Fatih'i Yahudi Doktoru mu Öldürdü?

'Tarihi Bilgiler' forumunda sleza tarafından 11 Ağustos 2008 tarihinde açılan konu

  1. sleza

    sleza Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Fatih'i Yahudi Doktoru mu Öldürdü? konusu Fatih'i Yahudi Doktoru mu Öldürdü?


    29 Mayıs 2005 İstanbul'un fethinin 552. yıldönümüydü. Başta İstanbul olmak üzere Türkiye'nin muhtelif şehirlerinde bu münasebetle büyük fetih törenleri düzenlendi. Biz de bu münasebetle önemli olduğunu düşündüğümüz bir dosyayı açmak istiyoruz.

    Bu dosya aslında yeni bir şey değil. Türkiye'deki tarihçiler arasında konuşulmuş, tartışılmış ama bir neticeye bağlanamamış bir dosya. Belki bir neticeye bağlanamadığı için belki de başka sebeplerle rafa kaldırılmış yahut tarih kitaplarının sayfaları arasında unutulmuş. Bu yüzden de tozlu bir dosya haline gelmiş. Biz tarih kitaplarının sayfalarını karıştırarak bu tozlu dosyayı yeniden masaya koyup düşünce sahiplerinin dikkatlerine sunmak istiyoruz.

    Dediğimiz gibi bu konu Osmanlı tarihini inceleyen tarihçilerin gündemlerine gelmiş ve tahlil edilmiş. Hatta bazıları hükümlerini de vermişler ki biraz sonra o hükümlerden söz edeceğiz. Ama bu meseleyi Türkiye kamuoyunda bile bilenlerin sayısı çok fazla değil. Arap dünyasında ise tarihçiler arasında bile pek bilindiğini sanmıyoruz.

    Üzerinde duracağımız konu Resulullah (s.a.s.) tarafından müjdelenen İstanbul fethi kendisine nasip olmuş Fatih Sultan Mehmed'in ölüm sebebi.

    Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'un fethini oldukça genç yaşta gerçekleştirdi. O zaman 21 yaşında idi ki bu çağımızda gençlerin üniversite tahsillerine devam ettikleri ve henüz herhangi bir mesleğe atılmadıkları yaştır. Sultan II. Mehmed o yaşta, bir dünya devleti olan Osmanlı İmparatorluğu'nun başına geçtiği gibi aynı zamanda köklü Yunan saltanatının devamı niteliğindeki Bizans İmparatorluğu'nu ortadan kaldıran bir fetih gerçekleştirerek o zaman Konstantiniyye olarak adlandırılan merkezi şehri İslâm hâkimiyetine sokmuştu. Ne var ki bu büyük fethi gerçekleştiren Sultan Fatih aynı zamanda genç sayılabilecek bir yaşta hayata veda etti. Oldukça verimli geçen bir saltanat sürdükten sonra kırk dokuz yaşındayken ilginç bir tedavi işlemi sonrasında vefat etti. Üstelik vefatı, Kahire'deki Memlûk İmparatorluğu'nu ortadan kaldırıp İslâm coğrafyasını tek bir merkezin hâkimiyeti altında toplamayı ve İstanbul'u hilafet merkezi haline getirmeyi hedefleyen bir sefer için yola çıktığı sırada oldu. O zaman onun vefatı sebebiyle gerçekleşmeyen bu sefer 36 yıl ertelenmiş oldu ve 1517'de Yavuz Sultan Selim tarafından gerçekleştirildi.

    Bilindiği üzere Yavuz'un 1517'de gerçekleştirdiği Mısır seferinde Memlûk Sultanlığı ortadan kaldırılmış ve hilafet müessesesi Osmanlı'ya geçmiştir. İşte bu seferi Fatih Sultan Mehmed 1481'de planlamış ve yola çıkmıştı. Ama İstanbul'un biraz ilerisinde bulunan Gebze yakınındaki Tekfur çayırı denilen yerde hastalanması üzerine yapılan ilginç bir tedavi işlemi iyileşme değil ölüm getirdi ve ordu geri dönmek zorunda kaldı. Biz de işte bu ilginç olayın dosyasını açmak istiyoruz.

    Fatih, Mısır'ın Fethi İçin Yola Çıkıyor

    Fatih'in İstanbul'u fethettiği tarihte Memluk Sultanlığı'nın başında bulunan Seyfuddin Aynal, bu fetihe çok sevinmiş ve Kahire'de günlerce törenler düzenlemişti. Sonraki dönemde de Aynal ile Sultan Fatih arasında güzel münasebetler oldu. Ancak daha sonra bir hâkimiyet rekabetinin öne çıkması bu ilişkilerin bozulmasına sebep oldu. Bu bozulma 1460'ta tahta geçen Seyfuddin Hoşkadem zamanında daha da artmaya başladı. Ondan sonra Memlûk sultanı olan Seyfuddin Kayıtbay önce Osmanlı'yla ilişkileri düzeltmeye çalıştı. Ancak sonra yeniden bozuldu. Kayıtbay döneminde, Zülkadiroğulları sultanı Alaüddin Bozkurd beyin yanında Memlûklere karşı savaşırken esir düşüp Kahire'ye gönderilen Osmanlı askerlerinin kafalarının kesilip polo (at üzerinde top) oyununda kullanılması Osmanlı - Memlûk ilişkilerindeki sorunun zirveye tırmanmasına sebep oldu. Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmed 1481'de Memlûklere karşı sefer düzenlemeye karar verdi.

    Yolda Rahatsızlanıyor

    Fatih, biraz rahatsız olmasına rağmen Üsküdar'dan harekete geçti. Gebze yakınında Maltepe denilen bölgeye geldiğinde dinlenmek için Tekfur Çayırı'na kurulan otağına yerleşti. Bu arada rahatsızlığından kaynaklanan ağrısının artması sebebiyle doktorlarının müdahale etmeleri istendi.

    Tarihi kaynaklarda belirtildiğine göre Fatih'in rahatsızlığı ayağındaydı. Bunun sebebi ise Osmanlı sultanlarının birçoğunda görülen damla (nikris) hastalığıydı. Rahatsızlığın artması Fatih'in şiddetli ağrı ve sancı hissetmesine sebep oldu.

    Fatih'in Tabipleri

    Fatih'in dördü İranlı, biri Türk, biri Arap, biri de yahudi asıllı olmak üzere yedi tabibi vardı. Aşağıda kendisinden söz edeceğimiz yahudi asıllı tabip Müslüman olduğunu söylüyordu. Bu kişinin asıl adı Maestro Lacopo idi. Ancak ihtida ettiğini söyledikten sonra Yakub adını aldı. Bu şahıs muhtelif yollarla ilerleyerek padişaha yanaşmayı başardı ve paşa unvanı aldı. Bu sebeple Tabip Yakub Paşa olarak anılırdı. Yahudi asıllı tabip Yakub ile İranlı tabip Lârî arasında aynı zamanda ciddi rekabet vardı. Tarihçi Hammer'in dediğine göre yahudi asıllı tabibin Fatih'e yanaşmasını da bu rekabet geciktirmiştir. Yoksa belki o çok daha erken padişahın yakınına yerleşecekti.

    Tekfur Çayırı'ndaki Müdahaleler

    Fatih'in Mısır seferine giderken Tekfur Çayırı'nda rahatsızlığının ilerlemesi üzerine önce İranlı tabip Lârî çağrıldı ve müdahale etmesi istendi.

    Fatih döneminde yaşamış olan ünlü tarihçi Âşık Paşazade'nin verdiği bilgiye göre İranlı tabip Lârî, Fatih'in ağrısının azalması için önce ayağından kan aldı. Ancak ağrı azalmayıp arttı. Bunun üzerine yahudi asıllı tabip Yakub Paşa çağrıldı. O da şerâb-ı fariğ denilen ilaç içirdi. İşte bu ilacı içmesi üzerine Sultan Fatih birkaç saat içinde hayatını kaybetti.

    Tartışılan Konu

    Hadisenin buraya kadarki kısmında tarihî kaynaklarda herhangi bir ihtilaf ve tartışma yok. Burada özet olarak verdiğimiz bilgiler başta yukarıda da adını zikrettiğimiz Âşık Paşazade olmak üzere, Fatih'in ölümünden söz eden tarihçilerin geneli tarafından tafsilatlı veya özet bir şekilde nakledilir. Peki, tartışılan husus nedir?

    Burada tartışılan iki husus var:

    Birincisi: Muhtelif kaynaklarda belirtildiğine göre o zaman şerâb-ı fariğ olarak adlandırılan ilacın tehlikeli bir ilaç olduğu biliniyordu. Bu yüzden de çok zorunlu bir sebep ortaya çıkmadan kullanılmıyordu. Böyle olmasına rağmen Tabip Yakup Paşa bu ilacı Fatih'in ayağındaki ağrının azaltılması için neden içirdi?

    İkincisi: İçirilen şey gerçekten ilaç mıydı yoksa zehir miydi?

    Biz burada birinci husus üzerinde durmayacağız. Çünkü içirilen şey şerâb-ı fariğ olarak ve ilaç diye verilmişti. Bunda aslında sadece tabibin değil Fatih'in çevresindeki insanların da büyük ihmalleri olduğu kesin. Çünkü çevredekilerin böylesine riskli bir ilacın hemen ilk müdahalede kullanılmasına müsaade etmemeleri gerekirdi. Tabibin art niyetli olmayacağının bir garantisi yoktu ve tedavi edilen kişi de bir dünya devletinin en üst kademesindeki sultandı. Burada ciddi bir ihmal ve hata olduğu kesin.

    Bizim asıl üzerinde durmak istediğimiz ve tarihçiler arasında da ciddi tartışma konusu olan mevzu ikincisidir.

    İlaç mıydı Zehir mi?

    Ne kadar ilginçtir ki söz konusu müdahalede yahudi asıllı Tabip Yakup Paşa'nın herhangi bir ihmalinin olmadığı görüşünü savunan araştırmacı Şehabettin Tekindağ bu iddiasına tarihçi Âşık Paşazade'nin rivayetlerini delil gösteriyor. Oysa içirilen şeyin zehir olabileceği şüphesini ilk gündeme getiren kişi Âşık Paşazade'dir. Onun bu konuyla ilgili beyitleri tabip Yakub'un müdahalesi hakkında nasıl bir tereddüt ve şüphe taşıdığını çok bariz bir şekilde gösteriyor. İşte Âşık Paşazade'nin beyitleri:

    "Tabipler şerbeti kim verdi Hân'e
    O Hân içti şerâbı kâne kâne

    Ciğerin doğradı şerbet o Hân'un
    Hemin dem zari itti yâne yâne

    Didi: "Niçün bana kıydı tabipler?"
    Boyadılar ciğeri canı kâne

    İsabet itmedi tabip şerâbı
    Tımarları kamu vardı ziyâne

    Tabipler Hân'a çok taksirlik itti
    Budur doğru kavil düşme gümâne!"

    Açıklaması:

    "Tabipler Sultan'a içeceği verdiler
    O Sultan da içeceği doya doya içti

    İçecek o Sultan'ın ciğerini parçaladı
    Derhal acı ve ızdırap içinde kıvranmaya başladı

    "Tabipler bana neden kıydılar?" dedi
    Bütün ciğerini, yüreğini kana boyadılar

    Tabibin verdiği içecek sağlık getirmedi
    Onların yetiştirilmesi için yapılan gayretler de boşa gitmiş oldu

    Tabipler Sultan'a karşı çok kusur işlediler
    Doğru söz budur, hiç şüpheye düşme!"

    Burada dikkat edilirse olayın suçlusu olarak özellikle tabipler gösteriliyor ki burada "tabipler" diye çoğul ifade kullanılması belki usûlendir. Çünkü kastedilen içeceği veren kişinin yahudi asıllı Yakup Paşa olduğu bizzat Âşık Paşazade'nin kendi tarihinde yazılıdır. Burada özellikle Sultan Fatih'in ağzından söylenen: "Tabipler bana neden kıydılar?" sözüne dikkat edelim. Bu söz yapılan işlemin bir tedavi değil cana kıyma olduğunu açıkça vurguluyor.

    Tarihçi Franz Babinger'in Görüşü

    Osmanlı tarihi uzmanlarından Franz Babinger, Fatih'in ölümü olayının bir zehirlenme olduğu görüşündedir. Babinger, zehirleme olayının arkasında Venediklilerin olduğunu iddia etmektedir. Onun iddiasına göre sürekli Haçlılarla işbirliği yapan Venediklilerin, Eğriboz adasının Osmanlılar tarafından alınması üzerine düşmanlıkları iyice artmış ve Fatih'i zehirlemek için 14 kez teşebbüste bulunmuşlardır. Sonunda bu işi İtalya'dan kaçıp Osmanlı'ya sığınan yahudi asıllı tabip Maestro Lacopo yani Yakup Paşa vasıtasıyla başarmışlardır.

    Babinger'in görüşüne göre Tabip Lacopo 30 yıl Osmanlı sarayında çalışarak padişahın itimadını kazanmıştır. Böylece onun yakın çevresinde yer almayı ve özel tabipleri arasına girmeyi başarmıştır. Venedikliler de onu zehirleme işi için ikna etmiş ve amaçlarına ulaşmışlardır.

    Ölüm Hadisesi Etrafındaki Şüpheler

    Ölüm hadisesiyle ilgili rivayetleri incelediğimizde ölüm sebebi olarak üç ihtimal karşımıza çıkıyor: Bir: Doğrudan hastalıktan kaynaklanmış olması. İki: Verilen içeceğin gerçekten ilaç olması ama riskli olması sebebiyle ölüme yol açmış olması Üç: Verilen içeceğin ilaç değil zehir olması.

    Bunlardan birincisi çok zayıf bir ihtimal olarak görülüyor. Çünkü böylesine önemli ve uzun bir sefer için harekete geçmiş olması Üsküdar'dan yola çıktığında ciddi bir rahatsızlığının olmadığına delalet eder. Üsküdar ile Maltepe'nin arası ise atlarla yarım gün bile sürmeyecek kadar kısadır. Günümüzde otomobille Üsküdar'dan Maltepe'ye 45 dakikada varılabilmektedir. Bu kadarlık bir mesafede hastalığının ölümcül hale gelmiş olması son derece zayıf bir ihtimaldir. Geriye diğer iki ihtimal kalıyor ki tarihçiler de genellikle bu iki ihtimal üzerinde durmuş, bazıları zehirleme ihtimalini kabul etmiş bazıları da riskli bir ilaç olmasına rağmen şerâb-ı fariğ denilen ilacı vermekle tabibin büyük bir hata işlemiş olabileceğini dile getirmişlerdir.

    Ölüm Sonrasındaki Gelişmelere Dayanan Şüpheler

    Fatih'in ölümü sonrasında meydana gelen bazı gelişmeler de zehirleme şüphesini teyit edici niteliktedir.

    Tarihi kaynaklarda bildirildiğine göre Sultan'ın çevresinde bulunanlar ölüm olayını askerlerden gizlediler ve Sultan'ın rahatsızlandığını, İstanbul'a dönüp hamamlara devam ederek tedavi görmeye ihtiyacının olduğunu söylediler. Ancak Üsküdar'a doğru yol alan askerler kapalı bir tahtı revan (sultanların yolculuklarda taşınması için kullanılan taht yani koltuk) görünce içine bakmak için ısrar ettiler. İçinde Sultan Fatih'in cenazesinin olduğunu görünce olayın bir devlet içi cinayet olabileceği şüphesine kapıldılar. Üsküdar'a döndüklerinde bazı olaylar çıkardılar. Burada çıkardıkları olaylar dikkat çekicidir. Tarihçi Alphonse de Lamartine'in yazdığına göre askerler İstanbul'a döndüklerinde ilk olarak yahudi mahallesini basıp yağmalıyorlar. Sonra da saraya yürüyüp Vezir-i A'zam'ın kafasını kesiyorlar.

    Burada zihinleri kurcalayan husus askerlerin özellikle yahudi mahallesini basıp yağmalamaları. O zaman İstanbul'da pek çok gayr-i müslim azınlık bulunuyordu. Üstelik bu azınlıklar içinde Osmanlı'nın en çok himaye ettiği ve devlet olarak kendileriyle en iyi ilişki kurduğu azınlık yahudilerdi. Böyle olmasına rağmen askerler neden diğer azınlıkların mahallelerini basıp yağmalamıyor da özellikle yahudi mahallesini basıyorlar. Bunun sebebi yahudi tabibin tedavi adına Sultan Fatih'in ölümüne yol açmasına kızmaları olmasın!

    Yahudi Tabip Askerler Tarafından Öldürüldü mü?

    Tarihçi Franz Babinger isyancı askerlerin yahudi asıllı tabip Yakup Paşa'yı yakalayıp bedenini parça parça ettiklerini yazar. Ancak bu bilgi diğer tarih kitaplarında teyit edilmiyor. Hatta bazı tarihi kaynaklarda sonraki dönemlerde de zehirlemelere devam ettiği ve Budin muhafızı Mehmed Paşa'nın aniden ölümü üzerine ondan şüphelenilip tutuklandığı, yapılan sorgulamada suçunu itiraf ettiği yazılıdır. Ancak bu rivayetin sıhhati konusunda da şüpheler bulunmaktadır.

    Muhtelif Tarihçilerin Görüşleri

    Fatih'in ölümünün zehirlenmeden ileri geldiğini söyleyen tarihçi sadece Franz Babinger değildir. Âşık Paşazade'nin bu konuda kesin bir hüküm vermemekle birlikte ciddi şüpheler taşıdığını daha önce konuyla ilgili meşhur şiirini naklederek dile getirmiştik. Ziya Tütüncü de muhtelif kaynaklara dayanarak ölüm sebebinin zehirlenme olduğu görüşünü öne çıkarmaktadır. Tütüncü aynı zamanda Valco isimli bir başka yahudi tabip tarafından daha önce bir zehirleme teşebbüsünde bulunulduğuna da dikkat çeker.

    Ziya Tütüncü bu konuda iddialı konuşmakta ve şöyle demektedir: "Fatih değişik tarihlerde türlü suikastlere uğradı. Bütün suikastler Venedik Cumhuriyeti tarafından idare ediliyordu. Gerçeğe yakın bir biçimde belli olan netice şudur: Fatih, yahudi dönmesi Yakup Paşa tarafından zehirlenerek öldürülmüştür."

    Osmanlı dönemi tarihçilerinden Hayrullah Efendi de zehirleme konusunda kesin bir iddiada bulunmamakla beraber yahudi asıllı tabip Yakup Paşa'nın "kasıtlı tedavi" ile Fatih'in en verimli çağında ölümüne sebep olduğuna dikkat çeker.

    Fatih dönemi tarihçilerinden Tursun Bey de böyle bir şüphenin olduğunu dile getirir ama kesin bir ifade kullanmaz.

    Tarihçilerden saydıklarımızın dışında da Fatih'in zehirlenerek öldürüldüğünü veya bunun kuvvetli ihtimal olduğunu söyleyenler vardır.

    Not: Bu yazının hazırlanmasında ve yazıda zikredilen kaynaklardaki bilgilere ulaşılmasında birinci derecede Prof. Dr. Abdurrahman Küçük'ün hazırladığı Dönmeler Tarihi'nden, ayrıca Yavuz Bahadıroğlu'nun Fatih Sultan Mehmed adlı kitabından ve bir heyet tarafından hazırlanmış olan Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi adlı kaynak kitaptan yararlandık.
     
  2. Google

    Google Özel Üye

    paylaşım için teşekkürler
     

Bu Sayfayı Paylaş