Domatesi Pişirerek Tüketin

'Diyet Beslenme' forumunda NeslisH tarafından 11 Kasım 2008 tarihinde açılan konu

  1. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Domatesi Pişirerek Tüketin konusu
    Domatesi pişirerek tüketin

    Antioksidan yoğun bir beslenme ile kanser riskinizi en düşük seviyede tutabilirsiniz.

    [​IMG]
    Amerika’nın en önde gelen kanser araştırmacılarından Dr. Mitchell Gaynor’a göre kanserin tüketilen gıdalarla doğrudan ilişkisi var.

    Antioksidan yoğun bir beslenme programı ile kanser riskinizi en düşük seviyede tutabilirsiniz. Kanser vakalarının düşük seyrettiği Fransa’da halkın sırrı da “akıllı beslenme” formülü.

    Kanserle mücedelede kilit öneme sahip olan bağışıklık sistemimizle ilgili neler söyleyebilirsiniz?

    Bağışıklık sistemimizin faaliyetlerini ikiye ayırabiliriz birincisi Doğal Bağışıklık Sistemi, ikincisi Kazanılmış Bağışıklık Sistemi. Doğal Bağışıklık sistemi vücudumuzun ilk savunma hatlarını teşkil eder. Kazanılmış bağışıklık sistemi ise daha komplike işleri ele alan, belirli düşmanlara karşı savunma geliştiren bir yapıdır.

    Doğal bağışıklık sistemimize derimiz, göz yaşımız, kulak kirimiz bile dahildir. Doğal katil hücrelerimiz ise her an işinin başındadır. Herhangi, sıradan bir hücremiz her gün 10.000 saldırıya maruz kalmaktadır ve alacağımız iyi bir antioksidan takviyesi bu hücrelerin çoğunun zarar almadan günü bitirmesini sağlar.

    Sahip olduğu asil hücrelere “T-cells” denir ve kemik iliğinde oluşurlar. T-hücreleri profesyoneldirler. İhtisas yaptıkları konunun dışına taşmazlar. Görev dağılımını yaptıktan sonra karşılaştıkları her saldırıda çılgınlar gibi çoğalarak savaşırlar.

    Bu anlattıklarınıza bakacak olursak bizlerin hiç hastalanmaması gerek Dr.Gaynor?

    Bağışıklık sistemimiz bazen tam tanımlama yapamaz ve vücudumuzu yabancı bir madde gibi algılıyarak saldırıya geçer. Artirit, Multiple Sclerosis, alerjik reaksiyonlar, bağışıklık sistemimizin sebep olduğu hastalıklardır. Mesela son zamanlarda sık sık işitiğiniz Heliobakter plori... Bu bakteri mide duvarımıza yada ince barsaklarımızın üst kısmına yapışır, üreyi amonyağa ayrıştırarak barsağı tahriş etmeye başlar.

    Tedavi edilmediği takdirde ülsere dönüşeceği kesindir. Ama kanser de söz konusudur. Bu süreçde rol oynayan bir enzim var: COX2 ve bu enzim kanser çalışmalarında çok önemli bir yer tutuyor. COX2 enzimi PGE2 enziminin üretimini kamçılar.

    PGE2 de meme, prostat ve kolon kanserine neden olabilir. Ayrıca, damar tıkanmasına neden olur. Kanserden korunmanız için PGE2’nin seviyesini düşürmelisiniz. Bunun en basit yolu da yağı hayatınızdan çıkarmak yada makul ölçülerde tüketmektir.

    Bağışıklık sisteminiz sizin özel kuvvetlerinizdir, sizin için ölür, öldürür. Ona iyi bakın çünkü o sizin tüm hastalıklara karşı en büyük silahınız, müttefikinizdir. Buna kanser de dahil.!

    Son zamanlarda üzüm çekirdeği extresinin kuvvetli bir kansorejen olduğunu çok fazla duymaya başladım. Doğru mu?

    Pycnogenol ve üzüm çekirdeği extresi. Bu iki maddeden elde edilen aşağı yukarı aynıdır diyebiliriz. Ama benim fikrimi soracak olursanız, ben pycnogenolu tercih ederim. Bu nontoksik bioflavonoid Avrupa’da en çok tüketilen, en çok satılan besin takviyesidir. Pycnogenol suda çözülür ve doğrudan kan dolaşımımıza girer.

    Siz bayanları memnun edecek başka bir özelliği daha vardır bu maddenin. Kolajen eksikliğini giderir. Daha basite indirgersek yılların etkisiyle boşalan, sarkan derimizin yenilenmesinde çok çok etkilidir. Avrupalı kadınların 1960’larda keşfettiği bu bioflavonoidden günde 100 miligramlık bir kapsül almak yeterlidir.

    Kanserden korunmada detoxification’ın (vücudumuzdaki zehirlerden arınma) rolü ne kadardır?

    Çok önemli bir noktaya değindiniz. Hepimizin vücudumuzda kansorejenleri etkisiz hale getirebilecek enzimler taşıyoruz. Sarmısak ve yeşil çayda bulunan antioksidanların bu enzim düzeylerini yükselttiğini biliyoruz. Bu enzimler bütün dokularımızda vardır ama genetik faktörlerden kaynaklanan farklılıklar da mevcuttur. Yani herkes eşit değildir.

    Johns Hopkins Üniversitesinden Katy Helzhauer bu enzimlerin, meme kanseri olan ve olmayan kadınlar üzerindeki etkilerini karşılaştırmış ve şu sonuca ulaşmıştır. Anormal detoxification enzimi geni taşıyan kadınlar, diğerlerine göre 4 kat fazla risk altındadırlar. Bu sonuç önemlidir çünkü bu anormal geni taşıyanların toplumdaki oranı % 45leri bulmuştur. Bu gen sigara sebebiyle oluşan akciğer kanserlerinde de aynı etkiye sahiptir.

    D VİTAMİNİ MEME KANSERİ RİSKİNİ YÜZDE 20 AZALTIYOR

    Sizi beklerken okuduğum bir makalede vitamin D ve meme kanseriyle ilgili önemli bir gelişmeden söz ediliyordu, nedir bu gelişme?

    Son araştırmalarda ortaya çıkan çok önemli bir gelişme bu aslında. Gıdalar ve güneş ışığından sağlanan vitamin D nin meme kanseri riskini % 20 azalttığı kesinlik kazandı. Üstelik östrojen ve progesteron hormonlarına pozitif tümörlerin gelişiminde de bu riski düşürüyor.

    Dünyada her yıl bir milyondan fazla kadına meme kanseri teşhisi konuluyor ve bunların çok büyük bir kısmıda hormon reseptörleri pozitif tümörlü kanserler. Bu konudaki çalışmaları daha sağlam temellere oturtmak için yapılan bir diğer çalışmada Kanada’da yapıldı.

    Meme kanseri teşhisi konulmuş ve D vitamini kullanan 759 kadın ve yine D vitamini alan 1135 sağlıklı kadın karşılaştırmaya tabii tutulmuştur. Araştırmacıların açıkladığı sonuçlar şöyle Yüksek dozlarda vitamin D takviyesi tümörlerin oluşma riskini % 24 oranında azaltmıştır.

    SİYAH ÜZÜME EVET YER FISTIĞINA HAYIR

    Fransızlar çok yağlı beslenip, çılgın gibi sigara ve şarap içiyor. statistiklere baktığımızda kalp hastalıklarının pek çok ülkeye göre çok az olduğunu görüyoruz. Aynı sonuçlar kanser içinde söz konusumu acaba?

    Amerika ile kıyaslarsak evet kansere yakalanma oranlarıda daha düşük. Garip ama bu sonuçların hepsi çılgın gibi içtikleri şaraba dayanıyor. Özellikle kırmızı şarap, içinde barındırdığı antioksidanlarla (tanin, fenol, epicatechin) kan inceltici görevi yapıyor ve tabi ki kalp hastalıklari riskinide azaltıyor.

    Şarabın içinde bulunan bir başka sağlıklı madde daha var. Resveratrol... Aynı zamanda kanserle de mücadele ediyor. Resveratrol bir çok gıdada bulunuyor ama yüksek miktarlarda bulunduğu iki besin çeşidi var. Kırmızı üzüm ve yer fıstığı. Yer fıstığını size tavsiye etmiyorum, hem çok yağlı, hem de içinde aflatoksin isimli kansorejeni barındırıyor.

    (Bir söylentiye göre Saddam Hüseyin 1991 deki körfez savaşında bu toksini Amerikan askerleri üstünde kullanmış!) Ama kırmızı üzümü hepinize şiddetle tavsiye ederim. Özellikle soğuk ve nemli ülkelerin üzümlerinin daha fazla resveratrol içerdiğinide belirtmek isterim.

    Yani Fransa,Kanada gibi. Resveratrolun, enflamasyonu tetikleyen COX2 enzimini durdurma etkisindende söz etmeliyim tabiî ki.(Enflamasyonu tetikleyen ve kansere yol açan enzim.)Ayrıca kötü kolestrol olarak adlandırılan LDL üzerinde de olumlu etkileri vardır.

    UYARI: Alkolün meme kanserine yol açan faktörlerden biri olduğu kanıtlanmıştır. Kadınlar alkol tüketimini minimuma indirmelidirler. Şarap içmek yerine günde 1000 mikrogram resveratrol kapsülünü bir bardak üzüm suyuyla beraber almaları tavsiye edilir. Şarap açıldıktan sonra dışarda bekletilirse bir gün içinde içersindeki resveratrol buharlaşır, buzdolabında saklanırsa yaklaşık 1 hafta dayanır.

    DOMATESİ PİŞMİŞ YEMELİSİNİZ

    Dr. Gaynor, yine son zamanlarda kanserden korunmanın yolu olarak koyu renkli, özellikle de kırmızı sebze ve meyveleri tüketmemiz gerektiği söyleniyor? Siz ne diyorsunuz?

    Karoten ailesinden söz ediyorsunuz. Karotenler yağda çözülen pigmentlerdir. Kimyasal akrabalarının adı A vitaminidir. 600 kadar karoten içeren bitkinin içinden 50 kadarının böbreklerimizde A vitamine çevrilebilme özelliği olduğunu biliyoruz. A vitamini bağışıklık sistemimiz için en önemli vitamindir, enfeksiyonlarla savaşır, hücre yapısının bütünlüğünde önemli rol oynar.

    Fakat fazla alınan A vitamini tok¤¤¤¤¤¤. LİK, kırmızı bir pigmenttir ve domates, havuç, kayısı, kırmızı biber, greyfut ve karpuzda bolca bulunur. Beyler, prostatınız domatese bayılır.Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, artan likopen tüketimi eşittir düşük prostat kanseri riski.

    Eğer her hafta 10 porsiyon dometesli gıda alırsanız prostat kanseri riskinizi % 45 azaltırsınız. Beslenme uzmanlari genellikle sebze ve meyveleri çiğ tüketmemizi tavsiye ederler ama bu likopen için tam tersidir. Pişmişi çok daha etkilidir, çünkü sindirim sistemimizin, çiğ domatesten alabildiği likopen miktarı çok düşüktür.

    Protein ve liflerin içinde kilitli duran karoten pigmentleri ancak pişirilince serbest kalır. LUTEİN ve ZEAXANTHİN, bu iki karoten çeşidi daha çok kara lahana, yeşil lahana, ıspanak, mısır ve sarı renkli sebzelerde bulunur ve meme kanseri riskini düşürür.

    VİTAMİN-MİNERAL TESTİ YAPTIRIN

    Kansere karşı koruyan bitkileri kullanırken miktarlarını nasıl ayarlamalıyız?

    Tabiiki herkes için aynı miktarlar söz konusu değil. Bir kişinin folik asit miktarı tehlikeli seviyelere düşmüşken bir diğerininki gereğinden fazla yükselmiş olabilir. Günümüzde vitamin-mineral seviyelerimiz tespit edebilen testler mevcuttur. Bu testlerin neticesine göre planlama yapmak daha akılcıdır.

    Lüzumlu miktarların tespitinde, yaşadığınız çevre, genetik yapınız, emilim yapma kapasiteniz de etkendir. Örnek olarak tekrar sigara tiryakilerine döneceğim. Sigara insan vücudunda depolanmış tüm antioksidanları tüketir, daha da kötüsü detoksifikasyon enzimlerimizden olan (kansorejenleri elemine eden enzimler) glutathionenin eksilmesine de sebep olur. Sonuç akciğer kanseri. Burada göstermek istediğim miktar tespitinde yasam biçimimizin ne kadar belirliyici olduğudur.
     

Bu Sayfayı Paylaş