Duygular ve hayeller nedir

'Frmartuklu Soru-Cevap Bölümü' forumunda Kayıtsız Üye tarafından 14 Nisan 2011 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Duygular ve hayeller nedir konusu lütfen bulmama yardımcı olun
     
  2. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    Duygu Nedir?

    Bir yüzyılı aşkın bir süredir psikologlar ve felsefeciler “duygu”’nun ne anlama geldiği konusunda tartışıyorlar. Oxford ingilizce sözlüğü, duygu’yu “herhangi bir zihin, his, tutku çalkantısı ya da devinimi; herhangi bir şiddetli ya da uyarılmış zihinsel durum” olarak tanımlıyor. Amerikalı psikolog Dr. Daniel Goleman duyguyu bir his ve bu hisse özgü belirli düşünceler, psikolojik ve biyolojik haller ve bir dizi hareket eğilimi anlamında kullanıyor. Karşımları, çeşitlemeleri, mutasyonlarıyla yüzlerce duygudan söz edebiliriz. Tüm araştırmacılar aynı kanıda olmasa da bazı kuramcılar temel duygu kümeleri olduğunu öne sürüyor. Bu kümelerin başlıca adayları ve bazı üyeleri şöyle:
    Öfke: hiddet, hakaret, içerleme, gazap, tükenme, kızma, sinirlenme, hınç, kin, rahatsızlık, alınganlık, düşmanlık ve belki de en uç noktada, patolojik nefret ve şiddet.

    Üzüntü: acı, keder, neşesizlik, kasvet, melankoli, kendine acıma, yalnızlık, can sıkıntısı, umutsuzluk ve patolojik olduğunda şiddetli depresyon.

    Korku: kaygı, kuruntu, sinirlilik, tasa, hayret, şüphe, uyanıklık, vicdan azabı, huzursuzluk, çekinme, ürkme, dehşet; patolojik olduğunda isefobi ve panik.

    Zevk: mutluluk, coşku, rahatlama, tatmin, haz, sevinç, eğlenme, gurur, tensel zevk, heyecan, vecd hali, hoşnutluk, kendinden geçme, aşırı zindelik, kapris ve en uç noktada mani.

    Sevgi: kabul görme, dostluk, güven, iyilik, yakın ilgi, sadakat, hayranlık, aşırı tutkunluk, muhabbet.

    Şaşkınlık: şok, hayret, afallama, merak.

    İğrenme: hor görme, aşağılama, küçümseme, tiksinme, nefret etme, hoşlanmama, itici bulma.

    Utanç: suçluluk, mahcubiyet, hayal kırıklığı, pişmanlık, küçük düşme, üzülme, çile ve nedamet.

    California Üniversitesi’nden Paul Ekman’ın keşfine göre belirli yüz ifadelerinden dördünün (korku, öfke, üzüntü, zevk) sinema ya da televizyonla karşılaşmamış oldukları tahmin edilen okuma yazma bilmeyenler de dahil olmak üzere, dünyanın değişik kültürlerinden insanlar tarafından tanınmasının de duyguların evrenselliğini gösterdiğini ileri sürmüştür. Ekman, Yeni Gine’nin ücra yaylalarında tecrit edilmiş halde yaşayan Taş Devri’nden kalma Fore kavmine varıncaya en uzak kültürlerin insanlarına göstermiş ve nerede olurlarsa olsunlar, insanların aynı temel duyguları tanıdığını görmüştür.
    Dr Daniel Goleman da duyguları kümeler ya da boyutlar bağlamında düşünmekte ; öfke, üzüntü, korku, zevk, sevgi, utanç ve benzeri başlıca kümeleri duygusal hayatımızın sonsuz çeşitliliğinin bir kanıtı olarak görmektedir.Bu kümelerden her birinin özünde, temel bir duygusal çekirdek bulunduğunu ve bu çekirdekten temel duygunun akrabalarının sayısız mutasyonlarla halkalar halinde yayıldığını vurgulamaktadır.
    Dr. Goleman dış halkalarda ruh halleri olduğunu; teknik açıdan bunların duygudan çok daha sessiz ve kalıcı olduğunu belirtmektedir.(bütün gün öfkenin hararetine kapılmak ender rastlanan bir durumken, örneğin hırçın ve sinirli bir ruh hali içinde bulunmak o kadar ender görülen bir hal değildir ve bu ruh hali daha kısa süreli öfke nöbetlerini kolayca başlatabilir).
    Ruh halinin ötesinde mizaç, yani insanları melankolik, çekingen ya da neşeli yapan belli bir duygu ya da ruh halini uyandırma eğilimi vardır. Bu tür duygusal yatkınlıkların ötesinde de; klinik depresyon-ya da insanın kendisini zehirleyen bir duruma mahkum olduğunu hissettiği-sürekli kaygı gibi bariz duygu bozuklukları bulunmaktadır.

    DUYGULAR NEYE YARAR?
    Sosyobiyologlara göre duygularımız tehlike, acı bir kayıp, zorluklara karşın bir hedefe doğru ilerleme, eşine bağlanma ve bir aile kurma gibi yalnızca akla bırakılamayacak durum ve görevlerde yol göstericidir. Her duygu bizi bir şekilde hareket etmeye hazırlar; her biri insan hayatında tekrarlanan güçlüklerle baş edebilecek şekilde bizi yönlendirir.
    Sizlere duyguların insanları canları pahasına dahi olsa nasıl yönlendirdiğine dair Amerika’da yaşanan trajik bir olayı aktarmak istiyoruz:
    Beyin felci yüzünden tekerlekli sandalyeye mahkum olmuş on bir yaşındaki kızları Andrea’ya hayatlarını adayan Gray ve Mary Jane Chauncey çiftinin son dakikalarına bir göz atalım. Chauncey ailesi, Louisiana’nın nehir bölgesinde bir çarpma sonucu hasar gören demiryolu köprüsünden nehre yuvarlanan Amtrak treninin yolcularındandı. Karı-koca öncelikle kızlarını düşünerek, Andrea’yı su alarak gittikçe batan trenden kurtarmak için ellerinden geleni yapıp bir şekilde onu camdan iterek kurtarma ekibine ulaştırdılar. Kendileri ise sulara gömülü vagonun içinde can verdiler.

    Bu hikaye, son dakikalarında dahi çocuklarının hayatta kalmasını sağlamak için çabalayan bir anneyle babanın bir tür efsanevi cesaretini anlatıyor. Kuşkusuz tarihimiz çocukları uğruna yaşamlarını feda eden ailelerle ilgili bunun gibi sayısız örneklerle doludur. Böyle bir kriz anında bu tüyler ürpertici kararı veren aile açısından bu sevgiden başka birşey değildir. Duyguların amaç ve gücünü anlatan bu kahramanlık örneği, insana kendini feda ettiren sevginin ve aslında hissedilen her duygunun insan hayatındaki merkezi yerine tanıklık ediyor. Bu durum en derin hislerimizin, tutkularımızın, özlemlerimizin, temel rehberlerimiz olduğunu gösteriyor.
    İnsan doğasını duyguların gücünden soyutlayarak anlamaya çalışmak, üzücü bir dar görüşlülüktür. Salt zekâya, yani IQ’nun ölçtüğü şeye verdiğimiz değer ve önemde çok aşırıya gidildiği uzmanlarca belirtiliyor. Duygular bize hakim olduğu sürece, zekâ-iyi yada kötü-hiçbir yere varamaz.
    İlk etik yasaları ve bildirileri-Hammuarbi Kanunu, Yahudilerin On Emri, İmparator Aşoka’nın Fermanları-duygusal yaşamı yumuşatma, ehlileştirme, evcilleştirme, çabaları olarak görülebilir.Aslında tüm duygular harekete geçmemizi sağlayan dürtülerdir; evrim, yaşamla baş edebilmemiz için bizi acil plan yapabilecek şekilde programlamıştır. Duygu (emotion) sözcüğünün kökü moteredir. Latince hareket etmek anlamına gelen fiile “e-“ ön eki getirildiğinde uzaklaşmak olur ki bu, her duygunun bir harekete yönelttiği fikrini vermektedir.

    Psikologların ve sosyologların günümüzde yapmaya çalıştıkları şey duygunun yerine aklı koymaya değil, ikisi arasındaki akıllı dengeyi bulmaya çalışmaktır. Goleman, eski paradigmanın duyguların çekiminden bağımsız bir akıl idealini içerdiğini, yeni paradigmanın ise bizi zihinle kalbin uyumunu sağlamaya zorladığını belirtiyor ve ayrıca, yaşamımızda zihinle kalbin uyumunu sağlamak için öncelikle, duyguları zekice kullanmanın ne demek olduğunu daha iyi anlamamız gerektiğini vurguluyor.

    Daniel Goleman, Duygusal Zekâ
    Lawrence E. Shapiro, Yüksek EQ’lu bir çocuk yetiştirmek için



    Hayal nedir?

    Hayal etmek keşfetmektir derler. 1.Örnek: Bir zamanlar okyanusların sonsuz uzaklıkta olduğu düşünülürken( Dünya’mızın düz olduğu düşünülürken v.s) Bazı kişiler okyanusların sonunu hayal ederek yaşamışlarıdır. 2. Örnek: Bazıları Kolomb, Zheng, Piri Reis gibi insanlar hayal etmekle kalmayıp; hayallerin peşlerinden giderek, okyanusları aşarak yeni kıtalar keşfetmişlerdir.

    Keşfetmekle kalmayıp dünya haritasını; o zamanın koşullarıyla yönlerini bulmak için (kaybolmamak için) kabataslak olarak çizmişlerdir.

    1. Örnekteki hayal gücünde, okyanuslar sonsuz bir düzlem olarak hayal edilirdi.
    2. Örnekteki hayal gücünde, okyanusların bir birleriyle bağlantılı olduğu ve hatta dünyamızın yuvarlak olduğu ispatlanmıştır. (şu anki zaman diliminde Elips olarak kabul edilir)

    Hayal: Yaşadığımız zamanda mümkün olmayacağını düşündüğümüz fakat başkası tarafından yapılması mümkün olan düşüncelerdir. Bilmediklerimizi bilmek; yapamadıklarımızı yapma isteğidir.
    Bilinmeyenlerle dolu bir âlemde yaşıyoruz.

    1. örnekteki gibi uzayı hayal edersem, 2. örnekteki sonuca mı ulaşırız? Bilinmez.

    1. örnekteki zaman dilimini yaşıyoruz. Fakat 2. örnekteki zaman dilimi için bir hayal temeli oluşturulmuştur. (uzay sonsuz bir düzlem midir? Henüz ispatlanmamıştır.)
    2. örnekteki zaman diliminde olan kişiler hayallerinin peşinden giderek bunu ispatlama çabasında olacaklardır.

    Buradan çıkaracağımız sonuç: 1. örnekteki zaman dilimini yaşıyoruz. Ta ki uzayın sonsuz olup olmadığı ispatlanana kadar.

    Farklı bir bakış açısından bakalım.
    Örnek:
    1.Kişi: Yoksul olan bir çocuğun dondurma yerken kendini hayal etmesi.
    2.Kişi: Durumu iyi olan başka bir çocuğun istediği zaman dondurma v.s gıdasal ihtiyaçlarına sahip olması durumunda; dondurma yerken dondurmayı hayal etmez tadına varır. Fakat tatmadığı dondurma çeşitlerini düşünmeye başlar(bu çocuk için yakın hayal). İleriki günlerde çilekli, muzlu, vanilyalı, çikolatalı v.s dondurma çeşitlerini tadar. Doyum noktasına ulaştığı zaman; dondurma artık hayal olmaktan çıkar. Tat veren bir eğlenceye dönüşür.


    1.Kişi: İlk defa dondurmanın tadına bakan bir çocuk; dondurmanın soğuk ve tatlı olduğunu algılar. Ne çeşit bir dondurma olduğunu düşünmez. İleriki zamanlarda 2. Kişinin düşüncelerine sahip olur.

    Örnek:
    1.Kişi: Bir kuş görür; havada süzülmeyi, kuşlar gibi uçmayı hayal eder.
    2.Kişi: Bulutların üstünde dolaşıp yeryüzüne bakmayı hayal eder.
    3.Kişi: Üstünden geçen uçağın içinde olmayı hayal eder.
    4.Kişi: Uçakta giderken; herhangi bir makineye bağlı olmadan havada süzülmeyi hayal eder.
    5.Kişi: Yerçekiminin kaldırıldığı bir ortamda veya uzay boşluğunda dilediği gibi süzüle bilir. Bu durum kuşlar gibi uçma hissini yaratır. Uçtuğunu düşünür. İlk 4 kişinin hayallerini gerçekleştirmiştir. Fakat Yerçekiminin olduğu bir ortamda; herhangi bir makine desteyi olmadan havada süzülmeyi, kuşlar gibi uçmayı hayal eder.
    6.Kişi: Gelecekteki bir zaman diliminde; Dünyamızda ki yerçekimi kuvvetinin değişmesiyle birlikte. Bir sıçramayla metrelerce yukarıya çıkıp, suda yüzer gibi havada süsülerek; kuşlar gibi kilometrelerce uçabildiğini hayal edelim. (şuan ki zaman diliminde bu olay gerçekleşmediğinden dolayı olması imkânsız bir hayal olarak kabul edilmektedir.)

    Yerçekiminde oluşacak düzensizlikler sonucunda; Dünyamız Ay gibi kurak ve yaşanılması zor bir yer haline gelebilir.

    Yaşadığımız zaman dilimi içerisinde; hiçbir zaman bilinmeyeceği veya olmayacağı düşünülen, gerçekleşmesi imkânsız hayallere Ütopya diye biliriz. 6. Kişi şu an bizim Ütopyamızdır.

    Hayallerde sınır yoktur. Siz sınırda takıldığınız zaman; bir başkası o sınırı rahatlıkla geçmiş olamaz mı? Bilinmeyenlere doğru giderken; düşündüğümüz veya düşüne bildiğimiz kadar hayallerimizde ilerleye biliriz.

    Nasıl ki dilediğimiz zaman hayal kuruyorsak.Her geçen zamanla birlikte her an yeni şeyler öğrenmeye açık olduğumuz için; herkese öğrenci gözüyle bakıyorum.

    Bir öğrenci olduğum için olabilir mi(?)
    Keşfetmekle kalmayıp dünya haritasını; o zamanın koşullarıyla yönlerini bulmak için (kaybolmamak için) kabataslak olarak çizmişlerdir.

    1. Örnekteki hayal gücünde, okyanuslar sonsuz bir düzlem olarak hayal edilirdi.
    2. Örnekteki hayal gücünde, okyanusların bir birleriyle bağlantılı olduğu ve hatta dünyamızın yuvarlak olduğu ispatlanmıştır. (şu anki zaman diliminde Elips olarak kabul edilir)

    Hayal: Yaşadığımız zamanda mümkün olmayacağını düşündüğümüz fakat başkası tarafından yapılması mümkün olan düşüncelerdir. Bilmediklerimizi bilmek; yapamadıklarımızı yapma isteğidir.
    Bilinmeyenlerle dolu bir âlemde yaşıyoruz.

    1. örnekteki gibi uzayı hayal edersem, 2. örnekteki sonuca mı ulaşırız? Bilinmez.

    1. örnekteki zaman dilimini yaşıyoruz. Fakat 2. örnekteki zaman dilimi için bir hayal temeli oluşturulmuştur. (uzay sonsuz bir düzlem midir? Henüz ispatlanmamıştır.)
    2. örnekteki zaman diliminde olan kişiler hayallerinin peşinden giderek bunu ispatlama çabasında olacaklardır.

    Buradan çıkaracağımız sonuç: 1. örnekteki zaman dilimini yaşıyoruz. Ta ki uzayın sonsuz olup olmadığı ispatlanana kadar.

    Farklı bir bakış açısından bakalım.
    Örnek:
    1.Kişi: Yoksul olan bir çocuğun dondurma yerken kendini hayal etmesi.
    2.Kişi: Durumu iyi olan başka bir çocuğun istediği zaman dondurma v.s gıdasal ihtiyaçlarına sahip olması durumunda; dondurma yerken dondurmayı hayal etmez tadına varır. Fakat tatmadığı dondurma çeşitlerini düşünmeye başlar(bu çocuk için yakın hayal). İleriki günlerde çilekli, muzlu, vanilyalı, çikolatalı v.s dondurma çeşitlerini tadar. Doyum noktasına ulaştığı zaman; dondurma artık hayal olmaktan çıkar. Tat veren bir eğlenceye dönüşür.


    1.Kişi: İlk defa dondurmanın tadına bakan bir çocuk; dondurmanın soğuk ve tatlı olduğunu algılar. Ne çeşit bir dondurma olduğunu düşünmez. İleriki zamanlarda 2. Kişinin düşüncelerine sahip olur.

    Örnek:
    1.Kişi: Bir kuş görür; havada süzülmeyi, kuşlar gibi uçmayı hayal eder.
    2.Kişi: Bulutların üstünde dolaşıp yeryüzüne bakmayı hayal eder.
    3.Kişi: Üstünden geçen uçağın içinde olmayı hayal eder.
    4.Kişi: Uçakta giderken; herhangi bir makineye bağlı olmadan havada süzülmeyi hayal eder.
    5.Kişi: Yerçekiminin kaldırıldığı bir ortamda veya uzay boşluğunda dilediği gibi süzüle bilir. Bu durum kuşlar gibi uçma hissini yaratır. Uçtuğunu düşünür. İlk 4 kişinin hayallerini gerçekleştirmiştir. Fakat Yerçekiminin olduğu bir ortamda; herhangi bir makine desteyi olmadan havada süzülmeyi, kuşlar gibi uçmayı hayal eder.
    6.Kişi: Gelecekteki bir zaman diliminde; Dünyamızda ki yerçekimi kuvvetinin değişmesiyle birlikte. Bir sıçramayla metrelerce yukarıya çıkıp, suda yüzer gibi havada süsülerek; kuşlar gibi kilometrelerce uçabildiğini hayal edelim. (şuan ki zaman diliminde bu olay gerçekleşmediğinden dolayı olması imkânsız bir hayal olarak kabul edilmektedir.)

    Yerçekiminde oluşacak düzensizlikler sonucunda; Dünyamız Ay gibi kurak ve yaşanılması zor bir yer haline gelebilir.

    Yaşadığımız zaman dilimi içerisinde; hiçbir zaman bilinmeyeceği veya olmayacağı düşünülen, gerçekleşmesi imkânsız hayallere Ütopya diye biliriz. 6. Kişi şu an bizim Ütopyamızdır.

    Hayallerde sınır yoktur. Siz sınırda takıldığınız zaman; bir başkası o sınırı rahatlıkla geçmiş olamaz mı? Bilinmeyenlere doğru giderken; düşündüğümüz veya düşüne bildiğimiz kadar hayallerimizde ilerleye biliriz.

    Nasıl ki dilediğimiz zaman hayal kuruyorsak.Her geçen zamanla birlikte her an yeni şeyler öğrenmeye açık olduğumuz için; herkese öğrenci gözüyle bakıyorum.



    Alıntıdır
     

Bu Sayfayı Paylaş