Eski Türklerde Yemek Kültürü

'Ülke Kültürleri' forumunda Mavi_inci tarafından 22 Şubat 2011 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Eski Türklerde Yemek Kültürü konusu Eski Türklerde Yemek Kültürü

    Türk mutfağı dünyanın sayılı zengin mutfakları arasındadır. Bazı görüşlere göre,
    Çin ve Fransız mutfakları ile birlikte dünyanın en zengin üç mutfağından birisidir.
    Türk mutfağının zenginlik sebepleri arasında yiyecek ve içecek maddelerinin bolluğu
    ve çeşitliliğinin yanı sıra, Türklerin eski bir tarihe sahip olmaları da sayılabilir.
    Coğrafî, kültürel ve sosyolojik sebeplerle, Türkler, komşuluk münasebetlerinde bulundukları ve iç içe yaşamış oldukları farklı toplumlarla etnolojik anlamda hem etnikvericilik hem de etnik alıcılık yapmışlardır. Bu alış-veriş, hiç kuşkusuz yiyecek ve içecekkültürü için de söz konusu olmuştur.


    [​IMG]



    Türk Yemek Adetlerini araştırmış olan Mehmet Eröz, Türk töresinde yemeğin yerinin
    büyük olduğunu ifade etmiştir. Bunu karakterize eden en açık örnekler olarak da
    yağmalı toylar, imece toplantıları, doğumlar, ölümler, düğünlerde yenilen yemekleri
    belirtmiştir. Eröz’ün izahlarına göre, bu toplantılarda geleneğe göre sofralar hazırlanır,
    yemekler çıkarılır, bütün oymak, boy veya köy halkı birlikte yer, birlikte eğlenir veya
    acıyı paylaşılmaktadır.Anadolu’da buna benzer gelenekler bugün de yaşamaktadır.
    Yine ona göre, Türk dünyasında, “yemek” isminin yerine “aş” ismi kullanılmaktadır.
    Göktürk Kitabeleri’nde de “yemek” bu anlamda kullanılmıştır. Ölüm törenlerinde (üç
    hayrı, yedi hayrı, kırk hayrı), “ölü aşı” ve düğünlerde de bulgur pilavını etli olarak yaparlar.
    Aynı yemekler bir dileği, adağı olan kimsenin söz konusu dileği gerçekleştiğinde
    de pişirilir. Bu yemeklere Alevi Türkmenlerde “dede aşı” denir. Malatya’da Akçadağ
    ve Hekimhan’da etli pilav pişirilerek “ölü aşı; kırk hayrı, üç hayrı, yedi hayrı şeklinde
    törenler” düzenlenir. Bu törenlerde, Türk töresindeki oturma düzenine göre misafirlerin
    en şereflisinin baş köşeye oturtulduğu görülür.

    Bir meclis şeklinde katılımcılığı öngören Anadolu’daki Hıdırellez şenliklerinde verilen
    yemekler, hayır dualarıyla yemeği veren ve yemeği yiyenin hayır sahibi olduğu
    inancı şeklindeki manzara, sadece tüketim yollarıyla yemek adabını değil, aynı zamanda
    bir çok kültür motifini gözler önüne sermektedir.

    Türk hayatı ile Türk kültünün ana yiyecek maddelerinin başında süt ve et gelmek-
    tedir. Çeşitli hayvansal ürünler Türklerin ana besin maddesi olmakla beraber, et ve süt-
    ten üretilmiş her türlü besin maddesini Türklerin icat etmiş olduğu söylenemez. Bu tür
    bir yaklaşım, çok dar çerçeveli bir görüşle hareket etmek demek olur ki, bu son derece
    yanlıştır

    Türk töresinde yemeğin çok
    önemli bir yeri vardır. Buna göre, sosyal hayatın hemen her aşamasında, sosyal münase-
    betlerin çoğunda yemek işin esası olmaktaydı. Doğumlar, sünnet düğünleri, düğünler,
    bayramlar, yağmalı toylar, imece toplantıları ve ölüm hadiseleri hep yemekle birlikte
    qötürülmeye çalışılırdı. Sofra hazırlanması, yemeklerin dağıtımı ve konukların ağırlan
    ma biçimi tamamen geleneğin belirlediği şekilde yapılmaktaydı. Eröz’ün belirttiği bu
    yemek gelenek ve görenekleri günümüzde Anadolu’nun pek çok yerinde aynı şekilde
    hayatiyetini sürdürmektedir.

    Eröz, yemek kültürünün insan hayatında ve kültürel etkileşimdeki önemini vurgu-
    ladıktan sonra, eski Türk yemeklerinden bazı önemli olanlarını açıklamıştır. Bunlar:
    Akıtmaç, bulamaç, keşkek, höşmerim, mantı, samsa, tutmaç, yufka, yoğurt...
    Eröz’ün belirttiği yemekleri kendi ifadelerine dayanılarak aşağıda sırasıyla şu şekil-
    de açıklamak mümkündür

    Akıtmaç:
    Yörük ve Türkmenlerin saç üzerinde yaptıkları hafif bir hamur yemeği. Deve veya
    koyun sütünden yapılır. Deve doğurunca alınan ilk süt, “ağın, ağız” dan yapılır. Bu sü-
    tün unla karıştırılmasından saç üzerinde pişirilir.

    Bulamaç:
    Un, yağ ve yoğurtla yapılır. Kaşgarlı Mahmud’un Divan’ında “bula” pişirmek an-
    lamına geliyor.

    Keşkek:
    En iyi buğdaydan ve etle pişirilerek yapılır, delikanlılar tarafından kepçelerle dövü-
    lür. Lastik gibi olunca, üzerine kırmızı biberle eritilmiş yağ dökülür. (üzerinde gezdirile-
    rek dökülür)Pek çok yerde buna herse de denilmektedir.

    Höşmerim:
    Yörüklerin meşhur peynir tatlısıdır. Yağ ve şekerden de yapılır. Edremit ve Tekir-
    dağ’da tatlıcılar tarafından yapılıp satılır. Rize taraflarında “Höşmerli” diye anılır.31

    Mantı:
    Çok eski bir Türk yemeği olan mantıya, Orta Asya’da “Metni” adı verilmektedir.
    Kayseri taraflarında çok meşhur olan bu yemeğe Anadolu’nun bazı yerlerinde “Tatar
    böreği” de denilmektedir. Mantı, hamur içine kıyma veya başka türlü iç malzemesi
    konularak suda haşlanarak yoğurt içine konularak tüketimi yapılmaktadır.

    Samsa:
    Uygur Türkleri, kuru bohça şeklindeki bir hamur yemeğine bu adı verirler. Eröz,
    ninesinin bu yemeğe “yaylankı” adını verdiğini ifade eder. Ayrıca, Türkiye’de Samsa
    tatlısının varolduğunu, Bulgaristan Türklerinin baklava dilimine “Samsa” adını verdik-
    lerini belirtir.


    Tutmaç:
    Kaşgarlı Mahmut tarafından Türklerin meşhur yemeği olarak belirlenmiştir. Yu-
    murtalı hamurdan yapılmış yufka, et, tereyağı ile yapılan bir yemektir. Bulgar dağların

    da yaylıyan bütün Yörükler ve Konya Ereğlisi’nde oturan Bekdik oymakları, halen bil-
    mekte ve yapmaktadırlar.

    Yufka:
    Yörüklerin, Türkmenlerin ekmeğidir. Saç üzerinde yapılan mayasız ekmektir. Eröz,
    Göktürk Kitabelerinde yufkanın “yufka” diye geçtiğini ifade ediyor.

    Yoğurt:
    Eski bir Türk yiyeceğidir. Her ne kadar Bulgarlar kendine mal etseler de, bu onlara
    Slavlaşmış Bulgarlardan geçmiş olmalıdır. Kaşgarlı Mahmut aynı adla yoğurdu ifade
    etmektedir.

    Netice olarak Eröz, kaybolan Türk geleneklerinin en seçkin olanlarından birisine
    sahip olmak konusunda kollektif bilinç oluşturmanın gerekliliğini ifade etmek istemiştir.
    Bu ve tüm kaybolan geleneklerimize sahip çıkmada sorumluluğun en başta Türk aydı-
    nına düştüğünü belirtmiştir
     

Bu Sayfayı Paylaş