Etkili Konuşabilmek

'Konu Dışı Başlıklar' forumunda DilzaR tarafından 20 Ocak 2009 tarihinde açılan konu

  1. DilzaR

    DilzaR Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Etkili Konuşabilmek konusu
    Etkili Konuşabilme


    Eminim çoğumuzun düşüncesidir bu, etkili konuşma konuşabilme. Konuştuklarımızın etki etmesini, karşılılık almasını cevap bulmasını hepimiz isteriz. Hiç kimse "benim konuşmam duyulmasın, dinlenmesin" mülahazası ile konuşmaz herhalde. Kimin ihtiyacı var güzel konuşmaya? Herkesin, yediden yetmişe herkesin, çocuğun, öğrencinin, öğretmenin, gazetecinin, satıcının, tüccarın ve politikacının. Peki nasıl becereceğiz bu etkili konuşmayı, kuralı nedir, ne yapalım ki kelime ve hecelerimiz atmosferde kaybolup gitmesin?

    Konuşmalar nerede değerlendirilir? Nerede makes bulur? İlk defa kulakla alınır malum, hangi kulakla diyeceksiniz, ağzınıza en yakın olanla, yani kendi kulağınızla. İlk başta ağzımızın dediğini kendi kulağımız işitmeli, sonra da dinleyicilerin kulakları. Burada çok önemli bir noktayı not etmeliyiz. Konuşma, okumaya göre daha tehlikelidir. Bir yazıyı kitabı okuyan biri anlamadığında tekrar okuma imkanı var, ancak dinleyenlerin bu şansı pek olmaz maalesef. Onun için konuşan ve dinleyenlerin her ikisi de çok dikkatli olması gerekmektedir. Hatta başta kendim olmak üzere çoğuna tavsiye ettiğim, konuşup dinlemeden çok yazma ve okumayı tercih etmeyi öneriyorum, sanırım daha iyi anlaşacağız, veya daha az kavga edeceğiz. Hele benim gibi süratli, kelimelerin yarısını yutarak konuşuyorsanız, sanırım karşıdakini bulmaca çözdürmek zorunda bırakacaksınız. Yani çoğumuzun yaptığı gibi bulmacaya başlayıp da pes edip bıraktığımız gibi, dinleyicilerimiz çoğu zaman hissettirmeden bazen de hissettirerek çekip gidecek, yahut da semtimizden teğet geçmeye çalışacaktır.

    Konuştuklarınızın anlaşılmasında en büyük etkenlerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz.


    *Dinleyicilerin ilgi alanlarında konuşmak veya onların ilgisini çekmek.

    *Ses tonunuzu çok iyi ayarlamak, yüksek tizden veya çok etkisiz bir tonla konuşmak etkileşimi azaltacaktır.

    *Konuşmacının bildiği ve inandığı konuşmayı yapması oldukça önemlidir. Bilinmeyen veya az bilinen konuları takdime çalışmanın sizin konuşma kapasitenize verilecek puanı düşüreceğinden, başka zamanlardaki en can alıcı konulardaki ifadeleriniz bile dikkate alınmayacaktır.

    *Konuşmalarda daima kısa cümleler seçmeli ve "jargon'dan kaçınmalıdır.

    *Dinleyicilerin homejenitesi oldukça önemlidir, aynı anda aynı cümlelerin eğitim düzeyi çok farklı kişilerde aynı yankıyı uyandırmasını beklemek sanırım yanlış olur. Bunun için konuşulacak mevzunun ve seviyesinin dinleyiciler tarafından önceden bilinmesi yerinde olur.

    *İstatistiklerin söylediklerine bakılırsa, seminer, ders ve konferans gibi konuşmaların en çok dinlenen kısmı ilk birkaç dakikadır. Verilmek istenen mesaj ilk dakikalarda verilmelidir. Uzun bir giriş daima dinleyicilerin dikkatini dağıtacaktır.

    *Konuşmanın süresi de yerine göre değişse bile, alışılan limitlerin dışına çıkıldığında tesiri azalacak, ve hatta olumlu alınan mesajlar dahi, sona doğru kaybolup gidecektir.

    Aslında bir makale boyutunda söyleyeceklerimizin sınırlı olduğu hepimizin malumudur. Burada söylememiz gereken en önemli nokta, konuşmanın da bir yolu yöntemi olduğu ve bunun öğrenilmesinin de zaruri olduğudur. Hepimiz toplum içinde yaşadığımıza göre, kişilerle, gruplarla ve toplumla konuşma üslubumuzu gözden geçirmenin, bunun tarz ve yönteminin öğrenilmesinin hem kendimize hem topluma yararı büyüktür. Nasıl mı öğreneceğiz? Bence çok kısa zannedilen bağırıp çağırarak, ses tonumuza ve "tükürük gücümüze" güvenerek, yakarak-yıkarak, kırarak değil elbette. Basit bir cihaz, herhangi bir bina bile plansız ve kuralsız yapılamazken, nasıl olur da bir cemiyeti eğittiğini, topyekun bir millete hitap ettiğini iddia edenler, kuralsız, bilinçsiz ve sınırsız konuşabilir. Nasıl olur da başkalarını dinlemeden nutuk çekmeye devam edebilir, gerçekten anlamak oldukça zordur.

    Eminim en yakın iki dostun da kavgası bundandır. Neyi, nasıl, niçin tartıştığımızı bir bilsek, bu kadar yüksekten konuşmanın, bağırıp çağırmanın yararsız olduğunu bir kavrayabilsek, çoğu meseleler kendiliğinden hallolacaktır. Bizim halledeceğiz diye sinir krizleri geçirmemize, ağzımızdaki tükürükleri bitirmemize hiç de gerek kalmayacaktır.

    Bir hatıramı müsaadenizle anlatayım. Yeni olan bir vak'a. Amerikalı bir dostumla, bir mesai arkadaşımla bir konuyu görüşüyoruz. Konu biraz yeni, yani ham, hem iki taraf da birbirinden ne istediğini pek bilmiyor. Henüz her iki taraf da birbirinin "huyunu suyunu" pek bilmiyor, biraz da konunun çözüm bekleyen aciliyeti var. Sonuç malum, hüzünle bitiyor. Daha sonra bu genç arkadaşımın beni ikazını hiç unutamayacağım. Böyle şeyler olmuştu da, bu gerçekten unutulmaz cinsinden. Evet bu bir itiraftır, ve bu konuda kendimi bağlamanın bir yöntemidir. Bana söylenen, kültür farkımızın hatırlatılması idi, genelde diyor, sizler yani kürenin doğu tarafından olanlar, veya belli milletlerden olanlar yüksek sesle ve bağırarak konuşuyorsunuz, ve bu bizim tarafımızdan genelde tartışma olarak algılanıyor ve baskı olarak kabul ediliyor ve ters tepiyor. Bu arkadaşın ağlayarak konuyu anlattığını ve sonucu sulh içinde zor-bela hallettiğimizi söylemeliyim.

    Bu örneği genellemeyi yanlış bulanlar, benim kabalığıma hükmedenler, karşıdakinin yanlış birikim ve kanaatte olduğunu söyleyenler olabilir. Ben burada başımdan geçen bir olayı anlatmaya çalıştım ve kıssadan bir hisse çıkarmaya çalıştığımı söyledim. İstekli olanlarla paylaşmak istedim konuyu, o kadar.

    İsterseniz, şöyle etrafınıza bir bakın, hava alanlarına, otobüs duraklarına, kalabalıkların olduğu mekanlara bir göz atın. Bazılarının, hayat ve canlılık var dediğini duyar gibiyim, ama maalesef güzel bir züğürt tesellisi demek zorundayım buna. İnsanlar medeni bir şekilde konuşabilmeliler, medeni bir şekilde başkalarının da yaşama ve dinlenme hakkını göz önüne alarak hareket etmeyi öğrenmeliler.

    İstemeyen kabul etmesin, ben bunu böyle görüyorum. Kendi işini iyi bilmeyenler, okumayı ve başkalarını dinlemeyi tercih etmeyenler daha çok bağırıp çağıracak maalesef. Ve çekmeye-çekiştirilmeye, haysiyetimiz ve değerlerimizin yerlerde sürünmesine biraz daha seyirci kalacağız demektir.

    Tekrar konumuza dönersek; konu ile ilgili önemli birkaç noktayı daha vurgulamak istiyorum. Özellikle etkin konuşma, ders ve seminer hazırlamalarına yararlı olacağına inandığım noktaları sıralamaya çalışayım.

    1. Dinleyicilerin mutlaka bir şey öğrenmek için geldiklerini hesaba katmalı, sadece eğlenmek ve iyi vakit geçirmek için değil. Öyle olsa idi tiyatroya giderlerdi. Bu demek değildir ki, konuşma uyutucu olsun, yerinde nüktelerin hiç de zararı olmaz, bilakis dikkatlerini toparlar.

    2. Davranış ve hareketlerinizi kontrol altında tutmalısınız, provanın yararı olabilir. Özellikle yukarıdan konuşma, o konuyu sadece sen biliyorsun havasına girme, karşıdakileri bilgisiz ve hatta anlamaz konumuna itecek ve verimi düşürecektir. Konuyu, çalıştıklarım-öğrendiklerim mülahazası içinde, karşılıklı bilgi alış-verişi makamında takdim etmek yararlı olacaktır.

    3. Konuşmanın amacı oldukça önemlidir. "Buraya neden gidiyor ve bu konuşmayı neden yapıyorum?" bu soruyu kendinize mutlaka sormalısınız. Patronum söyledi veya başka biri istedi de onun için bu konuşmayı yapıyorsun, etken olsa da yeterli bir sebep olamaz.

    4. Dinleyicileri önceden bilmeli ve iyi analiz etmelidir, hatta küçük ve bilmediğiniz gruplara hitap etme durumunda kalmışsanız, beş-on dakikalık bir sohbetle dinleyicileri analiz etmek yerinde olur. Bu yüzden konuşmanın başlama saatinden önce gidip, dinleyicilerle yüz yüze gelip ikili konuşmalar yapabilmek yararlı olur kanaatindeyim.

    5. Akademik bir konuşma ise veya böyle bir kurs veya ders ise konuyu belli bir sırada arz etmek yararlıdır ve hatta gereklidir. Ancak konu genel bir mevzuda ise ve akademik bir konuşma değilse sırayla yazıp onu takip etmek zararlı bile olabilir. Yeni buluş ve düşüncelerin doğması engellenmiş olabilir. "Brain Storm" gerçekten ihtiyaç duyulan bir konudur.

    6. Konunun ana fikri önceden ilan edilmeli ve konuşma başlarken de "bugünkü konumuz" diyerek mutlaka ifade edilmelidir. Bu dinleyicilerin hazır gelmesi, beyinlerinin o konu etrafında dolaşmış olması ve onlarda bazı soruların teşekkül etmesi yararlı olacaktır.

    7. Anlatım sırasında, az da olsa konunun dışına ve yakınına taşarak önemli noktalar verilebilir, dinleyicilerin özel ilgi alanlarını bilerek, örnekleri ve açıklamaları o taraflardan seçmeye çalışmak faydalıdır.

    8. Sonucu çok iyi bağlamak, konuşmanın bitiyor olduğuna dair işaretleri zamanında vermek ve ana fikri tekrar vurgulamak da verimi artırıcı önemli bir etkendir.

    Bunların oldukça önemli olduğunu ve bunlardan başka, fiziki atmosferin, zamanın doğru seçilmiş, sürenin iyi ayarlanmış olması gibi diğer bazı etkenler de sıralanabilir.
    Başta da söylediğimiz gibi; kişinin bildiğini, yaşayabildiğini, ve kabul edip inandıklarını söylemesinin, karşıdakilerin kabulünde tesirli olduğu bir gerçektir.

    Dileğimiz; iyi okuyup öğrenmek, güzel yaşayıp örnek olmak, ve de bunları neden ve nasıl atlatmamız gerektiğinin bilincinde olmaktır.
     
  2. avatar

    avatar Üye

    Eline sağlık paylaşım için teşekkürler
     

Bu Sayfayı Paylaş