenler (asteroid) olduğu sanılmaktadır.


    JÜPİTER (Müşteri)
    Güneş sistemindeki en büyük gezegendir. Yaklaşık 143.000 km çapa sahip olan Jüpiter’in kütlesi Yer’inkinin 318 katı, hacmi ise 1.300 katıdır. Jüpiter’in bu devasa kütlesinin oluşturduğu kütle çekimi etkisi, güneş sistemindeki diğer gezegenler üzerinde önemli tedirginliklere yol açar. 4 tanesi 1610’da Galileo tarafından bulunmuş en az 16 uyduya sahip olan Jüpiter, güneş sisteminin küçük bir modeli gibidir.

    Hidrojen ve helyum elementlerinden oluştuğu ve güneşten aldığı kızılötesi ışınların %70’ni geri saldığı anlaşılan Jüpiter’in çekirdeğinin, yer büyüklüğünde, kayaç yapılı ve iletkenliği çok yüksek sıvı metallerle kaplı olduğu sanılmaktadır.
    Jüpiter ile uydularından biri olan İo arasında bir akım hattı vardır ve bu hattan akan yüklü parçacıklar ile gezegenin dış atmosferindeki yüklü parçacıkların etkileşimi sonucunda yaygın bir kutup ışığı ışıması ortaya çıkmaktadır.
    Yaklaşık 10 saatte kendi ekseni etrafında dolanan Jüpiter, bilinen gezegenler içerisinde en büyük manyetik alana sahip olandır ve yarıçapının 100 katına kadar ulaşarak Satürn’ün yörüngesini içine alır. Yüzeyinde oldukça büyük bir alanı kaplayan kırmızı lekesi vardır.

    Ganymedes (Ganimed ya da Jüpiter III) ; Gezegenden 1.070.000 km uzakta bir yörüngede dolanan Ganymedes, Jüpiter’in en büyük uydusudur. Yoğunluğunun çok düşük olması kütlesinin yaklaşık yarı yarıya kaya ve buzdan oluştuğunu gösterir.
    Europa (Jüpiter II) ; Jüpiter’in dördüncü büyük uydusu olan Europa’nın yüzeyinin büyük bölümü düzgün ve çok parlak buzla kaplıdır. Europa’nın en çarpıcı özeliği, yüzeyinde çapraz, koyu renkli, karmaşık çizgilerin bulunmasıdır. Bunlar onlarca km genişliğinde ve bazen binlerce km uzunluğundadır. Bunların Europa’nın kabuğundaki gerilmelerin yarattığı çatlaklar olduğu düşünülmektedir.

    İo ; 4 büyük Galileo uydusundan en içte yer alanıdır ve Yer dışında etkin yanardağlara sahip olduğu bilinen tek gökcismidir. Kendi ekseni etrafındaki dönme hızı ile yörüngede dönme hızı aynı olan (1.77 Yer günü) İo, Jüpiter’e her zaman aynı yüzünü gösterir. İo’nun olağanüstü çok renkli görünümü, çok sayıdaki lav akıntısından kaynaklanmaktadır ve bu akıntılar o kadar çoktur ki, uydunun yüzeyi her yıl 1 cm kalınlığında yeni bir örtüyle kaplanmaktadır.


    SATÜRN (Zühal)
    Satürn güneş sisteminde Jüpiter’den sonra en büyük gezegendir. Kütlesi Yer’inkinin 95 katı, hacmi ise yaklaşık 750 katıdır. En büyüğü Titan olmak üzere tümü buz yapılı 22 uydusu vardır ve Güneş sisteminde en fazla uyduya sahip olan gezegendir. Güneş sisteminde yoğunluğu sudan az olan tek gezegendir. Eğer Satürn’ü okyanus üzerine bırakabilseydik suya batmaz, yüzerdi.
    Gezegenin ekvator düzlemi, yörünge düzlemine göre 27o yatıktır. Bu nedenle gezegenin üzerinde mevsimsel değişiklikler olduğu düşünülmektedir. Gezegenin çevresinde ince, yassı ve birbirinden ayrı 7 halkadan oluşan bir dış halka sistemi vardır. Halkalar ancak birkaç yüz metre kalınlığındadır ve ekvator düzleminde sabit bir konumdadır. Halkalar değişik boyutlarda, birbirinden ayrı sayısız cisimden oluşur. Bu cisimlerin büyüklüğü ince toz zerresinden onlarca km çapındaki kütlelere kadar değişir.

    Halkaları oluşturan cisimler ayrı ayrı gözlemlenememiştir, bunların varlığı güneş ışığını ve radar dalgalarını yansıtma tarzlarına bağlı olarak belirlenmiştir. Bunların yüzeyinde su buzuna rastlanılmıştır, aslında halka malzemesinin asıl hacmini su buzu oluşturur.
    Satürn’ün uydusu Titan, şu anda dünyanın ilk oluşum evrelerine çok benzemektedir. Bu nedenle Titan’ın gelecekte insanoğlunun yeni adresi olabileceği düşünülüyor.


    URANÜS
    Uranüs’ün kütlesi Yer’inkinin 15 katı, hacmi ise 67 katıdır. Uranüs’ün çevresinde ince, keskin hatlı ve koyu renkli 10 halkanın olduğu tespit edilmiştir. Halkaların tümü, yaklaşık 1 m çapında koyu renkli kaya benzeri parçalardan oluşmaktadır. Bunların yapısı henüz belirlenememiştir. Uranüs, kutbu güneşe bakacak şekilde tekerlek gibi döner. Böylece etrafındaki halkalarda dik olarak onunla birlikte döner.

    Uranüs’ün 21 uydusu bulunmaktadır. Satürn’den sonra en fazla uyduya sahip olan gezegendir. Beş büyük uydusunun (Miranda, Umbriel, Ariel, Oberon ve Titania) çapı 310 – 1600 km arasında değişir.

    Uranüs’de, Yer’in ve Satürn’ün çevresindekilerle karşılaştırılabilecek ölçüde manyetik alan vardır. Manyetik alanın ekseni, gezegenin dönme eksenine göre 55o eğiktir ve bu diğer gezegenlere oranla oldukça yüksek bir değerdir. Bu eğiklik manyetik alanın, güneş rüzgarı karşında tirbuşan benzeri uzun bir kuyruk yapmasına neden olur. Gezegenin dönme periyodu yaklaşık olarak 17.5 saattir ve dönme ekseni olağandışıdır. Uranüs’ün eriyik halde bulunan ağır bir çekirdeği vardır. Çekirdeğin çevresinde ise su, metan ve amonyaktan oluşan birkaç bin oC sıcaklığında ve binlerce km kalınlığında bir manto yer alır. Bu aşırı sıcak mantonun, üzerindeki atmosferin ağırlığından kaynaklanan devasa basıncın etkisiyle kaynayamadığı ve buranın elektriksel olarak iletken olduğu, gezegenin manyetik alanını ürettiği sanılmaktadır.


    NEPTÜN
    Neptün, varlığı keşfedilmeden önce matematiksel yöntemlerle orada olması gerektiği hesaplanan bir gezegendir. Neptün’ün kütlesi Yer’inkinin 17 katı, hacmi ise 57 katıdır. Yüzeyinde büyük bir kara leke vardır.

    8 uyduya sahip olan Neptün, kendi ekseni etrafındaki bir dönüşünü 16 saate yapmaktadır. Yapılan çalışmalar çevresinde 5 halkanın bulunduğunu ve gezegenin manyetik alana sahip olduğunu göstermiştir. Jupiter ve Satürn gibi önemli bir iç ısıya sahip olduğu düşünülmektedir.

    Yer atmosferinin stratosfer katmanında olduğu gibi sıcaklık terslenmesi (yüksekliğe bağlı olarak sıcaklık artması) vardır. Bunu açıklayabilecek düzeyde ozon ya da metan bulunmadığından, bu sıcaklık terslenmesi açıklanamamıştır.



    PLÜTON
    Güneş’den 5.913 milyon km mesafesi ile en uzak gezegendir. Çapı yaklaşık 2,300 km olan Plüton, Dünya’nın uydusu olan Ay’dan bile küçüktür. Yoğunluğu çok düşük olan gezegenin yüzeyi metan donu ve buzundan oluşmuştur. Sıcaklığın –220 oC kadar olduğu gezegende atmosfer ya çok ince bir tabaka halindedir ya da hiç yoktur. Plüton’un farklı fiziksel özelikleri (kütlesi, büyüklüğü, eksenel dönme, yörünge dışmerkezliği ve eğiklik gibi) farklı bir evrim geçirdiğinin göstergesidir.

    Araştırmalar gezegenin eskiden Neptün’ün bir uydusu olduğunu ve sonradan bu sistemden ayrıldığını gösterir. Plüton’un Charon adında, kendisinin yarısı büyüklüğünde ve onda biri ağırlığında bir uydusu vardır
     

Bu Sayfayı Paylaş