Dile Gelmeyen Hikayesi

'Çocuklara Masallar Fıkralar' forumunda Mavi_Sema tarafından 9 Mart 2010 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Dile Gelmeyen Hikayesi konusu Anne; güzel sözlerle ince davranışlarla bir çiçek sürpriziyle bir öncelik tanıma nezaketiyle hasta ya da yorgun olduğunda ufak bir ilgiyle sevgisini göstermesini beklerken; baba sevgisini onu olduğu gibi kabul ederek kollayarak koruyarak ve her şeyden sakınarak gösteriyordu. Birçok kez baba annenin isteklerini üzülerek de olsa yapmıyordu. Bu annenin iyiliği içindi. Anne duygusaldı hisleriyle hareket ediyordu. Bazen akıbeti hayır olmayan bir şeyi bulunduğu anın koşulları içinde mutlu olmak için istiyordu. Anı düşünüyordu anlık düşünüyordu.

    Baba olanın yanında olacağı da hesaplamayı ihtiyatlı davranmayı öğrenmişti. Bir çocuğa her istediğinde şeker vermek onu sevmek değildi aksine ona zarar vermekti. Zararlı olacak şeylerden anneyi sakınmak o istemese de sakınmak ona verilen en büyük değerdi. Böyle düşünüyordu baba…

    Ama anne bilmek istiyordu. Elle tutulur gözle görülür yalan da olsa kelimelere dökülebilecek bir şey bekliyordu. Duymak istiyordu... Görmek istiyordu...

    Anne ilk bebeğine hamileydi…
    Ansızın hastaneye kaldırılıp bebeğinin düşme tehlikesinin olduğunu öğrendiğinde bulmakla kaybetmek arasında gidip gelen düşünceleri şiddetli sancılarla kesilirken... İçinde kalan en son umudu bir kuş gibi uçtuğunda babanın bunu anladığını anladığında… Göz göze gelmekten kaçarlarken bir anda bakışları birbirine deydiğinde işte o anda… İlk çocuğunu daha bulmadan kaybedeceğini anlayan bunun üzüntüsünü yaşayamadan annenin hayatından endişe eden bir baba gördü. Ve endişenin aşkın en gizlenemez ifadesi olduğunu o zaman anladı.

    Tüm sancıların bitiminde gece karanlığını acılarıyla birlikte alıp gitmiş gecenin şerri gündüzün hayrına dönmüştü. Bir bebeği kaybetmenin hayrı neydi bitkin ve hüzünlü babaannenin her zaman dediği gibi “bunda da bir hayır vardı”.

    Baba ağlama dedi anneye bir de niye diye sorma. İsyana kapı açma gönlünde. Hem bir şefaatçimiz var artık cennette bizi bekleyecek… Biliyorum Allah verdi

    Baba kimin kimi teselli ettiğini anlayamamıştı. Belki anne babanın gözlerinin dolduğunu zannetmişti de onun için böyle konuşmuştu. Belki gerçekten gözleri dolmuştu. Ama ağlayamadı baba. Efendimiz (sas) oğlu İbrahim’i kaybettiğinde ağlamıştı isyan etmek değildi ağlamak. Ama baba ağlayamadı. Birinin dik durması gerekiyordu. Metanetini koruyan kendini bırakmayan

    O gün anne uykusuz gecenin ardından öğleye doğru göz kapaklarına yenik düşerken ve baba onun başucunda uyuduğuna sevinirken; büyükbaba elleri ve ayakları yeni beliren en küçük torununu bir tohum gibi toprağa bıraktı. Bahçenin uzak köşesine minik bir mezar yapmıştı. Burada uyusun istiyordu ayakaltında kalmasın istiyordu…

    Baba henüz küçük bir filiz halindeki bebeği hiç görmedi. Görmeye cesaret edemedi belki. Görseydi pamuk ipliğine bağlı olan sabrı metaneti ve soğukkanlılığı bir yalandan ibaret olurdu…

    Korkuyla ümit arasında geçen o uzun hastane gecesinin sonunda bir şey bulmuştu baba. Daha önce fark etmediği bir şey anlatılamayan dile gelmeyen
    Kendi var adı yok bir şey…

    kızdığında onu kırmamak için öfkesini gizleyerek bebeğinin düşeceğini anladığında bilmiyordu ama yorgun dedi anne. “Ama elimde değil ağlarsam bana kızma.

    Biliyorum Allah aldı… Hem yine verir değil mi…” Gözlerinde tevekküle umut gibi sarılmış bir hüzün duruyordu. anneye destek olacak birinin ağlamaması gerekiyordu. kimse rahatsız etmesin hissedilen ama ifade edilemeyen bir şey…
     

Bu Sayfayı Paylaş