Din Eğitimi, Allah Sevgisini Öne Çıkarmalı

'Çocuk ve İslamda Eğitim' forumunda Dine tarafından 19 Ocak 2010 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Din Eğitimi, Allah Sevgisini Öne Çıkarmalı konusu Din Eğitimi, Allah Sevgisini Öne Çıkarmalı

    Her bireyin korktuklarına karşı verdiği en doğal tepki, ondan kaçmak şeklinde ortaya çıkar Kişi, korku duygusu içinde ilişkide olduğu varlıktan kendini korumaya çalışır Bu korunma psikolojisi, ondan olabildiğince uzaklaşmasına yol açar İşte, özellikle çocukluk döneminde Allah’ı korku eksenli tanıtmaya kalkışmak, birey ile Allah arasında bir tür soğukluk, aşılmaz bir psikolojik engel, giderek uzayan bir mesafe oluşturabilmektedir (Bk Aydın, Haziran, 2008)

    Psikiyatristlere göre korku duygusu içerisindeki birey, kuşatılmış ruh haline girer Kuşatılmışlık duygusu içindeki kişi, çevresindeki varlıkları, olup bitenleri doğru anlamlandıramaz, onları değerlendirme gücü zayıflar Bu yüzden, Allah korkusuyla kuşatılmışlık psikolojisi içine giren bireyin, Allah’ı iyi tanıma imkânı/gücü azalır Tanıyamamak ise, yakın olma isteğini, yakınlaşma ve sevme arzusunu önler
    Bütün bunlar, din eğitimi faaliyetini yürüten (anne, baba, öğretmen vb) hiç kimse tarafından asla arzu edilen sonuçlar değildir Hatta, onların arzu ettiği amaçların tam zıttıdır Ne var ki, sözü edilen olumsuz sonucun arzu edilmemesi, ortaya çıkmasını önlemeye yetmemektedir İstenen sonuçların doğmasını sağlayacak tedbirleri bilerek/bilinçle almak gerekmektedir

    Bireyde Allah’a karşı antipati değil sempatinin oluşmasını amaçlayan din eğitimi, Allah’ı, korku odaklı değil de sevgi odaklı olarak tanıtmalıdır Çünkü aslında Allah, sevilmesi gerekendir Allah’tan korkmak da gerekir; ama bu korku, sıradan kaba bir korku, canavar karşısında hissedilen türden bir korku olmamalıdır Bu korku, Allah’ın sevgisinin azalması veya yok olması korkusu veya Allah’ın gücü karşısında insanın kendi acizliğini fark edip irkilmesi, O’nun gücünü tanımanın verdiği bir acizlikle karışık hayranlık hissi olmalıdır Bu anlamda Allah korkusu, itici değil çekici, ürkütücü değil kucaklayıcı, yıkıcı değil yapıcı, yaralayıcı değil besleyici rol oynayacaktır

    Allah hakkında hissedilecek olan bu rafine insanî korku, ancak bireye Allah sevgisi kazandırıldıktan sonra oluşabilir Allah’ın sevgisini fark edememiş ve O’nu sevme düzeyi gelişmemiş birisinin, sözü edilen bu korkuya sahip olması mümkün değildir Onun içindir ki, çocuklar öncelikle tamamen Allah sevgisine odaklı bir din eğitimiyle yetiştirilmelidirler

    Gerçekte Kur’an’a göre Allah’a iman, sağlıklı bilgiden beslenen sevginin ürünüdür “Allah’a inanıyorum” demek, “Allah’ı seviyorum” demektir “De ki, eğer Allah’ı seviyorsanız, bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin, günahlarınızı bağışlasın… Allah çok affedici ve engin merhamet sahibidir” (Âl-i İmran, 31) Bu ayette “Allah’a inanıyorsanız” yerine “Allah’ı seviyorsanız” denmesi çok dikkat çekicidir Kişi Allah’ı seviyorsa, mutlaka O’na inanıyor demektir

    Allah değer verdiği topluluğun önemli meziyetlerini sıralarken ilk önce, onlarla arasındaki karşılıklı sevgiden, sevgi bağından söz etmektedir: “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler…”

    Müminde olması öngörülen bu sevgi, bilgiye/tanımaya dayanan, derinlikli ve nitelikli bir sevgidir Bu sevgi bilişsel ve buna bağlı olarak ve daha baskın halde duyuşsal özellikler ihtiva eder Allah’ı bilme, tanıma, anlam(landırm)a olmaksızın O’na ilişkin sevme/sevgi gerçekleşemez Sevginin dozu, yoğunluğu, sevilene ilişkin tanıma/anlama düzeyi ile paralellik arz ettiğinden dolayı, Allah’ı sevebilmek, O’nu tanımakla doğrudan irtibatlıdır

    İnsanın idrak düzeyi yükselmeden, düşünme yeteneği yeterince gelişmeden, buna bağlı olarak duyguları incelmeden nitelikli sevgi kazanılamaz Bu ise, sağlıklı bilgi ile yeterince beslenmeyle atbaşı gidecektir Sevme eğilimi, bilgi ile beslenerek geliştirilir Tanıma, sevgiyi doğurabilir Bilgiyle beslenmeyen sevgi, kalıcı ve insanî olamaz Sevilmeye değer olana ilişkin bilgilenme düzeyi yükseldikçe bireyin ona karşı ilgisi, sevgisi artar ve bu sevgi giderek sağlam temellere dayanıp kökleşir Bu süreçte hem bireyin sevme eğilimi/yeteneği gelişmekte hem de aynı zamanda anlama/kavrama düzeyi yükselmektedir Anlam(landırm)a düzeyi yükselen birey, neleri, niçin, nasıl… seveceğini daha sağlıklı biçimde belirleyebilme imkanına kavuşmaktadır Allah’ı sevme de aynen öyledir Kişi, Allah’ı tanıdığı, O’nun hakkında derinlikli bilgiye sahip olduğu oranda O’nu sevebilecektir

    Allah’ı tanıyıp O’nun sevilmeye lâyık olduğunu fark etmek, O’na inanmayı tetikler İnsan, hoşlandığı şeylere ilgi duyar, onlara hemen bağlanmaya çalışır Allah’tan hoşlanmaya başlayan birey de, O’na inanıp bağlanmak ister

    Sevgi, ilgiyi besleyip geliştirir Allah’ı sevmeye başlayan kişi, Allah’la ilgisini giderek artırma çabası içine girer; O’na daha yakın olmak için can atar O’nunla birlikte olmak, O’nunla hemdem olmak, onun için en büyük değer oluverir Sevgi Peygamberi; “Kişi sevdiği ile beraberdir” (Buhari, Edep, 96; Muslim, Birr, 165) buyuruyor Allah’ı sevmek, O’nunla birlikte olma arzusunu beslemektedir İşte böyle bir Allah sevgisi, kişiyi ihsan mertebesine taşımaktadır: Hayatını Allah’ı görüyormuşçasına yaşamak

    Gerçekte sevgi yeteneği geliştiği oranda kişi, sevdiğinin hoşlanmayacağı bütün kötü tutkulardan ve yanlış tutum ve davranışlardan uzak durmaya başlar Allah’ı seven, O’nun hoşuna gitmeyen tutum ve davranışlardan arınma sürecine girer Bu bağlamda o, Allah’la ilgisi olanları da sevmeye başlar Allah sevgisi, yaratıkları da kapsam alanına alıverir Artık o mümin, Yunus’un dediği gibi; “yaratılanları Yaratan’dan ötürü” sever; dolayısıyla onlara karşı da yanlış yapmamaya çabalar Böyle bir kişiyi yalan, kandırma, dolandırma, sömürme, öç alma, kin duyma, başkalarını küçük görme, aşağılama, ezme, öldürme, cezalandırma, hoşgörüsüzlük, bencillik, varlıkları araç olarak görme ve onları hoyratça kullanmaya kalkışma, ve benzeri olumsuz duygu ve düşünceler kolay kolay yönlendiremez Haliyle o, bütün bu prangalardan kurtulmuş özgür birey oluverir Bu demektir ki, Allah sevgisi, insanı bütün prangalardan kurtarıp özgürleştiren büyülü bir iksirdir

    Özgür birey, aynı zamanda sorumluluk bilinci gelişmiş bireydir Bireyi özgürleştiren Allah sevgisi, bireyde sorumluluklarını düşünme ve onların gereğini yapma hassasiyetini/bilincini geliştirmektedir Böyle bir kulluk bilinci/hassasiyeti, Kur’an’ın öngördüğü ahlâklı mümin olmanın yolunu açmaktadır Bu gösteriyor ki, din eğitimi faaliyeti, Allah sevgisini besleyip geliştirdiği oranda ahlâklı dindar bireyi yetiştirme imkânına sahip olacaktır Zaten bir din eğitimi, bunu sağladığı oranda işlevseldir, başarılıdır

    Tam da bu noktada şu soru karşımıza çıkmaktadır: Bireyin Allah’ı sevmesine nasıl yardımcı olabiliriz? Sevgi merkezli bir Allah tasavvurunu bireye kazandırma konusunda çocukluk dönemindeki Allah’ı tanıtmaya yönelik eğitimin niteliği son derece önem arz etmektedir Özellikle çocuklara Allah, azap eden, cezalandıran, kahreden, belâ veren… olarak asla tanıtılmamalıdır Bu dönemdeki çocuğa Allah’ın son derece sevilmeye değer olduğu yönü hissettirilmelidir

    Bunu gerçekleştirmek için de, çocuğa öncelikle Allah’ın rahmeti, merhameti, şefkati, adaleti, insanı koruyup kollayıcılığı, yardımı, cömertliği, engin sevgisi, bağışlayıcılığı ve benzeri niteliklerini tanıtmak gerekmektedir Kur’an’da biri hariç (onun da içinde) her sureye, “Rahman” ve “Rahim” olduğunu belirterek başlayan, “Benim rahmetim, her şeyi kaplar” (A’raf, 156) buyuran Allah, çocukların dünyasında öncelikle bu nitelikleriyle yerini almalıdır

    Bu tanıtım, yüzeysel bilgilerin, mekanik bilgi kalıplarının ezberletilmesiyle gerçekleştirilemez Sevgi merkezli Allah anlayışı, yeterli sahih bilgiye ve derinliği olan düşünceye dayandırılmalıdır Bu düşünce ve bilgi, bireyin varlıklardan Allah’a doğru yol almasını sağlayacak nitelikte olmak durumundadır (Bk Aydın, Nisan, 2008) Yani, Allah’ın insanlara sevgisini, rahmetini, merhametini, şefkatini, onları gözetip koruduğunu, bağışlayıcılığını soyut birtakım sözlerle anlatarak değil de, hangi varlıklar üzerinden bu niteliklerini nasıl gerçekleştirdiğini, insan için yapıp ettiklerini analitik biçimde gözler önüne sermek, daha etkili olur Söz gelimi, anne-baba, güneş, herhangi bir meyve ağacı, bir hayvan, kısacası evrendeki her bir varlığın, o çocuk için Allah’ın lutfettiği nimet olduğu; dolayısıyla bunları yaratmakla Allah’ın insana sevgisini, merhametini, himayesini… nasıl ortaya koymuş olduğu fark ettirilmelidir Buna tabiî ki, bizzat insanın kendi varlığı, kendi varlık özellikleri de katılacaktır

    Çocuk, varlık hakkında analitik yaklaşımla bilgilenip düşüncesini derinleştirdikçe, onların Yaratıcısı’nı derinden hissedeceği gibi, o varlıkların kendisi için ne kadar yararlı olduklarını, kendisine nasıl hizmet ettiklerini daha yakından fark etmek suretiyle de Allah’ın ne kadar çok lutfuna/iyiliklerine sahip olduğunu, Allah tarafından nasıl sevildiğini derinden kavrayacaktır Bu kavrayış, bu sevildiğinin farkına varma, çocuğu çok mutlu ederek (Bk Campbell, 1991: 77) Allah’a yaklaştıracak; O’nu sevmesine, hoşlanmasına, var olan sevgisini geliştirmesine ve sevdiği için de inanıp bağlanmasına yol açabilecek, mevcut imanını daha da pekiştirmesine katkı sağlayacaktır

    Yapıp ettiklerinden ve yaratıklarından hareketle Allah’a ulaşan birey, düşüncede derinleşerek ilerlediği takdirde, ilerde Allah’ın bizatihî sevilmeye değer olduğunu ve O’nun sevgisine mazhar olmanın en büyük ödül olduğu kanaatine varacaktır İşte bu noktada o, tıpkı Yunus gibi; “Bana seni gerek seni!” diyecek; O’ndan başkasına/masivaya tenezzül etmeyecektir

    Böyle bir din eğitimi yaklaşımıyla beslenen Allah anlayışı, bireyde bilinçli tutum ve davranışları oluşturan yönlendiren güç olacaktır Zira, bu yolla sağlam temellere oturacak olan Allah sevgisi, bireyin hayatını anlamlandırma çabasını yönlendiren temel etmene dönüşecektir
    Böyle bir din eğitimini gerçekleştirebilmek, çok yönlü bir bilgi ve beceri donanımını gerektirmektedir Bu yaklaşımla din eğitimi yapacak olan anne, baba, öğretici gibi kişiler, hem din eğitimi olgusunun mahiyetini, onun hangi yasalara bağlı olarak gerçekleştiğini bilmek, hem de genelde din ve özelde de Allah hakkında yeterli bilgiye sahip olmak zorundadırlar Yani, Kur’an’a kulak vermek adına, bu işi de bilimle, bilgiyle, bilinçle yapmakla yükümlüdürler Aksi takdirde, din eğitimi sürecini onlar kontrol edip yönlendiremezler; aksine bu süreç rasgeleliğe bırakılmış, onlar da onun güdümüne girmiş olurlar Bu ise, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan eder

    Kaynaklar:
    Aydın, M Şevki, “Alemi Öğreterek Allah’ı Tanıtmak”, Diyanet Aylık Dergi, Ankara, Nisan, 2008
    Aydın, M Şevki, “Allah’la Korkutarak Eğitmek”, Diyanet Aylık Dergi, Ankara, Haziran, 2008
    CAMPBELL Ross, Çocuk Sevgiyle Büyür, Çev Meral Gaspıralı, İstanbul, 1991

    Not: Bu yazı, Diyanet Aylık Dergi 2008 Temmuz sayısında yayınlanmıştır
    Prof Dr M Şevki Aydın
    Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı
     

Bu Sayfayı Paylaş