Duygular annelerde durduğu gibi babalarda da dursa...Öyle ara sıra uğramasa…

'Çocuklara Masallar Fıkralar' forumunda Mavi_Sema tarafından 26 Haziran 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Duygular annelerde durduğu gibi babalarda da dursa...Öyle ara sıra uğramasa… konusu Duygular annelerde durur. Babalara ne zaman uğrar bilinmez. Bazen ağlayan bir çocuğun acısında, bazen yanaklara süzülen bir damla yaşta çıkar karşınıza babaların duyguları. Kim söylemiştir onlara duygularını gömmeyi bilemezsiniz. Sâkin zamanların duyguları nasıldır diye düşünürsünüz. Hatırlayamazsınız bir türlü. Hiç görmediğiniz gelir aklınıza bu duyguları, hiç tanımadığınız… Sâkin zamanların da duygularının olmasını istersiniz. Yıllar öncesine götürür sizi bu istek.

    Öylesine masum, öylesine çocukça başlamıştı ki oyun… Bu güzel oyunu ani bir çığlığın böleceği kimsenin aklına bile gelmedi başlarken. Çocuksu neşesi sokağa taşıyordu oyunun. Evlerinin bahçesi neşeyi kucaklayamayacak kadar küçük kalmıştı. Bahçe duvarlarının neşeye karşı bu kadar korumasız olduğunu ilk kez görüyordu. Güzel olan her şeyin neşe kadar güçlü olmasını istedi. Duvarların ardına geçmesini her güzelliğin…

    Elim sende oynuyorlardı. Birinin elinin onda kalmasını istemiyordu. Koştu. Kovaladı. Kaçtı. Kendi elinin başkasında kalmasını istiyordu. Güçlü bir elin onu itmesiyle bozuldu her şey. Ansızın düştü bir taşın üstüne. Az önceki güçlü neşenin nereye gittiğini anlayamadı. Kolunda derin bir acı başladı hemen. Önce içine gömmeye çalıştı acısını. İçinin derinliklerine… Olmadı. Başaramadı. O gömmeye uğraştıkça gözyaşı olup taşıyor; hıçkırık olup coşuyordu acı. Oyun arkadaşları sessizce bakıyorlardı ona. Bahçeyi büyüklerin telâşı doldurdu. Kolunu göstererek ağlıyordu.

    “Kolum, şurasından kopmuş gibi acıyor.” diyordu. Dirseğinin koptuğunu ama derinin içinden çıkmadığını düşünüyordu. “Biraz sonra dışarı çıkacak dirseğim..” sözcükleri hıçkırıklarının içinde kayboluyordu. Halası baktı koluna.

    “Yok yavrum bir şey, geçecek..” dedi. Annesinin söyleyecek sözleri bitmişti sanki. Annesinin gözlerindeki acının dirseğindeki acıdan daha fazla olduğunu anladı o an. Küçücük yüreği acıdı. Demek ki duygular annelerin gözlerinde duruyordu.

    “Çıkmış dirseği.”

    Halasının bu cümlesiyle yüreğindeki korku da büyüdü. O da az önce söylememiş miydi dirseğim dışarı çıkacak diye. Demek doğruydu. O görüntüyle karşılaştı gözleri. Daha çok ağladı.

    Yakın yerdeydi Seher Hanımın evi. İyi çıkıkçıydı. Hemen takardı kolu. Nasıl takılırdı kol? Hıçkırıkları arttıkça arttı. Bahçe kapısından çıkıyorlardı ki babasıyla karşılaştılar. Bu saatlerde işte olurdu aslında. İçine bir sıkıntı çökmüş; biraz erken gelmek istemiş eve. Kapı önünde, onun gözyaşlarına karışarak özetlendi konu. Ne olduğunu tam anlamayan babasının da katılımıyla gidildi Seher Hanıma.

    Yakındı evi. Çabuk ulaşıldı. Şöyle bir baktı Seher Hanım.

    “Hıı, çıkmış.” dedi sâkin bir sesle. Ekledi:

    “Takarız şimdi.”

    Birden kolunu öylesine bir eşya gibi hissetti. Pek değer verilmeyen, sıradan, çıkarılıp takılabilen bir şey. Acısını gözyaşlarına boğmuyordu artık. Şaşkınlığının sessizliği örtmüştü acılarını.

    Seher Hanımın bahçesini, çiçeklerinin renkleri dolduruyordu. Bahçenin kapısına yakın duruyordu babası. Şöyle bir iki ovalamadan sonra ansızın çekti küçücük kolunu Seher Hanım. Küüt diye bir sesle irkildi çiçekler. Ses çiçeklerin yapraklarında yankılandı sanki.

    Küüt!

    Onun da yüreği çiçeklerin yaprakları gibi titredi. Korkuya batmıştı tüm bedeni. Babasına baktı öylesine. Babasının yüreğinde bir çiçek solmuştu. Sol yanağında bir damla yaş duruyordu. Sessizliği bozmaktan korkan yaş usulca aktı.

    İlk kez görüyordu babasının gözlerinde yaşı. Artık kolunda hiçbir acı duymuyordu. Sadece yüreğine babasının bir damla gözyaşı batıyordu. Akan yaş küçücük yüreğinde sel oldu. Babalara duyguların ne zaman uğrayacağı belli olmuyordu.

    “Tamam” dedi Seher Hanım, “geçmiş olsun”.

    Nasıl çıktılar o bahçeden, hangi yolları geçip kendi bahçelerine ulaştılar anlamadı. Küçücük eli babasının elinde, babasının gözyaşı yüreğinde, yürümüştü. Geçmişti dirseğinin acısı. Derisinin içinde olmuştu olanlar. Dışarı taşan bir şey yoktu. Babasının gözyaşından başka…

    Yarım saat geçti geçmedi;

    “Haydi” dedi babası, “doktora gidiyoruz. Uydum sizin aklınıza, telâşınıza beni de katıp götürdünüz. Ya koluna bir şey olursa. Affetmem kendimi.”

    “Seher Hanım kaç doktoru cebinden çıkarır ağabey.” dedi halası.

    Babasının kaygılarını bu sözler de yatıştıramamıştı. Çıktılar evden baba kız. Hastanenin kapısında gözlerine baktı babasının. Işığında kayboldu. Sessizce ağladı ansızın. Nedenini bilmiyordu.

    “Korkma yavrum.” diyordu babası gözünden süzülen yaşları silerken. Oysa gözyaşlarının korkuyla hiç ilgisi yoktu. Babasının sevgisini duyuyordu içinde. O an;

    “Korkumdan değil, sevgimden ağlıyorum.” deseydi keşke. Diyememişti.

    Muayene etti doktor. Röntgen çektirdiler. Yokmuş kötü bir şey. Çıkmış kolu ama takmışlar. Biraz kırgındı doktorun sesi:

    “Önce bize getirseydiniz daha iyi olmaz mıydı? Çıkıkçıya gidip bizde sağlamasını yaptırmak oluyor mu hiç?”

    “Haklısınız” dedi babası, “ne deseniz haklısınız.”

    Hastanenin bahçesini geçerken yine babasının elini tuttu. Uzun yıllar sakladı o röntgen filmini. Kolunun değil de babasıyla bütünleşen yüreğinin görüntüsüydü o. Hangi taşınmada atıldı bilmiyor şimdi. Hatırladığında gözleri doluyor.

    Duygular annelerde durduğu gibi babalarda da dursa. Öyle ara sıra uğramasa…

    Çocuklar büyürken bir damla yaş görse babalarının gözünde. O damla, çocuk yüreğinde, çağlayan olsa.

    Büyüdüğünde insan, yüreğindeki sevgi gözünden daha çabuk taşsa…
     

Bu Sayfayı Paylaş