Din Eğitiminde Ailenin Yeri

'Çocuk ve İslamda Eğitim' forumunda Dine tarafından 19 Ocak 2010 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Din Eğitiminde Ailenin Yeri konusu
    [​IMG]

    İnsanın çocukluğunda aldığı telkinlerin, hayatı boyunca onda derin etkiler bıraktığı eskiden beri bilinmekte ve ifade edilmektedir Bugün de çocuk psikolojisiyle ilgilenen uzmanlarca yapılan çeşitli araştırmalar, çocuğun kişiliğinin temel özelliklerinin ilk yıllarda oluştuğunu ortaya koymaktadır Hayatın sonraki dönemlerinde etkisini bariz bir şekilde hissettiren bu özellikler, günümüzde eğitimcilerin ilgisini ilkokul öncesi döneme yöneltmiştir Çünkü karakterin tohumları ilk çocukluk yıllarında atılmakta ve sonraki yıllarda gelişimini sürdürmektedir Yine, bilindiği kadarıyla, karakterin 2/3'ü altı yaşına gelinceye kadar teşekkül etmektedir

    İlk yıllarda alınan din eğitiminin de çocuk üzerinde pek çok yönden olumlu etkiler bıraktığı bugün artık bilinen bir gerçektir Ayrıca bu yaşlarda çocuğun dini duyguları uyandığından, ona verilen eğitim biçimi daha sonraki yıllarda çocuğun inanç, tutum ve davranışlarını da etkilemektedir Çünkü bu yaşlar, ünlü filozof ve eğitimci J J Rousseau’nun ifadesiyle (1), “insan hayatının en tehlikeli zamanlarını” ihtiva etmektedir ve çocuğun çocukluk dönemini geride bırakarak ergenlik çağıyla birlikte gençlik yıllarına adım attığında bütün dini inancını bir kenara bırakmasında ve ibadetlerini terk etmesinde, çocukluk yıllarında aldığı eğitim tarzı büyük rol oynamaktadır

    Aşağıdaki satırlarda, ailede verilen din eğitiminin çocuk için ne denli önemli olduğunu, ülkemizdeki mevcut durumu ve eğitim sistemimizi de göz önüne alarak değerlendirmeye çalışacağız



    Okulöncesi Dönemde Ailenin Önemi
    “İnsanın dünyaya geldiği esnada zayıf ve yardıma muhtaç bir varlık oluşundan” bahseden ayet (Rûm suresi 54 ayet), günümüzün pedagoji ve psikoloji disiplinlerince de kabul edilen,(2) “insan yavrusunun bakılmaya ve korunmaya ihtiyacı oluşuna” asırlar öncesinden işaret etmektedir Acaba ona bu zayıf halinde ilgiyi, şefkati ve yardımı kim ya da hangi müessese sunacaktır?

    Evrende, sayıları milyonları bulan varlıklar yaratan Yüce Yaratıcı, kimilerine, daha dünyaya gelir gelmez, kimilerine ise kısa sayılabilecek süreler sonrasında kendi kendilerine yetebilme kabiliyetini bahşetmişken, insan gibi en değerli varlığa, ancak uzun yıllar sonra kendi kendini idare edebilme yeteneği vermiştir Hakikaten insan, diğer varlıkların aksine, kendisine ilgi gösteren birisinden yoksun kalması durumunda hayatını devam ettiremeyecek kadar acz ve za'f içindedir İşte bu gerçekten hareketle, Allah Teala'nın, insan yavrusu için, dünyaya gelmesinde vesile olan anne babaya ayrı bir şefkat ve merhamet lütfederek, onun bu aciz ve zayıf durumunu çocuk lehine döndürdüğünü söyleyebiliriz Zira bilinen bir gerçektir ki, istenmeyen bebekler bile çok kısa bir süre içinde etrafındakileri cezb ederek kendisine bağlamakta ve sevdirmektedir İşte bu noktada şunu ifade etmeliyiz ki, bu şartlar dahilinde dünyaya gelen çocuk için, ona ilgiyi, bakımı ve şefkati en mükemmel şekilde sunacak olan ancak anne-babasıdır, bir diğer ifadeyle aile ocağıdır

    Yapılan pek çok araştırmada, çocuğu insan olma yolunda ilk yönlendiren, ona mensubu bulunduğu kültürel değerleri kazandıran tek sosyal kurumun da yine aile olduğu sonucuna varılmıştır(3) Özellikle okul öncesi dönemde çocuk kendisini özdeş tutacağı model olarak anne ve babasını alır Onların özellikleriyle değer yargılarını örnek olarak benimser; hareketlerini, konuşma ve davranışlarını taklit etmeye uğraşır Bir başka deyişle çocuk, dış dünyayı anne babasının gözlüğü aracılığıyla görmeğe çalışır(4) Çünkü çocuk bir modele, bir örneğe muhtaçtır ve çocuk gerek sosyal gerekse dini tutumlarını geniş ölçüde aile içinde anne babasının konuşma ve davranış modellerinden elde eder(5) Gerçekte bu örnek veya model çocuğun ruhuna işlemekte, duygularına tesir etmekte ve onu belli bir yöne çevirmektedir Böylece çocuk, sahip olduğu taklit özelliğiyle, güvendiği ve aynı zamanda etkisinde kaldığı anne babasını kopya etmeye çalışmaktadır Öte yandan çocukların, anne babalarının yaşadıkları dini tecrübelerde sergiledikleri derunî davranışları duyarlı bir şekilde hissettikleri ve bundan da oldukça etkilendikleri bilinmektedir

    Bu konuda yapılan diğer bazı çalışmalar da, çocuklar üzerinde en önemli etkiyi anne baba davranışlarının yaptığını, olumlu davranışların doğrudan çocuğa yansıdığını(6) ve onun dini yaşantısına da olumlu bir şekilde katkıda bulunduğunu da ortaya koymaktadır

    Dolayısıyla, sahip olduğu dini duygunun varlığıyla inanmaya meyilli ve meraklı olan çocuğun, sağlıklı ve dengeli bir biçimde ilgi görmesi gerekmektedir Bunun da ilk olarak pratikleştiği ve değer kazandığı kurum aile olmakta ve dini prensiplerin uygulandığı bir ailede yaşayan çocukta dini kavramların daha erken yaşlarda ortaya çıktığı gözlenmektedir Zaten psikologlar da çocuk dindarlığının gelişmesinde yetişkinlerine önemli etkilerini tespit ederek, neticede dini uyanışı, yetişkinlerin teşvik, destek ve etkilerine bağlamaktadırlar(7) Sonuç olarak, diyebiliriz ki, aile ilk yıllarda çocuğun her yönden gelişmesi hususunda tek sorumlu sayılır ve çocuk ona karşı gösterilecek ilgi ya da ilgisizliğin doğal bir sonucu olarak küçük yaşlardan itibaren aile içinde “dindar” ya da “dine karşı ilgisiz” olmaya başlar

    Çocuğun din eğitiminde ailenin önemini sosyal psikolojik yönden ele alan bu kısa giriş bilgilerinden sonra konuya bir de dinin ana kaynakları açısından yaklaşmak istiyoruz

    “Ey iman edenler! Kendinizi ve aile efradınızı cehennem ateşinde koruyunuz” meâlindeki Tahrim suresinin 6 ayetiyle, ailenin eğitiminden ve bununla birlikte aile kurumunda yaşayan fertlerin bakımı, korunması ve kollanmasından da aile reisleri sorumlu tutulmaktadır Tabiatıyla bu görevin ifasında, aile reisi olan babanın en yakın yardımcısı anne olacaktır, olmalıdır

    Yeri gelmişken burada, Hz Peygamber (sav)’in fıtratla ilgili hadisini ele almak istiyoruz Hadisin çeşitli varyantlarından biri olan ve Sahih-i Müslim’de yer alan ifade şekli, söz konusu hadisin bugüne kadar ele alınış tarzından daha farklı ve daha önemli bir mesaj vermektedir Zira en çok bilinen ve duyulan şekliyle fıtrat hadisi, “Doğan her çocuk fıtrat üzere doğar, sonra ebeveyni onu yahudileştirir veya hristiyanlaştırır” şeklindedir(8) Oysa bahsini ettiğimiz ifadede Hz Peygamber şöyle buyurmaktadır:

    “Her insanı annesi (Allah’a inanmaya yetenekli ve dînî inancı kabul etmeye elverişli bir) fıtrat üzere dünyaya getirir Sonra ebeveyni onu yahudi, hristiyan veya mecusi biri haline getirir Eğer ana babası müslüman iseler çocuk da müslüman olur”(9)

    Bu ifade biçiminde, anne babadan oluşan aile kurumunun etkisi bariz bir şekilde ortaya konulmakta ve ailenin çocuğun dînî tercihi konusunda ne derece etkili olduğu bariz bir biçimde vurgulanmaktadır Hz Peygamber’in bu veciz ifadesi sosyal bilimlerin ortaya koyduğu gerçeklerle daha iyi anlaşılmaktadır Zira burada hem ırsî bir faktör olan fıtrat kavramından hem de çocuğu mensubu bulunduğu toplumun dinine yönelten çevre faktöründen birlikte bahsedilmektedir Konuyla ilgili sözlerimizi İmam Gazali’nin, şu anlamlı ifadeleriyle tamamlayalım:

    “Çocuk ana babasının yanında bir emanettir Onun temiz kalbi tamamen boş, saf ve kıymetli bir cevherdir O her türlü nakışa kabiliyetli olduğu gibi, meylettirildiği her şeyi almaya da elverişlidir Eğer çocuk hayra alıştırılır, hayırlı şeyler öğretilirse, hayır üzere büyür, dünya ve ahirette mesut olur”(10
    )
     

Bu Sayfayı Paylaş