Diyojen Sendromu

'Psikoloji' forumunda Dine tarafından 1 Mart 2010 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Diyojen Sendromu konusu
    Diyojen Sendromu


    GİRİŞ:

    Teknolojik gelişmelerin insanları daha bireysel yaşamaya itmesi tıbbi gelişmelerin insan ömrünü uzatması yaşlı nüfusundaki artışa ve toplumun bu insanların çok değişik problemleri ile yüz yüze gelmesine neden olmuştur.Yaşlıların sosyal ve işlevsel kapasitelerindeki azalmanın yarattığı başka insanlara bağımlılıktan kurtulma çabaları ihmal edilmişlik ve yalnızlık duygusu bu insanlarda ileri psikolojik sorunların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Bu sorunlardan en uç noktada bulunanlardan ve medya-tiklerinden birisi de Diogenes sendromudur. "Toplumumuzda da yalnız yaşayan yaşlı nüfusun artmasıyla son zamanlarda medyanın da ilgisini çeken bu olgulardan ilginç bir tanesi de hastanemizin çeşitli birimlerinin ortak çabası ile tedavi edilmiştir. Biz de bu olgu nedeni ile elde ettiğimiz bilgileri aktarmak amacı ile bu yazıyı hazırladık.​

    OLGU SUNUMU:

    Olgumuz 65 yaşında annesi ile birlikte yaşayan bir bayan hastadır ve bilinen başka bir akrabası ya da görüştükleri dostları olmayan hastanın evine mahalle sakinlerinin şikayeti ve belediye çalışanlarının müdahelesi sonucu girilmiştir. Hastanın hayatta olmayan emekli bir Silahlı Kuvvetler mensubunun eşi olduğunun tespit edilmesi üzerine GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi dahiliye yoğun bakım ünitesine yatırıldı. Komşularından alınan bilgiye göre: hasta 28 yıldan beri bir doktor ya da hastaneye herhangi bir şikayetle gitmediği öğrenildi. Eşi 28 yıl önce öldükten sonra annesi ile yaşamaya başlayan hasta son beş yıldır da çevrede bulduğu atık malzemeleri evinde toplamaya başlamıştır.Yapılan ilk değerlendirilmesinde; ileri derecede ajite olan hastanın belirgin derecede kütü koktuğu görüldü. Hasta 50 kg olup öz bakımı ve giyimi oldukça kötü durumdaydı. Bu koşullarda muayenesinin yapılamayacağı anlaşılan hastanın öncelikle temizlenmesine karar verildi. Temizlik işleminden sonra hastaya intravenöz 5 mg diazem uygulandı. Yapılan muayenesinde ateşin 38°C nabzın 92 vuru/ dak tansiyon arteryalin 100/65 mmHg olduğu bulundu. Hastanın sol memesinin muayenesinde meme dokusunun tamama yakınının yüzeyi ülsere enfekte akıntılı hemorajik bir tümör dokusuna dönüşmüş olduğu görüldü.Derin 20 cm genişliğinde olan yaranın kendiliğinden kanadığı dikkat çekti. Hastanın genel sistemik muayenesinde oskültasyonda sol akciğer alt zonlarda inspiryum sonunda duyulan raller dışında patolojik bir bulgusu olmadığı saptandı.Laboratuvar değerlendirilmelerinde; ciddi demir eksikliği anemisi (hemoglobini gr/dL.hemotokrit: %11. 8. MCV: 73. 8 fl ) ve lökositoz (beyaz küre: 10. 300/mm3 ) dışında patolojik bulgusu yoktu. Direkt akciğer grafisinde sol parahilar bölgede pnömonik olduğu düşünülen infiltratif bir bölge saptandı. Hastaya bu bulgularla pnömoni demir eksikliği anemisi ve meme kanseri öntanıları konularak levofloksasin 500 mg/gün ile birlikte 4 ünite eritrosit süspansiyonu replasman tedavileri uygulandı.Sürekli olarak kendisinin iyi olduğunu bitkilerle yarasını tedavi edebileceğini söyleyen hastanın yapılan psikiyatri konsültasyonu sonucu psikoz tanısı konuldu ve anti-psikotiklerle tedavi altına alındı. Hastanın bu ilk tedavisinden sonra hastanın anamnezi derinleştirilince sokaklarda sürekli dolaştığı çok ilkel yaşadığı ve çöp toplama (syllogomania) davranışının da olduğu ortaya çıkarıldı. Bu anamnez sonucu hasta için Diyojen sendromu tanısının daha uygun olacağı sonucuna varıldı.Bu arada hastanın sol memedeki ülsere Iezyonuna patoloji servisince ince iğne aspirasyon biyopsisi uygulandı Bu incelemede sitolojik tanısı malign olarak değerlendirilen hastanın genel durumu düzelip ateşinin kontrol altına alınmasından sonra bu lezyonun incelenmek ve tedavi edilmek üzere genel cerrahi servisine nakil edilmesi uygun görüldü. Genel cerrahi servisinde ülsere meme kanseri olduğu düşünülen hastadan alınan doku biyopsisi sonucu bu ön tanıyı destekledi ve patolojik (anısı invazif duktal karsinoma olarak rapor edildi. Bunun üzerine hastada yapılan metastaz taramasında servikal T5-8'de ve femur boynunda kemik metastazı saptandı. Olgu metastatik olduğundan mastektomi yapılmayıp yarayı kapatmaya yönelik geniş bir wedge rezeksiyon uygulanarak onkoloji servisi tarafından kemoterapi verilmek üzere taburcu edildi.Halen Bakım ve Huzur Evinde zorunlu olarak kalan hastanın takibine devam edilmektedir​

    TARTIŞMA:

    Diyojen (4127-323 MÖ) Sinoplu bir gençti. Sahte para ürettiği için kötü şöhreti olan bir sarrafın oğluydu. Bu sebeple Sinop'u terk etmek zorunda kaldı ve Atina'ya gitti. Antisthenes'inin yanında filozofi eğitimi gördü. Fakat ondan bütünüyle farklı bir felsefe geliştirdi. Diyojen bir köpek gibi yaşamaya karar verdi böylece "kynikos (köpeksi) adını aldı; dinde davranışta giyinmede barınmada yiyecek ve terbiyede olsun bütün geleneği reddetti. Her ne kadar bir fıçı içinde dolaştığı söylenirse de aslında sokaklarda cenazeler için kullanılan toprak bir kapta yaşadığı daha kuvvetli ihtimal gibi görünmektedir.Zaman içerisinde Diyojen bu tip yaşayan insanlar için bir y kıştırma olmuştur. Bu benzetme psikiyatride de kullanılmaya başlanmış ve kendilerine bakmayan bu insanlar Diyojen’e benzetilerek hastalıklarına "Diyojen sendromu" adıverilmiştir.Bu hastalar normalde sosyokültürel seviyesi yüksek insanlar olup bu tip bir davranış bozukluğuna çok yavaş geçerler.İlk olarak etrafında olup bitenlerle temasını kesen hastanın zaman içerisinde diğer sosyal duygularında çöküş gelişir. Bu olgular çoğunlukla kir pas içinde dağınık bir ortamda yaşayan hiçbir utanma duyguları olmayan insanlardır. Çöp toplama (syllogomania) da bazen görülebilir. Genellikle yalnız yaşarlar ya da etraflarındaki yakınlarının farkında değildirler. Hayat standartları çok düşüktür kesinlikle yardım kabul etmezler.Beslenme bozukluklarına bağlı problemler (demir protein Ca++ vs. eksiklikleri) sıklıkla mevcuttur. Özellikle kadınlar arasında mortalite yüksektir (5 yıllık survi %46).Anti-psikotik tedavilere iyi cevap verirler. Olguların büyük çoğunluğu iyi ailelerden gelen hayat standartları yüksek insanlardır. Normal yaşantılarında da emosyonel olarak değişken agresif belli bir gruba ait olmaya çalışan ve gerçek ile problemleri olan insanlardır. Bu nedenle sendromun erken yaşlarda yaşanan bir strese cevap olarak geliştiği de söylenir.Aslında bu tür olgularla ilgili bilgiler oldukça sınırlıdır. Hastalar çoğunlukla kimsesiz entellektüel seviyeleri yüksek insanlar olduklarından toplumdan yavaş yavas koparlar ve yoklukları toplum tarafından hissedilmez. Hastalıkları son noktaya ulaştıklarında ise Diyojen misali tek istekleri "Gölge etme başka ihsan istemez. " olduğundan toplum da onları çok umursamaz. Ne zaman ki bir şekilde saldırgan olur diğer insanlar onlardan korkar pis halleri çevrelerini rahatsız eder o zaman toplumun ilgisini çekerler. Bu durumda da bizim olgumuzda olduğu gibi çoğunlukla organik sorunlar ön plana çıkmakta ve hastaların içlerinde bulundukları ruh halleri göz ardı edilmektedir.Diyojen sendromu yaşlanan toplumlarda uç bir hastalık gibi durmaktaysa da aslında bu hastalar toplumun kimsesiz olan bu tip insanlara karşı ne kadar duyarsız olduğunun bir yansımasıdır. Bütün olarak incelenmesi gereken bu insanların sayısının günün koşulları içerisinde daha da artacaktır. Olayı daha ötelediğimizde bu olguların sosyolojik olarak toplumun geriatrik hastalara bakışının bir prototipini oluşturduğu görülecektir. Normal yaşantılarında aslında son derece entellektüel olan bu insanlarda zaman içerisinde bu tip davranıp bozukluklarının gelişmesinin toplumun duyarsızlığından kaynaklandığı tarafımızca düşünülmektedir. Geriatrinin gelişmesinin ve ilgi alanlarının çeşitlenmesinin özellikle bu grup hastalar üzerinde olumlu etki göstereceğini düşünmekteyiz.​
     

Bu Sayfayı Paylaş