Gözaltında dayak, sokakta linç..Demiray Oral

'Köşe Yazıları' forumunda Asi_isyankar tarafından 15 Ekim 2008 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Gözaltında dayak, sokakta linç..Demiray Oral konusu [​IMG]

    Demiray Oral

    Kimi zaman yazmak ne kadar zor ve saçma.


    Birkaç kere başlayıp sonra hepsini sildim yazdıklarımın.


    Bilgisayarın başında oturup, uzun uzun dışarıyı seyrettim.


    Ne söylersem söyleyeyim kelimelerin kifayetsiz kalacağını düşünerek.


    Ancak mutlaka anlatmam lazım duyduklarımı, bilmeniz lazım yaratılan nefret ikliminin sonuçlarını.


    Öfkeli ve utanç içindeyim (Sonuna “yine” eklemeliyim bir de).


    Çünkü karakollarda, cezaevlerinde gençler öldürülüyor. Yine.


    Ve “ölmesinler” demek artık sorgusuz sualsiz vatan hainliğine giriyor haberiniz ola.


    İnanmıyorsanız, size anlatacağım İstanbul’un göbeğinde yaşanmış, taze bir linç girişimi hikâyesini dinleyin.


    Çok eski bir arkadaşımın başına gelenleri...



    XXX​


    Arkadaşım ve eşi, 16 yaşındaki kızlarını da alıp evlilik yıldönümü kutlaması için müdavimi oldukları Boğaz’daki meyhaneye giderler.


    Pazar gecesi olduğu için mekânda sadece üç dört masa doludur.


    Hepsi “çağdaş” görünümlü, genç kadın ve erkekler.


    Yenilip içilir, saatler ilerler ve her zamanki gibi bir müzisyen gitar çalıp şarkı söyler.


    Bir süre sonra müzisyen tanıdığı ve güzel şiir okuduğunu bildiği arkadaşımı yanına çağırır.


    O da eşine evlilik yıldönümü hediyesi olarak Cemal Süreya’nın bir şiirini okur gitar eşliğinde.


    Şiir, “Ne zaman hürlüğün barışın sevginin aşkına / Bir cigara atmışsak denize / Sabaha kadar yandı durdu” dizeleriyle biter.


    Arkadaşım, şiirin sonunda da canını birkaç gündür acıtan bir mevzuyla ilgili iki satır konuşur.


    Engin Ceber adlı gencin önce karakol ardından cezaevinde işkence görmesi sonucunda ölmesinden sözeder.


    Mikrofondan “Bu son olsun, gençler artık gözaltında da savaşlarda da ölmesin” der.


    Hepsi bu kadar.


    Masasına dönüp, eşi ve kızının arasına oturur.


    Ancak yanlarındaki kalabalık masadan önce laf atmalar, ardından hakaretler edilmeye başlar.


    Üstelik tacizci grup öyle mahallenin milliyetçi bıçkın delikanlıları filan değil, son derece “çağdaş” görüntüdeki tiplerdir.


    Tatsızlık çıkmaması için susar arkadaşım.


    Bunun üzerine 30 yaşlarındaki bir kadın ayağa kalkıp, “Burası Türkiye, sen her gün askerimizi öldüren teröristleri anamazsın burada” diye başlayıp galiz küfürler eder.


    Ardından masadaki diğer erkek ve kadınlar da ayağa kalkıp (hepsi acayip çağdaş görünümlüdür) aynı minvalde saydırmaya başlarlar.


    Eşi ve kızının yanında gururu kırılan arkadaşım kalkmak için hemen hesabı ister.


    İşte o sırada önce kendisine, ardından araya girmeye çabalayan eşine karşı tam bir saldırı başlar.


    Garsonlar ayırana kadar, kalabalık gruptan dakikalarca tekme-tokat dayak yerler, kızlarının gözü önünde.


    Diğer masalarda oturanlar ise kıllarını bile kıpırdatmadan olayı seyrederler.



    XXX​


    Kavga ayrıldığında arkadaşım hemen polis çağrılmasını ister.


    O sırada eskiden beri tanıdığı bir garson “Abi emin misin polis istediğinden” diye sorar.


    Ağzı burnu kan içindeki arkadaşım “Ne demek emin misin yahu” diye tepki gösterince garson kulağına eğilip “Abi bu bölge İstinye Karakolu’na bağlı” der.


    Bizimki duruma o zaman uyanır.


    Engin Ceber’in dayak yediği yerin o karakol olduğunu okumuştur gazetede.


    Hadi bakalım, yiyorsa çağır polisi, şikayetçi ol!


    Şöyle mi diyeceksin: “Şey memur bey, ben sizin gözaltında iki gün boyunca dayak attığınız doktor raporuyla belgelenen Engin Ceber adlı gencin ölümünü şey etmiştim ama arkadaşlar yanlış anladı galiba. Vallahi billahi kimseden şikâyetçi değilim. Arkadaşlar elleri dert görmesin zaten bizi eşek sudan gelene kadar dövdü, lütfen siz yorulmayın...”



    XXX​


    Arkadaşım, olayın ertesi günü hâlâ İstanbul’un göbeğinde karşısına çıkan bu linç kültürünün şokunu yaşıyordu.


    Ailesinin başına geleceklerden korktuğu için hiçbir şey yapamamanın ezikliği ise ayrı koyuyordu.


    “Yaşadığım ülkeden utanıyorum” dedi.


    Ama hepsinden çok, kızının sorularına cevap verememek kahrediyordu onu.


    Bana, “Sence nasıl açıklamalıyım kızıma” diye sordu.


    Hiçbir şey diyemedim o anda.


    Şimdi düşününce, galiba yapılacak şey özür dilemek.


    Bu ülkeyi yönetenler adına utanıp, tüm çocuklardan özür dilemek.


    Onlara böyle bir ülke bırakacağımız için...

    Demiray Oral - 14.10.2008 - Taraf
     

Bu Sayfayı Paylaş