Elma Kokusu” Ardında Yitirilen Bir Hayat…

'Kitap Özetleri & E-Kitaplar' forumunda Fatma tarafından 8 Ekim 2008 tarihinde açılan konu

  1. Fatma

    Fatma Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Elma Kokusu” Ardında Yitirilen Bir Hayat… konusu Adem ile Havva’yı cennetten kovduran keskin bir elma kokusu muydu acaba? Elmayı ısırmadan o elmayı yaratanı düşünüp anmak, yedikten sonra da onun ne lezzetli bir meyve sunduğunu düşünmek ve bitiminde de O’na teşekkür etmek gerekirmiş. Elmayı bize veren şahsı da tabii ki unutmamak gerekir. Onun da bağına bereket dilemek ve varsa eğer bir ücret mukabilinde biz talep ettiysek de ücretini vermek gerekir. Elmanın halk arasında ve Anadolu kültüründe bambaşka yerleri var. Elma dilimizde bir çok deyim ve özdeyiş içinde yer almış ve belleğimizde her zaman tatlı bir izlenim bırakmıştır. “Yarım elma, gönül elma” belki de bunların içinde en güzelidir. Siz de düşünün bakalım siz “elma”nın içinde geçtiği kaç tane söz grubu biliyorsunuz? Felsefi ve sosyolojik açıdan da baktığımız zaman elmanın tarihimizde “Kızılelma” adıyla ütopikleştiğini görmemiz mümkündür değil mi? Bilirsiniz, insanı yoldan çıkaran ve belki de ölüme götüren üç şey var: “su sesi, kadın sesi ve elma kokusu”.. Elmanın can alıcı kokusunu bazen cennet bağlarından duyarız, bazen de bir savaş alanında salınan kimyasal gazlardan…
    Elma üzerine bir zihin egzersizi gerekir doğrusu. Sözü Ergani bağlarında, “bayî kur” (kuzeyden esen yel)’un etkisiyle kızaran ve lezzetinden insanın başının döndüğü, gâh tatlı gâh mayhoş bir tat bırakan nefis elmalara getirmek istiyorum. O kadar lezizdirler ki… Cennetten Adem ile Hava’yı kovan elmaların yeryüzünde yetişen kopyaları sanırsınız.. O elmalar ki El Halil’de, Ramallah’ta gençler onun uğruna vurduruyor kendini işgalci güçlerin insafsız kurşunlarıyla… “Böyle âsân mıydı ölmek!/ Cennet âsâ baharları görmeden/ Elleri azadlığın ellerine değmeden/ Duvarlar arasında tutsak El Halil’de,/ Ramallah’ta,/ Kudüs’te kuşlar gibi vurularak”
    Sade Filistinli gençler midir Elma Kokusu için kendini insafsız işgalcilere vurduran? Hayır!
    Bakın genç ve sarışın ……..’lu kıza. Marla Ruzicka’ya… Akranları podyumlarda mankenlik yapıp, sinema perdelerinde boy gösterirken o ABD’nin Irak’ı işgaline karşı çıkıyor ve bir uluslar arası yardım kuruluşunda görev alarak Bağdat’a geliyor ve görev başındayken, aldığı o müthiş elma kokusuna dayanamayıp işgalcilerin insafsız kurşunlarına hedef oluyor. “Bağdat’ta bir kadın/ Hüzünle kanatlandı/ Ak kanatlarından kan damlıyordu/ Başınızı kaldırıp baksanız/ Kan ağlayan bulut sanırdınız.” Marla o elma kokusunu tez yaşlarda almıştı. Kendini uyuyan ve gaflet içindeki bir toplumun uyanışına sebep olması gereken bir dava uğruna adadı. Ama heyhat o kokusunu aldığı elmasına kavuştu belki ama biz hala uyumaya devam ediyoruz. “”Marla onurumuzun eteklerindeki tozları/ Silmek isterken öldü/Marla siz uyurken öldü”
    Sadece Marla değildi bizi uyandırmaya çalışırken vurulanlar. Bakın içlerimizin kapanmayan yarası Filistin’in işgalini kabullenmeyen Amerikalı Rachel Corrie’ye.. Bir Filistinlinin evini yıkmaya çalışan İsrailli tankların önüne kendini siper yapıyor ve tüm dünyanın gözü önünde paletler altında eziliyor. “Kadınlar ölümü çok mu sever Rachel?/ Kadınlar neden ölmek ister?/ Kadınlar ne diye ölürler?/ Kuşlar hep şarkı söylesin diye mi?/ Çocuklar büyüyebilsin/ Çocuklar okyanusları görebilsin/ Çocuklar ölmesin diye mi?// Kadınlar kardelenler midir Rachel?/ Baharı müjdelemek için mi gelirler/ Baharın gelmesine öncülük mü ederler?/ Kadınlar neden bahara doymadan ölürler?/ Bütün kadınlar kuş doğursun diye bekliyorum/ Ve çatlayan her kuş yumurtasından/ Bir kadın çıksa diyorum/ Acı çeken bütün kadınları/ Gökyüzüne uçurmak istiyorum/ Ama çocuklar mermilerle cebelleştikçe/ Kadınlar gitmeyecek biliyorum/ Kadınlar…/ Aynaya aksetmiş melek misali…/ Sonsuzluğa uçurulmuş bebek buseleri…/ Bir gün, toprağına dönmek hayalleri../ Eski masalların petekten evleri…/ Kanatlı atların beyazlar giyinmiş süvarileri…/ Havva’nın kızları…/ Aşk ülkesi melikeleri…/ Yıldızlar kayarken tutulmuş mutluluk dilekleri…/ Kadınlar Nuh’un gemileri…/ Kadınlar ellerini kanatacaklar Rachel/ Büyütene dek çiçekleri”
    Şairemiz Gülistan Çoban, “Kabil’in Habil’i öldürdüğü günden beri yollarda” efendim. Ne mi arıyor onca zamandır? Kim bilebilir… Belki de Kabil’in kendini dağa vurmasına eşlik etti. Onunla pişmanlığına ortak oldu. Yaptığı cürmün büyüklüğüyle onunla beraber titredi ve “Her nerede asamı yere vurup/ Diz çöktüysem/ Yalnızlığın azizliğine bürünüp/ Duaya durduysam/ Orada…/ Dudaklarımın gerisinde/ Bir “ah” kanadı/ Dudaklarımın tel örgüsünde/ Bir “ah” kanadı/ Gözyaşların avuçlarımda hatıra kaldı/ Buz tutmuş ağaçlar/ Billurdan heykeller gibi/ Ardımdan bakakaldı// Kabil’in Habil’i öldürdüğü günden beri yollardayım”
    Bir insanlık tarihine tanık oluyor Çoban. Dramlara, acılara, tufanlara, ihanetlere, sevdalara düççar kalıyor. Kendini bir gerilla kılıyor dağlarda bazen, bazen kardeşini öldürmüş bir mücrim, bazen tufandaki gemiye yetişemeyen bir aksak, bazen düşküne el uzatan bir iyilik meleği, asker üniformalı oyuncakları sevmeyen bir çocuk oluyor ve her seferinde de acılar içinde kıvranan bir kadın olarak kalıyor ortalıkta.. Aşk ülkesinden, “kuşların ülkesi”nden “sebebi sürgününü bilmeden” kovulan bir kadın oluyor. “Ah İshakkuşları susun!/ Susun da üzgülerim uyusun!/ Kalbimin dağları/ Vadilerin karanlıkları/ Havva’nın meleklerin kanat sesine benzeyen/ İlk ninnilerini duysun”
    Kendisini, yüreğini dağlara vurmuş bir gerilla olmuş ya… Ardından gelenlere helak olmamaları için yalvarıyor “git” diyor, kendisini takip edenlere “Atlılar gelmeden git!/ Sular yükselmeden git!/ Gemilerde bir yer bul kendine” Gelenlere git diyor ama kendisini feda etmeyi göze almış bir isimsiz kahraman gibi kalmış dağların doruklarına doğru tırmanırken “Beni boşver/ Beni düşünme/ Ben ki firariyim” diyor.
    Yurdunun armasını kan ve gözyaşı olarak tanımlıyor Gülistan. Kitabının hemen her bölümünde bu temalar ağırlık basıyor. Çok mücadele ediyor. Çalışıyor, çabalanıyor, debeleniyor ve en son pes ediyor: “Küçük ellerimin gücü yetmiyor/ Zulmet perdelerini yırtmaya/ Halsizim/ Takatim yok/ Elma kokularının ardı sıra gitmeye/ “Elma kokusu çocukları öldürür mü anne?” diye soruyor.


    Gülistan Çoban
     

Bu Sayfayı Paylaş