Göl, tarih, çini ve zeytin; İşte İznik!

'Türkiye Tatil Yerleri Hoteller' forumunda Mavi_Sema tarafından 22 Temmuz 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Göl, tarih, çini ve zeytin; İşte İznik! konusu
    [​IMG]

    Göl, tarih, çini ve zeytin; İşte İznik!

    Göl, tarih, çini ve zeytin; İşte İznik!
    Bursa'nın çinisiyle ünlü şirin ilçesi İznik öylesine farklı bir yer ki, sularından camilerine, temiz havasından zeytinine, sahilinden türlü çeşit tatlı su balığının çıktığı gölüne kadar bir dolu özellik, İznik'i kuşatmış durumda... , hangisinden bahsedecek olsak, mutlaka bir yönü eksik kalacaktır.
    Bir göl kenarına gidilirse nasıl vakit geçirilir sizce? Piknik yapılıp yalnızlığın, doğanın tadı çıkarılır, resim yapılır, fotoğraf çekilir, sazlar, kayıklar, salkım söğütler arasında oturup göle karşı müzik dinlenir... Satılık evlere arsalara bakılır, göl balıklı, istakoz güveçli yemekler yenip, Turistik Tesisler Sahili'nde temiz hava yürüyüşleri yapılır... Tarihi eserler gezilir...
    Gidilen yerden ayrılırken yiyecek yada kullanılacak bir şey hatıra olarak alınır ya, işte buradan da alacağınız, üzeri çinilerle kaplı bir tabak, şekerlik, vazo, yumurtalık olabilir. Kullanmak şart değil seyri bile size o gün, oradaki anılarınızı taze tutmaya yetecektir.
    Bütün bunları nerede mi yapacağız?
    Davetimiz çini diyarı tarihi bir merkeze, bugün içte ve dışta düzenlenen müzayedelerde satın alınamaz fiyatlara çıkan parçaların vatanına İznik'e gidiyoruz. Etrafı surlarla çevrili dört kapılı, kitaplara sığmayan tarihi ve kültürel değerlere sahip Bursa'nın ilçesi İznik, yoldan sisli puslu görünse de göl seviyesinde sis olmuyor. Rüzgar genelde güneydoğu yönünden eserken, hava hiçbir yerin havasına benzemiyor. İki dağın arasındaki vadiye kurulu antik kentte her yer, dağ taş zeytin ağaçlarıyla dolu. Yaprağını dökmeyen ve yaz kış yeşil kalan ağaçlar temiz havaya oksijen takviyesi yapıyor. Dağlardaki deli zeytin toplanmasa da göl çevresindekiler bol, leziz ve kaliteli.
    Çınarlar ve akasyalar arasından geçen sahil yolu, rüzgarın sesini dinleyip, stres yaratan şehir atmosferini unutturacak kadar iddialı bir ortama sahip. Gizemli bir yalnızlık, sahile vuran dalgalar, tek tük dolaşan köpekler, birkaç koyun ve kuşlar haricinde bu mevsimde hiçbir hareket yok. Hava burada fazla temiz. Rüzgar öylesine süzülmüş ki kafanızı kurcalayan endişeleri bile silip süpürüyor.
    İznik'te isterseniz mevsime uygun giyinip ağaçlara hamak kurabilirsiniz, portatif sandalyelerinizi aracınızdan çıkarıp sahilde oturabilir, karabatak sürülerinin bir görünüp bir kayboluşlarını da izleyebilirsiniz. Oto teybinizden veya kulaklığınızdan gelen müzik eşliğinde bu dinlenme daha da keyifli olabilir. Amaç temiz havada oksijen tedavisi. Ruh sağlığınızı tehdit eden gaz odasına dönmüş şehirlerde bu hava yok işte!.. Sıkılınca Turistik Tesisler Sahili'ne buyurun. Okşarcasına esen rüzgarda salınan akasyaların nazlı dalları altında yürüyüp sonra tarihi doku içinde tek tük kalan eski İznik evleri arasından İznik'in çinili minaresiyle ünlü yeşil camisine ve etrafı fevkalade düzenlenmiş gezinti parkında dolaşabilirsiniz. Şehir surlarına, Spandau Bulvarı üzerinde Senato Sarayı kalıntısı, Göl Kapı, Lefke kapısı, Yenişehir Kapısı ve İstanbul gibi son kalan kapılarını, 400 yılda inşa edilen ve M.S.787 yılında II. İznik konsülünün toplandığı ve 1331' de cami olarak açılan Ayasofya Bazilikası'nı, taban mozaiğini, Roma tiyatrosunu, Beştaş (obelisk), Eşrefzade Cami, Asmalı Cami, Süleyman Paşa Medresesi'ni ve II. Murat Hamamı'nı dıştan da olsa görebilirsiniz.
    Kültür Bakanlığı adına İstanbul Üniversitesi tarafından 1984 yılında düzenli kazı çalışmalarıyla ortaya çıkarılan 4. yüzyıldan kalma yapı kalıntısı ile 12. ve 15. yüzyıllar arasında çalışmış olduğu tespit edilen Osmanlı dönemi Türk çini ve keramik atölye ve fırınlarının bulunduğu alanı da gezebilir, buradan çıkan buluntuların sergilendiği yeri gün boyu görebilirsiniz. İznik Müzesi'ndeki kabartma heykeller, lahit, sütun başları ve İznik motiflerini inceledikten sonra Lefke Kapıdan girip, solunuzda kapı içi kabartmalarına bakarak Antik Su Yolu, Sarı Saltuk Makamı, Çandarlı Hayrettin Paşa, Eşref Baba Türbesini görebilirsiniz. Bu noktada başlayan rampa çıkışa devam edenler, yolun 50 m altında antik bir kalıntı olan Berber Kaya Lahiti (Sarcophagus) ve kısa süre sonra Abdülvahap Sancaktar türbesine geliyorlar. İznik ve gölün göze sığmayan panaromik manzarasına sahip seyir tepesinde, (8. yüzyıl) İslam ordusunun İznik'i kuşatması sırasında büyük yararlıklar gösteren ve daha sonra Türkler İznik'i zaptedince anısına bir türbe yaptırılmış olan Türk bayrakları ile donatılmış Abdülvahap Sultan Sancaktari mekanı ve gerisinde çam ormanı bulunuyor.


    İznik Çinileri
    Canınız çini almak istiyorsa geçmiş yıllara oranla daha şanslısınız, zira bir zamanlar atölye sayısı beş iken, İznik çinileri, desenleri verilip Kütahya'da yaptırılıyormuş. Günümüzde ise 30 atölye İznik'te aslına sadık kalarak, orijinal desen ve renklerde, 1500-1600 yıllarının Osmanlı örnekleriyle çini üretiyor. Uludağ Üniversitesi çini bölümü, ve İznik Kız Meslek Lisesi konuyla ilgili uzman yetiştiriyor. Bunun yanı sıra ev hanımları hobby olarak evlerinde çini yapıyorlar. İznik'te amatörlerce yapılan çinileri pişirmek için 5 çini fırını hizmet veriyor. Çini eşyalar 900 derecede pişirilerek satılabilir hale getiriliyor. (Çini fırınları 30 cm lik bir tabak için 2 milyon TL pişirme ücreti alıyorlar). İznik de faaliyet gösteren Kobalt Çini atölyesi çini ustası Abbas Kassim klasik İznik desen ve renkte özel sipariş hazırladıklarını, İznik çalışması yaptıklarını belirterek çini satış reyonlarında en çok "Haliç Deseni", "Kalyon", "Hayat Ağacı", "Çin tomani" (Çin Bulutu) isimli, 30 ila 45 milyon TL ile fiyatlandırılan tabakların alıcı bulduğunu belirtiyor. Son yıllarda yıldızı parlayan bir başka çini ise "Şans Topu". Osmanlı döneminde her genç kızın çeyiz sandığında mutlaka olması gereken ve ilk konan şans topu, bütün evlere de girmiş durumda. Kapı yanına veya iki pencerearasına asılan şans toplarının nazara karşı olduğuna da inanılıyor. Topların canlı ve cazip renkleri kadar, el halılarında gözlendiği gibi desen dilleri de bulunuyor. Bunlar arasında Çintemani, Hak gözü, Kul gözü,İnsan dili gibi konular, aşk, sıhhat, başarı gibi kavramlar motiflerle ifade edilmiş. Çini galerilerinde desenli duvar tabakları, vazolar, aşurelik, ibrik, maşrapa şekilli İznik çinileri, kül tablası, şekerlik, demlik, yumurtalık, çerezlik ve çeşitli. biblolardan satın alabilirsiniz, istenirse desenleri karo fayanslara yaptırabiliyor veya hazır olanlardan alabiliyorsunuz.



    Göl balıkları
    İznik Gölü'nde tatlı su ürünlerinden sazan ve yayın gibi balıkların yanında bir de tatlı su "Karivitesi var". Balıkçı Recep Eser'e göre bu canlı türü sıkıştığı ve zorda kaldığı zaman ani hızda geri geri kaçarmış. Bu yüzden "Karivites", yani "geri vites" derlermiş. Balıkçı Recep, "istakoz dedikleri bu karidesler için, sepetleri göle bırakırız, bir şey koymadığımız halde içine doluşurlar, sonra çeker alırız. Sığınmak için mi giriyorlar içine, bilinmez" diye konuşurken, "Fransızlar, kafasını, gözünü, ayağını her yerini yerlerde, biz de çok diye sadece kuyruğundaki eti kullanırız, güneşe bıraksanız hiçbir şey kalmaz erir gider. Pişince ortaya çıkıyor eti. Hem de ne et!.. Sırf fosfor... Su ürünleri içinde en besleyici olanı. İşte bu yüzden günde 20-25 adetten fazlası yenmemeli, kaşıntı yapar, dokunur, diyor!.
    Dönelim balıklara... Akşam olunca ağlar göle atılıyor. Dökme-uzatma dedikleri takım, hava durgunsa sabah olunca toplanıyor. Su dalgalıysa, 2-3 gün beklendiği de oluyormuş. Denizdeki gibi balık ağda kalırsa, ahtapot yada başka canlılar gelip yemezlermiş. Canlı balıklar satılır, ölenler varsa atılırmış. Av için balıkçılar iki tür ağ kullanıyorlar: "Fanyalı" dipte, diğeri "sade" yüzeyde kullanılıyor 24 metre derinliğe kadar ki seviyeler için balık havanın durumuna göre seviye seçtiği için balıkçılar bazen üç kademeye ağ serdikleri oluyor. Gölün en derin yeri 85 metre. Sahillerde kum sıfırdan başlayıp derinleşiyor. Güney yakanın kıyıları daha iri kumlu. Hafif taşlık kıyıların bazı bölümleri ise sazlık.

    İznik'den Karamürsel'e

    Kalabalıktan uzak sakin ve huzurlu, farklı bir ortamda devamlı yeşil vadiler, tepeler arasında gözlerinizi ve ruhunuzu dinlendirmek isterseniz işte size 50-60 kilometrelik nefis bir parkur İstanbul Bursa arasında sizi bekliyor. Otomobil kullanıyorsanız camları açın, motosiklet üstündeyseniz zaten doğanın tam içinde ilerliyorsunuz demektir, botanik kokusu ciğerlerinize sinecektir. Orhangazi içinden İznik Gölüne paralel dümdüz uzanan yolda Boyacıköy'e kadar geliyorsunuz. Köy merkezinden Karamürsel e doğru asfalt yolun her iki yanında uzanan tepeler seyri zevkli bir panorama sunarken, köy çeşmeleri, antik Valide ana taş köprüsü, kerpiç evlere sahip, birbirinden güzel köyleri bir nefeste aşıp Karamürsel sırtlarına ulaşınca körfez altınızda tepsi gibi parlıyor. Manzaralı yamaçlara çiftlik evleri kurulu, satılık olanlarda var. İlgilenenler için Oluklu Köyünden bir örnek. İmarlı, 4 dönüm içine 2 katlı çiftlik evi çevresi binbir türlü ağaçla kaplı, fiyatı 160 milyar TL. Yaz kış oturmaya, çiçek yetiştiriciliğine müsait, Yalova, Bursa, İstanbul da yakın.
     

Bu Sayfayı Paylaş