Dokunmak, Büyülemek

'Diğer Resimler' forumunda Mavi_Sema tarafından 20 Ocak 2010 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Dokunmak, Büyülemek konusu Dokunmak, Büyülemek

    Parmak uçları, ses uçları ve ışık uçları, dokunur ve seni gelecek zamana hapseder. Büyülenmişsindir. Şeylerin şeyler arasındaki gizli yakamozu gölgesiz âlemde bin binlerce bin titreşim yapar. Mali’de Dogon kabilesi bilicisi, parlak güneşin altında, çölün parlak kumları üzerine kehanet çizgilerinden bir matris çizer. Sonra geceye bırakır.

    [​IMG]

    Dogon bilicisi kehanet haritasını çiziyor.


    Geceleyin tilki gelecek, kuma dikilmiş küçük sopa işaretleri arasında dolaşacak ve ayak izlerini bırakacaktır. Gelecek zamanın patikası böylece ortaya çıkacaktır. Batı Afrika'da ya da burada, gelecek zamanımız bu şekilde çizilir aslında. Biz uyuduğumuzda bir tilki ya da başka bir hayvan geçmişimizin izlerinde dolaşır ve gelecek zamanımızın yapışkan, örümceksi ağını hazırlar. Büyücü, benzer işaretlerin benzer işaretler doğuracağını bilir. Benzer etkiler, kendi benzer nedenlerine benzer. Büyücü şunu da bilir ki, bir kez birbirine dokunmuş şeyler, fiziksel temas kesildikten sonra da, birbirlerini uzaktan etkilemeye devam ederler. Büyücü, bu gizli sırra dayanarak şeyler arasında gizli dokunmalar yaratır. Büyücü, yalnızca şeylerin birbirine dokunduktan sonra aralarında kurulan ve gelecek zamana taşınan birliğiyle yetinmez. Düşünceler de bir kez birbirine dokunduğunda, devamlı olarak dokunma halinde kalır. Şeyler, uzaktan, ama gizli bir yakınlıkla, birbirlerini duygusal olarak etkiler. Nias Adası'nda, bir yabandomuzu kendisi için hazırlanmış tuzak çukura düşünce, hayvan çukurdan çıkarılır, ağaçtan düşmüş dokuz yaprakla sırtı ovulur, dokuz yaprak nasıl ağaçtan düşmüşse dokuz domuzun daha çukura düşeceği bilinir. Düşer mi? Düşmese niye yapsınlar ki! Nicelik, aynılığın sayı-bilgisidir, dokuz dokuzdur, hep dokuzdur, sonsuza kadar dokuzdur. Bütün dokuzlar arasında yakın bir ilişki vardır. Sekizler ve on sekizler arasında da. Ortaçağ dervişlerinin mantıkları ise büyücülere benzemekle birlikte farklı bir kabule dayanıyordu. Onlar için, her şeyin bir canı vardı. O yüzden her şeyle görüşüyorlar, yani her şeyi öpüyorlardı. Dervişler yerin de bir canı olduğunu, alnının üzerinde bizi taşıdığını söylüyorlardı. Bu yüzden bastıkları yeri rencide etmemek için adımlarını usulca atıyorlardı
     

Bu Sayfayı Paylaş