Ebû Sa'îd-i Hudrî

'Sahabeler ve Alimler' forumunda Mavi_Sema tarafından 20 Nisan 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Ebû Sa'îd-i Hudrî konusu Ebû Sa'îd-i Hudrî
    Ebû Sa’îd-i Hudrî hazretleri Peygamber efendimizin hicretinden sonra yapılan Medîne’deki Mescid-i Nebevî’nin inşasında çalışmıştı

    Yaşı küçük olması sebebiyle Bedir ve Uhud gazâlarına katılamadı Bedir gazâsına babası Mâlik bin Sinân katıldı Şehîd olmak için ön saflarda kahramanca savaştı

    Ebû Sa’îd-i Hudrî Uhud harbine katılmak için babasıyla Peygamber efendimize müracaat ettiler Bu hâdiseyi Ebû Sa’îd hazretleri şöyle anlatır:

    İri kemiklidir

    “Uhud günü Peygamber efendimize arz olunduğum zaman onüç yaşında idim Babam beni Resûlullahın yanına götürüp dedi ki:

    - Yâ Resûlallah! Bu yavrumun yaşı her ne kadar küçükse de iri kemiklidir Vücudu gelişkindir İzin verirseniz bizimle gelsin

    Peygamber efendimiz beni yukarıdan aşağıya kadar süzdükten sonra buyurdular ki:

    - Onu geri çeviriniz!

    Benim gibi yaşı küçük olanlar Medîne’de kadınları ve çocukları korumakla vazîfelendirildiler

    ” Babası Mâlik bin Sinân hazretleri Uhud gazâsında şehîd oldu

    Uhud gazâsından dönüşte Peygamber efendimizi nasıl karşıladıklarını Ebû Sa’îd-i Hudrî hazretleri şöyle anlatmıştır:

    “Annem ile birlikte Peygamber efendimizi karşılamaya Onun mübârek cemâlini görmeye gittiğimizde babamın şehîd olmakla şereflendiğini öğrenmiştik Peygamber efendimize bakarken O da bizi gördü Bana buyurdu ki:

    - Sen Mâlik bin Sinân’ın oğlu musun?

    Ben de şöyle cevap verdim:

    - Evet anam-babam sana fedâ olsun yâ Resûlallah

    Resûlullah efendimiz at üzerinde idi Hemen yanlarına yaklaştım ve mübârek dizlerinden öpmekle şereflendim Bana buyurdular ki:

    - Allahü teâlâ babana ecrini versin”

    Korktuklarımızdan emîn eyle

    Hendek gazâsında müşrikler çok şiddetli saldırıyorlardı Hz Ebû Sa’îd-i Hudrî bir ara Peygamberimize yaklaşarak dedi ki:

    - Yâ Resûlallah yüreğimiz ağzımıza gelmiş bulunuyor okuyacağımız bir duâ var mıdır? Peygamberimiz buyurdu ki:

    - Evet var “Yâ Rabbî açık ve korkulu yerlerimizi kapa bizi bütün korktuklarımızdan emîn eyle” diyerek duâ ediniz!

    Hepimiz duâ ettik yalvardık Çok geçmeden şiddetli bir fırtına esti Düşman karargâhını alt üst etti ve düşman hezîmete uğradı dağılıp gitti

    Ebû Sa’îd-i Hudrî hazretleri Resûlullahın devamlı yanında bulunur Ondan birçok hadîs-i şerîf dinlerdi Bu hadîs-i şerîflerin birinde buyuruldu ki:

    (Eshâbıma dil uzatmayınız! Allahü teâlâya yemîn ederim ki sizden biriniz Uhud dağı kadar altın sadaka verse Eshâbımdan birinin bir müd (875 gr) hattâ yarım müd sadakasına yetişemez)

    Babasının şehâdetiyle evin bütün yükü Hz Ebû Sa’îd’in omuzlarına yüklendi Evin geçimini sağlıyacak kimse olmadığı için ailesi bir hayli sıkıntıya düştü Annesi ile birlikte çok sabırlı olduklarından dertlerini sıkıntılarını kimseye söylemezlerdi Aç kaldıkları zaman karınlarına taş bağlayarak açlıklarını gidermeye çalışırlardı

    Bir gün annesi dayanamamış ve “Evlâdım Resûlullah efendimiz kendisine başvuranları hiç geri çevirmiyor onlara yiyecek birşey bulup veriyor Sen de git belki hakkımızda hayırlı olur” diyerek Ebû Sa’îd’i Resûlullaha gönderdi

    Sabırdan üstün rızık yoktur

    Ebû Sa’îd Resûlullahı Eshâbına nasîhat verirken buldu Oturup dinlemeye başladı Bir ara Resûlullah efendimiz buyurdu ki:

    - Kim Allahü teâlâdan başka her şeyden yüz çevirir ve her şeyi Allahü teâlâdan beklerse Allahü teâlâ onu ganî eyler zengin kılar Sabırdan üstün bir rızık yoktur Eğer sabra râzı değilseniz isteyiniz vereyim

    Bu mübârek sözleri işiten Hz Ebû Sa’îd-i Hudrî Peygamber efendimizden bir şey isteyemedi Eve gelip durumu annesine olduğu gibi anlattı

    Ebû Sa’îd-i Hudrî’nin bu hareketinden sonra işleri yolunda gitti Medîne’nin en zenginlerinden oldular

    Ebû Sa’îd-i Hudrî hazretleri Benî Mustalık gazâsına sonra da Hendek gazâsına katıldı Çok kahramanlıklar gösterdi Gösterdiği kahramanlıkları Peygamberimiz pek beğenmişti

    Hz Ebû Sa’îd-i Hudrî Hendek savaşının hafiflediği bir öğle üzeri Resûlullah efendimizden evine kadar gitmek için izin istedi Peygamberimiz izin verip buyurdu ki:

    - Yanına silâhını al! Benî Kureyza Yahûdîlerinin sana zarar vermelerinden korkarım

    Hz Ebû Sa’îd-i Hudrî de emir gereğince silâhlarını alarak evine gitti Hanımı kapıda duruyordu Niçin evde beklemeyip de dışarıda beklediğini sorunca hanımı dedi ki:

    - Niçin bana kızıyorsun? İçeriye gir de gör!

    Eve girdiklerinde yatağın üzerinde kocaman siyah bir yılan yatıyor gördüler

    Müslüman olan cinnîlerden

    Hz Ebû Sa’îd-i Hudrî mızrağını çekip yılana batırdı Sonra yılanı yataktan kaldırınca yatak üzerinde yılanın yerinde bir gencin yatmakta olduğu görüldü Mızrağın ucundaki yılanı bahçeye çıkarıp astılar Yılan titreyerek öldü İçerde yataktaki genç de can çekişerek öldü Yılanın mı yoksa o gencin mi önce öldüğünü tesbit edemediler

    Hz Ebû Sa’îd-i Hudrî hemen gelip Peygamber efendimize hâdiseyi bildirdi

    Peygamberimiz de buyurdu ki:

    - O Medîne’deki Müslüman olan cinnîlerdendir Onlardan bir şey görürseniz onlara oradan gitmesi için üç gün müsâade ediniz! Bundan sonra size tekrar görünecek olursa onu öldürünüz Çünkü o şeytandır

    Ebû Sa’îd-i Hudrî hazretleri 630 senesinde Alkame bin Mahrez’in emri altında küçük bir sefere çıktılar Bu seferi Hz Ebû Sa’îd-i Hudrî şöyle anlattı:

    “Resûlullah efendimiz Alkame’yi bir sefere göndermişti Ben de seferde bulundum Hedefe yaklaştığımız sırada kumandanımız askeri ikiye ayırdı

    Bir kısmını Abdullah bin Huzâfe’ye verdi Ben de onunla birlikte idim

    Her dediğimi yapmalısınız!

    Abdullah bin Huzâfe Eshâb-ı kirâmın kahramanlarından olup çok şakacı bir kimseydi Yolda bir yerde dinlenme molası verildi Ateş yakıldı Kimimiz ateşle ısınıyor kimimiz de ateşte ba’zı işlerimizi görüyorduk Bir ara Hz Abdullah askerlere dedi ki:

    - Sizler bana itaat etmekle vazîfelisiniz öyle değil mi?

    - Evet

    - Öyleyse her dediğimi yapmalısınız değil mi?

    - Elbette yaparız

    - Öyleyse şimdi size emrediyorum ki hepiniz bu yanan ateşe giriniz!

    Bunun üzerine askerlerin çoğu hemen yerlerinden kalkıp ateşe atılmaya hazırlandılar Hz Abdullah yerlerinden kalkan bu askerlerin emre itâatteki gayretlerini görüp çok sevindi ve buyurdu ki:

    - Durunuz! Ben sizin itâatinizi denemek için böyle söyledim

    Bu seferden dönüşte bu ateş hâdisesini Peygamber efendimize anlattık Buyurdular ki:

    - Size bir günâhı emredene itâat etmeyiniz!”

    Ebû Sa’îd-i Hudrî hazretleri şöyle anlatır:

    “Peygamber efendimize bir kimse geldi “Kardeşimin karnında rahatsızlığı var Ne yapayım?” diye sordu Peygamber efendimiz de buyurdu ki:

    - Bal şerbeti içir!

    Soran kimse gidip kardeşine bal şerbeti içirdi Ertesi gün geri gelip kardeşine bal şerbeti içirdiğini ama rahatsızlığının arttığını söyledi Resûlullah efendimiz yine buyurdu:

    - Git ve ona bal şerbeti içir!

    Kusûr kardeşinin karnındadır

    O kimse gitti ve ertesi gün tekrar gelip kardeşine bal şerbeti içirdiğini ve rahatsızlığının daha da arttığını söyleyince bu defa Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:

    - Allahü teâlânın kelâmında yanlışlık olamaz Kusûr kardeşinin karnındadır Git ve ona bal şerbeti içir!

    O kimse bu defa da bal şerbetini içirince kardeşi iyi oldu”

    Ebû Sa’îd-i Hudrî hazretleri duymuş olduğu hadîs-i şerîfleri hemen her yerde rivâyet ederdi Fakat “Hak ve hakîkate hizmette kusûr ederim” endişesiyle ağlardı Rivâyet ettiği herkes tarafından tanınmış olan bir hadîs-i şerîfte Peygamberimiz buyurdular ki:

    - İçinizden biri bir münkeri yasak edileni görürse ve ona eliyle mâni olabilirse hemen ona mâni olsun Eliyle mâni olamazsa diliyle dili ile de mâni olamazsa kalbiyle nefret etsin Bu da îmânın en zayıfıdır

    Hz Ebû Sa’îd-i Hudrî 30 kişilik bir seriyye kumandanlığına getirildi Bu seriyye Medîne’den hareket etti Yolda Müslüman olmayan bir Bedevî grubuna rastladılar ve onlara misâfir olmak istedilerse de kabûl edilmediler

    Reisimizi akrep soktu

    Müslümanlar onların yakınlarında istirahat ederlerken bu Bedevîlerin reislerini bir akrep soktu Oradakiler reislerini kurtarmak için birçok çârelere başvurdularsa da şifâ hâsıl olmadı Bedevîlerden ba’zıları dediler ki:

    - Şu karşıda istirahat eden kâfileye gidip akrep sokmasına karşı yapılacak tedâviyi soralım Belki bilen vardır

    Birkaç kimse Eshâb-ı kirâma gelip sordular:

    - Ey insanlar! Reisimizi biraz önce akrep soktu Bildiğimiz çârelere başvurduk fakat şifâ hâsıl olmadı İçinizde bu işi bilen var mı?

    Ebû Sa’îd-i Hudrî hazretleri dedi ki:

    - Siz bizim talebimizi önce reddettiniz bizi misâfir kabûl etmediniz Hastanızı tedâvi ederim Fakat buna karşılık olarak sizden bir sürü koyun alırız

    Onlar da kabûl ettiler Reisin yanına vardılar Ebû Sa’îd-i Hudrî reisin yarasını sardı yedi defa Fâtiha sûresini okudu Okuma biter bitmez reis hemen ayağa kalktı Artık üzerinde hiçbir hastalık eseri kalmadı

    Bedevîler Eshâb-ı kirâma anlaştıkları sürüyü verdiler Ebû Sa’îd-i Hudrî hazretleri “Bu sürüyü aramızda paylaşalım” diyen Eshâba dedi ki:

    - Hayır! Peygamber efendimize bu hâdiseyi anlatırız koyunları da kendilerine arz ederiz Nasıl emir buyururlarsa öyle hareket ederiz

    Sefer dönüşünde bu hâdiseyi anlattılar Peygamberimiz;

    - Fâtihanın bu kadar te’sîrli bir duâ olduğunu sana kim öğretti? buyurarak taltif ettiler Sonra iyi hareket ettiklerini açıkladılar

    Hz Ebû Sa’îd-i Hudrî şöyle anlatır:

    “Bir gün Peygamberimiz Eshâbına bir şeyler taksim ediyorlardı Bir adam gelip dedi ki:

    - Yâ Resûlallah! Adâlet üzere hareket et!

    Kim adâlet eder?

    Peygamberimiz de buyurdu ki:

    - Ben adâlet etmezsem kim eder?

    Bu hâdise esnasında Hz Ömer de orada idi Bu adama çok kızdı ve Resûlullaha dedi ki:

    - Yâ Resûlallah! Müsâade buyurursanız şu adamın kellesini uçurayım

    Resûlullah ona dönerek buyurdu ki:

    - Hayır bırak! Onun birtakım arkadaşları olacak ki onlar sizin namazlarınızı oruçlarınızı beğenmiyecek Fakat onlar bir ok yayından nasıl çıkarsa dinden öyle çıkacaklardır Bunların içinde öyle bir adam bulunacak ki memelerinden biri kadın memesi gibidir Bunlar insanlar fetret devrinde iken zuhur edeceklerdir

    Bu esnâda “İnsanlar içinde öyleleri vardır ki sen zekâtı dağıtırken seni kaşla gözle muâheze ederler” âyet-i kerîmesi nâzil oldu”

    Hz Ebû Sa’îd-i Hudrî buyurur ki:

    - Ben Peygamberimizin işâret buyurduğu bu adamı Hz Ali’nin Nehrevan seferinde öldürdüğünü gördüm Bu adam aynen Peygamberimizin ta’rîf ettiği gibiydi

    Ebû Sa’îd-i Hudrî hazretleri Hudeybiye Hayber Mekke Huneyn Tebük gazâlarına da iştirak etti Peygamberimizle birlikte 12 gazâya katılmakla şereflendiği açıklanmıştır

    Ebû Sa’îd-i Hudrî Peygamber efendimizin âhırete irtihâlinden sonra Hz Ebû Bekir Hz Ömer Hz Osman’ın halîfelikleri zamanlarında Medîne’de fetvâ ile meşgul oldu 656 senesi Hz Ali’nin zamanında her türlü fitneden uzak olmaya çalıştıysa da bozuk fırkalardan Hâricîlerle yapılan Nehrevan harbine katıldı

    İstanbul'un fethine geldi

    Bir rivâyete göre; Ebû Sa’îd-i Hudrî hazretleri İstanbul’un fethi için gelen asker arasında idi Düşmanlarla çarpışırken Edirnekapı civârında şehîd oldu Kabrini Fatih Sultan Mehmed Han’ın hocası Akşemseddîn hazretleri keşfetti Kabri eskiden kilise olup câmiye çevrilen Kariye Câmiinin bahçesindedir Bir rivâyete göre de; 693 senesinde bir Cum’a günü vefât etti Medîne’de Bakî kabristanına defnedildi

    Hz Ebû Sa’îd-i Hudrî hadîs-i şerîf ve fıkıh ilimlerinde çok üstün derecelere sahipti 1170 adet hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir Hz Ebû Sa’îd-i Hudrî ders verirken çevresinde büyük bir kalabalık hâsıl olur sorulan bütün suâllere cevap verirdi

    Ebû Sa’îd-i Hudrî hazretleri buyuruyor ki:

    Peygamber efendimiz neş’elenip eğlenen ba’zı insanları görünce buyurdu ki:

    - Eğer ölümü düşünseydiniz lezzetler size tatsız gelirdi ve bulunduğunuz şu hâlden ayrılırdınız

    Ebû Sa’îd-i Hudrî şöyle anlatır:

    “Biri Resûlullah efendimizin ardında namaz kıldı Peygamber efendimizden önce rükü’ya varıyor yine ondan önce başını kaldırıyordu Peygamberimiz namazdan sonra:

    - Bunu yapan kim idi? diye sordular O kimse dedi ki:

    - Benim yâ Resûlallah

    Bunun üzerine Peygamber efendimiz (Namazın noksan olanından sakınınız! İmâm rükü’ya vardığında rükü’ya varınız Başını kaldırdığında başınızı kaldırınız) buyurdu”

    En şiddetli sıkıntı

    Hz Ebû Sa’îd-i Hudrî anlatıyor: “Resûlullah efendimizin huzuruna gittim Kadife ile örtünmüş idi Harareti o kadifeden çıkıp his olunurdu Elimizi mübârek bedenine koyamazdık Hayret ettik Buyurdu ki:

    - En şiddetli sıkıntı peygamberlere olur Ama peygamberlerin sıkıntılara sevinmesi sizin ihsânlara sevinmenizden fazladır”

    Hz Ebû Sa’îd-i Hudrî doğru bildiği bir husûsu söylemekten çekinmezdi Çok cesûr fedâkâr ve sabırlı bir zât idi Temiz ve sade bir yaşayışı vardı Böyle olmayı severdi Muhtaç olanlara yardım eder onları evine alıp terbiye ederdi

    Ebû Sa’îd-i Hudrî şöyle anlatır: Resûlullah efendimizden işittim Buyurdu ki:

    (İnsanların yaptıklarını yazan meleklerden başka melekler de vardır Yollarda sokak başlarında dolaşırlar Allahü teâlâyı zikredenleri ararlar Zikredenleri bulunca birbirlerine seslenirler:

    - Buraya geliniz buraya geliniz!

    Nasıl buldunuz?

    Kanatları ile onları sararlar O kadar çokturlar ki göğe varırlar Kullarının her işini bilici olan Allahü teâlâ meleklere sorarak buyurur ki:

    - Kullarımı nasıl buldunuz?

    - Yâ Rabbî! Sana hamd ve senâ ediyorlar ve senin büyüklüğünü söylüyorlar

    - Onlar beni gördüler mi?

    - Hayır görmediler

    - Görselerdi nasıl olurlardı?

    - Daha çok hamd ederlerdi ve daha çok tesbîh ederlerdi ve daha çok tekbîr söylerlerdi

    - Onlar benden ne istiyorlar?

    - Yâ Rabbî! Cennetini istiyorlar

    - Onlar Cenneti gördüler mi?

    - Görmediler

    - Görselerdi nasıl olurlardı?

    - Daha çok yalvarırlardı daha çok isterlerdi Yâ Rabbî! Bu kulların Cehennemden korkuyorlar Sana sığınıyorlar

    - Onlar Cehennemi gördüler mi?

    - Hayır görmediler

    - Görselerdi nasıl olurlardı?

    - Görselerdi daha çok yalvarırlardı ve ondan kurtulmak yoluna daha çok sarılırlardı

    Bunun üzerine Allahü teâlâ meleklere buyurur:

    - Şâhid olunuz ki onların hepsini affeyledim

    - Yâ Rabbî! O zikredenlerin yanında filân kimse zikretmek için gelmemişti Dünya çıkarı için gelmişti

    - Onlar benim misâfirlerimdir Beni zikredenlerle beraberim Onların yanında bulunanlar da zarar etmezler)

    Resûlullah efendimiz buyurdu ki:

    (Mezar ya Cennet bahçelerinden bir bahçe veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur)

    (Yatağına girdiğinde üç kere Estagfirullah el-azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüvel-hayye’l-kayyûm ve etûbü ileyh diyen kimsenin günâhları deniz köpükleri veya Temîm diyârının kumları veya ağaç yapraklarının sayısı veya dünyanın günleri kadar çok olsa da Allahü teâlâ onun günâhlarını bağışlar)

    Allahtan kork!

    Ebû Sa’îd-i Hudrî hazretleri kendisinden öğüt istiyen birine buyurdu ki:

    - Allahtan kork çünkü her şeyin başı Allah korkusudur Cihâda sarıl! Çünkü cihâd İslâm dîninin dünya zevk ve lezzetlerine kapılmama hissidir Allahü teâlayı zikretmeye ve Kur’ân-ı kerîm okumaya devam et ki seni gökte melekler yerde insanlar arasında yaşatacak olan budur Doğruyu söyle bunun dışında da sükûtu tercih et! Bunları yaparsan şeytanı yenersin

    Ebû Sa’îd-i Hudrî hazretleri buyurur ki:

    Resûlullahtan işittim Buyurdu ki:

    (Sizden evvelkiler içinde bir adam vardı Doksandokuz kişiyi öldürmüştü Sonra “Dünyanın en büyük âlimi kimdir?” diye soruşturdu Ona bir râhib gösterildi Bunun üzerine râhibin yanına gitti

    “Doksandokuz adam öldürdüm tevbe etsem kabûl olur mu?” diye sordu Râhib “Tevben kabûl olunmaz” dedi

    Tevbene kim mâni olabilir?

    Bunun üzerine o adam râhibi de öldürdü Onunla yüzü doldurdu Sonra yeryüzü halkının en büyük âlimini sorup araştırdı Ona âlim bir kimseyi tavsiye ettiler Âlime sordu:

    - Yüz adam öldürdüm Tevbe etsem kabûl olur mu?

    Âlim dedi ki:

    - Evet senin tevbe etmene kim engel olabilir? Filân yere git orada Allahü teâlâya ibâdetle meşgul olan insanlar vardır Onlarla beraber Allahü teâlâya ibâdet et Memleketine dönme! Zîrâ orası fenâ bir yerdir

    Bunun üzerine tevbe eden adam yola çıktı Yarı yola vardığında öldü Rahmet melekleri ile azâb melekleri bu adamı almak için geldiler Rahmet melekleri dediler ki:

    - Bu adam candan tevbe ederek geldi

    Azâb melekleri de dediler ki:

    - Bu adam hiçbir iyilik işlememiştir

    Bunun üzerine insan kıyâfetinde bir melek bunların yanına geldi Melekler onu aralarında hakem yaptılar Melek şöyle dedi:

    - İki taraftaki mesâfeyi mukâyese ediniz! Hangi tarafa daha yakın ise adam o tarafındır

    Mesâfeyi ölçtüler Adamı varacağı yere daha yakın buldular Bundan dolayı onu rahmet melekleri aldılar)

    Ebû Sa’îd-i Hudrî buyurdu ki:

    Resûlullah efendimiz hayvana ot verirdi Deveyi bağlardı Evini süpürürdü Koyunun sütünü sağardı Ayakkabısının söküğünü dikerdi Çamaşırını yamardı Hizmetçisi ile birlikte yemek yerdi Hizmetçisi el değirmeni çekerken yorulunca ona yardım ederdi Pazardan öteberi alıp torba içinde eve getirirdi

    Fakîrle zenginle büyükle küçükle karşılaşınca önce selâm verirdi Bunlarla müsâfeha etmek için mübârek elini önce uzatırdı Köleyi efendiyi beyi siyahı ve beyazı bir tutardı Her kim olursa olsun çağrılan yere giderdi

    Güzel huylu idi

    Önüne konulan şeyi az olsa da hafîf aşağı görmezdi Güzel huylu idi İyilik etmesini sever idi Herkesle iyi geçinirdi Güler yüzlü tatlı sözlü idi Söylerken gülmezdi

    Üzüntülü görünürdü Fakat çatık kaşlı değildi Aşağı gönüllü idi Fakat alçak tabî’atli değildi Heybetli idi Ya’nî saygı ve korku hâsıl ederdi Fakat kaba değildi Nâzik idi Cömert idi Fakat isrâf etmez faydasız yere birşey vermezdi Herkese acır idi Mübârek başı hep önüne eğik idi Kimseden birşey beklemezdi Saâdet huzûr isteyen Onun gibi olmalıdır
     

Bu Sayfayı Paylaş