Elif Eylem Şiirleri

'Şairlerimiz Ve Şiirleri' forumunda KaRDeLeN tarafından 11 Mart 2010 tarihinde açılan konu

  1. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Elif Eylem Şiirleri konusu
    Yine Anlatamadım Seni



    Seni yazmak için

    yine kalemle buluştu ellerim...

    Aklımda, kağıda dökülmeyi bekleyen yüzlerce kelime

    yüreğimde sen…

    Neden bu bekleyiş bilmiyorum

    yazmalıyım ama nasıl?

    Seni anlatmak o kadar kolay mı?


    Gözlerini yazmak istesem,

    hangi maviyle anlatabilirim?

    Deniz desem,

    deniz rengini…

    Bulut desem,

    bulut derinliğini kıskanır…

    Hiçbir mavi gözlerinden güzel değil ki!


    Yüreğin… sıcacık sevgi yumağı diye başlasam sözlerime

    İçine girince yandığım,

    dışında kalınca donduğum...

    Karasızlıklar içinde aldığım en doğru kararsın...

    Kimine göre helalim,

    kimine göre yasaklım...

    Bildiğim tek bir şey var

    O da sen anlatılmaz, yaşanırsın…


    Yalnızlık yüklü sepetimle yol alırken yaşamda

    bana uzanan ellerini nasıl anlatabilirim?

    Güven bulduğum kollarını,

    şefkatle sarıldığındaki mutluluğun tarifi var mı?


    Öyle kolay değil

    bir çırpıda anlatmak seni!

    Ne desem, ne söylesem sen olmuyor ki!

    Sen anlatılmazsın…

    Sen yaşamsın…

    Sen bensin…

    Bendeki sen…


    Elif Eylem



    ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~



    Sen Gitme Telaşında, Bense...


    Gitme sevgilim, gitme
    Gidersen, bil ki ölürüm!

    Önce göçebe hayaller karşılar beni
    sonra ılık bir yaz yağmuru gibi
    yanaklarımdan süzülür damlalar…

    ‘Ağlama gözlerim’ desem de
    durduk yere akıtır yaşlarını…
    Oysa ne göreni vardır
    ne de matemimi duyanı…

    Her doğan güne sevinirken seninle
    şimdi katran karası gecelerdir beni bekleyen.
    Gözlerim seni ararken karanlıklarda
    gölge olur, düşersin bedenime…
    İşte o an, sensizliğe inat
    her sevdanın şakağına silah dayarım.
    Ama titrer ellerim, gitmez tetiğe
    kıyamam sevdaya ve sevdalılara…

    Neden hep gitmek, bu gitme telaşları?
    ‘Kal’ desem,
    sözüm seni bekleyenlerden ağır basar mı?

    Gitme sevgilim
    Gidersen, bil ki ölürüm!

    Gözlerimin ufkundan uzaklaşırsan,
    sesiz çığlıklarımı kim duyar söyle?

    Son bir şey daha…
    ‘evet’ ise cevabın, arkana bile bakma… çek git dilediğin yere
    ‘aşkımdan hiç iz kalmadı mı sende? ’
    Sus… konuşma, verme cevabını istemiyorum.

    Gitme sevgili… gitme…

    Elif Eylem



    ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~



    Bu Ayrılık Öldürmez Beni... Anlıyor Musun?


    Sahile vuran köpük köpük dalgalar içinde
    hayatımın bir bölümü karaya ulaşırken
    diğer yarım denizde kalır...

    Uçsuz bucaksız mavilikler
    deli dolu renk cümbüşüne döner…
    Aynı ritimle dans eder deniz kızları
    ve hiç bitmeyen suyun melodisine eşlik ederler...

    Ben katılamam bu devrana…
    Köşeye atılmış deniz kabuğu gibi kalır
    birinin beni duyması için kulağını dayamasını beklerim, umutsuzca….

    Nihayet gece olur
    ve karanlığıyla örter kimliğimi, saklanırım…
    Kimsenin bulamayacağı
    bulsa da tanıyamayacağı şekle bürünürüm…

    Yaşamak istemem…

    Bu ayrılık öldürmez beni anlıyor musun?

    Kim bilir kaçıncı vedan?
    Kaçıncı ayrılığa imza attı yüreğin?
    Ve kim bilir kaç sevdanın failiydin?
    Alıp alıp yüzüme sürdüğüm ıslak avuç içlerini
    kim bilir kimler özlemekte…

    Ellerini tutan parmaklarımı sıkıyorum
    kırmak, kanatmak istercesine…
    Ve sessiz bir sitem gönderiyorum
    seni tanıdığım güne…

    Gün ağarıyor, her şey daha belirgin artık.
    Küçük dokunuşlarıyla rüzgar tenimi okşarken
    benden neler aldığını, bana neleri bıraktığını düşünüyorum...
    Giden sen miydin? Yoksa yarım mı?

    Kalkmam gerek, yola düşmem gerek…

    Bu ayrılık öldürmez beni anlıyor musun?

    Elif Eylem
     
  2. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Sustum...Oysa Söyleyecek Ne Çok Şey Vardı...


    Dipsiz kuyularda bırakıp gittin…

    Haykırmak vardı ardından,

    terk edilmişliğe isyan etmek,

    etekteki taşları bir bir dökmek

    ve sonra ağzıma geleni söylemek gidişine…

    SUSTUM…

    Oysa söylenecek ne çok şey vardı…


    Hani düğümlenir ya insanın boğazına kelimeler,

    hani anlatmak istersin de sözler tükenir

    öyle çaresiz, öyle suskun…

    Biliyorum

    şimdi ne söylesem anlamsız gidişine…

    Yolun sonunda bir ben;

    Sana aşık, sana tutkun…

    Canımı acıtırken yokluğun…

    SUSTUM…

    Oysa söylenecek ne çok şey vardı…


    Ürkek ve çekingen bir çocuk gibi

    bez bebeğimle saklanıp bir köşeye

    hiç ses çıkarmadan öylece bekledim seni

    Oysa gezdiğin her sokağın kaldırımında

    dolanmalıydım ayaklarına bir taş misali

    Sonra çıkıp da karşına

    gözlerinin taa içine bakıp

    ’sadece sana sevdalı bu yürek’ demek vardı…

    SUSTUM…

    Oysa söylenecek ne çok şey vardı…


    Biliyorum dönmeyeceksin…

    Sana uzanan ellerim hep boşluğa,

    hep yalnızlığa dolanacak…

    Ve biliyor musun böyle hayalini kurmak da güzel

    yokluğuna sarılıp

    Oysa çarem,

    umudum,

    yarınımdın…

    Bundan sonra ne zaman konuşmak istesem

    dudaklarıma bir mühür gibi konacaksın…

    Sevdamı en çok anlatmak istediğim suskunluğumsun artık…

    BEN DE SUSTUM…

    Oysa söylenecek ne çok şey vardı…



    Elif Eylem
     
  3. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Sen Kraldın... Ben de Masal Perisi...

    Kimdin sen…bilemedim hiçbir zaman

    Belki sahilde geçim derdinde bir simitçi

    Belki de emrinde yüzlerce askeriyle bir komutan…


    Ama bunun ne önemi vardı ki

    Sendin işte karşımda durup

    korkularıma korkusuzca meydan okuyan

    Beni kurtarmak için uzak diyarlardan gelen kraldın


    Laf aramızda ben de sadece seninleyken

    Kendimi özel hisseder

    Gerçekten bir masal perisi olduğumu sanırdım…


    Bir oyunla başladı her şey

    Sen… uzak diyarlardan gelen bir kral

    Ben de bir masal perisi…


    Hiç tanımadık birbirimizi, tanıyamadık

    Ne kadar yabancıysak

    bir o kadar da aşinaydık…



    Ben, senin pembe rüyaların oldum

    Sen de benim korkusuz yanım…

    Seninle güç buldum ve gülümsedim hayata

    Sen de mutlu oldun belki de hiç ummadığın bir anda…


    Hayal miydin?

    Hayır değildin…


    Rüya mıydın?

    Ben böyle rüya hiç görmedim…


    Kral mıydın?

    Bilmem ki…


    Sevdin mi?

    Kim bilir? Belki de…


    Elif Eylem




    ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~



    Oyun Bitti


    Bir temmuz aksamiydi…

    Gozlerinin mavisiyle denizler, saclarinin kivrimlariyla dalgalar dans ederken

    tanidim seni…

    Maviye sevdali ucurtmaydim urkek ama yarali…

    Neyi aradigimi bilmeden, yaprak gibi savruluyordum,

    ellerimi tuttun, tutan sendin…

    Sendin o, bana dunyaya meydan okumayi ogreten…

    Seninle kâh engin denizlere acardik yelkenimizi,

    kah ayaklarimiz yerden kesilir, savrulurduk bulutlara…


    Bembeyaz sayfalarla dolu defterlere yazdik omrumuzu…

    Gecmisimize sunger cekip, attik imzamizi…

    Onceler yoktu ikimize de…

    Varolustu… Yeniden dogustu bu…

    Aska asIk olan sen, sevdaya susayan ben, aski ve sevdayi

    kana kana, doya doya ictik birbirimizden…


    Sen ve beni yitirip, biz derdik her cumleye baslarken.

    Kararlar hep iki kisilikti, yalnizligi dusunmuyorduk bile…

    Sen olmayinca nefes alamayan ben,

    ben olmayinca sudan cikmis baliga donen sen…

    Oylesine… oylesine sevdik birbirimizi…


    Sonra… Sonra, eskittik bu sevdayi…

    Devrildik birer koca cinar gibi

    ve tukettik aska, sevgiye dair ne varsa …

    Hic bitmeyecek sandigimiz sevdamiz,

    tedavulden kalkan paralar gibi gecmez oldu…

    Yorungesinden cikan yildiz gibi kayip gittik gokyuzunde,

    ve kara deliklerde kaybolduk…


    Simdi… Failleri belli bir cinayeti yazarken

    gazetelerin ucuncu sayfalari, biten bir oyun gibi perdeleri iniyor sahnenin…


    Ve ben hala ikimizi yazıyorum, ne kadar unutmak istesem de

    OZLEDİM SENİ…



    Elif Eylem





    ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~




    Giden Gider...Değil mi?


    Bir gün daha batıyor…

    Acısını, tatlısına katıyor yokluğun...

    Ne bir resim aldım, ne de bir mektup yanıma

    sadece fal tuttuğumuz hani o tek yaprağı olan papatyamızla,

    ve benliğimde hasretin,

    ve özlemini koynuma alıp... gidiyorum.


    Geride bıraktıklarım değil,

    göze alamadıklarım yoruyor...


    Kırık artık yüreğim...

    Yelken açmak varken azgın dalgalara,

    dingin göl kenarlarına hasretini,

    puslu akşamlara özlemini bırakıyorum...

    En iyi bildiğim, en iyi tanıdığım sen, bir yabancısın artık

    kokunu alamadığım...

    Yokluğunu, varlığına katamadan... gidiyorum.


    İsyanımı duyan yok, bu yüzden suskunluğum...

    Gökyüzünün denize aşkı gibi

    öylesine imkansız yaptık bu sevdayı...

    Kırık, dökük virane gönlümü

    senden kalan ömrümü alıp... gidiyorum.


    İsimlerimizi kazıdığımız ey koca çınar!

    Gölgeni başka aşıklara,

    sonbahar yapraklarını bizim gibi ayrılanlara saklayabilirsin...

    Sana gıdanı verecek yeni sevdalar,

    sırrını dökecek nice yalnızlar var olacak bilesin...

    Dimdik dur olduğun yerde...

    Bense, günden güne yok olmadan,

    saygımı yitirmeden... gidiyorum.


    Yuvadan ilk uçuşuna hazırlanan nazlı bir serçe,

    belki de bir günlük bir kelebek...

    Seninle geçecek bir saate bedeldi ömrüm...

    Tutunacaktım ellerine... eğer uzatmış olsaydın...

    Bu kaçıncı vazgeçiş, kaçıncı aldanışım,

    yollar beni bekler... gidiyorum.


    Dur demeyeceksin biliyorum,

    ‘’ giden gider ’’ değil mi?



    Elif Eylem
     
  4. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Dayan Kalbim, Dayan...


    Dayan kalbim,

    masum askina düsen hüznünü dagitip

    yine kuslarin civiltisiyla uyanacak

    en güzel yerinden baslayacaksin hayata.


    Şöminede yanan odunlarin çitirtisina karistirip yüreginin sesini

    yeni hayallere dalacaksin

    uyumani bekleyen kötü düslere inat…


    Sen unutmak istedikçe,

    pesi sira gelecek ardindan anilar, korkmayacaksin.

    Hayatin cimriligine aldirmadan

    cömertçe sergileyeceksin yüregini ve yüregindekileri…


    Kocaman bir adim atip

    arkana bakmadan ilerleyeceksin yasamda.

    Yeri gelecek hüzünden,

    yeri gelecek gülmekten akitacaksin yasini.

    Iste böyle meydan okumayi ögrenecek

    taslasacaksin…


    Sirtladikça yillarin yükünü

    daha agirlari olacak seni bekleyen, yilmayacaksin…


    Bir paçavra gibi kenara atilmisligi

    yalnizligi tadacaksin.


    Gelene gülümsemeyi,

    gideni ugurlamayi,

    kalanlarla mutlu olmayi ögreneceksin.


    Seveceksin, belki de asik olacaksin…

    Sen yigitçe sevdanin arkasinda dursan da

    namertçe terk edilmeyi yasayacaksin.


    Nasihat degil bu söylediklerim,

    belki bir hesaplasma…

    Tek söyleyebilecegim;

    dayan kalbim, dayan…



    Elif Eylem




    ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~


    Bu Saatten Sonra Dön Demeyeceğim

    Atlıkarıncalar gibi
    sana dair kurduğum düşlerimi,
    ışık tutsunlar önüme diye;
    Aylak gezen yıldızlara emanet etmiştim
    ama onlar da tıpkı senin gibi birer birer kayıp gittiler…

    Halbuki her sabah
    gece kayan yıldızlara tuttuğum dilekler içinde başlardı …
    Sabah güneşi kirpiklerimi okşarken
    düşümde açılan kapıdan sen girerdin içeri usulca…

    Üstüme yorgan yaptığım özlemini,
    kokunla dolu yastığı bırakarak yatağımda,
    utana sıkıla, kıpkırmızı olmuş yanaklarımla,
    dikilirdim karşına;
    İşte o an sözcükler yağlı ilmek olurdu boğazıma…

    Ne zaman bir ışık görmek için baksam
    katrana çalardı gözlerin…
    Tadı damağımda kalan (bir) kahvenin,
    acı telvesi gibisin artık…

    Her yıl yollara düşüp sıcak ülkeler arar göçmen kuşlar

    Benimse üstünde bir avuç toprak,
    bir yudum su olamadığım
    tek vatanım sendin yar

    Eyyyy imparatorluğumun kralı,
    gönül savaşımın fatihi;
    Senin en büyük zaferin ben,
    benimse en ağır yenilgim sen…
    Ganimetlerini topla artık gitme vaktidir…

    Bu saatten sonra dön demeyeceğim…


    Elif Eylem



    ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~




    Bekler...Çünkü O Annedir


    Önce 9 ay 10 gün sürer bekleyişi bir annenin,
    sonra sancı dolu saatleri izler uykusuz geceler...
    şaşkındır, telaşlıdır bir o kadar da heyecanlı...
    alt üst olmuştur yaşamı...
    kendine ayıracağı 5 dakikası bile yoktur artık
    ama umursamaz... çünkü o annedir...

    Sonra, emeklesin diye beklediği bebeği
    yürüyüverir aniden...
    ürkek adımlarına cesaret verir anne
    tutar elinden, destek olur gönülden..
    bütün kötülüklerden sakınıp,
    siper eder göğsünü... çünkü o annedir...

    Dilinden dökülen hecelerin içinde
    anne sözünü duymayı beklerken
    konuşuverir çocuğu...
    öyle hızlıdır ki her şey
    göz açıp kapanası zamanlar geçip gider...

    ve okul zamanı gelip siyah önlüğüyle...
    Hayata atacağı ilk adımında,
    her zaman olduğu gibi yanındadır anne
    belli etmez ama, heyecanı çocuğundan fazladır...
    Dersler, yarı yıl, ikinci dönem derken
    okul tatil olmuştur.
    karne heyecanları birbirini kovalar...

    Liseye başlayacak koca bir genç durur karşısında
    en büyük sanatına hayranlıkla bakar,
    adım adım izler yaşamını,
    emeğine emek katar...
    ilk aşkları, ilk ızdıraplarında hep onunladır...
    destek olur, ne yaparsa yapsın hep sever,
    daima sever... çünkü o annedir...

    Üniversiteyi kazanır çocuğu,
    yuvadan ilk çıkışı, ilk ayrı kalışlarıdır,
    çok zor olur bu anne için,
    ama katlanır..
    en güzelini ister evladı için her zaman,
    ve bir gün okulunu bitirip,
    kepi ve diplomasıyla döneceği günü sabırla bekler...
    hep sabreder...çünkü o annedir...

    oysa başka planları vardır gencin,
    okulunu bitirip İstanbul'da kalacaktır
    geri dönmek için bir neden bulamaz
    ''Buraya yerleşiyorum, bu kente alıştım,
    Beşiktaş'ın havası ve sevdiğim olmadan yaşayamam.
    Ne olur beni anla...'' diye biten mektubunu alınca
    özlemle yol gözleyen anne yıkılır...
    gecesini gündüzüne kattığı,
    uğruna hayatını adadığı biricik evladı,
    seçim yapma gereği bile duymamıştır...
    yine de kızamaz,
    mutlu olsun der yeter bana
    bir gün.. bir gün gelir belki diye beklemeye devam eder
    ve hep bekler... çünkü o annedir...


    Elif Eylem




    ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~



    And İçelim...Vazgeçmek Yok Birbirimizden


    Tat almadan geçiyorken gençliğim

    ellerimden tutan, ruhumdaki karanlıkları aydınlatan

    ve parçalanmış yaşantıma anlam katan..SENDİN…


    Bakıp da görmeyen gözlerime

    yaşamın uç noktalarını gösteren

    Umursamaz deli dolu yaşayıp

    ''başka hayat yok sevgili'' diye

    koşarcasına sürükleyip beni peşinden

    deli fişek gibi rüzgârlara katan… SENDİN…


    Örselenmiş bedenime vuran gün ışığını

    gözlerinde süzerek

    yedi renk gök kuşağı gibi yansıtan… SENDİN…


    Söndüremediğim yürek yangınlarımı

    usul usul yağan yağmurlar gibi serinleten SEN…

    Ve yine o yağmurlarla denize düşüp okyanuslara ulaştıran,

    geçmişe ve geleceğe kafa tutturan… SENDİN…


    'Son günümüz' diyerek başlayıp her yeni güne

    doldurup taşıran sendin ne varsa

    Uykularımı bölen, karabasan misali sinsice bedenime çöküp

    nefes almaya çalıştıkça boğazıma düğümlenen

    yutkunamadığım çirkinlikleri güzelleştiren… SENDİN…


    Drama gibi oynarken tiyatro sahnelerinde yasamımı

    ve mora çalan hüzün gecelerimi

    tozpembe çiçeklerle süsleyen SEN…

    Sonra dağların koyaklarında

    ve uçurum kıyılarındaki kardelenleri

    koklatan deli cesaretim… SENDİN…


    Zindan karanlığına dönen yüreğimin kuytularında kalmış

    yaşama dair ne varsa bulup çıkaran

    ateş böcekleri gibi yolumu aydınlatan… SENDİN…


    Göz yaşlarımı dindiren, yeni baştan kucak actıran yaşama SEN

    Benliğine nakış gibi islemiş

    içi dışı senle dopdolu BEN


    And içelim… vazgeçmek yok birbirimizden…


    21.04.2007

    Elif Eylem
     

Bu Sayfayı Paylaş