Divan Edebiyatı Nazım Türleri - Divan Edebiyatı Nazım Özellikleri

'Konu Dışı Başlıklar' forumunda SeLeN tarafından 29 Aralık 2010 tarihinde açılan konu

  1. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Divan Edebiyatı Nazım Türleri - Divan Edebiyatı Nazım Özellikleri konusu Divan Edebiyatı Nazım Şekilleri - Divan Edebiyatı Nazım Özellikleri - Mısra Nedir

    Her edebiyatın kendi bünyesi ve özelliklerine uygun nazım şekilleri vardır. Türklerin islâmiyet'i kabul etmelerinden sonra Türk edebiyatı Arap ve Acem (Fars) edebiyatlarının etkileri altına girmiş, bu arada bu iki edebiyatın nazım şekilleri de benimsenerek kullanılmaya başlanmıştır. Bunlara yanında milli nazım şekilleri olan dörtlüklerin de az çok değiştirilerek ve yeni adlar altında kullanıldıklarını görüyoruz.

    Nazım şekilleri, eski edebiyat kitaplarında "Eşkâl-ı nazm" adı altında incelenirdi.

    Arap ve İran (Fars) edebiyatlarında ve bu arada Türk edebiyatında nazmın en küçük birimi mısra'dır. Mısra'ları değişik kafiye düzeni içinde ve değişik sayılar da birleşmelerinden ayrı ayrı adlandırılan nazım şekilleri ortaya çıkmıştır.

    Nazım biçimlerine geçmeden önce bazı kavramları bilmekte yarar var.


    Mısra

    Mısra 'Arapça'da "kapı kanadı, çadır kapısının iki yan parçası" anlamlarına gelir. Nazım terimi olarak da mısra, tam bir aruz kalıbıyla söylenmiş olan beytin yarısına denir. Ya da daha geniş bir anlamda bir nazım parçasını oluşturan her bir satıra mısra adı verilir.

    Araplarda ev çadırdır. Çadır kapısının iki yanının bir çadırı meydana getirmesi gibi nazımda da iki mısra bir beyti oluşturur. Bazen nazmın içinde göze çarpan güzelliği ve anlamın dolgunluğu ile dillerde dolaşan bir mısra atasözü gibi kullanılmaya başlar. Böyle mısra'lara Mısra'-ı berceste "sıçramış, fırlamış mısra" adı verilir:

    Âvâzeyi bu âleme Dâvud gibi sal
    "Bakî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş" (Bakî)

    Çeşm-i insaf kadar kamile mizan olmaz
    "Kişi noksanını bilmek gibi irfan olmaz" (Bursalı Talip)

    "Eğer maksûd eserse mısra'-ı berceste kâfidir"
    Aceb hayretdeyim ben Sedd-i iskender hususunda (Koca Râgıb Paşa)

    Miyân-ı güft-gûda bed-meniş îhâm eder kubhun
    "Şecât'at arzederken merd-i kipti sirkatin söyler" (Koca Râgıb Paşa)

    Yukarıdaki tırnak içine alman mısra'lar birer mısra'-ı berceste'dirler. Berceste sözü aynı zamanda bir şiir ya da bir fikri övmek için de kullanılır: Şi'r-i berceste, fikr-i berceste gibi.

    Bir manzum parça içinde olmayan veya öteki mısra'lan bütünüyle unutulan, anlamı kendi içinde tamamlanan ve mısra'-ı berceste gibi dillerde dolasan tek mısralara Mısra'-ı âzâde ya da sadece Âzâde denir. Dr. Abdülhak Molla'nın kapısı üzerine yazdırdığı:

    "Ne ararsan bulunur derde devadan gayrı"

    Kırımlı Rahmî'nin:

    "Gün doğmadan meşîme-i şebden neler doğar"

    mısraları bu tür âzâde mısra'lardandır. Berceste ve âzâde mısra'ları birbirinden ayırmak oldukça zordur. Bu yüzden edebiyat kitaplarında birinin diğeri yerine kuljanildiği çok görülmüştür.

    Ayrıca bir beytin anlam bakımından birbirine bağlı olmayan ya da çok uzak bir anlam ilişkisi bulunan iki mısra'nın her birine Âzâde adı verilmiştir:

    "Fikret-i hatt-ı yâr var serde"
    "Arzû-yı bahar var serde" (Nazîm)



    alıntı
     

Bu Sayfayı Paylaş