divan edebiyatinazim şekilleri Divan Edebiyatı Nazım Şekilleri Şiir Türleri

'Öğretmenlerimizin Bölümü' forumunda Mavi_Sema tarafından 26 Haziran 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    divan edebiyatinazim şekilleri Divan Edebiyatı Nazım Şekilleri Şiir Türleri konusu
    DİVAN EDEBİYATINAZIM ŞEKİLLERİ


    BEYİTLERLE KURULANLAR


    GAZEL

    Divan Edebiyatı nazım şekillerindendir. Kelime olarak kadınlarla âşıkâne sohbet etmek, konuşmak anlamına gelir.

    Terim olarak aşk, şarap, tabiat ve kadın konularını işleyen şiirlere denir. Kendi başına bir nazım şekli olarak, İran ve Türk Edebiyatı'nda ortaya çıkan gazel, beyitler halinde yazılır ve beyit sayısı beş ile onbeş arasında değişir.

    Türk Divan Edebiyatı'nda;çok yaygın olarak kullanılan bir nazım şeklidir. Hemen hemen aruz'un her kalıbıyla yazılır. Birinci beyit kendi arasında kafiyeli, diğer beyitlerin birinci mısraları serbest, ikinci mısraları birinci beyit ile kafiyelidir. Kafiye düzenini şematik olarak belirtmek gerekirse aa / ba / ca / da / ea / fa şeklinde ifade etmek mümkündür. Gazellerde beyitler arasında mana birliği olabileceği gibi, her beyit ayrı bir konuyu işlemiş de olabilir.

    Gazellerde aşk duyguları, şarap âlemleri, tabiat güzellikleriyle birleşmiş bir şekilde, canlı ve akıcı bir üslûpla dile getirilir.

    Gazelin ilk beyitine matla, son beyitine makta adı verilir. Matla beyitinden sonra gelen beyite hüsn-i matla, makta beyiti'nden bir önceki beyite ise hüsn-i makta denir. En güzel beyitine beyt'ül gazel, beyitleri arasında konu birliği bulunan gazellere yek-ahenk gazel, her beyiti aynı mükemmellikte söylenmiş olan gazellere ise yek-avaz gazel denir.

    Mısra sonlarındaki kafiyelerden ayn olarak "mısra içlerinde de kafiye bulunan gazellere musammat gazel adı verilir. Değişik konularda yazılmış olmakla beraber, gazeller genellikle birer aşk şiirleridir. Sevgi bitmez tükenmez temasıdır. Gazellerin isimlendirilmeleri ya rediflerine göre veya ilk mısralarına göre olur. Ayrı kelime halinde redifleri olan gazeller bu rediflerine göre, olmayanlar ise ilk mısralarına göre adlandırılır.

    Divan edebiyatının en yaygın kullanılan nazım biçimidir. Önceleri Arap edebiyatında kasidenin tegaüzzül adı verilen bir bölümü iken sonra ayrı bir biçim halinde gelişmiştir. Gazelin beyit sayısı 5-15 arasında değişir. Daha fazla beyitten olaşan gazellere müyezzel ya da mutavvel gazel denilir. Gazelin ilk beyti "matla", son beyti ise "makta" adını alır.

    Matla beytinin dizeleri kendi aralarında uyaklıdır (musarra). Sonraki beyitlerin ilk dizeleri serbest ikinci dizeleri ilk beyitle uyaklı olur. Birden fazla mussarra beytin bulunduğu gazel "zü'l-metali", her beyti musarra olan gazel ise "müselsel" gazel adıyla bilinir. İlk beyitten sonraki beyte "hüsn-i matla" (ilk beyitten güzel olması gerekir), son beyitten öncekine "hüsn-i makta" (son beyitten güzel olmalı gerekir) denir.

    Gazelin en güzel beyti ise "beytü'l-gazel" ya da "şah beyit" adıyla anılır. Bunun yeri ya da sırası önemli değildir. Bazı gazellerin matlasını oluşturan dizelerden birinci ya da ikincisinin matkasının ikinci dizesi olarak yenilenmesine "redd'i-matla" denir. Şair mahlasını (şairin takma adı, ya da tanındığı ad) maktada ya da "hüsn-i" maktada söyler. Bu durumda beyit ikinci bir adla "mahlas beyti" ya da "mahlashane" olarak anılır. Şairin mahlasını tevriyeli kullanmasına "hüsn-i tahallüs" denir.

    Dize ortalarında uyak bulunan gazele musammat, sonu getirilmemiş ya da beyit sayısı 5’in altında bulunan gazellere de "natamam" gazel denir. Başka şairlerin birkaç dize ekleyerek bend biçimine dönüştürdüğü gazellere "tahmis", "terbi" adı verilir. Bütün beyitlerinde aynı düşüncenin ele alındığı gazeller "yekahenk gazel", her beyti öncekinden ustalıklı biçimde söylenmiş gazeller de "yekavaz gazel" olarak adlandırılır.

    Gazeller konularına göre de çeşitli isimlerle tanımlanır. Aşka ilişkin acı, mutluluk gibi içli duyguların dile getirildiği gazeller "aşıkane", içki, yaşama boş verme, yaşamdan zevk alma gibi konularda yazılanlara "rindane" denir. Aşıkane gazellere en iyi örnek Fuzuli’nin gazelleri, rindane gazellere en iyi örnek ise Baki’nin gazelleridir. Kadınları ve ten zevklerini konu edinen gazeller ise, örneğin Nedim’in gazelleri, "şuhane", öğretici nitelikli gazellere, örneğin Nabi’nin gazelleri, "hakimane gazel" denir.

    Gazeller eskiden bestelenerek okunurdu. Özelikle bestelenmek için yazılmış gazeller de vardır. Gazelleri makamla okuyan kişilere "gazelhan", gazel yazan usta şairlere ise "gazelsera" adı verilir.

    Gazel, Türk müziğinde ise şiirin bir hanende tarafından doğaçtan seslendirilmesidir. Sesle taksim olarak da bilinir.Divan sözcüğünün sözlük bakımından iki anlamı vardır: Belli bir kalıpla yazılan ve besteyle okunan şiir türüne divan denir. Kalıp "failatün failatün failatün failün" şeklindedir. Divan sözcüğü, ikinci olarak, divan tarzında şiir yazan sanatçıların eserlerini topladıkları kitap anlamına gelir. Divan, klasik Türk müziğinde ise en az üçer kıtalık şiirlerden bestelenen şarkıları tanımlar.

    GAZEL
    Benî candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
    Felekler yandı âhımdan murâdım şem’i yanmaz mı

    Kamû bîmârınâ cânan devâ-yî derd eder ihsan
    Niçin kılmaz manâ derman menî bîmâr sanmaz mı

    Gamım pinhan dutardım ben dedîler yâre kıl rûşen
    Desem ol bî vefâ bilmen inânır mı inanmaz mı

    Şeb-î hicran yanar cânım töker kan çeşm-i giryânım
    Uyârır halkı efgaanım karâ bahtım uyanmaz mı

    Gül’î ruhsârına karşû gözümden kanlu âkar sû
    Habîbım fasl-ı güldür bû akar sûlar bulanmaz mı

    Değildim ben sanâ mâil sen etdin aklımı zâil
    Bana ta’n eyleyen gaafil senî görgeç utanmaz mı

    Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır
    Sorun kim bû ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı

    Fuzûlî

    KASİDE

    Kasideler, genellikle birini övmek ve yermek amacıyla yazılan şiirler, daha çok din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan divan edebiyatı şiirlerdir. Kaside şairlerine kaside-gü (kaside söyleyen), kaside-sera ya da kaside-perdaz (kaside yazan) denir. Çok katı bir kalıpla yazılan kasideler, 6 bölümden oluşur

    Türk edebiyatında 13. yüzyılda kullanılmaya başlanır. Nazım birimi beyittir. Beyit sayısı 33-99 arasında değişir. Kasidenin ilk beyitine matla denir. Şair kasidesi içinde matlayı tekrar ederse tecdid-i matla denir. Matlayı birden çok tekrar ederse bu zat-ül metali veya zül metalidir. Kasidenin son beyitine makta , şairin mahlasının bulunduğu beyite taç beyit denir. Kasidenin en güzel beyiti beyt-ül kasid olarak isimlendirilir.


    Kasidenin Bölümleri

    1. Nesip (Teşbib)

    Kasidenin ilk bölümüdür, şiir yönünden en ağır bölümdür.
    Genelde 15-20 beyit olur.
    Şair bu bölümde betimleme yapar ; kadın, kış, at, bahar vs.
    Baharın tasviri yapılıyorsa: Bahariye, kışın tasviri yapılıyorsa: Şitaiye, temmuzun tasviri yapılıyorsa: Temmuziye, ramazanın tasviri yapılıyorsa: Ramazaniye, atın tasviri yapılıyorsa: Rahşiye, hamamın tasviri yapılıyorsa: Hamamiye.

    2. Girizgah

    Nesip bölümünden methiye bölümüne geçerken söylenen ve basamak görevinde olan beyitlerdir.
    Şair bu bölümde övgüye başlayacağını haber verir.
    1-2 beyitten oluşur.

    3. Methiye

    Kasidenin sunulduğu kişinin övüldüğü bölümdür.
    Şiir yönü çok zayıf, dil yönü diğer bölümlere göre çok ağırdır.

    4. Tegazzül

    Gazel söyleme anlamına gelir, bütün kasidelerde olması zorunlu değildir.
    Methiyeden sonra şair bir fırsatını düşürüp aynı ölçü ve uyakta bir gazel söyler, buna tegazzül denir.

    5. Fahriye

    Şairin kendini övdüğü bölümdür.
    Fahriyeyi en seven şair Nefi'dir.



    6. Tac

    Şairin kendisi hakkındaki yeni düşüncelerini söylediği bölümdür.
    2-3 beyit bulunur.
    'Nefi' çok kullanır.(Tac bir bölüm değil sadece şairin isminin geçtiği beyittir)

    7. Dua

    Kasidenin son bölümüdür.
    Birkaç beyit olur.
    Şair burada övdüğü kişinin başarılı, uzun ömürlü, talihinin iyi olması yönünde dua eder.


    Kaside ve tarihsel önemleri

    Kasideler, sosyal ve kültür tarihi araştırmacısı için önemli bir belge ve bilgi kaynağı olarak değerlendirilebilirler. Resmî tarihi vesikalar kadar, edebî metinlerin de tarih araştırmacısı için önemli bir belge olduğunu ispatlayacak mühim kaynaklar arasındadır.

    Kasideler, ideal devlet adamı profili çizme, sosyal ve ekonomik konularda devrin özelliklerini yansıtma, sosyal hayatın değişik sahnelerini anlatma, tarihî şahsiyetlerin biyografik bilgilerine katkıda bulunma, siyasal ve kültürel tarihin pek çok değişik safhası için

    Kasideler konularına göre de değişik adlar alırlar:

    Tevhid: Allah'ın birliğini anlatan kısa gazel.
    Münacaat: Allah'a yalvarmak yakarmak için yazılır.
    Na'at : Peygamberi övmek için yazılır.
    Methiye : Devlet büyüklerini övmek için yazılır.
    Mersiye : Ölüm temalı kasidelerdir.
    Hicviyye:Alay etmek amacında yazılan kasidelerdir.
    Şehrengiz:bir şehrin güzelliklerini anlatan kasidelerdir.
    Cülusiye: Padişahın tahta geçişine sevinen kişiler için yazılan kasidelerdir.

    MESNEVİ

    Özellikle Arap, Fars ve Osmanlı edebiyatında kendi aralarında uyaklı beyitlerden oluşan ve aruz ölçüsüyle yazılan şiir biçimidir. Arapçada “müzdevice” denilen mesnevi türü ilk olarak 10’uncu yüzyılda İran edebiyatında ortaya çıkmıştır. Türk edebiyatına girişi 11’inci yüzyılda Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig adlı yapıtıyla başlar. Her beytinin ayrı uyaklı olması yazma kolaylığı sağlar. Bu nedenle uzun aşk öykülerinde, destanlarda mesnevi kullanılmıştır. Mesnevi bir eser başlıca tevhid, münacat, na’t, miraciye bölümlerinden oluşur. Mesneviler aşk mesnevileri, dinsel-tasavvufi mesneviler, ahlaksal ve öğretici mesneviler, savaş ve kahramanlık konusunu işleyen gazavatnameler, bir kentin güzelliklerini anlatan şehrengizler ve mizahi mesneviler diye ayrılabilir. Mevlana Celaleddin Rumi’nin altı ciltlik tasavvufi yapıtı da “Mesnevi” adını taşımaktadır.

    Mesnevi özellikle Arap, Fars ve Osmanlı edebiyatında kendi aralarında uyaklı beyitlerden oluşan ve aruz ölçüsüyle yazılan divan edebiyatı şiir biçimidir.
    Arapça’da “müzdevice” denilen mesnevi türü ilk olarak 10. yüzyılda İran edebiyatında ortaya çıkmıştır. Türk edebiyatına girişi 11. yüzyılda Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig adlı yapıtıyla başlar. Kutadgu Bilig mesnevî nazım biçimiyle kaleme alınmış hacimli bir siyasetnâme örneğidir.

    Her beytinin kendi arasında kafiyelenmesi hem yazma kolaylığı sağlar hem de daha uzun metinlerin bu şekle uygun olarak kaleme alınmasına imkân tanır. Diğer nazım şekillerindeki kafiye bulma zorluğu şairleri uzun metinlerde bu şekli kullanmaya teşvik etmiştir. Bu nedenle uzun aşk öykülerinde, destanlarda mesnevi kullanılmıştır. Klasik düzende bir mesnevi; tevhid, münacat, na’t, miraciye, eserin sunulacağı büyüğe övgü, mesnevinin niçin yazıldığını açıklayan sebeb-i nazm ve hikâyenin anlatımı(ağaz-ı destan) bölümlerinden oluşur.

    Mesneviler aşk mesnevileri (Fuzulî-Leyla ile Mecnun), dinî-tasavvufi mesneviler(Süleyman Çelebi-Mevlit), ahlaksal ve öğretici mesneviler (Şeyhî-Harnâme), savaş ve kahramanlık konusunu işleyen gazavatnameler, bir kentin güzelliklerini anlatan şehrengizler ve mizahi mesneviler diye ayrılabilir.

    Mesnevide konu ne olursa olsun , ilk dikkati çeken özellik olayın bir masal havasında anlatılmasıdır. Akıl ve mantık ölçülerini aşan bir sürü olay birbirini izler. Olayın geçtiği yer ve zaman belirsizdir. Konuda birlik sağlanamamıştır. Hikayenin bölümleri birbirine eklenmiş ilgisiz parçalar gibi görünür. Çevre tasvirleri gerçeğe uygun değildir, hikaye kahramanları doğaüstü davranışlarda bulunur. Hikayelerde cinler, periler, devler, cadılar, ejderhalar gibi masal motifleri sık sık işlenir.

    Divan şiirinde, her beytinin dizeleri kendi arasında uyaklı, aruzun genellikle kısa kalıplarıyla yazılan nazım biçimine ve bu biçimde yazılmış yapıtlara mesnevi denir.

    Mesneviler konularına göre üçe ayrılır: Destansı nitelikteki mesneviler (Firdevsi’nin Şehname’si) ; öğretici nitelikteki mesneviler (Nabi’nin Hayriye’si) ; din ve tasavvufla ilgili mesneviler (Mevlana’nın Mesnevi’si, Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun’u, Şeyh Galip’in Hüsn’ü Aşk’ı) . Ayrıca, padişahların savaşlarını anlatan manzum yapıtlar (gazavatnameler) , kentleri ve kentlerdeki güzelleri anlatan yapıtlar (şehrengizler) , bazı yergi türündeki yapıtlar, mesnevi nazım biçimiyle yazılmıştır. Mesnevi İran edebiyatında ortaya çıkmış (İran edebiyatında Genceli Nizami ve Cami bu türün başlıca adlarıdır) . Genceli Nizami’nin beş mesnevisinden oluşan Hamse’si, sonradan Divan edebiyatı ozanları tarafından da örnek olarak alınmıştır. Türk edebiyatında ilk mesnevi Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig adlı yapıtıdır. Her beyti kendi içinde uyaklı uzun nazım biçimidir. Bir anlamda Divan edebiyatında manzum hikayelerin yazıldığı bir biçim olarak da tanımlayabiliriz. Mevlânâ’nın ünlü tasavvufi mesnevisi 25.700 beyitten oluşmuştur. Mevlana eserine ayrı bir isim koymamıştır; eser, nazım türü olan mesnevi adı ile bilinir.

    Mesneviler aşk, dini ve tasavvufi, ahlaki-öğretici, savaş ve kahramanlık, bir şehri ve şehrin güzelliklerini anlatma, mizah gibi türlü konularda yazılmıştır. Divan edebiyatında roman ve hikaye gibi türler olmadığı için mesneviler bir bakıma bu türlerin yerini tutmuşlardır. On bölümden oluşur.Aynı şair tarafından yazılmış beş mesneviye “Hamse” adı verilir. Hamse sahibi olmak bir itibar kaynağıdır. Hamse sahibi olarak tanınmış önemli divan şairleri: Ali Şir Nevâi, Taşlıcalı Yahya, Nev’i-zâde Atâi’dir.

    Mesnevi türünün temeli Arap ve İran edebiyatlarına dayanır. Diğer pek çok edebi türde olduğu gibi mesnevide de Divan şairlerimiz başlangıçta Arap ve İran edebiyatına ait belli başlı mesnevileri tercümeyle işe başlamışlar; ardından da müstakil ve orijinal mesneviler yazmışlardır. Özellikle 17. yüzyıldan sonra artık şairlerimiz, yapılarını milli kimliğimizin oluşturduğu mesneviler yazmaya başlamışlardır. Bu konuda Muhammet Kuzubaş’ın Mahzen-i Esrar ile Nefhatü’-l Ezhar Mukayesesi adlı çalışması, mesnevilerimizin İran ve Arap kültüründen çıkarak yerli kaynaklara yöneldiğini ortaya koyması bakımından dikkat çekicidir.

    MÜSTEZAT

    Müstezat, Arapça’dan Türkçe’ye geçmiş bir kelimedir. Arapça, ziyade sözcüğünden kaynaklanır.

    1) Kelime anlamı olarak çoğalması istenilen, artmış anlamına gelir. Günümüzde bu anlamıyla fazla kullanılmamaktadır.

    2) Bir edebiyat terimi olarak, her dizesine bir küçük dize eklenmiş divan edebiyatı nazım türünü ifade eder.

    Bir gazelin her dizesine bir kısa dize ekleyerek oluşturulan şiir biçimidir. Çoğunlukla aruzun “mef’ulü/ mefailü/ mefailü/ feulün kalıbı kullanılarak yazılırlar. Her dizeden sonra bu kalıbın ilk ve son birimleri olan mef’ulü/ feûlün kalıbına uygun bir kısa dize söylenir. Eklenen bu kısa dizeye ziyade denir. Ziyadeler dizeden sayılmadığı için iki uzun iki kısa dizeden oluşan 4 dize bir beyit sayılır. Kısa dizeler okunsa da okunmasa da beytin anlamı bir bütün oluşturur. Ziyadesi bir satırdan fazla olan müstezatlar da vardır. Tez ziyadeli müstezatlara “sade”, çitf ziyadeli olanlara ise “çift” adı verilir.

    Özellikleri:

    1. Her beyitte uzun mısraların sonuna eklenen ve ziyâde mısra da denilen kısa mısralar yer alır.
    2. Gazelden türemiştir.
    3. Genellikle divanların gazelleri ve kasideleri arasında yer alır..
    4. Müstezatta gazelde olduğu gibi aşk, şarap, güzellik ve aşkın ıstırabı gibi konular işlenir.
    5. Divan şiirinin sanatlı ve artistik şekillerindendir. Kısa dizeler okunsa da okunmasa da beytin anlamı bir bütünlük oluşturur.

    Bülbül yetişir bağrımı hûn etti figânın
    Zabt eyle dehânın
    Hançer gibi deldi yüreğim tîg-i zebânın
    Te’sîr-i lisânın


    KIT'A

    Sözlük anlamıyla “parça” demek olan Kıt’a, nazım terimi olarak iki ya da daha çok, 9-10 beyte kadar olan, matla’ ve mahlas beyti bulunmayan, gazelde olduğu gibi, yani xa xa xa kafiyeli bir nazım şeklinin adıdır. Matla’ ve mahlas beytinin yokluğu dışında da kıt’a ile gazel arasında şekil ve konu bakımlarından ayrılıklar vardır. İki beyitli kıt’a yazıldığı halde bu kadar kısa gazel yoktur. Ayrıca gazelin beyit sayısı sınırlı olduğu halde 15 beyitten de uzun 30-40 beyte kadar uzayan kıt’alar yazılmıştır. Böyle uzun kıt’alara Kıt’a-i kebîre denir. Gazeller genellikle aşk ve sevgili konularını işledikleri halde kıt’anın konusu daha geniştir: Felsefî, tasavvufî bir fikir, bir hayat görü*şü, bir nükte, bir kişiyi övme ya da yerme, bir olayın tarihi kıt’anın konusu olabilir.

    Kıt’alarda mahlas bulunmayışı genel bir kaide olmakla birlikte uzun kıt’alarda şairler çoğunlukla mahlaslarını söylemişlerdir. Kısa, hatta iki beyitli kıt’alarda az da olsa mahlas söylendiği olmuştur. Kıt’a, özellikle iki beyitli kıt’alar, edebiyatımızda çok kullanılmış, kıt’a sö*züyle de daha çok bunlar anlatılmıştır. İki beyitli kıt’aların öteki kıt’alar gibi xa xa şeklinde kafiyeli olanları yanında ab ab şeklinde kafiyeli olanları da vardır. Bu arada aslında nazm olan ve aa xa şeklinde kafiyelenen na*zım şekillerine de yanlış olarak kıt’a denmiştir:

    Tecelli ber urur yer yer sevâd-ı dağ-ı cânumdan
    Cihanda Tür-ı aşkum nûr akar her gülsitânumdan
    Nola bağ-ı cihanda olsa mihr ü mahdan meşhûr
    Bu kıt’am tâze bir güldür gülsitân-ı beyanumdan (Leskofçalı Gâlib)

    Şair, ilk beyit mukaffa olduğu için şiirine “nazmum” diyeceği yerde “kıt’am” demiştir. Şairin kıt’a sözünü geniş anlamda düşündüğü anlaşılıyor. İki beyitli kıt’alar, böyle ilk beyitlerinin kafiyelerine, hatta vezinlerine bakıl*maksızın her zaman nazm ve rubâ’î ile karıştırılmıştır. Tezkireler ve şiir mecmualarında kıt’a veya nazm yerine ruba’i ile nazm yerine kıt’a denildiği gibi, mürettep divanların çoğunda da bu üç şekil “rubâ’iyyat” ve “mukatta’ât” başlık*ları altında bir arada toplanmışlar, özellikle kıt’a ile nazm her zaman bir arada sı*ralanmıştır. Halbuki nazm ve rubâ’înin ilk beyitleri mukaffa olduğu gibi, ayrıca ruba’i kendine özel kalıplarıyla yazılır. Kıt’anın ise başlıca özelliği ilk beytinin kafiyeli olmayışıdır.

    Edebiyatımızda iki beyitten uzun kıt’alar ve kıt’a-i kebîreler dini şiirlerde, övgü ve hicivlerde ve özellikle tarih düşürmede kullanılmıştır. Kıt’a sözü ayrıca daha geniş anlamda “bend” yerine de kullanılmıştır. Şarkı, murabba’, muhammes gibi bendlerden oluşan nazım şekillerinin her bendine be*yit ve mısra’ sayılarına bakılmaksızın”parça” anlamında kıt’a denmiştir

    Kıt’a, az ya da çok her şairin divanında yer alan bir nazım şeklidir. Övgüler ve tarihlerde kullanılan kıt’alarla, kıt’a-i kebireler divanlarda genellikle kaside*lerden sonra, öteki kısa kıt’alar ise divan sonlarında”mukatta’ât” adı altında top*lanmışlardır. En çok kıt’ası olan şairler arasında 69 kıt’a ile Necâti Bey (ölm. l508-09), 42 kıt’a ile Fuzûlî (ölm. 1556), 64 kıt’a ile Nev’î Yahyâ (ölm. 1599), 27 kıt’a ile Bâkî (ölm. 1600), 33 kıt’a ile Rûhî-i Bağdâdî (ölm.1605) sayılabilir. XVII. yüzyıl sonlarında Nâbî (ölm. 1712), bir kısmı tarih ve kıt’a-i kebire olmak üzere 150’den çok, Sabit (ölm. 1712),70 ve Beylikçi Ab*dülbaki Ârif (ölm. l7l3)(68), 68 kıt’a yazmışlardır.

    XVIII. yüzyılda Nedîm (ölm. 1730)’in 26 kıt’ası ile pek çok tarih kıt’ası, Mehmet Emin Belîğ ) ölm. 1758)’in 58, dördü kıt’a-i kebîre olmak üzere Galib Dede(ölm. 1798-99)’in 49 ve Enderunlu Fâzıl (ölm. 1810)’ın 31 kıt’ası vardır.

    Özellikleri:

    1. Genelde 2-12 beyitten oluşur. Beyit sayısı ikiden fazla olan kıt’alara kıt’a-ı kebir(büyük kıt’a) denir.
    2. Matla beyti olmayan bir nazım şeklidir. Kafiye düzeni ab, a(c)b ‘dir.
    3. Mahlasız şiirlerdir.
    4. Mısralar arasında anlam bütünlüğü bulunur.
    5. Konuları önemli bir düşünce, hikmet, nükte, yergi, övgü, hayat görü vs. olabilir.

    Dün elin yumuş dilerdi kim rakîb
    Yaş eliyle duta zülfün dilberin
    Âh edip eydür uzaktan Hâtifî
    Dutma bir zaman kurusun ellerin (Hâtifî)

    DÖRTLÜKLERLE KURULANLAR

    RUBAİ

    Özellikleri:

    1. Kafiye düzeni aaxa ya da aaaa biçimindedir.
    2. Rübailerde aşk, şarap, dünyanın türlü nimetlerinden yararlanma, hayatın anlamı ve hayat felsefesi, tasavvuf veölüm gibi konular işlenir.
    3. Rübai diğer nazım şekillerinden farklı olarak özel bir ölçüyle yazılır. 24 kalıbı vardır.
    4. Rübaide ilk iki dize fikrin hazırlayıcısıdır. Asıl söylenmek istenen düşünce 3. veya 4. dizede ortaya çıkar.
    5. Genelde mahlasız şiirlerdir.
    6. Rübai Edebiyatımıza İran Edebiyatından geçmiştir.
    7. Rübai’nin en büyük şairi İranlı Ömer Hayyâm(XII yy)’dır. Türk edebiyatının en usta şairleri Kara Fazlî, Azmizâde Haletî, Nâbî ve son dönemde de Yahya Kemâl’dir.

    Ahvâl-i cihânı her zaman söyleşelim
    Amma gam-ı aşkımız nihân söyleşelim
    Ey vâkıf-ı râz-ı aşk olan ârif-i cân
    Ney gibi seninle bî-zebân söyleşelim (Azmizâde Halefi)


    Ömer Hayyam'dan;

    Seni aramaktan dünyanın başı dertte;
    Zengine de göründüğün yok, fakire de;
    Sen konuşursun da biz sağır mıyız yoksa,
    Hep kör müyüz, sen varsın da görünürde.
    ---
    En doğrusu, dosta düşmana iyilik etmen;
    İyilik seven kötülük edemez zaten.
    Dostuna kötülük ettin mi düşmanın olur:
    Düşmanınsa dostun olur, iyilik edersen.


    Rubai

    Ya Rab dilimi sehv-ü hatâdan sakla
    Endîşemi tezvîr-ü riyâdan sakla
    Basdım reh-i vâdî-i rubâîye kadem
    Tan'ı har-ı nâdân-ı dü-pâdan sakla
     
  2. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    TUYUĞ

    Tuyuğ, Türklerin yaratıp Divan şiirine kazandırdığı nazım şeklidir. Maninin Divan edebiyatındaki karşılığı sayılabilir. Klasik Türk Edebiyatında aruzun fâilâtün fâilâtün fâilün kalıbıyla yazılan dört dizelik milli bir nazım biçimidir. Tek dörtlükten oluşur. Kafiyelenişi rubaiyle aynıdır: aaxa. Genellikle lirik tarzda olan ve aaaa şeklinde kafiyelenen tuyuğlara “Musarra Tuyuğ” denir. Manide olduğu gibi, cinaslı uyak kullanılır. Halk şiirinde 11'li kalıpla söylenen mani biçimindeki şiirlere de tuyuğ denir. Aruzun yalnız “fâilâtün - fâilâtün - fâilün” kalıbıyla yazılır.


    Rubaide işlenen konular tuyuğda da işlenir. 14. yüzyıl Azerî şairi Kadı Burhanettin bu türün kurucusu sayılır. Çağdaşı Azerî şairi Nesimi ve 15. yüzyıl Çağatay şairi Ali Şir Nevai bu türde çokça ürün vermişlerdir.

    Özellikleri:

    1. Divan Edebiyatına Türklerin kazandırdığı bir nazım şeklidir.
    2. Kafiye düzeni aaxa ya da aaaa şeklindedir. (manide de öyle)
    3. Dört dizeden oluşur.
    4. Tuyuğlarda genellikle cinaslı kafiye kullanılır.
    5. Tuyuğda, mani ve rubaide olduğu gibi önemli bir fikir söylenmeye çalışılır. Bu nedenle zor söylenen şiirlerden sayılır.
    6. Mahlassız bir şiirdir.
    7. Kadı Burhaneddin ve Nesimî bu türün ustalarıdır.

    Not: Halk Edebiyatındaki maninin karşılığıdır.

    Dîlberin işi itâb u nâz olur
    Çeşmi cadû, gamzesi gammâz olur
    Ey gönül sabret, tahammül kıl ana
    Yâre erişmek işi az az olur (Kadı Burhaneddin)


    MURABBA

    Murabba , bent adı verilen dört dizelik kıt’alardan oluşan şiir türüdür. Kelime anlamı “dörtlük” demektir. Aynı ölçüde dörder dizelik bentlerden oluşan nazım şeklidir. Uyak düzeni genelde aaaa/bbba/ccca/ddda/… şeklinde olmakla beraber, ilk bendi kafiyeli olmayan ya da sonraki bentlerde kafiyesi tekrarlanmayan murabbalar da vardır. Çoğu zaman üç ila yedi bentten oluşur. Divan edebiyatında 15. yüzyılda sultanü’ş-şuara (şairler sultanı) unvanlı Ahmed Paşa tarafından kullanılmıştır. Tanzimat edebiyatında da Namık Kemal bu türün başarılı örneklerini vermiştir. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren şarkı şeklinde bestelenen eserlerin büyük bir kısmı murabba tarzında yazılmıştır.

    Özellikleri:

    1. Nazım birimi dörtlük olan nazım şekillerinden biridir.
    2. Kafiye düzeni aaaa, bbba, ccca
    3. Genellikle 4 ile 8 dörtlükten oluşur.
    4. Her konuda murabba yazılabilir. Ancak dini ve didaktik konular ile övgü, yergi, manzum mektup, mersiye vs. türlerde murabba nazım şekli daha çok kullanılmıştır.
    5. Aruz kalıbıyla yazılır.
    6. Önemli murabba şairleri Aşki, Muhabbi, Hayreti, Taşlıcalı Yahya Bey, Fuzuli sayılabilir.

    Gül yüzünde göreli zülf-i semen-sây gönül
    Kuru seydâya yiler bî-ser u bî-pây gönül
    Demedim ben sana dolaşma an hây gönül
    Vay gönül vay bu gönül vay gönül ey vay gönül


    ŞARKI

    Şarkı, Divan şiirinde bestelenmek için yazılan uygun ölçü kalıpları ile yazılan ve çoğunlukla 4 dizelik bendlerden oluşan nazım birimidir.Kafiye düzeni; x: değişken aa xa şeklindedir. Türk Edebiyatında bestelenmek amacıyla yazılan milli bir nazım biçimidir. Halk edebiyatındaki türkünün karşılığıdır.

    Aruz ölçüsünün her kalıbı ile kullanılır.Dörtlüklerden kurulan musammat da denebilir. Murabbaya benzer. 5 ya da 6 dizelik bendlerden de oluşabilir. Üçüncü dizeye meyan, dördüncü dizeye nakarat denir. Aşk, sevgili, ayrılık, içki ve eğlence konularında yazılır. Divan edebiyatının ilk şarkı yazarı Nail-i Kadim’dir.Lale Devrinde ise en önemli temsilcisi Nedim dir.En çok şarkıyı Enderunlu Vasıf yazmıştır. Müzikte, türkünün karşıtı olarak, Şarktan gelen, batılı anlamında kullanılır.

    Şarkı çeştli ses sanatçıları tarafından söylenerek Türk toplumunun musikisinde önemli bir yer tutmaktadır.şarkıda şair son bendde mahlasını söyler.Şarkıda her bentin üçüncü mısrası miyan(orta)miyanhanedir.Miyan daha çok şarkının en güzel ve dokunaklı bölümüdür.Bestenin en önemli bölümüdür.şarkıların konusu genellikle aşk,sevgilinin güzelliği ,eğlence ve içkidir.halk edebiyatında türkü türünün divan edebiyatına yansıması gibidir.


    Divan şiirine Türkler’in kazandırdığı bir nazım şeklidir. Şarkıda ilk bendin dördüncü mısraı bütün bentlerde tekrarlanmaktadır. Nazım birimi, kafiye şeması bakımından koşmaya benzer. Ölçü, beste, dil ve anlatım yönünden koşmadan ayrılır. Buna nakarat denir. Şarkılar bestelenmek üzere yazılır. Bu sahanın ustası Nedim’dir.

    Özellikleri:

    1. Halk edebiyatındaki türkünün karşılığıdır.
    2. Kuruluşu ve kafiye düzeni yönüyle murabbaya benzer. aaaa, bbba, ccca…
    3. Bestelenmek için yazıldığından fazla uzun değildir.
    4. Dörtlüklerden oluşur ve dörtlük sayısı üç ile beş arasında değişir.
    5. Şarkının konusu genellikle aşk, sevgili, ayrılık, içki ve eğlencedir.
    6. Geniş halk kitlelerine hitap ettiğinden dili genelde sadedir.
    7. Şarkının en önemli isimleri Nedim, Enderunlu Vasıf’tır. Yakın dönem şairlerinden olan Yahya Kemâl’in de pek çok şarkısı vardır.
    8. Günlük dile ait söyleyişler ve halk deyişleri vardır.

    Kalbim yine üzgün seni andım derinden
    Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden
    Üzgün ve kırılmış gibi en ince yerinden
    Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden

    Sendin boşalan bağrıma gözyaşları dolmuş
    Gördüm ki yazın bastığımız otlar solmuş
    Son demde bu mevsim gibi benzim
    Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden (Yahya Kemâl)

    BENTLERLE KURULANLAR


    MUSAMMAT

    Ayrı bir nazım biçimi olmamakla birlikte gazeil ve bazı kasidelere uygulanan bir divan edebiyatı tekniğidir. Sözlük anlamı; inciyi ipe dizmek demektir. Bendlerden kurulu nazım biçimlerine (murabba, muhammes, müseddes, müsebba, müsemmem, mütessa, muaşşer, terbi, tahmis, taşdir, tesdis, tesbi, tesmin, tes-i, taşir, terkib-i bend ve terci-i bend) verilen genel addır. İlk bende geçen dize ya da beyitlerin, öbür bendlerin sonunda aynen yinelenmesiyle düzenlenen musammatlara mütekerrir musammat denir. İlk benddeki dize ya da beyitlerin, öbür öbür bendlerin sonundaki dize ve beyitlerle yalnızca uyak bakımından uyuşması durumunda musammat, müzdevic musammat adını alır.

    Musammat ifadesi iki farklı anlamda kullanılır:

    A.Her beyti dört parçaya ayrılan, son parçaları aynı kafiyeyi izleyen, ondan önceki parçaları kendi arasında kafiyeli bulunan manzumedir.

    Dolsun yine peymâneler / olsun tehî humhâneler
    Raks eylesin mestâneler / mutribler gittikçe negam ( Nef’î )

    B.Musammatlar dört ya da daha fazla mısralı bentlerden oluşan şiirlerdir. murabba, muhammes, müseddes gibi türleri vardır.

    Divan edebiyatında bentlerden oluşan nazım şekilleri arasında tahmis (beşleme), tesdis (altılama), müsebba (yedileme) müsemmen (sekizleme), muaşşer (onlama) vb.

    TAHMÎS

    (Tahmîs-i Nâilî Çelebi gazel-i Bahâyî)

    Hirâs-ı fitne saldun dehre ey bî-dâd n’eylersün
    Kopardun yer yer âşûb-ı kıyâmet-zâd n’eylürsün
    Perîşânlıklar etdün nev-be-nev icâd n’eylersün
    Dağıtdun hâb-ı nâz-ı yârı ey feryâd n’eylersün
    Edüb fitneyle dünyâyı harâb-âbâd n’eylersün

    Vücûdun eylemiş hikmet-şinâs-ı âlem-i bâlâ
    Aristâlis-i asr u nakd-ı vakt-ı Bû Alî Sînâ
    Benânun hall-i râz-ı müşkilât-ı nabz edüb hakkaa
    Edersün gerçi her derde tabîbim bir devâ ammâ
    Cünûn-ı ehl-i ışk olunca mâder-zâd n’eylersün

    Nihândır bû-yı fitne târ-ı anber-fâm-ı zülfünde
    Nice subh-ı kıyâmet muhtfîdir şâm-ı zülfünde
    Dimağ-âşüftedir cân ârzû-yı kâm-ı zülfünde
    Dil-i mecrûhuma rahm eyle kalsun dâm-ı zülfünde
    Şikeste-bâl olan murgı edüp âzâd n’eylersün

    Zemîn nat-ı siyâset-gâh-ı dil seyf-i kazâ mübrem
    Zebân hâmûş-ı hayret sîne sûzân dîdeler pür-nem
    Hevâ-yı ışk şûr-efgen mahabbet gaalib ü muhkem
    Şehîd-i tîg-ı ışk-ı yârdır ser-cümle-i âlem
    Urub şemşîre dest ey gamze-i cellâd n’eylersün

    Bulub pervâza ruhsat rûzgâra işveler satdun
    Perîşân etmeğe cem’iyyet-i uşşâkı can atdun
    Ne âl etdünse etdün murg-ı cânı dâma uğratdun
    Varub gîsû-yı zülf-i yârı biri birine katdun
    Yine bir fitne tahrîk eyledün ey bâd n’eylersün

    Ne sûret kim çekersün can bağışlarsun Mesîh-âsâ
    Olur hayrân-ı kârun mû-şikâfân-ı yed-i beyzâ
    Bu san’atde ne Erjeng ü ne Mânîdür sana hemtâ
    Güzel tasvîr edersün hatt u hâl-i dil-beri ammâ
    Füsûn u fitneye geldükçe ey Bihzâd n’eylersün

    Olursun Nâilî-veş gördüğün mahbûba efgende
    Meta’-ı sabrunı tâlân eder her tıfl-ı nâz-ende
    Mahabbet gam-fezâ esbâb-ı cem’iyyet perâkende
    Bahâyî-veş değülsün kaabil-i feyz-i safâ sen de
    Tekellüf ber-taraf ey hâtır-ı nâ-şâd n’eylersün (Nâilî)

    TERKİB-İ BENT

    Bentlerle kurulan uzun bir nazım biçimidir. Yaşamdan, talihten şikayet; felsefi düşünceler, dini, tasavvufi konular ve toplumsal yergilerin işlendiği şiirlerdir. En az beş en fazla on bentten oluşur. Her bent de beş ila 10 beyitten oluşur. Bentlerin kafiye düzeni gazele benzer. Her bendin (terkib-hane, kıta) sonunda vasıta beyti denen bir beyit vardır. Her bendin sonunda farklı vasıta beyitleri kullanılır. Bunlar bentlerden ayrı olarak kendi aralarında uyaklanır. Bentlerin kafiyelenişi gazeldeki gibidir. aa xa xa xa xa xa bb cc xc xc xc xc xc dd … (aa aa aa aa aa aa bb cc cc cc cc cc cc dd) Edebiyatımızda Bağdatlı Ruhi ve Ziya Paşa bu türün iki önemli şairidir. ikisi de toplumsal konularda yazmıştır.

    1. Terkib-i bend bentlerden oluşmuş bir nazım şeklidir.
    2. Her bent 5 ile 10 arasında beyitten oluşur.
    3. Bentlerin sayısı 5 ile 12 arasındadır.
    4. Bentlerin kafiye düzeni gazeldeki gibidir.
    5. Her bentin sonunda “vasıta beyti” adı verilen bir beyit bulunur. Vasıta beyti her hanenin sonunda değişir. Eğer değişmiyorsa terci-i bend olur.

    I. Bend: aa ba ca da ea … vv
    II. Bend: bb cb db eb fb … yy

    6. Hemen her türlü konunun ele alınabildiği terkibi bend edebiyatımızda çok kullanılmıştır. 7.özellikle Naat, mehdiye, hicviye vb. Nazım türleri, sosyal konular, din, tasavvuf ve felsefe konuları, terkib-i bend nazım şekli ile rahatlıkla anlatılmıştır. Ancak terkib-i bendin başlıca konusu mersiyedir.(Bâkî’nin Kanunî Mersiyesi, Şeyh Gâlib’in Esrâr Dede Mersiyesi)

    7. Aruzla yazılır.
    8. En önemli terkib-i bend üstadı Bağdatlı Ruhi’dir. Tanzimat şairi Ziya Paşa da önemli bir isimdir.

    Terkib-i Bend 10 (Ziya Paşa)



    İkbâl için ahbâbı siâyet yeni çıktı
    Bilmez idik evvel bu dirâyet yeni çıktı

    (Yükselmek, iyi bir mevkiye gelmek için dostlarını çekiştirmek yeni çıktı, önceleri bu beceriksizliği bilmezdik, bu da yeni çıktı)

    Sirkat çoğalıp lâfz-ı sadâkat modalandı
    Nâmus tamam oldu hamiyyet yeni çıktı

    (Hırsızlık çoğalıp sadakat sözü moda haline geldi, namusu bitirdik, hamiyet yeni çıktı)

    Düşmanlara ahbâbını zemm oldu zerafet
    Dildardan ağyâra şikâyet yeni çıktı

    (Düşmanlara dostları yermek bir incelik oldu; başkalarına gönül dostlarından şikayet yeni çıktı)

    Sâdıkları tahkîr ile red kaide oldu
    Hırsızlara ikram ü inayet yeni çıktı

    (Sâdık kişileri aşağılama, reddetme benimsenir oldu; hırsızlara ikram ve yardım yeni çıktı)

    Hak söyleyen evvel dahi menfûr idi gerçi
    Hainlere amma ki riayet yeni çıktı

    (Her ne kadar doğruyu söyleyenler de önceleri nefretle karşılanmışsa da ancak hainlere uyma yeni çıktı)

    Evrak ile ilân olunur cümle nizâmât
    Elfâz ile terfîh-i ra'iyyet yeni çıktı

    (Bütün düzenlemeler bazı kâğıtlar ile ilan olunur, söz ile halkın refaha eriştirilmesi ise yeni çıktı)

    Âciz olanın ketm olunur hakk-ı sarîhi
    Mahmîleri her yerde himâyet yeni çıktı

    (Güçsüz olanın en belirgin hakkı saklı tutulur, himaye görenleri her yerde korumak yeni çıktı)

    İsnâd-ı ta'assub olunur merd-i gayûra
    Dinsizlere tevcîh-i reviyyet yeni çıktı
    (Gayretli kişiler taassubla suçlanırken dinsizlere özgü derin düşünce yeni çıktı)

    İslam imiş devlete pâ-bend-i terakki
    Evvel yoğ idi işbu rivâyet yeni çıktı

    (Devletin yükselmesine engel olan İslamiyet imiş, önceleri yoktu, bu rivayet yeni çıktı)

    Milliyyeti nisyan ederek her işimizde
    Efkâr-ı Firenge tebaiyyet yeni çıktı

    (Her işimizde millî benliğimizi unutarak Batı düşüncesine körü körüne bağlılık yeni çıktı)

    Eyvah bu bâzîçede bizler yine yandık
    Zîra ki ziyan ortada bilmem ne kazandık

    (Eyvah bu oyunda bizler yine yandık, çünkü zarar ortada bu konuda bilmem biz ne kazandık) . Ziya Paşa

    TERCİ-İ BENT

    Terci-i bend, uyakları(kafiyeleri) gazel biçiminde düzenlenmiş “hane” adı verilen 5-10 beyitlik şiir parçalarının (genellikle 5-12 hane) “vasıta” denen ve sürekli yinelenen bir beyit ile birbirine bağlanmasından oluşan nazım biçimidir. Bent sayısı ve bentlerdeki beyit sayısı bakımından terkib-i bentle aynıdır. Beyitler terkib-i bent gibi uyaklanır. Terci-i bentte bentleri birbirine bağlayan vasıta beyiti her bentten sonra aynen tekrarlanır. Terci-i bentte vasıta beyiti aynen tekrarlandığı için konular arasında uyum olmak zorundadır. Dolayısıyla terci-i bentte konu bütünlüğü vardır. Vasıta beyitinin uyaklanışı ise farklıdır.

    Özellikleri:

    1. Bentlerden oluşmuş bir nazım şeklidir.
    2. Her bent 5 ile 10 arasında beyitten oluşur.
    3. Bentlerin sayısı 5 ile 12 arasındadır.
    4. Bentlerin kafiye düzeni gazeldeki gibidir.
    5. Her bentin sonunda “vasıta beyti” adı verilen bir beyit bulunur. Ve bu beyit hiç değişmez. Eğer değişirse terkib-i bent olur.

    I. Bend: aa ba ca da ea … vv
    II. Bend: bb cb db eb fb … vv

    6. Terci-i bentlerde vasıta beyti her bendin sonunda aynen tekrarlandığı için, aynı fikir çerçevesinde toplanan bir konu bütünlüğü vardır. Vasıta beyti şiire monotonluk vermeyecek şekilde güzel olmalıdır. Bu sebeple zor yazılan bir şiirdir.

    7. Terci-i bendin konuları arasında felek, Allah’ın kudreti, kainatın sonsuzluğu, hayatın zorlukları, dünyadan şikayet vb. soyut konular ile mersiye, mehdiye, tevhid gibi nazım türleri ilk sırayı alır.

    8. Aruzla yazılır.

    En önemli terci-i bent sanatçıları: Ziya Paşa ve Şeyh Galip’tir.

    Tercî’-i Bend
    1
    Kabul eyler mi yâ Rab zahm-ı pür-nâsûrumuz bih-bûd
    Kalır mı yoksa bu âteşle dâğ-ı dil gibi pür-dûd
    Alırsa pençeye yasak beni 'bu baht-ı nâ-mes'ûd
    Kıyamet kopsa gevher «tutsa âlem olmayam hoşnûd
    Ferah nâmın dahi yâd edemez bu cân-ı zehr-âlûd
    Rızâdır çâresi her ne dilerse hazret-i Ma’bûd
    Belâ mevc-âver-i gird-âb-ı hayret nâ-hudâ nâ-bûd
    Adem sahillerin tuttu dirîgâ bang-i nâ-mevcûd
    2
    Düşüp dâm-ı hevâya nasret-i gül-zâr kaldım ben
    Gidip nefh-i Mesîhâ-veş sabâ bîmâr kaldım ben
    Gül-i ümmîd soldu mübtelâ-yı hâr kaldım ben
    Bu gül-şen külhan oldu çeşmime nâ-çâr kaldım ben
    Şarâb-ı ye'se düştüm teşneni dîdâr kaldım ben
    Başımdan aştı seyl-âb-ı keder bîzâr kaldım ben
    Belâ mevc-âver-i gird-âb-ı hayret nâ-hudâ nâ-bûd
    Adem sahillerin tuttu dirîgâ bang-i nâ-mevcûd
    3
    Aceb ey Hızr-ı ma’nâ bî-nevâya himmet olmaz mı
    Şefaat yoksa da bir tesliyet-gûn sohbet olmaz mı
    Demem hâşâ bu nâ-kama ümîd-i vuslat olmaz mı
    Sezâ-vâr-ı hitâb olmak gibi bir ruhsat olmaz mı
    Ya ehliyyet mi lâzım bahşiş-i ehliyyet olmaz mı
    Esîr-i derd ü firkat lâ-cerem ye's-ülfet olmaz mı
    Belâ mevc-âver-i gird-âb-ı hayret nâ-hudâ nâ-bûd
    Adem sahillerin tuttu dirigâ bang-i nânmevcûd
    4
    Eğer küstah isem de çâre ne bî-çâreliktendir
    Hezâran kayd u bende düştüğüm avareliktendir
    Gönül cem'iyyeti sevmezse de sad-pâreliktendir
    Devadan şekvemiz var ise de bir pâreliktendir
    Sirişkin bî-sebebdir memba'ı gam-hâreliktendir
    Mahâldir gark-ı eşk olsa gözüm hun-bâreliktendir
    Belâ mevc-âver-i gird-âb-ı hayret nâ-hudâ nâ-bûd
    Adem sâhillerin tuttu dirîgâ bang-i nâ-mevcûd
    5
    Belâ bu kim dahi suret miyim ma'nâ mıyım bilmem
    Sezâ-vâr-ı meges yâ lokma-i Ankâ mıyım bilmem
    Esîr-i piç-tâb-ı zülf-i müşk-efzâ mıyım bilmem
    Perîşânâ-i gam menşuruna tuğra mıyım bilmem
    Gam-ı Yûsuf la dolmuş Mısr-ı istiğna mıyun bilmem
    Garîk-ı Nîl-i hasret Gâlib-i rüsvâ mıyım bilmem
    Belâ mevc-âver-i gird-âb-ı hayret nâ-budâ nâ-bûd
    Adem sahillerin- tuttu dirigâ bang-i nâ-mevcûd
     

Bu Sayfayı Paylaş