Dua Esmanın Elçisidir / Senai Demirci

'Dualarımız Dua paylaşımları' forumunda Dine tarafından 20 Ocak 2010 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Dua Esmanın Elçisidir / Senai Demirci konusu Dua Esmanın Elçisidir / Senai Demirci

    Dilimizden yükselen, elimizden gelen bir şey gelmediğinde elimizde olan tek şeydir dua Diz kırıp el açıp isteklerimizi sıraladığımız bu özel eylemimiz, aslında tüm bir hayat görüşümüzün kristalleştiği andır Dua edip etmemek, duaya istekli olmak ya da olmamak, duadan ümitlenmek ya da ümitlenmemek gibi ayrıntılar, dua ekseninde bir dünya görüşünü ortaya koyar Dua alışkanlığımız, kendi varlığımıza ve kâinatın varlığına nasıl baktığımızla yakından ilişkilidir Sebeplerin sonuçlara yettiğini sanan bir determinist isek, dua bize fazla gelir, lüzumsuz durur, teknik bir kurnazlıkla isteklerimizi elde edeceğimizi düşünürüz Determinizmi açıkça benimsemesek de, esbabperestlik gizli bir alışkanlığımız haline gelmişse dua vaktini ancak sebeplerin yetmediği özel durumlara, çaresiz hissettiğimiz şartlarla sınırlı tutarız Ancak, Risale-i Nur'un bildiğimiz sözel duanın yanı sıra, bir sonucu elde etmeye yönelik her türlü fiilimizi de bir tür dua olarak tanımlaması, "part-time" bir duacı olmanın yetmediğini gösterir İnsanî iktidarımızın ve irademizin sembolü olan ellerimizi açarak yaptığımız dua, yine ellerimizle yaptığımız her şeyi, elimizden gelen her işi de kapsıyor Yani, ne yaparsak yapalım, dua ediyoruz Bir şeyi istemeye yönelik her eylemimiz, ister dilimizle istemek, ister elimizle işlemek olsun, duadır

    Dilimizle istediğimiz ne kadar "sözel bir dua" ise, elimizle işleyerek bir işin sonuçlanmasını beklemek de o kadar "fiilî dua" sayılmalıdır "Fiilî dua" tanımlamasının, biraz dikkatle bakılırsa, tam da Kur'ân'ın kâinattan bahsediş üslubunun yansıması olduğu görülecektir Kur'ân'da özellikle sebep-sonuç çizgisi hatırlatılarak aktarılan olayları konu edinen ayetlerin sonu esmâ ile bağlanır Söz gelimi, yağmurların gökten indirilmesi, bunun da ardından yerden bitkilerin bitirilmesi ve insan ve hayvanlara buradan rızık çıkarılması anlatılıyorsa, bu işleri yapanın Kadir ve Rahim olduğu da hatırlatılır Yani, hiç elimizin yetişmediği yerlerden yağmurun bize rızık vesilesi olarak indirilmesi, nihayetsiz kudret ve rahmet gerektirir ki, bu rızkı bizim elimize veren ancak Kadir ve Rahim ünvanları olan Biri olabilirhatta ne sadece Kadir olması, ne sadece Rahim olması yetmez, hem Kadir hem de Rahim olmalıdır Burada lehimize gelişen bir olayın eşyanın "doğal" özellikleri sayesinde değil de, Yaratıcının Kadir ve Rahim gibi bizim ihtiyaçlarımıza doğru odaklanan ünvanları sayesinde gerçekleştiğini anlamaya başlıyoruz Buna göre, yağmur konusunda bir duada, bir istekte bulunacaksak, Yaratıcı'ya buradaki gibi Kadir ve Rahim ünvanlarıyla muhatap olmalıyız; meselâ, Gafur ya da Kahhar ünvanları buradaki isteğimize doğrudan ve hemen hitap etmeyebilir Yağmuru yine Kahhar ve Gafûr gibi sayısız isim ve ünvanları olan aynı Yaratıcı'dan ama bu defa O'na Kadir ve Rahim isimleriyle muhatap olarak isteyeceğiz

    Kur'ân'ın bütününde anlatılan her olayın ardında ilgili esmânın zikriyle süregelen bu kılavuz üslup hayatımızda yansımasını bulmalıdır Rabbimiz bizi şefkatle terbiye etme adına, bunu oldukça sade, oldukça anlaşılır bir üslupla anlatıyor bize Meselâ, Yusuf Suresi'nde, Yusuf'a [as] seçkin kılınacağı, rüya tabirinin öğretileceği, ataları İbrahim ve İshak üzerine olduğu gibi, kendisi ve Yâkup oğullarının üzerine peygamberlik nimetinin tamamlanacağı hatırlatıldıktan sonra, "Muhakkak ki Rabbin Alîm ve Hakîmdir" hükmü de hatırlatılır Burada Yusuf Aleyhisselâm'a vaadedilen ve müjdelenen her şey, bu hükümde geçen üç esmânın tecelli alanı içindedir Rabbi tarafından, başına gelenlerle terbiye edilerek, "seçkin kılınacak" olan Yusuf Aleyhisselam'a Alîm ve Hakîm olan Rabbi rüya tabirine kadar varan ilim ve hikmetler öğretecek, böylece üzerindeki peygamberlik nimeti tamamlanacaktır Rabbi Alîm ve Hakîm olduğu için Yusuf Aleyhisselamın başına gelen olumsuz şeylerin de abes, anlamsız, rasgele ve başıboş olmadığı gerçeği de bu hüküm içinde saklıdır Bir de Yasin Suresi'nden örnek verelim: "Güneş de kendisine tayin edilmiş bir yere doğru akıp gider Bu Aziz ve Alîm'in takdiridir" Güneş gibi azametli bir küreyi de ölçüleri ve hükmü altında tutan her kimse, mutlaka büyük bir izzet sahibi [Aziz] ve güneşi ve güneşe bağlı herşeyi nereye doğru götürdüğünü biliyor [Alîm] olmalıdır Güneşin yörüngesindeki hareketleri, ancak Aziz ve Alîm olan Birinin takdiriyle olabilirhatta, ne sadece Aziz olması, ne de sadece Alîm olması yetmez; hem Aziz hem Alîm olmalıdır

    Güneşin her sabah doğuşunu garanti bildiğimiz için gece yarıları Aziz ve Alîm olan Yaratıcı'ya, pratikte bu konuda bir istekte bulunmuyoruz Güneşin doğuşu için dua ediyor olsaydık, onu her sabah Aziz ve Alîm ünvanlarına hitap ederek isteyecektik Şükür ki, güneşe olan ihtiyacımız o kadar açık ki, biz daha ağzımızı açmadan duamızı Rabbimiz sonsuz izzeti ve ilmiyle kabul ediveriyor Peki ya, Yusuf Aleyhisselâm gibi, görünürde aleyhimize gelişen olaylar arasında, bir gün sonrasını bilemediğimiz zamanlar içinde yaşıyorken, Rabbimize hangi ünvanlarla muhatap oluyoruz? İsteğimize göre, duamızın yönüne göre muhatap olacağımız esmâ'yı biliyor muyuz?

    Rabbimize ettiğimiz duaya göre Esmâ değişiyor olmalıdır Kusurlarımızı örtmesini ve bağışlamısını Settâr ve Gafûr isminden, rızkımıza bereket vermesini Rezzak, Kerîm, Muhsin isimlerinden istemeliyiz Yoksa, ciddi bir muhatabiyet hatasına düştüğümüz gibi, ihtiyaçlarımıza karşılık Rabbimizi değişik isimlerle tanıma fırsatını da kaçırmış oluruz

    Bu konuda kendimize alışkanlıklar edindirmek için Kur'ân'daki esma dilini ve özelde peygamber yakarışlarındaki ince dua dilini çözmemiz gerekiyor Böylece her isteğimize cevap vererek Mucîb olduğunu gösteren, dua etmemizi isteyerek ve öğreterek güzel isimlerine bizi susatan Yaratıcımız nazarında asıl "ehemmiyetimiz" gerçekleşmiş olur

    Bizden beklenen sadece dua Duanın adresini bilerek, hitabın yönünü kavrayarak yapılacak dua
     

Bu Sayfayı Paylaş