Gözlerinde Ölünce. . .

'Aşk-Sevgi-Evlilik Sözleri' forumunda Mavi_Sema tarafından 7 Kasım 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Gözlerinde Ölünce. . . konusu Hani çöllere düşünce yağmur damlaları ve ılık ölüm histerisiyle yutulunca toz zerrelerinin içinde, damladan öteye serin izler kalır geriye. Hem var oluş hem de yok oluş düşüncesinin ince çizgisindeki belirsizlikte büyüyen benliğin hissedilişi nasılsa bende öyleyim gözlerinin ışıltısında serince izler bırakıp ruhuma dönerim.

    Hani kuşların hayatlarına kıyar aykırı mevsimler ve dökülürler birer. Büzülmenin göllerine, gönüllerine hüznün… Kuşlar fırtınalarda kırılır çırpamadığı kanatları, titrek ve mecalsiz kalırlar boşluğun akıntısında. Nereye düşerlerse orada noktalarlar imrenilen özgürlüklerini.

    Kuşlar misali süzülüp mahsur kalırım şefkatinde. Gönlümden sana lime lime ve tepeden tırnağa vediaya dönüşürüm. Hiddetimde kanatlarını çırpmayan ve her yönünü mevsimi bilen bir ben…
    İç tırmalayan yolculuklarda başımı dayadığım buğulu, beklentilerim misali Acılarımın alfabesiyle adını yazdığım camların ötesinde, ardımda kalan coğrafyam kadar yaralı gözlerinin ateşiyle tutuşurum.


    Ah gözlerin.
    Ela ömrüm.
    Mavi gülüşüm.
    Yağız suskunluğum.
    Hayıflanarak seyrettiğim gençliğim.


    Hani sokak lambalarının ışıkları vurunca mayalanmış karanlıkların koyuluğuna, masum bir aydınlık sızınca kaplıların boşluğuna, pencerelerden huzur arayan yüzler uzanıp camlardan, ırak mutluluklara sabretmeye amade kılarsa beklentilere; gözlerin öylesine vurup, sızar karanlığıma, huzura kanatıp seni beklemeye amade kılarak.


    Gözlerinde ben ölünce…
    Sefaletimin künyesinde bana dair kurulmuş kandırılmışlıkların ve yitirmelerin bayat ve adi gülüş sesini duyarım. Ve seni ne kadar geç tanıdığımın inanılmaz derecedeki hırpalayıcı pişmanlığını…


    İçinde umut şifreleriyle mahsur bırakan gözlerin beni öldürünce her gördüğü yerde, bana(sana)yaşamayı, koşmayı, emeklemeyi, varmayı anlatır. Gözlerinin dingin ve hangi kıyıda duracağını bilen dalgaları, ruhu beş para etmez çıkar müsveddelerine didinmemeyi, onlara kul olmamayı öğütler.

    Hani yıldız düşerken şu üzerinde yaşadığımızın belli olmadığı toprakların bir yerlerine ve yıldızların seyrinde içimizdeki karmakarışık düşünceleri
    göçeylerek…


    Hani ayrılık rengiyle karalanan satırların harcına karışıp ıpıslak kalınca mektup kâğıdı ve kekeleyerek şiirler yazarken kalemler düne, güne dair; mekânı belli bir yıldız gibi düşerim gözlerine yaşayacağıma inanıp kaybettiklerimi bulacağıma inanarak, bir dize gibi kayarım kirpiklerinden dudaklarına coşup ayrılığı unutarak.


    Hani toy âşıklar vardır her görüşünde ayakları kilitlenip tüm şivelerini yitirirler o an tatlı bir aptallıkla. Ben acemi makamlarda düşerim gözlerinin sonsuzluğuna, senden yeniden konuşmayı öğrenip aptallığımı severek.


    Gözlerinde ölünce ben; bin ben doğarım sende. Bin yılda bir dünyaya gelsem de bir sefer göreceğime inanarak… Bin yılda bir tanesin deyip, hiçbir şeyle değiştirmeyip gözlerindeki ölüme sevdalanırım.


    Ah gözlerin.
    Ela ömrüm.
    Mavi gülüşüm.
    Yağız suskunluğum.



    Müslüm ASLAN
     

Bu Sayfayı Paylaş