Evlât İle Annesi Arasında Nasıl Bir Bağ vardır?

'Sohbet & Muhabbet' forumunda Mavi_inci tarafından 9 Aralık 2010 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Evlât İle Annesi Arasında Nasıl Bir Bağ vardır? konusu
    Bir anne, evlâdını ne kadar sever?

    [​IMG]


    “Bir anne, evlâdını ne kadar sever? Ya da evlât ile annesi arasında nasıl bir bağ vardır?

    İşte size bu sorulara cevap teşkil edecek bir hikâye anlatacağım:

    Hindistan’da, bir anne geride birçok çocuk bırakarak vefat ediyor. Çocukların babası, onların bakımı için bir müddet sonra evlenmeye mecbur kalıyor. Ancak şefkatli baba, çocuklarının “üvey anne” elinde mağdur olmasından da korkuyor. Kendisine sıkı sıkı tembihliyor, evlâtlarına zarar vermemesini… Fakat çok öfkelendiği zaman, eğer illâ onlara vuracaksa, eline tutuşturduğu şu kemik parçasıyla onlara vurmasını istiyor.

    Üvey anne, ilk zamanlarda çocuklar arasında fark gözetmemeye çalışıyor. Ancak kendi çocukları dünyaya gelmeye başladığında, annesiz gariplerin her yaptığı hareket kendisini rahatsız etmeye başlıyor. Öfkelendikçe de kocasının verdiği kemikle habire onları dövüyor. Gel zaman git zaman, aradan yıllar geçiyor. Annesiz büyüyen o çocuklar, serpilip büyürken, üvey annenin kendi çocukları cılız ve pısırık hâlde kalıyorlar. Üvey anne, bu işin içinde bir iş olduğunu düşünerek durumu beyine açıkça soruyor. Babanın verdiği cevap şu:

    “-Senin eline tutuşturduğum kemik, evlatlarımın annesinin kemiği… Sen onlara kızıp bağırdıkça, onlar üzülüyorlardı. Ancak kemikle vurmaya başlayınca, annelerinin bedenini hissediyor ve fark etmeden onunla tesellî oluyorlar. Dolayısıyla onlar, zor zamanlarında, annelerini hep yanında hissettiler. Bunun için bedenen zarar görseler de, ruhları serpilip büyüdü!..”

    Evet, gerçekten ibretlik… Belki bu sadece bir hikâye… Ama bulunduğum ülkede, Azerbaycan’da, tam da bunu hatırlatan bir yaşanmış olayla karşılaştım.

    Azerbaycan’ın Gabela Şehri’nin bir köyünde, bir anne genç yaşta amansız bir hastalığa yakalanmış. Karaciğeri tükenmiş ve kısa bir zamanda vefat etmiş. Bu ağır hastalığı zamanında, ona kız kardeşi hizmet etmiş, bakımını üstlenmiş. Anne, kardeşine, vefatından kısa bir süre önce şöyle bir vasiyette bulunmuş:
    “-Bilirim, çocuklara bakmak zordur. Bir gün gelir, senin de sabrını tüketirler. Gün gelir, onu cezalandırmak istersen, ne olur, şu verdiğim başörtüyü eline dola da öyle vur yavruma!..”
    Teyze, “Aman hiç öyle bir şey yapar mıyım? Biricik yeğenime kıyar mıyım?” dediyse de, anne:
    “-Bu, benim vasiyetimdir. Senden başka bir şey istemiyorum!..” diye tembihledi.

    Bu amansız hastalığa yakalanmış anneyi toprağa verdikten sonra yıllar geçti. Teyze, öksüz yeğenine sahip çıktı, ona geceli gündüzlü bakmaya devam etti. Fakat çocuk bakımı, çok büyük bir şefkat ve merhamet ile engin bri sabır gerektirir. Gün geldi, teyzenin sabrı taştı ve çocuğa bir fiske attı.

    Çocuk, önce şaşırdı, sonra ağlamaya başladı ve ağzından tek cümle döküldü:
    “-Hani bana annemin örtüsü ile vuracaktın teyze?”

    Teyzesi, yaptığına bin pişman, bir daha yeğenine dokunmamaya yemin etti. Belki, çocuğa, annesinin örtüsü ile sarılmış bir el dokunmuş olsaydı, o tokadın acısını bu kadar hissetmeyecekti! Belki de annesi, o örtüyle yavrusunun gözyaşlarını silmek istemişti. Kim bilir?

    Ama ana vasiyeti, yavrusunu, öldükten sonra da şefkat kanadıyla sarmaya devam etmişti.

    Hatice Şahin
    alıntıdır...​
     

Bu Sayfayı Paylaş