Din ve kültürlerin buluştuğu kent MARDİN

'Mardin Tanıtımı' forumunda NeslisH tarafından 13 Kasım 2008 tarihinde açılan konu

  1. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Din ve kültürlerin buluştuğu kent MARDİN konusu Din ve kültürlerin buluştuğu kent MARDİN


    Dünyanın en eski yerleşim merkezlerinden biri olan Mardin artık turizmden hak ettiği payı almayı bekliyor

    Yüzyıllardır Türk, Kürt, Arap, Süryani ve Yezidiler'in bir arada yaşadığı Mardin sokakları canlanmaya başladı. Tarihi yapıları, geleneksel el sanatları ve kültürüyle bu kenti keşfedin.

    ***

    Keşfedilmeyi bekleyen şehir MARDİN

    Dünyanın en eski yerleşim birimi olmasına rağmen tarihi ve kültürel dokusunu korumayı başaran Mardin, turizmden hak ettiği payı alacağı günleri bekliyor
    Hıncal Uluç geçtiğimiz hafta Mardin'le ilgili çarpıcı bir yazı kaleme aldı köşesinde. Uluç'un her yıl milyonlarca turistin ziyaret ettiği, İspanya'nın en eski şehri Toledo ile karşılaştırıp "On Toledo edecek Mardin'den, benim Mardinimden dünyanın haberi yok" sözlerinin ardından kente gittik. İstedik ki Mardin'in tarihini, dokusunu bir kez daha anlatalım. Güneydoğu'da *****ün sona ermesiyle birlikte gözler dünyanın en zengin tarih ve kültür hazinelerine çevrildi. 1990'ların sonuna doğru bu potansiyeli fark eden turizmciler, çok az da olsa Güneydoğu'ya turlar düzenlemeye başladılar. 2000 yılından itibaren ise bölgede turizm ivme kazandı. 2000 yılı aynı zamanda Güneydoğu'nun, Türkiye'nin, hatta dünyanın en önemli şehirlerinden biri olan Mardin'in keşfedilmeye başladığı yıl oldu. Mardin'e beş yıldır turlar düzenleniyor ve şehre gelen turist sayısı giderek artıyor. Ama dünyanın en eski yerleşim birimlerinden biri olan, ilginç mimari yapısıyla tam bir müzekent konumundaki Mardin'e gelen turist sayısı yine de çok az. Hele yabancı turist açısından bakıldığında içler acısı bir tablo ortaya çıkıyor. Fakat gerek devletin gerekse turizm yatırımcılarının üzerine düşeni yapması durumunda bu tablonun yakın zamanda değişmesi, kente her yıl milyonlarca yabancı turistin gelmesi bekleniyor. Geçen yıl 220 bin civarında turistin geldiği Mardin'e bu yıl 300 bin turist bekleniyor. Turistlerin yüzde 90'ı Türk. Bodrum'a bir sezonda bir milyon turist geldiğini düşünürseniz, dünyanın en özel şehirlerinden biri olan Mardin'e gelen turist sayısının azlığı ortaya çıkıyor. Bunun en büyük sebebi de Hıncal Uluç'un dediği gibi Mardin'i tanımamamız ve dünyaya da tanıtamamamız. Beş yıldır kişisel çabalarla yürütülen Mardin turizmine mutlaka devletin el atması gerektiği söyleyen Mardinliler, "Biz turizmi bilmiyoruz ve imkanımız da yok. Devlet gelsin buraya turistik tesisler yapsın ve bizleri de eğitsin" diyor.

    ŞİMDİ GİTMENİN TAM ZAMANI

    Henüz kavurucu sıcaklar başlamadığı için bu aylarda Mardin'e gitmenin tam zamanı. Mardin, Mezopotamya'nın yanıbaşındaki Mazı Dağı'nın eteğinde 12. yüzyılın başlarında kurulmuş. Yüzyıllar boyunca Türk, Kürt ve Araplar'ın, Süryani, Hıristiyan ve Yezidiler'in bir arada yaşadıkları bir merkez olmuş. Bugün de bir kültürler ve dinler mozaiği özelliğini koruyan Mardin, Süryaniler'in dini merkezi durumunda. Ancak Avrupa ülkelerine göçler nedeniyle günümüzde Mardin'de 70 Süryani aile (340 kişi) kalmış. Kendine özgü bir konut mimarisi geliştiren şehir bu özelliğini kaybetmeden günümüze kadar gelmiş. Karşıdan bakıldığında birbiri üstüne yığılmış gibi bir görüntüsü olan evler aslında büyük bir düzen içinde. Hiçbiri diğerini gölgelemiyor, birbirinin penceresini kapatmıyor ve hepsi güneye, Mezopotamya'ya bakıyor. Şehire araçların geçebileceği tek cadde olan Cumhuriyet Caddesi'nden giriyorsunuz. Bu caddenin üst tarafında evler, altında ise çarşılar yer alıyor. Kentte önce kendinizi gelişigüzel evlerin oldu- Şerif Ercan ğu sokakların içine atın. Merdivenlerden çıkın, dik yokuşlardan yürüyün. Ama başınız her zaman sağınızda solunuzda olsun. Böylelikle tipik Mardin evlerini daha yakından tanıma şansını yakalarsınız. Şimdi sıra Mardin'in çarşılarının bulunduğu kısmında. Bu bölümde yanyana veya aşağı yukarı birbiri sıra devam eden birçok çarşı var. Biz önce Bakırcılar Çarşısı'na girdik. 70 yaşında bakırcı ustasıyla biraz sohbet ettik. "Bakırcılık da artık bitiyor. Eskiden burada 150'ye yakın bakırcı vardı. Şimdi beş dükkan kaldık" diyor usta. Sonra yandaki bakırcıya giriyoruz. Burada daha çok hediyelik eşya yapılıyor. Fiyatlarını soruyoruz; bakırdan cezve 3 milyon, hamam tası 1.5 milyon, kildan (sabunluk) 25-30 milyon, çerezlik 1.5 milyon liradan satılıyor. Sağlı sollu dükkanların bulunduğu daracık sokaklardan devam ederken karşımıza bir leblebici çıkıyor. 68 yaşındaki Hacı Davut Aba ile konuşuyoruz. 8 yaşında çırak olarak lebleciliğe başlamış. Kilosu 2 milyon lira olan Mardin leblebisinden mutlaka tadın. 18. yüzyılın ticaret yaşamını yansıtan çarşılardan devam ederken bir semercinin yanında duruyoruz. Ustadan 60 yıldır bu işi yaptığını öğreniyoruz. Eskiden taşımacılık sadece eşeklerle yapıldığı için burada semercilik çok geçerli bir meslekmiş. Şimdi ise dört semerci kalmış. Sırada Kuyumcular Çarşısı var.

    TELKARİ USTASI KALMADI

    Mardin'deki kuyumcular çok özel. Çünkü altın ve gümüş takılar "telkari" diye adlandırılan Mardin'e özel bir işlemecilik sanatıyla yapılıyor. Tamamen Süryani ustaların yaptığı telkari takılar ve hediyelik eşyalardaki işleme sanatı gerçekten çok etkileyici. Çarşının arka sokaklarındaki bir altın atölyesindeki Süryani usta Hilal Coşkun bizi bilgilendiriyor. 28 yaşında olan Hilal Bey, 7 yaşında ağabeyinin yanında çırak olarak başlamış. 21 yıldır altınla takı yapıyor. "Biz herhalde son nesil oluruz. Çünkü eskiden burada gördüğünüz bütün kuyumcular telkari ustasıydı. Kendileri yapar dükkanlarında satardı. Şimdi 4-5 atölye kaldık" diyor Hilal Coşkun. Telkari el sanatıyla yapılmış gümüş ve takı ve hediyelik eşyaların fiyatlarını da sorduk. Gümüş takıların gramı 800 bin ile 1.5 milyon arasında değişiyor. Çanta, şekerlik, peçetelik, mücevher kutusu gibi hediyelik eşyaların gramı ise 1.5 milyon liradan başlayıp 3 milyon liraya kadar çıkıyor. Mardin'e gidip de Nasra Şimmeshindi Hanım'a uğramadan geri dönülmez. Evine, şehrin girişindeki Güven Eczanesi'nin yanından giriliyor. Süryani olan Nasra Hanım basma boyama sanatının son temsilcisi. Evinde dini motifli basma süslemeleri yapıyor. Babasından öğrendiği el sanatını 80'i aşkın yaşına rağmen devam ettiriyor. Kök boyadan yaptığı melek, aziz, haç, Meryem Ana resimleriyle süslü basmalar kilise perdesi, masa örtüsü, duvar süsü olarak kullanılıyor. Kilise perdesini 1 milyar 200 milyon, masa örtüsü ve duvar süsleri ise boyutlarına göre 25 milyon ile 100 milyon lira arasında değişiyor. Süryani bir aile ile tanışmak ve onların ev yaşamlarına şahit olmak istiyorsanız Nasra Şimmeshindi'ye mutlaka gidin. (Tel: 0482 212 17 65)

    ÇOK ETKİLEYİCİ
    Mimarlık doktorasını Mardin evlerinin yapı teknolojisi üzerine yapan Sabah Gaztesi'nin ünlü karikatüristi Salih Memecan'a Mardin evlerini sorduk. İlk kez 1974'de öğrenciyken Mardin'e giden Memecan, "Mardin'deki evleri görünce bir başka dünyaya geçiyorsunuz. Penceresi işlemesiz olan bir evde oturmam diyen bir halk ve taşları oya gibi işleyen ustalar yaşamış burada. Dağın yamacına yapılan evler uzaktan bakıldığında tek bir bina gibi görünüyor. İklime son derece duyarlı yapılarak sıcak ve soğuğa karşı dayanıklılık sağlanmış. Orada yaşayan insanların bilgilerini aktara aktara ve biriktirerek en ideal noktaya getirdiklerini gördüm. Ama sonra şunu merak ettim; 19. yüzyıldan sonra ne oldu da bu teknolojiden vazgeçtiler, o taş ustalarına ne oldu, o süslemeye düşkün insanlara ne oldu?" diyor. "O zamandan beri resmine bakmaya bile korkuyorum. Çünkü o evlerin yıkılıp yerine yenilerinin yapılmış olmasından korkuyorum" diyerek devam eden Doktor Salih Memecan, Mardin'in herkesin etkilenebileceği hatta mimarların bile çok etkileneceği bir şehir olduğunu vurguluyor.
     
  2. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    emeğine sağlık
     

Bu Sayfayı Paylaş