Ey nefsim anlaki cennet ucuz değil cehennem dahi luzumsuz değil

'Dini Sohbetler Dini Forum' forumunda Dine tarafından 19 Nisan 2010 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Ey nefsim anlaki cennet ucuz değil cehennem dahi luzumsuz değil konusu Ey nefsim anlaki cennet ucuz değil cehennem dahi luzumsuz değil


    Yıllardır beni uyuttun Hep yarına bıraka bıraka koca bir ömür heder oldu Gecelerim teheccütsüz heyecansız gündüzlerim semeresiz başarısız geçti Acaba yarın yarın diye uyuttuğun yarınlarımı, meçhul bir yarında nasıl doldurabileceksin?


    Ne zaman beni çevreleyen basitliklerle bağımlılıklara civciv misali küçük bir darbe vurup hür dünyaya açılmak istesem, granitten dağlar gibi karşıma dikildin Olmadık desiselerle beni kandırdın Bitmeyen isteklerle beni aldattın Yıllardır taam (yemek), kelam (konuşma) menam (uyku) hapisanesinde, inim inim inlettin, ızdıraplarımı, bana ney gibi dinlettin İrademi, rehavet, meskenet zincirleriyle sımsıkı sardın


    Bana sunulan saat altınlarını değerlendiremedin Hepsini badi heva zayı ettin Kimbilir, içinde ne hediyeler saklayan günlerin ve ayların zarfını açamama bile müsaade etmedin Hepsi boşa gitti İçlerinde neler sakladığını anlayamadan


    Söyler misin; ALLAH aşkına, senin yaşayan bir cenazeden ne farkın var?

    İnsan süresini ağlaya ağlaya okudun Amma o muhteşem sarayın kapılarını bir türlü aralayamadın Kendini, kendi çevreni tanıdığın kadar tanıyamadın Kendi içinde kendine yabancı kaldın Kendi kendine hapisane yaptın

    Fetih süresini okudun, bırak dışarıyı, içinde bir tek fetih bile yapamadın Konuşma, yemek, uyku esaretinden kurtulamadın İradeni feth edemedin Namazla cenneti takas etmeyi çalıştın, ayetleri bir teyp gibi ezberledin amma uyguladıkların hep adetlerin oldu

    Peygamberimizin saçlarını ağartan Hud süresiyle karanlık gecelerin bir türlü aydınlatamadın Gayreti hep birilerinden bekledin Senin de birileri olduğunu hep unuttun

    Bir fikir uğruna hayatı hakir gören peygamberlerin hayatını, uzun kış gecelerinde kıssa niyetiyle okudun Fakat hayatındaki kışları, bir türlü baharlara çeviremedin Çünkü onları anlayamadın

    Yusuf’u düşündün mü hiç? Kuyu diplerini sultanlığa sıçrama rampası yaptığını, hapisaneleri nasıl medreseye çevirdiğini anlayabildin mi? Dünya ve içindeki her şey ayaklarının ucundayken hayatı istihkar edip ölümü özlemesini anlayabildin mi? Anlayamadın evet anlayamadın onun içindir ki Yusuf’ta boğulan dünyada, boğulmak üzere ölüm çığlıkları atıyorsun

    Ateşler içindeki İbrahim’in ateşleri bir baharistana çevirdiğini, bıçak altındaki İsmail’in yeniden doğduğunu, Sefine-i Nuh’u batırmak isteyen tufanların ancak sahili selametle çıkmasına hizmet ettiğini suikastlar içinde İsa’nın denizler ortasında, Musa’nın nasıl vuslata erdiğini anlayabildin mi?
    Anlayamadın

    Ya çelikten duvarlara çarpmış gibi bir örümcek ağı karşısında beyinleri dumura uğrayan müşriklerin düştüğü perişan halde yatan gizli hikmeti çözebildin mi?

    Bir gergef gibi ömrünün her anın çile yumağıyla dokuyan Hz Muhammed (SAV) “Ümmetim” derken sen nefsim dedin O davam derken sen hevam dedin O davasını yüceltirken sen hevanda cüceleştin Onun çağları peşinden sürükleyen davasından ne yazık ki kala kala sarığı, sakalı, tesbihi, umresi, namazı kaldı Ne yazık ki; onları da bir türlü anlayamadın

    Kokularla süslediğin sakalın ruhunu, ruhunla mecz edemedin Dolayısıyla sakallı çocuk olmaktan kurtulamadın!
    Başındaki sarık beyaz kefenin iken, yastığının altındaki ölümü çok uzaklarda zannettin Dünyanın oyuncaklarıyla evcilik oynarken, dünyanın elinde, oyuncaklaştığının farkında bile olamadın
    Bir adet halinde getirdiğin beş vakit namazın aynı safta omuz omuza namaz kıldığın kardeşini gıybet etmekten seni kurtaramadı Kalbine gözüne kulaklarına el ve ayaklarına tutturamadığın oruçların sadece midene münhasır kaldı Oruç tuttuğunu zannettin amma, aç kaldığını anlayamadın

    Başına taç ettiğin başörtüsü sadece başını örtebildi Başının altındakiler ne yazık ki başörtüsünden nasibini alamadı Çünkü başörtüsünü takva örtüsüyle birlikte örtmedin Gözlerin, kalbin ve duyguların çıplak kaldı Kendini fark ettirebilmek için aynanın karşısında çeşit çeşit kılıklara girdin Yapmacık gülüşlerle, hırsızlama bakışlarla başkalarının duygularını çalmaktan utanmadın Ruhunun çığlıklarına bedel sen gülüyordun Düştüğünü ve düşürdüklerini anlayamadın

    Burnunun dibindeki farzları görmezden gelip, sünnet diye diye defalarca umreye gittin Kabe’yi tavaf ettin Yeryüzündeki iki milyar Müslüman’ın sadece kemmiyet olduğunu, bir keyfiyet olmadığını hiç düşündün mü? Düşündün mü binlerce birilerimiz varken nasıl ayrı kaldığımızı nasıl parçalandığımızı

    Aynı camii de birlikte namaz kıldığın kardeşinin fakr-u zaruretini görmezden geldin Onu ihtiyaçları pençesinde kıvranırken, zevkle seyrettin O kuşların dondurucu soğuklarını kemiklerinde ısıtırken, sen buğulu camların arkasında tesbih çekiyordun Dünya cennet kevserlerine denk bir lezzeti, kardeşinin acılarını dindirme lezzetini tadamadın O lezzeti falan duayı şu kadar okuyarak alacağını zannettin Aldandın Elindeki elmasları birkaç şekerlemeye değişen ahmak çocukları gibi aldandın

    Hani hepimiz mümindik, hani birimizin ızdırabı hepimizin ızdırabıydı Hani şarkta bir müminin ayağına diken batsa, garptaki mümin rahatsız olacaktı Hani bir mümin öldüğü zaman, sema ve arz onun ölümüne gözyaşı dökerdi Hani mümin yeryüzünün zinetiydi Hani müminler bir vücudun azaları gibiydi Hani göz ağrısa, bütün vücud o acıyı içinde hissedecekti

    Hani Hz Ebubekir’in teslimiyeti? Hani Hz Ömer’in destanlaşan adaleti? Hani HzOsman’ın dillerden düşmeyen hayası? Hani Abdurrahman gibi zenginler? Hani Ebuzer gibi fakirler hani Ensar Muhacır gibi kardeşlikte yarışanlar nerede, nerede hani? Anlayamadın Ne yazık ki bunları anlayamadın!
    Anla artık! Ne olur anla!
    Anla ki, cennet ucuz değil, cehennem dahi lüzumsuz değil!
    Anla ki; cennete giden yol asfaltla döşenmemiş!
    Anla ki; bedelini ödemediğin hiçbir şeye sahip olamazsın!
    Anla ki; dünyayı bize bizler zindan ediyoruz ihmallerimiz, enaniyetimiz, samimiyetsizliğimiz
    Anla ki; Eyüp gibi sabır erbaini doldurmadan, Yusuf gibi kuyu diplerinde yıllarca çile çekmeden, Yakuplar gibi gözlerini hasrete kurban etmeden ,olmaz!
    Anla ki; İsmail’ler gibi bıçak altına yatmadan, İbrahimler gibi YA ALLAH deyip kendine ateşlere atmadan olmaz Sefine-i Nuh gibi tufanları yara yara hedeflere gitmeden olmaz!
    Ve Anla ki; bir ömür boyu gözyaşlarını ceyhun edip alın teriyle mecz ederek ümmeti için an be an, dem be dem, çile çeken Hz MUHAMMED (sav) gibi çekmeden olmaz!
    Ve şunu çok iyi anla ki; başkalarının hayata Aşık olduğu kadar Ölüme Aşık olmadan Olmaz!
     

Bu Sayfayı Paylaş