Dinde Samimiyet Gerek

'Dini Sohbetler Dini Forum' forumunda DeMSaL tarafından 15 Mart 2010 tarihinde açılan konu

  1. DeMSaL

    DeMSaL Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Dinde Samimiyet Gerek konusu Dinde samimiyet - dini yazılar




    Müslüman ülkelerde birçok meşrep, tarikat ve cemaat bulunmaktadır. Her birinin doğruları ve yanlışları kendine göre vardır mutlaka. Cemaatler de, olmasını gerekeni yaptığı müddetçe faydalıdır. Hangi cemaat ki, Allah’ın emirlerini ve Resulünün sünnetini yerine getiriyorsa o cemaate kesinlikle kötüdür denilemez.

    Ve onun sağladığı faydalarda inkâr edilemez. Dinde ölçü bellidir. İslami sınırlar içinde olan bir cemaate kimse yanlış yoldadır deyip tekfir edemez. Bu tür girişimde bulunan bir insan müfteri olur ancak. Bu kısmen böyledir. Bir de bunun umumi boyutu vardır. Yani Müslümanların hangi cemaatten olurlarsa olsunlar bir bütün oldukları gerçeği. Evet, Müslümanlar her halükarda bir bütündür ve bütün olarak kalmalıdır. Ancak ne yazık ki, kimi bilinçsiz cemaat mensuplarının cemaat taassubu nedeniyle Müslümanların bütünlüğü parçalanmaya yüz tutmuştur. Ve bunu yapan cemaatler şu anda, “Neden Hıristiyanlar ve Yahudiler bizden daha çok çalışıyor ve amaçlarına da ulaşıyorlar” diye yakınmaktadır. Neden bizler de onlar gibi olamıyoruz diye çareler aramaktadır. Elbette ki bu çok acı bir durumdur. Ve tek çare öyle görünüyor ki bir bütün olup, vahdetten kesrete geçmektir. Cemaatte bir vahdettir; ancak birbirileri arasında tefrikaya düşmüş bir vahdetten ne derece verim elde edilebilir ve bu davacılar ne derece davalarına sadıktır? Bu noktada iyi düşünmek gerek. Sebepler araştırılmalı, çözüm önerileri sunulmalı ve müsebbiplerin bu konudaki tutumları değiştirilmelidir.

    İrdelenmesi gereken çok şey var. Eminim ki bu parçalanışın başında da cemaatçilik ve nemelazımcılık geliyor. Cemaatler birbirini adet farklı dinin mensupları gibi görüp, kendi cemaatinin dışında başka hiçbir cemaat Allah’ a ulaşamaz diye düşünür oldu. Ve kırılma bu noktada başladı aslında. Karşıt cemaatler sapık fikirli, bozuk itikatlı olarak görüldü. Ve bu fikirle ipler koptu. Müslüman, hayatının bel kemiği diye nitelendirdiği dini inançlarını kendi eliyle kırdı. Ne yazık ki, cemaatler birbirlerine yanlış olan ve düzeltilmesi gereken davranışlarını söyleyemez hale geldi. Böylelikle yapılan hatalar çığ gibi büyüdü. İşte bu noktada nemelazımcılık baş gösterdi. Müslüman emri bil maruf, nehyi anil münker emrini bir tarafa bırakarak farklı cemaatte bulunan din kardeşinin hatasını yüzüne karşı söylemekten çekinir hale geldi ama birbirlerinin arkasından çeşitli gayri İslami yaftalarla yaftalar oldular. Neticede bu tutum, Müslüman millet olarak güçlerin zayıflamasına neden oldu. Sanırım şimdi anlatacağım hikâye meramımı en güzel bir şekilde açıklayacaktır.


    Osmanlı padişahlarından biri zamanın velilerinden birine sorar:
    “Efendim, sizce bir devlet nasıl yıkılır?”
    Veli boynunu büker ve cevap verir:
    “Bana ne be Sultanım!”
    Velinin verdiği cevaba şaşan Sultan sorusunu yineler:
    “Efendim ne olur bana söyleyiniz, bir devlet hangi sebeplerden dolayı yıkılır?”
    Veli yine aynı cevabı verir:
    “Bana ne be Sultanım”
    Padişah ısrarla yeniden sorar:
    “Efendim, ben sizin görüşlerinizin isabetli olduğuna inandığım için soruyorum. Lütfedip söyleseniz…
    Veli bu kez mütebessim bir çehreyle cevaplar padişahın sorusunu:
    “Sultanım, bir devlet ancak halkı bana ne deyip hataları söylemediği zaman yıkılır. Ben bunu anlatmaya çalıştım.


    Hikâyeden de anlaşıldığı gibi nemelazımcılık devleti de yıkar, milleti de… Gerçi Rabbim bir fasığın eliyle de olsa dinini yaşatacaktır; ancak bu neden bilinçli Müslümanların elinde olmasın? Neden müminler birbirine sevgiyle, muhabbetle kenetlenmesin? Rabbimizin bu konudaki ayeti celilesini hatırlamıyor muyuz?

    “Allah’a ve resulüne itaat edin. Ve birbirinizle didişmeyin. Sonra çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir. (Enfal-46)
    “Kâfirler birbirlerinin destekçisi ve yardımcısıdırlar. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize destek olmaz ve yardım etmezseniz) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir karışıklık (fesat) olur. (Enfal-73)


    Birleşiniz, dost olunuz ki, sizin gücünüzü gören din düşmanları kesretinizden korkup geri çekilsinler. Yanınıza yaklaşmasınlar. Aranıza sızmasınlar. Ancak böyle yapılırsa davada samimi olunabilir. Bu zihniyetle yola çıkılırsa menzile varılabilir. Aksi takdirde yolda kalacağımız kesindir. Müminin kucak açmadığı kardeşine kâfir, dikenli kucağını açıyor ve sahte sevgi sözcükleriyle kandırıyor saf mümini. Sonra da aramıza saldıkları fitneler sebebiyle bizi birbirimize düşman ilan ediyor ve İslam’ın ahlaki kurallarını çıkarları için kullanarak tek tek yoluyorlar güllerimizi. Bunu da cemaatçilik oyunları üzerinden yapıyorlar.
    Bakınız yapılan oyunlar hakkında İngiliz casus Hampher ne demiş. 18. asırda kendisine devleti tarafından verilen kitapta, Müslümanların kuvvetli noktalarını tahrip etmek için nelerin tavsiye edildiğini bildirmiş:

    1. Müslümanların arasında ırkçılığı körüklemeliyiz.

    2. Peygamberin, İslam’dan kastının mutlak din olduğunu, hoşgörüye dayandığını, bu dinin Yahudilik ve Hıristiyanlık da olabileceğini, sadece İslam dini olmadığı inancını aşılamalıyız.

    3. Kilise yapmanın mahzuru olmadığını, Peygamber ve Halifelerin kiliseleri yıkmadığını, bilakis onlara hürmet gösterdiğini söylemeliyiz.

    4. “Allah’ın ibadete ihtiyacı yok” diyerek Müslümanları ibadetten soğutmaya çalışmalıyız.

    5. Müslümanlığa bidatler sokup, İslam’ı gericilik ve terör dini gibi göstermeliyiz.

    6. Çocukları ailelerinden uzaklaştırmaya çalışmalı, böylece dini terbiyelerinden mahrum bırakmalıyız. Onları, biz gereği gibi eğitmeliyiz.

    7. Örtü, İslami bir emir değil, sonradan çıkmış bir adettir diyerek, kadının örtüsünü açmaya çalışmalıyız. Müslümanlığı yok etmek için, bu iş çok tesirlidir. Önce, bu işi gayrimüslim kadınlara yaptırmalıyız. Sonra, Müslüman kadınlar kendiliğinden bozulup, gayrimüslimlere benzeyecektir.

    8. Türbelerin bid’at olduğunu, bunun için hepsinin yıkılması gerektiğini söylemeliyiz. (Not: Türbelere tapar gibi davranılması da şirktir. İslam bunu onaylamaz)

    9. Dinde zorlama yoktur. Hıristiyanlar da, Yahudilerde kendi dinlerini yayabilir, kimse kimseyi dine girmeye zorlayamaz diyerek dinin emirlerinin anlatılmasına mani olmaya çalışmalıyız.

    10. Müslümanları Kur’an hakkında şüpheye düşürmeliyiz. Bu maksatla içinde noksanlık ve fazlalık bulunan, tahrif edilmiş Kur’an mealleri hazırlayıp, “Kur’an bozulmuş. Birbirini tutmuyor, birinde bulunan ayet diğerinde bulunmuyor” demeliyiz. Yahudi, hristiyan ve diğer gayrımüslimleri tahkir eden, emr-i maruf ve nehy-i münkeri emreden ayetleri çıkarmalıyız. Kur’anı diğer dillere çevirip, Arap ülkeleri dışında Arapça okunmasına mani olmalıyız. Ve yine Arap ülkeleri dışında; ezan, namaz, hutbe ve duaların Arapça yapılmasını önlemeliyiz. Herkes, Kur’anı kolay anlaması için kendi diliyle okumalıdır fikrini yaymaya çalışmalıyız.


    İşte din düşmanlarının tüyler ürperten planları. Bizler birbirimizle uğraşırken onlar neler peşindeler. Çok şükür şu an hepsini becermiş değiller. Ama ne yazık ki, başardıkları noktalar da inkâr edilemez. Şimdi onlar böyle planlar, projeler peşindeyken bizlere birbirimizle uğraşmak yakışır mı? Bu da onların oyunu… Yoksa biz dindar kesim olarak, onların oyununa mı geldik? Düşünmek gerek. Evet, düşünmek ve düzelmek gerek.



    Fatmanur Demir
     

Bu Sayfayı Paylaş