Fakirlik içinde yaşayan vali...

'İslami Kıssalar & Hikayeler' forumunda Dine tarafından 9 Şubat 2010 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Fakirlik içinde yaşayan vali... konusu
    Fakirlik içinde yaşayan vali...





    Saîd bin Âmir hazretleri.
    Yermük savaşından sonra Abbâs bin Ganem'den boşalan Humus vâliliğine ta'yîn edildi. Vâli olmayı pek istemiyordu ancak Hz. Ömer'in emrine itâ'at ederek Humus'a geldi. Vâliliği zamanında çok dikkatli ve âdil hareket eden Hz. Saîd son derece fakir bir hayat yaşadı.
    Rüşvet alan Cehennemdedir.
    Herkes bu hayatına şaşırıp hayret ediyordu. Hz. Ömer Şam'a teşrif ettiği zaman oradan Humus'a geçti. Humus'ta fakirlerin bir listesinin çıkarılmasını isteyen Hz. Ömer fakirlerin içerisinde Saîd bin Âmir hazretlerinin ismini görünce çok şaşırdı. Listeyi hazırlayanlara sordu:
    Saîd bin Âmir'i niçin listeye yazdınız?
    Vâlimiz fakirdir devamlı "Rüşvet alan da veren de Cehennemdedir" hadîs-i şerîfini okur ve en küçük bir hediyeyi dahî kabûl etmez.
    Hz. Ömer Saîd bin Âmir'e bin dirhem tahsis etti.
    Hz. Saîd bin dirhem ile hanımına geldi ve dedi ki:
    Hz. Ömer bize şu gördüğün bin dirhemi göndermiş.
    Ondan bir miktar parayla yiyecek ve katık alıp kalanını saklayalım ileride lâzım olur.
    Saîd hazretleri hanımına şöyle dedi:
    Ben bundan çok daha iyisini sana söyleyeyim mi? Biz bu malı çok iyi bir şekilde kullanacak işletecek bir kimseye ortaklığa verelim. Onun kâr ve gelirinden de yeriz.
    Hanımı razı oldu:
    Peki öyle olsun.
    Saîd bin Âmir hazretleri bu parayla yiyecekler iki deve iki köle satın aldı. Köleleri azâd ederek hürriyetine kavuşturdu. Aldıklarını Humus'taki fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine dağıttı. Kendine çok az birşey dışında birşey kalmadı. Bir müddet sonra hanımı kendisine dedi ki:
    Malı ortaklığa verdiğin kimseden paranın kârını al ve onunla şunları şunları satın al.
    Saîd hazretleri sustu. Ertesi gün evine döndüğü zaman istedikleri şey olmayınca hanımı aynı istekleri yine tekrarladı. Saîd hazretleri yine sustu. Birgün sonra hanımı hâlleri ve sözleri ile Hz. Saîd'i çok üzdü. Saîd hazretleri ertesi gün eve hiç gelmedi. Akrabalarından birisi hanımına gelerek dedi ki:
    Sana ne oluyor ki kocana eziyet ediyorsun. O malının tamamını fakirlere dağıttı.
    Hayırları terkedemem
    Kadın üzüldü ve ağladı. Sonra Saîd hazretleri geldi ve şöyle buyurdu:
    Allahü Teâlânın râzı olduğu birşey dünya ve dünyanın içindeki her şeyden daha kıymetlidir. Eğer Allahü Teâlânın râzı olduğu iyilik hayırlardan birisi gökyüzüne lâmba gibi asılsaydı onun nûru yeryüzünü aydınlatır ve onun parlaklığı yanında güneş sönük kalırdı.
    İşte seni bu iyilikler için terkeder senden ayrılırım. Fakat senin için bu hayırları ve iyilikleri terkedemem. Her hal üzere hayır ve hasenat yaparım...
    Fakirlik ve sıkıntı içinde olduğu hâlde parayı kendisi için harcamadığını soranlara şöyle buyurdu:
    Resûl aleyhisselâmdan işittim buyurdular ki:
    Ümmetimin fakirleri zenginlerinden beşyüz sene önce Cennete girerler. Zenginlerden biri kendini onların arasına atar ve Cennete girmek ister. Melek onun elini tutar fakirler arasından çıkarır ve "bekle henüz senin Cennete girme zamanın gelmedi" der. Beşyüz sene onu kıyâmetin kızgın sıcağında hesap yerinde tutarlar. Malının hesâbını verir sonra Cennete girer.
    Hz. Ömer zamanında Humus vâlisi olan Saîd bin Âmir Müslüman gayrı müslim herkes tarafından çok sevilirdi.
    Hz. Ömer Saîd bin Âmir hazretlerinin herkes tarafından çok sevilen bir kimse olduğunu öğrenince Humuslulardan bir cemâ'ata sordu:
    Peki vâlinin hiç kusuru yok mudur?
    Onlar da ba'zı kusurları olduğunu söyleyip dört tanesini zikrettiler. Bunun üzerine Hz. Ömer Saîd hazretlerini hemen Medîne-i Münevvereye çağırdı ve aralarında şu konuşma geçti:
    Aslı nedir?
    Yâ Saîd senin ba'zı kusurların varmış. Bunların aslı nedir?
    Bunlar neymiş ya Ömer?
    Vazîfene sabah namazından hemen sonra değil kuşluk vakti geliyormuşsun. Geceleri insanlar içerisine hiç çıkmaz görünmezmişsin. Haftada bir gün evine çekilir hiç kimseyi kabûl etmezmişsin. Eshâb-ı kirâmdan Hubeyb hazretlerinin şehîd edildiği söylenince bayılıyor kendinden geçiyormuşsun.
    Bunun üzerine Hz. Saîd şu cevâbı verdi:
    Yâ Emir-el mü'minin! Anlatılanlar doğru. Şimdi bunları sana izâh edeyim:
    1- Vazîfeme ancak kuşluk vakti gelebiliyorum. Çünkü hanımım hastadır. Evde bütün hizmetleri kendim yapıyorum. Hamur yoğurur ondan ekmek yapar pişirir abdest alır öyle çıkarım. Geç kalışım bundandır.
    2- Geceleri insanların içerisinde görünmeyişimin sebebi; gündüzleri halkın hizmetleriyle meşgul olurum. Geceleri de Allahü teâlâya hizmet ve kulluk için ayırdım. Böylece gündüzleri yaptığım işlerin verdiğim hükümlerin muhâsebesini yapar yanlış kararlarım varsa düzeltirim.
    3- Haftada bir gün evime çekilip hiç kimse ile görüşmememin sebebi başka giyecek elbisem olmadığından yıkadığım elbiselerim kuruyuncaya kadar kimseyi kabûl edemiyorum.
    4- Hubeyb hazretlerinin şehâdetini hatırlayınca bayılmamın sebebi anlatılacak şey değildir. Çünkü Mekke müşrikleri Hubeyb hazretlerini asarlarken yanlarında idim. Belki mâni olabilirdim fakat o zaman henüz îmân etmemiştim. Seyirci kaldım. Onun gösterdiği cesâret ve celâdeti hatırladıkça ne kadar kuvvetli bir îmâna sahip olduğunu daha iyi anlıyorum. Niçin mâni olmadım diye üzüntümden bayılıyorum.
    Bunun üzerine Hz. Ömer:
    Yâ Saîd Allahü Teâlânın korkusu seni ne kadar yüceltmiş millete faydalı hâle getirmiş dedi ve gözyaşı döküp ağladı.
    Vâlilikten affet
    Sonra Saîd bin Âmir Hz. Ömer'den ricâ etti:
    Yâ Ömer bundan sonra beni vâlilikten affet.
    Hz. Ömer bunu kabûl etmeyip yine vâli olarak bırakmıştır.
    Hz. Saîd bin Âmir İslâmın koruması ve emniyeti altında bulunan gayrı müslimlere karşı yumuşak davranır ve çok ilgi gösterirdi.
    Şam'daki zimmîler onun bu yüksek tavrından çok memnun idiler. Bir defa Hz. Ömer onun zimmîler tarafından çok sevildiğini haber aldı ve oradakilere sordu:
    Neden ahâli bu kadar ona muhabbet gösteriyorlar?
    O halkın dert ortağıdır da ondan.
    Hz.Ömer bu duruma sevindi ve memnuniyetini belli etti.
    Saîd bin Âmir muhâcir olan Eshâb-ı kirâmdan olup Hayber'in fethinden önce Müslüman oldu. 641 yılında Rakka'da vefât etti.​
     

Bu Sayfayı Paylaş