Dua’nin Manasi Ve Hİkmetİ Nedİr?

'Dualarımız Dua paylaşımları' forumunda =FiRaRi tarafından 9 Ağustos 2008 tarihinde açılan konu

  1. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Dua’nin Manasi Ve Hİkmetİ Nedİr? konusu [ı]cevap:

    Dua; allah’a yalvarmak yakarmak niyaz etmek çağırmak yardım dilemek anlamlarına gelmektedir. Kelime anlamıyla da çağırma demektir. Insan dua ile allah’a yakınlaşır ve ruhen rahatlayıp huzura erer.

    üstad bediüzzaman duanın manası ve hikmeti konusunda şöyle diyor:

    “dua ubudiyetin ruhudur ve hâlis bir imanın neticesidir.
    çünkü dua eden adam duası ile gösteriyor ki: Bütün kâinata hükmeden birisi var ki; en küçük işlerime ıttıla'ı var ve bilir
    en uzak maksatlarımı yapabilir benim her halimi görür sesimi işitir.

    öyle ise; bütün mevcudatın bütün seslerini işitiyor ki benim sesimi de işitiyor. Bütün o şeyleri o yapıyor ki en küçük işlerimi de ondan bekliyorum ondan istiyorum.

    Işte duanın verdiği hâlis tevhidin genişliğine ve gösterdiği nur-u imanın halâvet ve safîliğine bak

    [/ı][ı]“duanız olmazsa rabbim size ne diye değer versin?”( furkan süresi 25/77.)ayetinin sırrını anla

    ve “bana dua edin kabul edeyim”( mü’min süresi 40/60.) fermanını dinle. Eğer vermek istemeseydi istemek vermezdi.” [/ı]

    [ı]yani allah (c.c) dualarımızla istediğimiz şeyleri vermeyecek olsaydı bizlere isteme duygusunu vermezdi.

    Hem midemizin istek ve ihtiyacı olan yiyecek ve içecekleri vermek için mevsimleri değiştirdiğini “baharı erzak yüklü bir vagon” gibi muhaç olduğumuz gıdalarla doldurup imdadımıza gönderdiğini görüyoruz.

    Kullarına böylesine şefkatli ve merhametli olan yüce rabbimiz elbette ve hiç şüphesiz dualarımızla da istediğimiz şeyleri verecektir.

    Diğer taraftan midemizin istek ve ihtiyaçlarını giderdiği gibi ruhumuzun en büyük istek ve ihtiyacı olan ebediyeti rızasını ve cennetini de verecektir.[/ı]

    [ı]“duanın en güzel en latif en leziz en hazır meyvesi neticesi şudur ki:

    Dua eden adam bilir ki birisi var ki; onun sesini dinler derdine derman yetiştirir ona merhamet eder. Onun kudret eli her şeye yetişir.

    Bu büyük dünya hanında o yalnız değil; bir kerim zât var ona bakar ünsiyet verir. Hem onun hadsiz ihtiyaçlarını yerine getirebilir ve onun hadsiz düşmanlarını def' edebilir bir zâtın huzurunda kendini tasavvur ederek bir ferah bir inşirah duyup dünya kadar ağır bir yükü üzerinden atıp “elhamdülillâhi rabbi’l-alemin”der.” [/ı]
     
  2. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    RABBİNİZ: ‘BANA DUA EDİN Kİ SİZE İCÂBET EDEYİM. BANA (DUA VE) İBADET ETMEYİ KİBİRLERİNE YEDİREMEYENLER ALÇALMIŞ OLARAK CEHENNEME GİRECEKLERDİR’ (MÜ’MİN SÜRESİ 40/60.) BUYURDU.”( Tirmizî Tefsir (Mü’min (Gâfir) (2973); Ebû Dâvud Salât 358 (1479).).

    AYRICA DUA ETMEK KİŞİNİN YAPABİLECEĞİ EN KOLAY VE EN GÜZEL İŞTİR. ÇÜNKÜ ABDESTLİ ABDESTSİZ YATARAK OTURARAK GEZEREK ÇALIŞARAK HASILI HER HALDE VE HER ŞARTTA YAPABİLECEĞİ EN KOLAY İBADETTİR.

    DUA YAPAN KİMSENİN DİLİ SÜREKLİ ALLAH’I ANACAĞINDAN KENDİSİNE HAYIR KAPILARI AÇILACAK VE İŞLERİ KOLAYLAŞACAKTIR.

    NİTEKİM İBNU ÖMER (R.A)’DEN RİVAYET EDİLEN BİR HADİSİ ŞERİFTE HZ. PEYGAMBER (S.A.V) DUANIN RAHMET KAPILARINI AÇTIĞINI BEYAN EDEREK ŞÖYLE BUYURMAKTADIR:

    “KİME DUA KAPISI AÇILMIŞ İSE ONA RAHMET KAPILARI AÇILMIŞ DEMEKTİR. ALLAH'TAN İSTENEN (DÜNYEVÎ ŞEYLERDEN) ALLAH'IN EN ÇOK SEVDİĞİ ŞEY AFİYETTİR. DUA İNEN VE HENÜZ İNMEYEN HER ÇEŞİT (MUSİBET) İÇİN FAYDALIDIR. KAZAYI SADECE DUA GERİ ÇEVİRİR. ÖYLE İSE SİZLERİN GÖREVİ DUA ETMEKTİR.”( Tirmizî Daavât 112 (3542)..)


    YİNE EBU HUREYRE (R.A)’DEN RİVAYET EDİLEN BİR HADİS-İ KUDSİ DE RABBİMİZİN ŞÖYLE BUYURDUĞU HABER VERİLMEKTEDİR:


    “KİM BANA DUA EDİYORSA ONA İCABET EDEYİM. KİM BENDEN BİR ŞEY İSTEMİŞSE ONU VEREYİM KİM BANA İSTİĞFARDA BULUNURSA ONA MAĞFİRETTE BULUNAYIM’ DER.” HADİSİN MÜSLİM'DEKİ BİR ŞEKLİ ŞÖYLEDİR: “MELİK BENİM MELİK BENİM. KİM BANA DUA EDECEK?”( Buhârî Tevhid 35 Teheccüd 14 Daavât 13 MüslimSalâtu'1-Müsâfırin 166 (758); Muvatta Kur'ân 30 (1214); Tirmizî Daavât 80 (3493); Ebû Dâvud Salât 311 (1315).)
     
  3. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    [ı]dua konusunda üstad bediüzamanın şu tesbitleri çok önemlidir:

    “hem dua bir ubudiyettir. Ubudiyet ise semereleri uhreviyedir.
    Dünyevî maksatlar ise o nevi dua ve ibadetin vakitleridir. O maksatlar gayeleri değil.

    Meselâ: Yağmur namazı ve duası bir ibadettir. Yağmursuzluk o ibadetin vaktidir. Yoksa o ibadet ve o dua yağmuru getirmek için değildir.

    Eğer sırf o niyet ile olsa; o dua o ibadet hâlis olmadığından kabule lâyık olmaz. Nasıl ki güneşin gurubu akşam namazının vaktidir. Hem güneş'in ve ay'ın tutulmaları küsuf ve husuf namazları denilen iki ibadet-i mahsusanın vakitleridir.

    Yani gece ve gündüzün nurani âyetlerinin perdelenmesiyle bir azamet-i ilahiyeyi ilâna medar olduğundan cenabı hak ibadını o vakitte bir nevi ibadete davet eder.

    Yoksa o namaz (açılması ve ne kadar devam etmesi müneccim hesabıyla muayyen olan) ay ve güneş'in husuf ve küsuflarının inkişafları için değildir.

    Aynı onun gibi; yağmursuzluk dahi yağmur namazının vaktidir. Ve belaların istilası ve muzır şeylerin tasallutu bazı duaların mahsus vakitleridir ki; insan o vakitlerde aczini anlar dua ile niyaz ile kadîr-i mutlak'ın dergâhına iltica eder.

    Eğer dua çok edildiği halde belalar def' olunmazsa denilmeyecek ki: "dua kabul olmadı."

    belki denilecek ki: "duanın vakti kaza olmadı."

    eğer cenab-ı hak fazl u keremiyle belayı ref' etse; nurun alâ nur... O vakit dua vakti biter kaza olur.

    Demek duâ bir sırr-ı azîm-i ubudiyettir. (dua kulluğun azim bir sırrıdır) belki ubudiyetin ruhu hükmündedir.

    Ubudiyet ise hâlisen livechillah olmalı. Yalnız aczini izhar edip dua ile ona iltica etmeli.

    Rububiyetine karışmamalı. Tedbiri ona bırakmalı. Hikmetine itimat etmeli. Rahmetini ittiham etmemeli.

    Evet hakikat-ı halde âyât-ı beyyinatın beyanıyla sabit olan: Bütün mevcudat her birisi birer mahsus tesbih ve birer hususî ibadet birer has secde ettikleri gibi;

    bütün kâinattan dergâh-ı ilahiyeye giden bir duadır. Ya istidat lisanıyladır. (bütün nebatatın duaları gibi ki; her biri lisan-ı istidadıyla feyyaz-ı mutlaktan bir suret talep ediyorlar ve esmasına bir mazhariyet-i münkeşife istiyorlar.)

    veya ihtiyacı fıtrî lisanıyladır. (bütün zîhayatın iktidarları dâhilinde olmayan zaruri ihtiyaçları için dualarıdır ki; her birisi o ihtiyacı fıtrî lisanıyla cevvad-ı mutlaktan idame-i hayatları için bir nevi rızk hükmünde bazı metalibi istiyorlar.)

    veya lisan-ı ızdırarıyla bir duadır ki: Muztar kalan her bir zîruh; kat’î bir iltica ile dua eder bir hâmi-i meçhulüne iltica eder belki rabb-ı rahîmine teveccüh eder. Bu üç nevi dua bir mani olmazsa daima makbuldür.”[/ı]
     
  4. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    [ı]soru : Kuran’da bütün dualara cevap verileceği belirtiliyor. Halbuki dualarımızın çoğu kabul olmuyor?

    Cevap:
    Bu konuyu üstad bediüzzaman şöyle ifade etmektedir:

    “eğer desen: "bir çok defa dua ediyoruz kabul olmuyor. Halbuki âyet umumîdir... Her duaya cevap var ifade ediyor.

    Cevap vermek ayrıdır kabul etmek ayrıdır. Her dua için cevap vermek var; fakat kabul etmek hem ayn-ı matlubu vermek cenabı hakkın hikmetine tâbidir.

    Meselâ: Hasta bir çocuk çağırır: "ya hekim! Bana bak." hekim: "lebbeyk" der... "ne istersin?" cevap verir. çocuk: "şu ilâcı ver bana" der. Hekim ise; ya aynen istediğini verir yahut onun maslahatına binaen ondan daha iyisini verir yahut hastalığına zarar olduğunu bilir hiç vermez.

    Işte cenab-ı hak hakîm-i mutlak hazır nâzır olduğu için kulun duasına cevap verir. Vahşet ve kimsesizlik dehşetini huzuruyla ve cevabıyla ünsiyete çevirir. Fakat insanın hevaperestane ve heveskârane tahakkümüyle değil belki hikmet-i rabbaniyenin iktizasıyla ya matlubunu veya daha evlâsını verir veya hiç vermez.”

    ayrıca bu konuda gelen hadisi şerifler de vardır ki ebû hüreyre (r.a)’tan rivayet edilen bir hadisi şerifte peygamberimiz (s.a.v)’in şöyle buyurduğu nakledilmektedir:

    “acele etmediği müddetçe her birinizin duasına icâbet olunur.

    Ancak şöyle diyerek acele eden var: "ben rabbime dua ettim duamı kabul etmedi.”

    müslim'in diğer bir rivâyeti şöyledir: “kul günah talep etmedikçe veya sıla-i rahmin kopmasını istemedikçe duası icâbet görmeye (kabul edilmeye) devam eder.”

    yine tirmizî'nin rivâyetinde ise şöyledir: “allah'a dua eden herkese allah icâbet eder. Bu icâbet ya dünyada peşin olur ya da ahirete saklanır yahut da dua ettiği miktarca günahından hafifletilmek suretiyle olur yeter ki günah talep etmemiş veya sıla-ı rahmin kopmasını istememiş olsun ya da acele etmemiş olsun.”


    hadisten de anlaşılacağı gibi insan günah ve haram sayılan şeyleri istemedikçe duası kabul olunuyor.[/ı]
     
  5. Google

    Google Özel Üye

    Paylaşım için teşekkürler....
     

Bu Sayfayı Paylaş